NUR ÇEŞMESİ-45-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 3, 2026, 9:03:21 AM (11 days ago) Apr 3
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.6.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

BİRİNCİ YOL-ÜÇÜNCÜ MUHAL

اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ اِلاَّ عَنِ الْوَاحِدِ kaide-i mukarreresiyle, “Bir mevcudun vahdeti varsa, elbette bir vâhidden, bir elden sudur edebilir.” Hususan o mevcut, gayet mükemmel bir intizam ve hassas bir mizan içinde ve câmi bir hayata mazhar ise, bilbedâhe, sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş olan müteaddit ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr, hakîm olan bir tek elden çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid ve cahil, mütecaviz, şuursuz, karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine—hadsiz imkânat yolları içinde ve içtima ve ihtilâtla o esbabın körlüğü, sağırlığı ziyadeleştiği halde—o muntazam ve mevzun ve vâhid bir mevcudu onlara isnad etmek, yüz muhali birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır.

Haydi, bu muhalden kat-ı nazar, esbab-ı maddiyenin elbette tesirleri, mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki, o esbab-ı tabiiyenin temasları, zîhayat mevcutların zâhirleriyledir. Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın bâtını, on defa zâhirinden daha muntazam, daha lâtif, san’atça daha mükemmeldir. Esbab-ı maddiyenin elleri ve âletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri, belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade san’atça acip, hilkatçe bedî bir surette oldukları halde, o câmid, cahil, kaba, uzak, büyük ve birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece sağır olmakla olur.

 

Lügatler :

acip : hayret verici
bâtın : görünmeyen, gizli
bedî : güzel; benzersiz
belki :bilakis, aslında

bilbedahe :açık olarak, aşikar

câhil :bilgisiz

câmi : kapsamlı, geniş
câmid : cansız, katı
cihet : yön, taraf
esbab : sebepler
esbab-ı maddiye : maddî sebepler
esbab-ı tabiiye : tabiî, doğal sebepler
hadsiz : sınırsız, sayısız
hakîm : her işini hikmetle ve belli bir gaye ile yapan

hilkat : yaratılış
hususan : bilhassa, özellikle
içtima
: toplanma, bir araya gelme
ihtilât : karışıklık
imkânat : olabilirlikler; varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olanlar
intizam : tertip, düzen

isnad etmek : dayandırmak
kadîr : güç ve kudret sahibi

kaide-i mukarrere : kesinleşmiş kural
kat-ı nazar : görmezden gelme

keşmekeş : karışıklık
lâtif : güzel, hoş
mahlûk : varlık
mevcut : varlık
muhal : imkânsız
muntazam : düzenli, tertipli
mazhar : erişme, sahip olma
mevzun : ölçülü, dengeli

mizan : terazi, ölçü
mübaşeret : doğrudan temas

müteaddit : birden fazla, çok sayıda
mütecaviz : saldırgan, haddi aşan

sebeb-i ihtilâf : anlaşmazlık ve uyuşmazlık sebebi

sudur etmek : ortaya çıkmak
suret : biçim, görünüş

şuursuz : bilinçsiz
tesir : etki

vahdet : birlik
vâhid : bir olan ve birliği herşeyi kaplayan

zahir : açık, görünen
zîhayat : canlı
ziyade : çok

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages