|
BİRİNCİ MEYVE(DEVAMI)
Rahmânü’r-Rahîm ismiyle, hurilerle müzeyyen Cennet gibi senin
bütün arzularına câmi’ bir meskeni senin cismanî hevesâtına ihzar eden; ve
sair esmâsıyla senin ruhun, kalbin, sırrın, aklın ve sair letâifin
arzularını tatmin edecek ebedî ihsânâtını o Cennette sana müheyyâ eden; ve
herbir isminde mânevî çok hazine-i ihsan ve kerem bulunan bir Mahbûb-u
Ezelînin, elbette bir zerre muhabbeti kâinata bedel olabilir; kâinat Onun
bir cüz’î tecellî-i muhabbetine bedel olamaz. Öyle ise, o Mahbûb-u
Ezelînin kendi habîbine söylettirdiği şu ferman-ı ezelîyi dinle, ittibâ
et:
قُلْ
اِنْ
كُنْتُمْ
تُحِبُّونَ
اللهَ
فَاتَّبِعُونِى
يُحْبِبْكُمُ
اللهُ
1
İKİNCİ
MEYVE:
Ey
nefis! Ubûdiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i
nimet-i sabıkadır. Evet, biz ücretimizi almışız; ona göre hizmetle ve
ubûdiyetle muvazzafız.
Çünkü, ey nefis, hayr-ı mahz olan vücudu
sana giydiren Hâlık-ı Zülcelâl, sana iştihalı bir mide verdiğinden, Rezzâk
ismiyle, bütün mat’umâtı bir sofra-i nimet içinde senin önüne
koymuştur.
Sonra sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat
dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller
gibidir ki, rû-yi zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne
koymuştur.
Sonra, mânevî çok rızık ve nimetler isteyen insaniyeti
sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i nimet, o
mide-i insaniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana
açmıştır.
Sonra, nihayetsiz nimetleri isteyen ve hadsiz rahmetin
meyveleriyle tagaddî eden ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyeti ve imanı
sana verdiğinden, daire-i mümkinat ile beraber Esmâ-i Hüsnâ ve sıfât-ı
mukaddesenin dairesine şamil bir sofra-i nimet ve saadet ve lezzet sana
fethetmiştir.
Sonra, imanın bir nuru olan muhabbeti sana vermekle,
gayr-ı mütenâhi bir sofra-i nimet ve saadet ve lezzet sana ihsan
etmiştir.
Dipnotlar - Arapça İbareler -
Haşiyeler :
1 : “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız,
bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:31.
|
Lügatler
:
âlem-i mülk ve melekût : varlığın dış ve iç
yüzü câmi’ : kapsamlı, içine alan cismanî : vücutla
alakalı cüz’î : az, küçük daire-i mümkinat : imkân
alemi; yaratılanların tamamının teşkil ettiği âlem ebedî :
sonsuz esmâ : isimler Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın en güzel
isimleri fermân-ı ezelî : ezelî buyruk fethetmek :
açmak habîb : sevgili hadsiz : sınırsız Hâlık-ı
Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi yaratıcı
Allah hassasiyetli : duyarlı, hassas hayr-ı mahz :
sırf hayırdan ibaret hazine-i ihsan ve kerem : iyilik ve bağış
hazinesi hevesât : hevesler, arzular ihsânât :
iyilikler, bağışlar ihzar : hazırlama insaniyet-i
kübrâ : en büyük insanlık iştiha : iştah, fazla istek ve
arzu ittibâ etmek : uymak kâinat : evren, yaratılmış
herşey letâif : insanın mânevî yapısındaki ince
duygular Mahbûb-u Ezelî : varlığının başlangıcı olmayan ve bütün
yaratılmışlar tarafından sevilen Allah mânevî : mânâya
ait mat’umât : yenecek şeyler mesken : ev,
mekân mide-i insaniyet : insanlık midesi, insanî değerlerle
doyan mide muhabbet : sevgi mukaddeme-i mükâfat-ı
lâhika : sonradan verilecek olan mükafatın
başlangıcı muvazzaf : vazifeli müheyyâ etme :
hazırlama müzeyyen : süslü nefis : kişinin
kendisi netice-i nimet-i sabıka : geçmişte verilmiş nimetin
sonucu nihayetsiz : sonsuz nisbet : ölçü,
oran rahmet : merhamet, şefkat, ihsan Rezzak : bütün
canlıların rızıklarını veren Allah rû-yi zemin :
yeryüzü saadet : mutluluk sair : diğer sıfât-ı
mukaddese : mukaddes sıfatlar sofra-i nimet : nimet
sofrası şamil : içine alan, kapsayıcı tagaddî etmek :
beslenmek tecellî-i muhabbet : sevginin
yansıması ubûdiyet : Allah’a kulluk zerre : atom,
maddenin en küçük parçası
|