NUR ÇEŞMESİ-43-ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

0 views
Skip to first unread message

Erhan Patlak

unread,
Apr 1, 2026, 7:04:07 AM (13 days ago) Apr 1
to

                                                                           NUR ÇEŞMESİ

 

7.4.ÜÇÜNCÜ HÜCCET-İ İMANİYE-TABİAT RİSALESİ(DEVAMI)

BİRİNCİ YOL

AMMA BİRİNCİ YOL ki, esbab-ı âlemin içtimaıyla teşkil-i eşya ve vücud-u mahlûkattır. Pek çok muhâlâtından yalnız üç tanesini zikrediyoruz.

BİRİNCİSİ
Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler bulunuyor. O edviyelerden, zîhayat bir macun istenildi. Hem hayattar, harika bir tiryak, onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O macunlardan herbirisini tetkik ettik.

Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla, bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından, ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez. Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını kaybeder.

O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi, ayrı ayrı miktarda eczaları alınmış.

Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar, şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden, herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl birşey var mı? Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.

İşte bu misal gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat, hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden, gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra isnad edilse ve “Esbab icad etti” denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.

Elhasıl, şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i Ezelînin mizan-ı kazâ ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz bir ilim ve herşeye şâmil bir irade ile vücut bulabilir. “Kör, sağır, hudutsuz, sel gibi akan küllî anasır ve tabâyi ve esbabın işidir” diyen bedbaht, “O tiryak-ı acip, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır. Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.                                                                        

 

Lügatler :

ahmakane : aptalca
âlem : dünya, evren
anâsır : unsurlar, elementler
bâtıl : hak olmayan, boş
bedbaht : talihsiz, kötü
cihet : yön

dirhem : eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi
divane : akılsız, deli
divanece : akılsızca, delice
ecza : kısımlar, parçalar
eczahane-i kübrâ-yı âlem : büyük bir eczane olan âlem, kâinat

edviye : devâlar, ilâçlar

efrad : fertler, bireyler
elhasıl : kısaca, özetle
esbab : sebepler

esbab-ı âlem : bu âlemdeki sebepler
hadsiz : sınırsız, sayısız

hâkezâ : bunun gibi
Hakîm-i Ezelî : her işini hikmetle yapan ve varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah

hassa : özellik

hâsiyet : özellik
hayattar : canlı
hezeyan : boş söz, saçmalama
hezeyancı : boş söz söyleyen, saçmalayan
hikmet : her şeyin yerli yerinde ve anlamlı olması ve bir hedefe yönelik olarak yaratılması
hudutsuz : sınırsız
hurafe : delile dayanmayan saçma inanış
icad etmek : var etmek, yaratmak

icap etmek : gerekmek

içtima : toplanma, bir araya gelme
irade : dileme, tercih etme
isnad : dayandırma
Kadîr-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye gücü yeten, kudret sahibi Allah
küfür : Allah’ın varlığını inkâr etme
küllî : geniş, kapsamlı
macun : karışım halinde ilaç
mahlûk : varlık
mevâdd-ı hayatiye : hayat için gerekli maddeler
mizan : ölçü, tartı
mizan-ı kazâ ve kader : kazâ ve kader terazisi

mizan-ı mahsus : özel ölçü
muhal : imkânsız

muhâlât : olması imkânsız şeyler
muhtelif : değişik, çeşitli
muzaaf : kat kat, katmerli
müteaddit : türlü türlü, çeşitli
nebat : bitki
nihayetsiz : sınırsız
sarhoşane : sarhoşça
şâmil : kapsamlı
tabâyi : tabiatlar
terkip etmek : birleştirmek, sentez yapmak
teşkil etmek : meydana getirmek, oluşturmak

teşkil-i eşya : varlıkların oluşması, meydana gelmesi

tetkik etmek : incelemek
tiryak : ilâç
tiryak-ı acip : hayret verici ilâç
Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği her bir şeyde tecellî eden Allah

vücud-u mahlûkat : yaratılmışların varlığı
vücut bulmak : meydana gelmek; var olmak
zîhayat : canlı; hayat sahibi

zikretmek : anlatmak
ziyade : çok

 

 

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages