Balkan
Savaşları Sırasında Filibe'de Esir Alınan
Türkler
(Kuvvetle
muhtemel fotoğraf çekildikten sonra Bulgar savaş
mahkemesinde yargılanıp idam cezası
almışlardır.)

TÜRK ESİRLER-YUNAN İŞGALİNDEN-

Yıl
1828, Rus ordusu Kars önlerinde...
“Kars,
Erzurum’un, Erzurum ise Anadolu’nun
anahtarıdır.” - Karl Marx

Birinci İnönü Savaşı Sonrasında Toprağa Verilen
Şehitlerimiz

ADANA
ERMENİ MANASTIRI 1950 LERDE YIKILMIŞ

Mustafa
Kemal ATATÜRK'ün silah arkadaşı, Milli
mücadelenin doğu cephesi komutanı, "Yetimlerin
babası", TBMM'nin 5'inci Başkanı Kazım
KARABEKİR Paşa’yı 78. yıl önce 26 Ocak 1948’de
kaybetmiştik.
Ruhu
şad olsun.

FLORİNA-1914-

Osmanlı sarıklı
“Zuhaf Alayı” subay ve askerleri, İstanbul
1875.
Dünyada siyahi toplulukların
sömürgeci düzen içinde “ikinci sınıf” sayıldığı
bir dönemde, Osmanlı’da Kuzey Afrika menşeli askerler ordunun
düzenli birliklerinde görev alıyordu.
Zuhaf taburları özellikle Trablus
ve Tunus hattında teşkil edilen hafif piyade sınıfıydı ve 19.
yüzyıl boyunca imparatorluğun askerî yapısında yer aldı.
Bu fotoğraf aynı zamanda
Afrika’daki Osmanlı siyasi-militer varlığının son yüzyılının
nadir görsel kayıtlarından biri sayılır.

Osmanlı
dönemi Kesriye'de (Yunanistan) bir mahkeme, 1900
Kadı
tarafından idare edilen yerel yargı
mercilerinde, birçok mesele yalnızca yarım saat
içinde çözüme kavuşturularak adaletin hızlı
tecelli etmesi sağlanıyor. Suçlular için
caydırıcı cezalar veriliyordu.

Kesriye'de (Yunanistan) Türk evleri, 26 Mart 1917

1.
Balkan Savaşının kaybedilmesinden sonra
taşıyabilecekleri kadar mallarını yanlarına alıp
Osmanlı’nın kala son topraklarına doğru yolculuk
yapan insanlarımız.
1913,
2. Balkan Savaşı zamanı, 1. Dünya Savaşı’ndan 1 yıl
önce.

Birinci Balkan Savaşı (1912-1913). Edirne
yakınlarında Bulgar askerleri tarafından alıkonulan yaklaşık
6.000 Türk esirden oluşan kol, 1912

1-8-1921-SİVRİHİSAR
YUNAN
İŞGALİ GÜNLERİ.

Bugün
her Türkçü AKP'nin dış politikasına kanalizedir.
Türkçülük, CIA Ajanı eski bir Waffen SS üyesi
olan Ruzi Nazar'ın teorik çalışmaları
doğrultusunda İslamcılığın hizmetine verildi. Bu
köklü bir sosyolojik ve psikolojik çalışmanın,
kitle psikolojisinin sonucudur. Uzun yıllardır
Ruzi Nazar'ın öğrencisi olan MİT'çi Enver
Altaylı gibi ajanların attıkları tohumlar
neticesini verdi.
Sosyalist
Türkçü, Demokratik Türkçü vs. artık yok. Artık
HTŞ'yi bile destekleyebilecek, ABD İsrail
jeopolitikasına göbekten uyumlu Türkçü var.

Manastır’da,
Trabzon İttihat ve Terakki heyeti ile Resneli
Ahmed Niyazi, Ömer Naci ve Ohrili Eyüp Sabri
Trabzon
İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübünün açılışı
Kaynak:
Fatih Cirav


İZMİT-1893-

1890'larda
Bebek sahili. Yukarısı şimdinin Etiler'i.

Yer:Çanakkale
Seddülbahir
Düşmana
hücumdan önce hazırlık...
Ön sıra
ateş açıyor,orta sıra bomba atıyor,arka sıra
hücum anını gözlüyor...
Fotoğraf:Harb
mecmuası,1918,sayı 8…

BÜYÜK TAARUZ ÖNCESİ

Dokuduğu kilimin önünde poz veren bir Türk
Kadını, 1930.

Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı İmparatorluğu'nda 23 Ocak
1913 günü Enver Bey ve Talat Bey'in önderlik ettiği bir grup
İttihat ve Terakki üyesi tarafından hükûmet binası Bâb-ı Âli'nin
basılmasıyla yapılan askerî darbedir. Bu baskın sırasında
Harbiye Nazırı Nâzım Paşa öldürülmüş, Sadrazam Kâmil Paşa'ya
zorla istifası imzalattırılmıştır... Darbe sonrasında Mahmud
Şevket Paşa Hükûmeti kurulmuş ve İttihat ve Terakki Partisi
yönetime hakim hale gelmiştir.1911 yılının son aylarında İttihat
ve Terakki'ye muhalif Hürriyet ve İtilaf Fırkası kurulmuş,
İstanbul'da yapılan ara seçimleri de kazanmıştır. İttihat ve
Terakki bunun üzerine erken seçime gitmiş ve şaibeli olduğu
iddia edilen 1912 seçimlerini kazanmıştır. Bunun üzerine
Hürriyet ve İtilaf Fırkası yanlısı Halâskâr Zâbitân bir askeri
muhtıra vererek Mehmed Said Paşa Hükûmeti'ni düşürmüştür...
Ardından Ahmed Muhtar Paşa'nın sadrazamlığında tarafsız bir
hükûmet kurulmuş fakat dört ay sonra Halâskâr Zâbitân'ın
baskıları sonucu Ahmed Muhtar Paşa istifa etmiş ve Hürriyet ve
İtilaf Fırkası yanlısı Kâmil Paşa Hükûmeti kurulmuştur...
Kâmil Paşa Hükûmeti döneminde Balkan Savaşları'nda
yaşanan bozgun sonucunda Osmanlı, Balkanlardan tümüyle çekilmek
zorunda kalmıştı. İttihat ve Terakki, hükûmetin Edirne'yi de
Bulgarlara teslim edeceğini öne sürerek halkı kışkırtmış ve
Bâb-ı Âli Baskınını düzenlemiştir... Baskına Enver Bey, Talat
Bey, Yakub Cemil, Mustafa Necip, Filibeli Hilmi, Sapancalı Hakkı
ve Mithat Şükrü Bey aktif olarak katılmış, çok sayıda İttihatçı
da Bâb-ı Âli'nin çevresine yerleştirilmiştir...



Bir Alman zeplininden çekilen bu hava
fotoğrafında Ahırkapı, Sultanahmet ve Tarihi Yarımadanın bir
kısmı görülüyor.../1913

HAYMANA İŞGAL GÜNLERİ-1921

Süleyman
Askeri Bey;
İngilizlerle
işbirliği yapan Araplar’a,
“Kadınların
bile muharebe etmesini beklediğim zamanda harbe
seyirci kalmaktan utanmıyor musunuz?
Köpekler
bile yabancıları mahallelerine yaklaştırmaz,
onlar kadar olamadınız..”
Foto:
Osmancık Taburu ve Süleyman Askeri

Geçmişte birlikte yaşadığımız
Antalyalı Rumlar Yunanistan’a göç ediyor. Ekim 1922..
9 Eylül 1922'de, Türk Ordusu
İzmir'e girdiği gün, Antalyalı beş binden fazla Rum, "Türkler
artık bizi yaşatmaz diyerek" Antalya İskelesi'ne doluştular.
Günlerce kendilerini Yunanistan'a götürecek gemi beklemeye
başladılar. Nihayet Antalya'ya gelen Yunan ve Amerikan
gemileri ile 102 yıl önce, 18 Ekim 1922 günü, Türklere
yaptıklarına bin pişman, Antalya'yı kaçarcasına terk ettiler.
Onların boş kalan evlerine, 1924 yılında mübadele ile gelecek
olan Selanik muhacirleri yerleştirilecektir.
Rumların şehirden ayrılışı
Antalya’nın demografik ve ekonomik yapısını derinden etkiledi.
1915 yılı nüfus sayımına göre şehirde kadın-erkek 6.533 yerli
Rum nüfus vardı. Şehir merkezinin geriye kalanı yabancılar da
dâhil 19.107 kişiydi. Buna göre şehir merkezinin % 25’ten
fazlası Rum nüfusa aitti. Rumların şehirden ayrılmasıyla
beraber bu oran sıfıra düştü. Bu durum mübadeleden tam 4 yıl
sonra, 1927’de gerçekleştirilen Cumhuriyet’in ilk nüfus
sayımında açık bir şekilde izlenebilmektedir.
1924-1927 yılları arasında
Antalya’ya 4.702 göçmen getirildi ve bunlar Rumlardan kalan ev
bağ ve bahçelere yerleştirildiler.1 Ocak 1927 tarihi itibari
ile Antalya merkez kazası dâhilinde 583 hanede 2.044 nüfus
mübadil ve muhacir iskân edilmiş durumdaydı. 583 mübadil
evinin 170’i Antalya kasabasında, kalan 413 hane ise
köylerdeydi. Bu köyler arasında Çirkinoba, Zeytinköy ve
Dumanlar köyü bulunmaktadır.
@antik_kentlerr
TC Başbakanlık Osmanlı Arşivi & Antalya Şer’iyye Sicil
Defterleri

1915
yılında Çanakkale Cephesine savaşmaya giden
Boşnaklar olduğuna dair bir alt bilgi mevcut.

Sene
1931, Priştine.
O
tarihte arşiv kayıtlarına göre Priştine’de 57
bin nüfus ve 9 bin ev bulunuyordu.

Osmanlı sarıklı zuhaf alayı subay ve askerleri
İstanbul 1875

ESKİŞEHİR YAKINLARI TERK EDİLMİŞ BİR KÖY-YUNAN
İŞGALİNDEN

1917 -
.
Ramadiye
Cephesi'nde İngilizlere esir düşen küçük
mehmetçik.

ESKİŞEHİR-HAMAMYOLUNDA PAZAR 1928

1958 yılında yol genişletilmesi için istimlak
edilmiştir #

1478'de
Osmanlı yönetimine giren ada, Lozan Mübadelesi
öncesi yoğun Türk nüfusuna sahipti.
1913'te
Balkan Savaşları'ndan sonra Yunanistan'a
bırakılmıştır.

Eskişehir- Afyon demiryolu hattı, halk tarafından
onarılıyor...1921

Balkan
Savaşları sırasında Tataristan dan gelerek savaş
boyunca Kadırga Hastahanesi'nde Türk askerine
hastabakıcılık yapan ve Türk kadınlarının
dayanışma toplantılarına da önayak olan Türk
kadınları;
Meryem
Yakupova, Ü. Gülsüm Kemalova ve Rukiye Yunusova,
Enver Bey ile beraber.

Mağlova Kemeri 1937..(Görünce Kemer, Gözlüce
Kemer, Cebeci Kemeri).. Sultangazi/İstanbul

Bora Özel Gücü Komutanı Tuğgeneral Recep Hakkı
Borataş ve Rum köylüler.

THK
Binası, Devamında Sıhhiye Demiryolu Köprüsü.1930’lu
Yıllar..

Teşkilatı
Mahsusa kurucusu,
Balkan
Dağlarında komitacı peşinde,
Trablusgarp
çöllerinde Atatürk ve Enver Paşa ile omuz omuza,
Irak
Cephesinde Osmancık Taburu ile son nefese kadar
direniştir.
Türk
tarihinin gördüğü en cesur ve kahraman
adamlarından Süleyman Askeri Bey.

