KEYFİNCE LÜGAT...

0 views
Skip to first unread message

hale yetiş

unread,
Sep 29, 2006, 7:51:16 PM9/29/06
to
 
KEYFİNCE LÜGAT

Yol: Hiçbir yerde olmadan her yerde olmak demektir. Yol; bir ayrılıştır... kavuşmalar adına. Yol; bir bıkmayıştır. Çünkü her an bir menzile yeniden konuştur, "her an" bir menzili yeniden konuşturur. Yol; bulanmadan aktığın demdir. Her işin bir yolu olduğu gibi her yolun da bir "yolu" vardır. Hemen bütün yolculuklar heyecanlandırır insanı. Niye mi? Nereye gittiğini bilsen de, nelerin olacağını bilmediğindendir. Hepsinden önemlisi, sonsuz bir arayışın (tecessüm etmiş) halidir yol. Bu yüzden bizi "yol yol" çeker yol. Yola çık, yol açık...



Hızda kaybettin çok şeyi. Bu hız/da kaybettiklerini hangi hızla anlatsan yine de çok azını anlatmaya yetişirsin. Ve hızını alamadığını görünce, pişmanlıkların bir bir kapını çalacak. Çalmasın diyorsan... Bu hız sana ait olamaz, sen de ona ait olamazsın. Ki çoğu zaman, yolda karşılaştın hızla, hızla geçiştin, yüzleşemediniz bile, tanışamadınız. Ne kötü!



Hız; hiçbir yerde olmamanın adı. Hız; bulunduğun yeri yaşayamamanın utancı. Hız; razı olamayıştır. Hız bir kaçıştır-önce-kendinden. Hızla hiçbir yerde olamazsın; olamadığın yere hep geç kalırsın. Hızın hep geç kalmak olduğunu anladığında vakit geç/miş olmasın! Hızla önce kendini terk edersin; kendine yetişemeyenlerin başka yere yetiştiği görülmüş müdür?



Yoksa Çinlinin Japon'a sorduğunun cevabını hâlâ vermedin mi? "Bir saatte gideceğin yolu 15 dakikada gidiyorsan, geri kalan 45 dakika ne yapıyorsun ki?" Hızla gidenler artırdıkları dakikaları da hızla harcarlar (mı yoksa?)



İğde: Yollarda bir mayıs fırtınası. Bir yeni duruş. Bunlar geçen bahar da mı buradaydı? Şaşkılığım iğdelere mi kendime mi? İkisine mi? Daha nelere (mi?) Bu ayda "bir kadının saçları vakte sürünürken" (mi) açar iğde çiçekleri!



Asrımızda efsanelere yer yok; ama efsanedir bir mayısta yollarda iğde kokuları. Öteki çiçekler... Öteki kokular... Alınmayın. Siz de salın endazenizi, siz de salın kokularınızı... Hadi, hadi salınma; gittiğin yere hiç değilse bir "iğde kokusu" götür. Mayıs yollarından geldiğini bilsinler yüzüne gözüne bakanlar. Çılgınlığını gizleme! "Aa, sen de iğde kokuyorsun!" desinler. "Evet!" de sen de, çekinmeden, şaşırmadan: "Ben mayıs yollarından geliyorum." de! Öylesine mutevazı ki bir de hem iğdeler, hem kokuları, hem salınışları, hem selâmlanışları... Sanki hep mahcuplar... Yokmuş gibi yapıyorlar; hep "usulca" sokuluyorlar.



(Ey okuyucu, bunlar ifrat sanılmaya; bunca şeyleri gör(e)meyiş zamanlarında bir "iğde kokusuna tutunarak" yürümektir bizi her şeyin yanına alan!)



Dediği gibi şairin: "Ah kimselerin vakti yok/Durup düşünmeye ince şeyleri.



" Bunca işin gücün arasında bir de iğde mi koklayalım! İğdedir; kokacak elbet. Benim işim var, işe yetişmeliyim! Hani şair bir şiirine "Göğe Bakma Durağı" adını koymuş ya... Ne iyi olurdu "İğde Koklama Durakları" da olsaydı.



İşte bu iğde ağacı! Oturmuş bu yol kenarına; gece gündüz durmadan koku/sunu/verir!



Ey çocuk, sen de gel.. Hey anne, hey baba (olacak) sen de gel! Koku, hele de iğde kokusu, geçmiş zamanlara çağırır seni. Annem etrafımda dönen dolapları fark etmediğimde: "Burnun hiç de koku almıyor." derdi. "Anne, nice mevsim kokuları burnuma kadar geliyor da, burnum koku almıyor. Açmıyorum çok zaman o kapıları demek, açamıyorum!" Bir iğde, bir mayıs kokusunu almadan yaşayanlar hangi sesi, hangi dokuyu, hangi kokuyu bırakıp gide ki! Koku dolasın mevsimlerde, kokuda olasın, koku dolasın seni, e mi?





Koklamak: Kendi çocukluğunu durakta beklemendir. Hiç beklenmedik bir anda (hazırsan) gelir, hazır san, gelir. Şu çocukluğumun, şu gençliğimin, şu geçtiğim bütün yolların kokusu diye/biliyor musun? Çocukluk, gençlik sana zaten iyice sürünür, kokusunu bırakır üstüne. Ama vakteriştiğinde, "Aman canım, aman çocukluğum, hatta gençliğim, at şu üzerinden eskilerden kalmış saflığı" mı diyorsun yoksa! "Şu anlarımdan yarınlarıma, görebildiğim, göremediğim nice yanlarıma bir koku üşüştürebilecek miyim?"



Yoksa, kokusuzluğumu herkese derinden koklatıp "kervan göçüp dağlar başında" (mı) kalacağım? İçindeki kervanlar yola koyulmuşken alışverişini yap, ey can! Dikkat: "Ey gonca açıl, mevsim geçiyor!" Papatyanın kokusunu bilirsin, belki bir gelinciğin de vardır kokusu. Bir gelincik kadar, bir papatya kadar(cık) da yoksa bıraktığın koku, boş yere yol kenarını beklemişsin demektir.



"Bir gül açımı kokun ve neşen/Sonsuz emellerde kayıp gibisin/Şu dağın ardına kocaman düşen/Vedaı nasihat olsun güneşin." Hayat kitabının arasına, ilerde, zaman zaman açtıkça, kendi koyduğun bir kokun, bir sesin, bir rengin olsun (mu?) Başkaları da senin kitabını açtığında sayfalar arasında bir sayfa bulsun; hayıflanmayacağın, hayıflanamayacakları.



Gemi batmadan, delikleri kapatasın!

Bir çentik atasın, bir kapı, bir pencere açasın!

Kokular bir yere girdiğine sevinsin.

Hep sayfada kalsın! "Bu benim sayfam!" desin, koparıp alsın kendine lazım olacak manâları...

Sayfa yerinde kalsın.





Yazı: Kelimenin, kalemin ve elin kendilerini (iyice) gördükleri yer. Sızıya da sevince de şöyle bir bakıp alacaksa alan. Üzerken de sevindirirken de çoğal(t)an. El ele tutuştuğumuz an. Bırak ellerimi, ellerine bırak kendini. Topla şu bir dağın ucundaki, çocuğun gözlerindeki, taşların tıktıkasındaki, suların zemzemesindeki... kelimeleri. Yazıya çıkana 'Yolun açık olsun!' derler



Senai Demirci


--
***h@le***
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages