MU’CİZÂT-I KUR’ÂNİYE RİSALESİ-25.SÖZ
4.2.19.İKİNCİ ŞU’LE İKİNCİ NUR(DEVAMI)
DOKUZUNCU NÜKTE-İ BELÂĞAT(DEVAMI)
|
Hem
melâikeler, sekene-i zemin gibi cüz’iyete münhasır değiller. Bir mekân-ı
muayyen onları kaydedemiyor. Bir vakitte dört veya daha ziyade yıldızlarda
bulunduğuna işaret, 1 مَثْنٰى
وَثُلٰثَ
وَرُبَاعَ kelimeleriyle tafsil verir. Kâh oluyor, âyet insanın isyankârâne amellerini zikreder, şedit bir tehditle zecreder; sonra, şiddet-i tehdit ye’se ve ümitsizliğe atmamak için, rahmetine işaret eden bir kısım esmâ ile hâtime verir, tesellî eder. Meselâ, قُلْ
لَوْ
كَانَ
مَعَهُ
اٰلِهَةٌ
كَمَا
يَقُولُونَ
اِذًا
لاَبْتَغَوْا
اِلٰى
ذِى
الْعَرْشِ
سَبِيلاً -
سُبْحَانَهُ
وَتَعَالٰى
عَمَّا
يَقُولُونَ
عُلُوّاً
كَبِيرًا -
تُسَبِّحُ
لَهُ
السَّمٰوَاتُ
السَّبْعُ
وَاْلاَرْضُ
وَمَنْفِيهِنَّ
وَاِنْ
مِنْ
شَىْءٍ
اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
وَلٰكِنْ
لاَتَفْقَهُونَ
تَسْبِيحَهُمْ
اِنَّهُ
كَانَ
حَلِيمًا
غَفُورًا 3 Halbuki, yedi tabaka
semâvâttan tut tâ hurdebinî zîhayatlara kadar herbir mahlûk, küllî olsun,
cüz’î olsun, küçük olsun, büyük olsun, mazhar olduğu bütün isimlerin cilve
ve nakışları dilleriyle, o Esmâ-i Hüsnânın Müsemmâ-i Zülcelâlini tesbih
edip şerik ve nazirden tenzih ediyorlar. İşte,
bütün kâinat birden, bir lisanla, müttefikan Hâlık-ı Zülcelâlini tesbih
edip vahdâniyetine şehadet ederek kendilerine göre muvazzaf oldukları
vazife-i ubûdiyeti kemâl-i itaatle yerine getirdikleri halde, şu kâinatın
hülâsası ve neticesi ve nazdar bir halifesi ve nazenin bir meyvesi olan
insan, bütün bunların aksine, zıddına olarak ettikleri küfür ve şirkin ne
kadar çirkin düşüp ne derece cezaya şayeste olduğunu ifade edip bütün
bütün ye’se düşürmemek için, hem şunun gibi nihayetsiz bir cinayete,
hadsiz çirkin bir isyana Kahhâr-ı Zülcelâl nasıl meydan verip kâinatı
başlarına harap etmediğinin hikmetini göstermek için 4 اِنَّهُ
كَانَ
حَلِيمًا
غَفُورًا der. O hâtime ile hikmet-i imhâli gösterip bir rica kapısı
açık bırakır. Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : 1 : “İkişer, üçer, dörder.” Fâtır Sûresi,
35:1. 4 : “Şüphesiz ki O halîmdir, ceza
vermekte acele etmez; gafûrdur, günahları çokça bağışlar.” İsrâ Sûresi,
17:44. |
Lügatler : amel : iş, davranış Arş-ı
Rububiyet : Allah’ın büyüklüğünün, hüküm ve egemenliğinin tecelli
ettiği yer Esmâ-i
Hüsnâ : Allah’ın güzel isimleri Hâlık-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi,
herşeyi yoktan yaratan Allah hayattar : canlı hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak,
mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması Müsemmâ-i Zülcelâl : güzel isimlerin sahibi ve sonsuz
büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah nurefşan : nur saçan takdis : Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten
yüce olduğunu ilân etme tenzih : pâk ve yüce tutma vahdâniyet : Allah’ın birliği ve ortağının
olmayışı
|