|
Eğer herşey, Vâhid-i Ehad olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse,
belki esbaba isnad edilse, lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır ve
esbabı, herbir zîhayatın vücudunda müdahalesi bulunsun. Halbuki, sinek
gibi bir küçük mahlûkun vücudunda, kemâl-i intizamla, gayet hassas bir
mizan ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübâyin esbabın
içtimaı o kadar zâhir bir muhaldir ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan,
“Bu muhaldir, olamaz” diyecektir.
Evet, bir sineğin küçücük cismi,
kâinatın ekser anâsır ve esbabıyla alâkadardır, belki bir hülâsasıdır.
Eğer Kadîr-i Ezelîye verilmezse, o esbab-ı maddiye, onun vücudu yanında
bizzat hazır bulunmak lâzım; belki onun küçücük cismine girmek gerektir.
Belki, cisminin küçük bir nümunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri
icap ediyor. Çünkü, sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde
bulunması lâzım geliyor. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları
yerleşmeyen o hücrecikte, erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiin, maddeten
içinde bulunup, usta gibi içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor.
İşte, Sofestâînin en eblehleri dahi böyle bir meslekten
utanıyor.
|
Lügatler :
alâkadar : ilgili, bağlantılı anâsır :
unsurlar, elementler
âlem : dünya
belki :bilakis,
aslında
bizzat :kendisi, kendi
zatıyla
Cisim :varlığı bilinen, belli
ölçülerde olan şey
ebleh : ahmak; geri zekâlı erkân-ı âlem :
maddî âlemin temel unsurları esbab : sebepler esbab-ı
maddiye : maddî sebepler hülâsa : esas, öz icap
etmek : gerekli olmak içtima : toplanma, bir araya
gelme isnad etmek : dayandırmak ittifak :
birleşme Kadîr-i Ezelî : herşeye gücü yeten, varlığının
başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah Kadîr-i Zülcelal :her türlü
eksiklikten yüce kuvvet ve kudret sahibi
kâinat : evren kemâl-i intizam : mükemmel ve
eksiksiz düzen
mahluk :yaratılmış,
yaratık
meslek : gidilen yol, metod mizan : terazi,
ölçü muhal : imkânsız muhtelif : değişik,
çeşitli mübâyin : farklı, birbirinin zıddı müsebbeb :
sebebin neticesi Müdahale
:araya girme, sokulma, karışma
nümune : örnek Sofestâîler : kâinatın
yaratıcısını kabul etmemek için her şeyi, hattâ kendilerini dahi inkâr
edenler şuur : anlayış, idrâk, bilme, farkına
varma tabâyi : tabiatlar vâhid : bir olan ve birliği
her şeyi kaplayan
Vâhid-i Ehad :benzeri olmayan
tek
vücud : varlık zâhir : açıkça
görünen
zihayat : hayat sahibi,
canlı
|