NUR ÇEŞMESİ-49-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 7, 2026, 8:33:20 AM (7 days ago) Apr 7
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.10.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

ÜÇÜNCÜ KELİME-BİRİNCİ MUHAL

İktezathu’t-tabiat, yani, “Tabiat iktiza ediyor, tabiat yapıyor.” İşte bu hükmün çok muhâlâtı var. Nümune için üçünü zikrediyoruz.

BİRİNCİSİ

Eğer mevcudatta, hususan zîhayatta görünen, basîrâne, hakîmâne olan san’at ve icad Şems-i Ezelînin kalem-i kader ve kudretine verilmezse, belki kör, sağır, düşüncesiz olan tabiata ve kuvvete isnad edilse, lâzım gelir ki, tabiat, icad için her şeyde hadsiz mânevî makine ve matbaaları bulundursun; veyahut her şeyde kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet derc etsin. Çünkü, nasıl şemsin cilveleri ve akisleri, zemin yüzündeki zerrecik cam parçalarında ve katrelerde görünüyor. Eğer o misalî ve aksî güneşçikler semâdaki tek güneşe isnad edilmese, lâzım gelir ki, bir kibrit başı yerleşmeyen bir zerrecik cam parçasında tabiî, fıtrî ve güneşin hâsiyetlerine mâlik, zâhiren küçük, mânen çok derin bir güneşin haricî vücudunu kabul ederek, zerrât-ı zücâciye adedince tabiî güneşleri kabul etmek lâzım geldiği gibi; aynen bu misal gibi, mevcudat ve zîhayat doğrudan doğruya Şems-i Ezelînin cilve-i esmâsına verilmezse, her bir mevcutta, hususan her bir zîhayatta, hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, adeta bir ilâhı, içinde kabul etmek lâzım gelir. Bu tarz-ı fikir ise, kâinattaki muhâlâtın en bâtılı, en hurafesidir. Hâlık-ı Kâinatın san’atını mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, elbette yüz defa hayvandan daha hayvan, daha şuursuz olduğunu gösterir.

 

Lügatler :

akis : yansıma
aksî : yansıyan, akseden

aded :sayı, tane
basîrâne : görerek

bâtıl : gerçek dışı, boş
belki :bilakis, aslında
cilve : görünme, yansıma
cilve-i esmâ : Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması
derc etmek : yerleştirmek
ehemmiyetsiz : önemsiz
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
hadsiz : sayısız
hakîmâne : hikmetli bir şekilde, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması

Hâlık-ı Kâinat : evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah
halk ve idare : varlıkları yaratma ve idare etme
haricî : dışa ait
hâsiyet : özellik
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hurafe : delile dayanmayan saçma inanış
hususan : bilhassa, özellikle
icad
: var etme, yaratma
iktiza etme : gerektirme

irade : dileme, tercih
isnad etme : dayandırma
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kalem-i kader : kader kalemi

katre : damla
kudret : güç, kuvvet, iktidar
mâlik : sahip
mânen : mânevî olarak
mevcudat : varlıklar
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
misalî : yansıyan
muhal : imkansız, olmayacak şey
muhâlât : imkansızlıklar, olmayacak şeyler
nihayetsiz : sınırsız
nümune : örnek

semâ : gökyüzü
şems : Güneş
Şems-i Ezelî : Ezelî Güneş, bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır
şuursuz : bilinçsiz
tabiat : doğa, maddî âlem

tabiî : doğal
tarz-ı fikir : düşünce şekli
vücuda gelmek : ortaya çıkmak
zâhiren : görünürde
zemin : yer, dünya
zerrât-ı zücâciye : camı oluşturan atomlar
zerrecik : atom
zîhayat : canlı, hayat sahibi

zikretmek : dile getirmek

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages