Kur'an bil'ayan ve şübhesiz, saadet-i dareyne isal eder, beşeri ona sevkeder. Kimin şübhesi varsa, bir defa Kur'anı okusun ve dinlesin ne diyor? Hem Kur'anın verdiği meyveler; hem mükemmeldir, hem hayatdardır. Öyle ise, Kur'an ağacının kökü hakikattadır, hayatdardır. Çünki meyvenin hayatı, ağacın hayatına delalet eder. İşte bak; her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kamil zihayat ve zinur meyveler vermiş.
Hem hadsiz müteferrik emarelerden neş'et eden bir hads ve kanaatla, Kur'an hem ins, hem cinn, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki; okunduğu vakit onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar.
(Bediüzzaman Said Nursi - 19. Mektub'dan)
Lügatler
|
Asfiya :safiyet ve takva sahibi sünnet yolunu ihyaya çalışan muhakkik zatlar Asır: yüzyıl Beşer: insan Bil’ayan :açık olarak, meydanda olarak Cin :latif ve ruhani varlıklar Delalet : delil olmak Emare :alamet,işaret, belirti, iz, ipucu Evliya :veliler, Allah dostları Hads :ani ve doğru anlayış Hadsiz : sayısız, sınırsız Hakikat: gerçek, doğru Hayatdar :canlılık gösteren İns: insan İsal :ulaştırmak, yetiştirmek İştiyak :çok arzu ve istek Kâmil :bütün, tam,olgun, eksiksiz, kemal ve fazilet sahibi
|
Kanaat :helalle yetinmek, kısmetine razı olmak, aç gözlü olmamak, tatmin olmak, inanmak Makbul :kabul olunan, beğenilen, sevaplı Merğub :rağbet edilmiş, beğenilmiş, çok kıymet verilen, istenen Mükemmel :olgun, noksansız, tamam, eksiksiz, çok iyi Müteferrik :çeşitli, kısım kısım, başka başka, dağınık Neş’et etmek :meydana gelmek, çıkmak, yetişmek Pervane :fırıldak, çark, haberci, dönen şey Saadet-i dareyn :iki dünya saadeti Sevketmek :ileri sürmek, önüne katıp sürmek, göndermek, yollamak Zihayat : hayat sahibi, canlı Zînur :nurlu, ışıklı, parlayan
|