NUR ÇEŞMESİ-53-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 11, 2026, 8:35:21 AM (3 days ago) Apr 11
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.14.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

ÜÇÜNCÜ KELİME-ÜÇÜNCÜ MUHAL(DEVAMI)

ELHÂSIL(1)

Elhasıl, tabiiyyunların, mevhum ve hakikatsiz, tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-i hariciye sahibi ise, ancak bir san’at olabilir, sâni olamaz. Bir nakıştır, nakkaş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, şâri’ olamaz. Mahlûk bir perde-i izzettir, hâlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir, kadîr olamaz. Mistardır, masdar olamaz.

Elhasıl: Madem mevcudat var. Madem On Altıncı Notanın başında denildiği gibi, mevcudun vücuduna, taksim-i aklî ile, dört yoldan başka yol tahayyül edilmez. O dört cihetten üçünün—herbirinin üç zâhir muhallerle—butlanı kat’î bir surette ispat edildi. Elbette, bizzarure ve bilbedâhe, dördüncü yol olan vahdet yolu, kat’î bir surette ispat olunuyor. O dördüncü yol ise, baştaki
1
اَفِى اللهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّموَاتِ وَاْلاَرْضِ âyeti, şeksiz ve şüphesiz, bedâhet derecesinde, Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun uluhiyetini ve herşey doğrudan doğruya dest-i kudretinden çıktığını ve semâvat ve arz kabza-i tasarrufunda bulunduğunu gösteriyor.

Ey esbabperest ve tabiata tapan biçare adam! Madem herşeyin tabiatı, herşey gibi mahlûktur; çünkü san’atlıdır ve yeni oluyor. Hem her müsebbep gibi, zâhirî sebebi dahi masnudur. Ve madem herşeyin vücudu pek çok cihazat ve âletlere muhtaçtır. O halde, o tabiatı icad eden ve o sebebi halk eden bir Kadîr-i Mutlak var. Ve o Kadîr-i Mutlakın ne ihtiyacı var ki, âciz vesâiti rububiyetine ve icadına teşrik etsin? Hâşâ! Belki doğrudan doğruya, müsebbebi sebep ile beraber halk ederek, cilve-i esmâsını ve hikmetini göstermek için, bir tertip ve tanzim ile zâhirî bir sebebiyet, bir mukarenet vermekle, eşyadaki zâhirî kusurlara, merhametsizliklere ve noksaniyetlere merci olmak için, esbab ve tabiatı dest-i kudretine perde etmiş, izzetini o suretle muhafaza etmiş.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : “Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olur mu?” İbrahim Sûresi, 14:10.

 

Lügatler :

ahkâm : hükümler
arz : dünya
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi
bedahet : ap açıklık
biçare : çaresiz
bilbedâhe : açık bir şekilde
bizzarure : zorunlu olarak
butlan : hükümsüzlük, bâtıl oluş
cihazat : cihazlar, âletler
cihet : yön
cilve-i esmâ : Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması
dest-i kudret : Allah’ın kudret eli
elhasıl : özet olarak
Esbab :sebebler

esbabperest : sebeplere tapan
eşya : varlıklar
fâil : işi yapan
fâtır : varlıkları eşsiz ve benzersiz olarak yaratan
fıtrat : yaratılış
hakikat-i hariciye : gözle görülebilen gerçek

hakikatsiz : asılsız, bir gerçeğe dayanmayan
hâkim : hükmeden, hüküm koyan
hâlık : yaratıcı
halk eden : yaratan
hâşâ : asla öyle değil
hikmet : herşeyin bir gaye ve faydaya yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olması
icad eden : yaratan

izzet : itibar, yücelik, şeref
kabza-i tasarruf : emri altında bulundurma
kadîr : güç ve iktidar sahibi
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah
kudret : güç ve iktidar
mahlûk : yaratılmış
masdar : kaynak
masnu : san’at eseri

merci : kaynak
mevcud : var olan
mevcudat : varlıklar

mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
mistar : birşeyin kaynağından çıkmasına yarayan âlet

muhafaza etmek : korumak, saklamak
muhal : imkansızlık
mukarenet : yakınlık, ilişkili olma
münfail : fiilden etkilenen
müsebbeb : sebebin ortaya çıkardığı sonuç
nakkaş : nakış ustası

noksaniyet : eksiklik
nota : bildiri
perde-i izzet : izzet ve büyüklüğün önündeki perde
rububiyet : Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi
sâni : sanatkâr
semâvât : gökler
suret : biçim, şekil
şâri’ : kanun koyucu
şeksiz : şüphesiz
şeriat-ı fıtriye : Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar
tabiat :doğa, maddi âlem

tabiiyyun : herşeyi tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia edenler

tahayyül etmek : hayal etmek
taksim-i aklî : akıl ve fikir yoluyla bir konuyu bölümlere ayırmak
tanzim : düzenleme
tertip : düzen
teşrik etmek : ortak etmek
uluhiyet : İlâhlık
vahdet : birlik
vesâit : vasıtalar, araçlar
vücud : varlık
zâhir : açık, âşikar
zâhirî : açık, dıştan görünüm açısından
Zât-ı Vâcibü’l-Vücud : varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages