hatice uğurlu
unread,Dec 29, 2011, 3:14:31 AM12/29/11Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to
hepinize mutlu yıllar diliyor ve hislerime tercuman olan Nil'in yazısını ekliyorum! :))
sevgiyle...
-------------------
Nil’den 2012’ye Nil’den 2012’ye tamam
Senin diğerlerinden farklı bir yıl olacağını söylüyorlar. İnsanlarda bir tür uyanışı müjdeliyormuşsun.
Mayalar
seni takvimlerinin sonuna koyup, bir devri kapatmışlar. Çin’de ejderha
yılısın, çift sayısın, güzel rakamsın, filmlerde uzay çağısın. Maddenin
eriyip, maneviyat olacağı günlerin habercisisin. Biz insanlar canlı bir
kürenin üzerinde, en fazla 90 sene yuvarlanıyoruz. Güneş denilen çılgın
ateşin etrafında Şaman dansı yapan bu deli gezegenin adı ‘dünya’. Gününü
yaşayan, güneşe aşık, dönerek dans eden bir anne düşün.
Her
şeyin doğduğu büyük patlamayı, dinozorları, buz çağını, tarihinin
karanlık sayfalarını hatırlatınca ‘o artık dün ya’ der gibi hep dünya
hanım. Senin gibi zamanlarla ilişkisi hep bir ‘bugün’lük. Her gün ışıkla
dolu yeni bir sayfa açıyor.
Her akşam yazdıklarının üstünü karalıyor. Biz buna alıştık. Asıl haberler sende.
Madem
bütün cüssesiyle ve vaatleriyle gelen 2012’sin, öncelikle sırtına
bindiğimiz ‘dünya güzeli’ni kirletip git gide ısıtan, kutuplarındaki
beyazları eritip, canlılar aleminin dengesiyle oynayan, mevsimlerini
şaşırtıp onu sarhoş eden biz insanlara akıl fikir ver.
Beynimizde
aydınlık yüzü görmemiş bir bölgeyi havaalanları kadar aydınlat.
Tüketmeye, tüketemezsek mutsuz olmaya son verme kararı alalım.
Yediklerimizle doyalım. Doymayana el uzatalım.
Al al al al al,
alamadın mı mutsuz ol ol ol ol ol devri bitsin. Obez ruhlarımız koşsun
eritsin yağlarını. Sakin olalım. Bu bindiğimiz lunaparkvari deli küreden
inişimizin yakın olduğunu unutmadan, ‘daha çok’ sıfatının sonrasına ne
koyduğumuza iyi bakalım.
Doğruyu söylemek gerekirse, insanı mutlu eden her şey sevgi ve aşk kumaşından dikiliyor. Gerisinin tamamı etiket.
Bu konuda uyanırsak, ellerimize giden damarlara başka bir sıvı yolla. Silah tutmasın, el versin.
El kaldırmasın, el ele tutsun. Yumruk yapmasın, alkışlasın.
Bomba yerine çiçek, tokat yerine şefkat koyabilir misin?
Elleri
bırakalım dudaklara geçelim, dile hükmedebilir misin mesela? Her şeyin
kullandığımız dilden kaynaklandığının farkına varalım.
Önce
kelimeleri değiştirelim. Onlar yerine ‘hepimiz’ diyelim bir süre. Çünkü
başka türlü anlayamayacak insan toleransı. Başkasının canının yanmasını,
kendi canımızın aynı derecede yanması olarak bize geri döndürecek bir
icadın var mı? Çok işe yarar.
Sınıflandırmayı bırakır, kendimizi herkesle aynı kefeye koyarız.
Etten
kemikten insanız, abartmayalım ‘ben’ diye pohpohlayıp durduğumuzu. O
‘ben’ ki, ana rahmine düştüğü andan içine doğduğu aileye, nefes aldığı
topraktan cebindeki paraya kadar bin bir tesadüfün ürünü.
Bir de
‘kibir’ diye bir duygu var burada, insanı içten kemirir, onu
kaldırabilir misin? Başkalarını hor görmekte, kendini hür görür. ‘Şükür’
deyip, otursun aşağı kibir.
Bir rahat etsin ayakta dimdik
durmaktan bir hâl olanlar. Başkalarını itip kakmaktan, kendine dans
yapanlar. Yanındaki her kimse ona da bakmanın, toprağa çıplak ayak
basıp, gökyüzüne elleri kaldırmanın yılı olsun bu.
Belki senin bir dokunuşunla, gözümüzü kapatınca “son bulsun” dilediğimiz şeyler biter gider.
Bu dünya öyle bir masaldır ki, en yüksekten uçan kuşlar bile sonunda toprağın altına girer.
Gelişin
bize doğal olanın, eşit olanın güzelliğini getirsin. İçimizde uyuyan
güzel duyguları soğuk duş gibi diriltsin. Biliyorum yapabilirsin. Sen
koskoca 2012’sin