Eğer her şey Cenab-ı Hakk'a isnad edilmezse, bir an-ı vahidde, gayr-ı mütenahi ilahların isbatı lazım gelir. Ve bütün zerrat-ı kainattan daha çok olan şu ilahların her birisi, bütün ilahlara hem zıd, hem misil olması lazım geliyor. Ve aynı zamanda, her birisi, bütün kâinata elini uzatmış tasarrufatta bulunuyor gibi bir vaziyet alması lazım geliyor. Mesela: Bal arısının bir ferdini yaratan bir kudretin hükmü, bütün kâinata cari ve nafiz olması lazımdır. Zira o bal arısı kâinatın unsurlarına nümunedir, eczasını kâinattan alıyor. Hâlbuki vücud sahasında mahal ve makam, yalnız ve yalnız Vacib-ül Ehad'a mahsustur.
(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)
Lügatler
Ân-ı vahid :bir anlık zaman
Cari :akan, akıcı, geçmekte olan
Cenâb-ı Hakk :Hakkın kendisi olan yücelik sahibi Allah
Ecza :cüzler, parçalar, kısımlar
Ferd :biri,teki, kişi, tek, bir, birey
Gayr-ı mütenahi :sonsuz
Hüküm :karar, emir, kuvvet
İlâh :kendisine ibadet edilen, tapılan
İsnad :bir nesneye bir kimseye dayanmak, nispet edilmek
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Kudret : güç, kuvvet, iktidar
Mahal :yer, mekân
Mahsus :hususi, ayrılmış, tayin edilmiş, özel
Makam :yer, netice, durum, durulacak yer, rütbeli yer, derece, mevki
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Misil :benzer, eş, tıpkı
Nâfiz :içe işleyen,delip geçen, içeri giren, tesirli
Nümune: örnek
Tasarrufat :sarf etmeler, sahip olmalar, kullanmalar, idare etmeler
Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
Vâcib’ül Ehad :tekliği mutlak gerekli olan
Vaziyet :durum, hal
Vücud: beden, varlık, var olmak
Zerrat-ı kâinat :kâinatın atomları
Zıd :aksi, muhalif, ters
Zira :çünkü, ondan ki, şu sebepten ki