MU'CİZÂT-I KUR'ÂNİYE RİSALESİ-25.SÖZ-84-İKİNCİ ŞU'LE ÜÇÜNCÜ NUR

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Jun 19, 2025, 8:43:19 AM6/19/25
to

                        MU’CİZÂT-I KUR’ÂNİYE RİSALESİ-25.SÖZ

4.3.1.İKİNCİ ŞU’LE ÜÇÜNCÜ NUR

Şudur ki: Kur’ân, başka kelâmlarla kabil-i kıyas olamaz. Çünkü, kelâmın tabakaları, ulviyet ve kuvvet ve hüsn-ü cemâl cihetinden dört menbaı var: Biri mütekellim, biri muhatap, biri maksat, biri makamdır. Ediplerin, yanlış olarak yalnız makam gösterdikleri gibi değildir. Öyle ise, sözde kim söylemiş, kime söylemiş, niçin söylemiş, ne makamda söylemiş ise bak. Yalnız söze bakıp durma.

Madem kelâm kuvvetini, hüsnünü bu dört menbadan alır. Kur’ân’ın menbaına dikkat edilse, Kur’ân’ın derece-i belâğati, ulviyet ve hüsnü anlaşılır. Evet, madem kelâm, mütekellime bakıyor. Eğer o kelâm emir ve nehiy ise, mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun eder. O vakit söz mukavemetsûz olur, maddî elektrik gibi tesir eder; kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezayüd eder.
Meselâ 1
يَاۤ اَرْضُ ابْلَعِى مَاۤءَكِ وَيَاسَمَاۤءُ اَقْلِعِى yani “Yâ arz! Vazifen bitti; suyunu yut. Yâ semâ! Hâcet kalmadı; yağmuru kes.”
Meselâ 2
فَقَالَ لَهَا وَلِْلاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَاۤ اَتَيْنَا طَاۤئِعِينَ yani “Yâ arz, yâ semâ! İster istemez geliniz, hikmet ve kudretime râm olunuz. Ademden çıkıp, vücutta meşhergâh-ı san’atıma geliniz’ dedi. Onlar da: “Biz kemâl-i itaatle geliyoruz. Bize gösterdiğin her vazifeyi Senin kuvvetinle göreceğiz.” İşte, kuvvet ve iradeyi tazammun eden hakikî ve nâfiz şu emirlerin kuvvet ve ulviyetine bak.
Sonra insanların 3
اُسْكُنِى يَاۤ اَرْضُ وَانْشَقِّى يَاسَمَاۤءُ وَقوُمِى اَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ gibi suret-i emirde cemâdâta hezeyanvâri muhaveresi, hiç o iki emre kabil-i kıyas olabilir mi? Evet, temennîden neş’et eden arzular ve o arzulardan neş’et eden fuzuliyâne emirler nerede, hakikat-i âmiriyetle muttasıf bir âmirin iş başında hakikat-i emri nerede? Evet, emr-i nâfiz, büyük bir âmirin mutî ve büyük bir ordusuna “Arş!” emri nerede? Ve şöyle bir emir, âdi bir neferden işitilse, iki emir sureten bir iken, mânen bir neferle bir ordu kumandanı kadar farkı var.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :

1 : Hûd Sûresi, 11:44.
2 : Fussilet Sûresi, 41:11.
3 : Ey yer, sâkin ol; ey gök, yarıl; ey kıyamet, kop!

Lügatler :

adem : hiçlik, yokluk
âdi : basit, sıradan
âmir : emreden
arş! : haydi!
arz : yer
cemâdat : cansızlar
derece-i belâğat : belâğat derecesi
edip : edebiyatçı
emr-i nâfiz : etkili, tesir gücü olan emir
fuzuliyâne : lüzumsuzca
hâcet : ihtiyaç
hakikat-i âmiriyet : emredicilik gerçeği
hakikat-i emr : gerçek emir
hakikî : gerçek
hezeyanvâri : saçma sapan bir şekilde
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hüsn : güzellik
kabil-i kıyas : kıyası mümkün
kelâm : kelime, söz
kemâl-i itaat : tam bir itaat, mükemmel ve kusursuz bir şekilde boyun eğme
menba : kaynak
meşhergâh-ı san’at : san’atın sergilendiği yer
muhatap : kendisine karşı konuşulan
muhavere : karşılıklı konuşma
mukavemetsûz : dirençsiz
mutî : itaat eden
muttasıf : vasıflı
mütekellim : konuşan
nâfiz : etkili, hükmü geçen
nefer : asker, er
nehiy : yasak
neş’et : meydana gelme, doğma
nisbet : oran
râm olmak : boyun eğmek
semâ : gök
sureten : görünüşte
suret-i emir : emir şekli
tazammun etmek : içine almak
tazammun : içine alma
temennî : istek, dua
tezâyüd : artma
ulviyet : yücelik
vücut : varlık

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages