|
Bu
Risale-i Münâcât, hem vücûb-u vücud, hem vahdet, hem ehadiyet, hem
haşmet-i rububiyet, hem azamet-i kudret, hem vüs’at-i rahmet, hem
umumiyet-i hâkimiyet, hem ihata-i ilim, hem şümul-ü hikmet gibi en mühim
esasat-ı imaniyeyi hârika bir îcaz içinde fevkalâde bir kat’iyet ve
hâlisiyet ve yakîniyet ile ispat eder. Haşre işârâtı ve bilhassa âhirdeki
şiddetli işârâtı çok kuvvetlidir.
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
إِنَّ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفِ الَّيْلِ
وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِى تَجْرِى فِى الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ
النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللهُ مِنْ السَّمَاۤءِ مِنْ مَاۤءٍ فَأَحْيَا بِهِ
اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَاۤبَّةٍ وَتَصْرِيفِ
الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاۤءِ وَاْلاَرْضِ
َلاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ 1
Üçüncü Şuâ olan bu Münâcât
Risalesi, mezkûr âyetin bir nevi tefsiridir.
Yâ İlâhî ve yâ
Rabbî, Ben imanın gözüyle ve Kur’ân’ın talimiyle ve nuruyla ve
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dersiyle ve ism-i Hakîmin
göstermesiyle görüyorum ki, semâvâtta hiçbir deveran ve hareket yoktur ki,
böyle intizamıyla Senin mevcudiyetine işaret ve delâlet
etmesin.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1 : “Göklerin ve yerin yaratılmasında,
gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp
giden gemilerde, Allah’ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden
sonra diriltmesinde, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları
sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş
bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlık ve
birliğine, kudret ve rahmetine işaret eden nice deliller vardır.” Bakara
Sûresi, 2:164.
|
Lügatler :
âhir : son Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve
selâmı onun üzerine olsun azamet-i kudret : güç ve iktidarın
büyüklüğü delâlet etmek : işaret etmek deveran :
dönme, dolaşma ehadiyet : Allah’ın birliğinin ve isimlerinin
herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi esâsât-ı imaniye :
imanın esasları fevkalâde : olağanüstü hâlisiyet :
samimilik haşmet-i Rububiyet : Allah’ın bütün varlıkları terbiye
ve idare ediciliğinin büyüklüğü, görkemi haşr : yeniden diriliş;
insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda
toplanması îcaz : veciz söz söyleme, az sözle çok mânâlar
anlatma ihata-i ilim : ilmin kuşatıcılığı ve
genişliği ism-i Hakîm : Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını
bildiren ismi işârât : işaretler, belirtiler kat’iyet
: kesinlik mevcudiyet : varlık münâcât : Allah’a
yalvarma, yakarma Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli
elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Risale-i Münâcât : Münâcât
Risalesi (Üçüncü Şuâ) semâvât : gökler şümul-ü hikmet
: Allah’ın hikmetinin herşeyi kapsaması talim :
öğretme umumiyet-i hâkimiyet : Allah’ın hükümranlığının
kuşatıcılığı vahdet : Allah’ın birliği vücub-u vücud :
Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç
olmaması vüs’at-i rahmet : rahmetin genişliği yâ İlâhî
: ey İlâhım, ey Allah’ım yâ Rabbî : ey
Rabbim yakîniyet : şüphesizlik;
kesinlik
|