1.Dünya Savaşı-Esir Türk Askerleri🇹🇷
https://www.facebook.com/reel/1569499064357435
1935 Yılı Uluborlu Güreşlerinden Bir Görüntü

Ressam/Arkeolog Osman Hamdi Bey ve John Punnett
Peters, Osman Hamdi Bey'in Boğazdaki Evi

Özlüyoruz...

Daha
önce görmediğim bir fotoğraf; Sarayburnu, Üsküdar ve
Kızkulesi, 1890lar...

113 yıl
önce (23 Ocak 1913) Enver Bey ile Talat Bey
önderliğinde İttihat ve Terakki üyelerince
hükümet binası olan Bab-ı Ali basılarak askeri
darbe yapıldı.
Baskın
sonucunda Harbiye Nazırı Nazım Paşa öldürülmüş,
Sadrazam Kamil Paşa'ya zorla istifası
imzalattırılmıştır.
Darbe
sonrası Mahmud Şevket Paşa Hükümeti kurulmuş,
İttihat ve Terakki Partisi yönetimde mutlak
hakim konuma gelmiştir.



1939,
Sivas.
Lise
öğrencilerimiz, "Milli Güvenlik" dersinde.

The Theodosian Walls of
Constantinople, 1870
The Theodosian Walls—once the
mighty land defenses of Constantinople—were still standing
strong in 1870, during the era of the Ottoman Empire.
Built in the 5th century under
Emperor Theodosius II, these massive fortifications protected
the city for over a thousand years against countless sieges.
By the late 19th century, although their military role had
faded due to modern artillery and urban expansion, the walls
remained a powerful symbol of Constantinople’s layered
history—Byzantine foundations within an Ottoman city.
Today, they stand as one of the
greatest surviving examples of ancient and medieval military
architecture.

Saraybosna,
1948.

Walter Sanders

Türk Dil Kurultayı'na katılan delegeler ve köy
temsilcileri

Göksu yıl 1927

I.Dünya Savaşı-Cephe Öncesi Çarıklarını Tamir
Ettiren Türk Askeri,1914

Pendik
İstasyon Caddesi 1945 Mazideki İstanbul

Enstitüye yeni gelen kız öğrenciler, okul
giysilerini giymeden önce.

Tepedelenli
Ali Paşa (Yanya Aslanı), Osmanlı Devleti'ne
isyan ettikten sonra üzerine gönderilen Hurşit
Paşa komutasındaki ordu tarafından sıkıştırılmış
ve 24 Ocak 1822'de Yanya'da sığındığı adada
öldürülmüştür. Teslim olmasının ardından başı
kesilerek Sultan II. Mahmud'a gönderilmiş ve
naaşı Yanya'da defnedilmiştir.
Ölüm
Yeri: Yanya (Butrint Gölü/Aya Nikola Adası)
Ölüm
Tarihi: 24 Ocak 1822
Nasıl
Öldü: Başından vurularak veya teslim olduktan
sonra başı kesilerek öldürüldü.
(Atina,
Gennadius Kütüphanesi).

İstanbullu

SIRPLARIN ARNAVUTLARA YAPTIĞI VAHŞET.

İstanbul Yedikule ve Surlara Komşu Evler –
1900’ler

Kâzım
Karabekir ve Gürbüzler Ordusu adını verdiği
yetim/öksüz çocukların birkaçı ile bir
fotoğrafı.
Paşa,
1919'dan itibaren Doğu Cephesi'nde, Erzurum ve
civarındaki bölgelerden yetimleri bulup bir
araya getirerek, bakımlarını ve eğitimlerini
üstlenmiştir.

TAHTACI TÜRKMENLER.

İstinye
- 1920, Yavuz da fotoğrafta görünüyor.

Sarıkamış Harekatı'nda Ruslar'a esir düşen
askerlerimiz (Ocak 1915)...

BURSA-Eski Belediye binası.

