Kum saati işlemeye devam ediyor. Zaman eriyor gözlerimin içinde. Zaman bazen an gibi, bazen zindan gibi gelen zaman. Bazen geçsin diye içinden geçen, bazen dursun diye içinden geçen ama hep geçen içinden. Bir cam fanusun içinde eriyen, birinden diğerine geçen ama her geçişinde ömürden bir yaprak koparan zaman. Kum olan önce sonra cam. Sonra cana batan ve can acıtan. Kumken ruh inciten, camken can inciten zaman. Zamanı içinden geçiren içinden
geçiremeyince zamanla içimizi geçiren kum...
Kum saati işliyor bir dolu, bir boş. Boşluğa bırakıyor her kum tanesi kendisini yine kendinden olan canından bir parça olan camın sınırlarında kalıyor. Kum eriyor cam oluyor, kum eriyor zaman oluyor. Zamanın eridiğine ve eritişine delil oluyor. Şekil veriyor nefesiyle insan kuma, zamana şekil veremediği için belkide kuma şekil vererek teselli buluyor. Cam oluyor, kum. Kırılıyor insanın ellerinden düşerken. Sarılırsa düşmesin diye acı veren kırığıyla batan acıtan bir cam tanesine dönüşüyor kum tanesi...
Kum saati işliyor. Cama döşünen kumların arkasına sırrını verince insan. Ayna oluyor ve yansıtıyor bakana baktığını. Bazen kendisini gösteriyor, bazen zamanı nasıl tüekttiğini. Her bakışında nasıl değiştiğini, nasıl yaşlandığını zamanı nasıl erittiğini anlatıyor sırlı aynalar. Aynalara sırrını veren insanoğlu, aynalardan gerçeği öğreniyor her baktığında. Ve aynalara herşey ayan oluyor, hiç yalan olmuyor baktığı ve gördüğü...
Kum saati işliyor, kum cam oluyor, sırrını alıyor ve ayna oluyor. İnsan aynalardan ders alıyor her bakışında, her bakışında günün batışına şahit oluyor. Günü tüketirken görüyor saçlarını gözlerini, ellerini ve tüm bedenini ve bazen vuruypr kırıyor aynaları "aynalardan intikam alıyor" insan. Önce zamanı ölçtürüyor kumlara, sonra camlara sırrını söylüyor ve aynalara dönüyor yüzünü ve gerçeklerle yüzleşiyor. Ve dayanamıyor çok zaman gerçeğin acıtan yüzüne. Eline geçirdiği kum saatini savuruyor aynalara ve acıyan yanlarına teselli arıyor kırık aynalarda. Yol bulabilse geçmek istiyor aynalarda kalan
geçmiş suretlerine. Ama çabası nafile, ayna sadece saklıyor gülen yüzünü, genç yüzünü, sevinen gözlerini, her yeni bakışta yeni bir yüz gösteriyor bakanına, içine alıyor eskiden bakılanları ve eski yüzleri sırrına katıyor. İstenince vermemek üzere. Kum "an" yakıyor, camdan kan akıyor ve ayna ''can'' yakıyor...
Kum saati işlemeye devam ediyor. Tükeniyor zaman, tükeniyor an, tüketiyor beni, seni bizi... Aynanın karşına geçiyoruz olanca gücümüzle bağırıyoruz ve geri dönüyor sesimiz. Ve aynalara gömüyoruz geri dönen sesimizi. Susuyoruz ve dönüyoruz arkamızı gidiyoruz, yerde az önce kırdığımız ayna, ayna kırıkları arasında parçalı bir yüz, her cam kırığında bir göz ve gözlerimizin içine bakıyor. "Ey insan nereye gidiyorsun!" Bilal TIRNAKÇI
|