|
AMMA
BİRİNCİ YOL ki, esbab-ı âlemin içtimaıyla teşkil-i eşya ve vücud-u
mahlûkattır. Pek çok muhâlâtından yalnız üç tanesini
zikrediyoruz.
BİRİNCİSİ Bir eczahanede, gayet
muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden,
zîhayat bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan
yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar
tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik
ettik.
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir
mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı
yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış.
Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat
olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik.
Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı
noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını
kaybeder.
O
kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla alınmış
gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette
imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar,
şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla
devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın,
beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha
hurafe, muhal, bâtıl birşey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra
insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.
İşte bu misal
gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat,
hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif
maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip
edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve “Esbab icad etti”
denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut
bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve
bâtıldır.
Elhasıl, şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i
Ezelînin mizan-ı kazâ ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir
hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve herşeye şâmil bir irade ile vücut
bulabilir. “Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan küllî anasır ve tabâyi ve
esbabın işidir” diyen bedbaht, “O tiryak-ı acip, kendi kendine, şişelerin
devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan
bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne,
divanece bir hezeyandır.
|
Lügatler :
ahmakane : aptalca âlem : dünya, evren anâsır :
unsurlar, elementler bâtıl : hak olmayan, boş bedbaht
: talihsiz, kötü cihet : yön
dirhem : eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa
karşılık gelen bir ölçü birimi divane : akılsız, deli divanece : akılsızca,
delice ecza : kısımlar, parçalar eczahane-i kübrâ-yı
âlem : büyük bir eczane olan âlem, kâinat
edviye : devâlar, ilâçlar
efrad : fertler, bireyler elhasıl : kısaca, özetle esbab :
sebepler
esbab-ı âlem : bu âlemdeki sebepler hadsiz : sınırsız,
sayısız
hâkezâ : bunun gibi Hakîm-i Ezelî : her işini hikmetle yapan ve varlığının
başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan
Allah
hassa : özellik
hâsiyet : özellik hayattar : canlı hezeyan : boş söz,
saçmalama hezeyancı : boş söz söyleyen,
saçmalayan hikmet : her şeyin yerli yerinde ve anlamlı olması ve
bir hedefe yönelik olarak yaratılması hudutsuz :
sınırsız hurafe : delile dayanmayan saçma inanış icad
etmek : var etmek, yaratmak
icap etmek : gerekmek
içtima : toplanma, bir araya gelme irade : dileme, tercih etme isnad :
dayandırma Kadîr-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve
herşeye gücü yeten, kudret sahibi Allah küfür : Allah’ın
varlığını inkâr etme küllî : geniş, kapsamlı macun :
karışım halinde ilaç mahlûk : varlık mevâdd-ı hayatiye
: hayat için gerekli maddeler mizan : ölçü, tartı mizan-ı
kazâ ve kader : kazâ ve kader terazisi
mizan-ı mahsus : özel ölçü muhal : imkânsız
muhâlât : olması imkânsız şeyler muhtelif : değişik, çeşitli muzaaf : kat
kat, katmerli müteaddit : türlü türlü, çeşitli nebat :
bitki nihayetsiz : sınırsız sarhoşane :
sarhoşça şâmil : kapsamlı tabâyi :
tabiatlar terkip etmek : birleştirmek, sentez
yapmak teşkil etmek : meydana getirmek,
oluşturmak
teşkil-i eşya : varlıkların oluşması, meydana
gelmesi
tetkik etmek : incelemek tiryak : ilâç tiryak-ı acip : hayret verici
ilâç Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği her bir şeyde tecellî
eden Allah
vücud-u mahlûkat : yaratılmışların varlığı vücut bulmak : meydana gelmek; var
olmak zîhayat : canlı; hayat sahibi
zikretmek : anlatmak ziyade : çok
|