Constantinopoleİstanbul before Ottoman conquest
Taken from greatmaps

KAHRAMAN
TÜRK KADINI: KILAVUZ HATİCE
Adana
ve yöresinde Fransız’lara karşı verilen
mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine
katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920’de Milli
Kuvvetler Pozantı’ya taarruza başladığında,
kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak
onlara kılavuzluk etmiştir.
Hatice
Hanım, kılavuzluk yaptığı Fransızlara yanlış yol
göstererek Karboğazı’na sokmuş ve boğaza sıkışan
Fransızlar Türk askerine esir düşmüşlerdir.
Kılavuz Hatice sayesinde 44 kişilik kuvay-ı
milliye grubu sıkışan Fransızları çarpraz ateş
altına alarak, 650 er, 23 subayı esir almış, iki
top, 8 makineli tüfek, bin kadar silah, 13
kadana, 90 katırı ele geçirmiştir.
Bu
olayların ardından, Mustafa Kemal Paşa'dan şu
telgraf geldi:
"Devamlı
başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman
Kuvayı Milliyemize selam ve teşekkür ederim."
Turgut
ÖZAKMAN 9 Ocak 2006 Hürriyet

Balkan Savaşı'nın İlk Şehidi Mehmet Cemal Bey

Setüstü Kabataş(Fotoğraf Tarih yok)Alıntıdır.

İstanbul'un
işgal altında olduğu dönemde 1923'te tedavüle
girmesi planlanan ve Yunanistan tarafından
bastırılan 500 Yunan drahmisi.
Türk
Kurtuluş Savaşı'nın Mustafa Kemal Paşa
önderliğindeki Türk ordusunun zaferiyle
sonuçlanmasının ardından Yunanistan bu parayı
kullanamadı.

Mecidiyeköy
deresi eski teneke gecekondu mahallesi 1950 li
yıllardan görüntü Nostalji

Selanik'te
Yunan askeri bir Türk’ün ellerini arkadan
kavrarken, Bulgar askeri de fesinin üzerine haç
işareti çiziyor.
30
Kasım 1912, The Illustrated London News.

Saraybosnalı
bir Türk Bula Kadını
A
Turkish Bula Woman from Sarajevo
kaynak:
nadidefotograf

Deniz
Harp Okulu öğrencileri Heybeliada'da ..1950..
(Sn.Nuray Bilgili Arşivinden)

Nüfus
13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde
yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul
yoktu. Traktör sıfırdı, kara saban’ dı. Beş bin
köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor,
insanlar kırılıyordu.
İki
milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi,
verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi
trahomluydu, bebek ölüm oranı binde 480’di, her
doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette
sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı,
sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört
hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış
bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12
bindi. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu,
kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler,
demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin
sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan
Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika
vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez,
Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve
Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı.
Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
(Veremle
boğuşan halk, ahırda yatarken… Bademlerin yere
göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi
vardı. Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste,
Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur hanım filan,
16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Tayyip
Erdoğan’ın dedemiz dediği Abdülmecid’in 22 eşi
vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken,
herif sarayında iki futbol takımı kadar kadınla
yatıyordu.)
Tiyatro
yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor
yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı
değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle
çalınmıştı.
Kimisi
alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı
12.00 kabul ediyordu, kimisi zevali saat’i
kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00
kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi
saat’i esas alıyordu, kimisi güneşin tamamen
battığı ezani saat’i esas alıyordu. “Saat kaç
birader?” diye sorduğunda, her kafadan bi ses
çıkıyordu.
Kimisi
hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim
kullanıyordu. Kimisinin şubat’ı kimisinin
aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman
dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem,
okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne
ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne
uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin
sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde
dördü okuma yazma biliyordu. Okur-yazar
erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi.
Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula
gitmiyordu. Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72
ortaokul, sadece 23 lise vardı.
Türkiye’nin
tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci
kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin,
öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı,
darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke
bilim’den çoook uzaktı.
600
sene boyunca Türkçe’nin ırzına geçilmiş,
Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca,
İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi
istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri
olmayan Arapça’yla Türkçe yazmaya
çalışıyorlardı.
“Harf
devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik,
köpekleştirildik” falan deniyor ya… İbrahim
Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca
basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz?
Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu
gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki
zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu
topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5
milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet
satılmıştı. Voltaire, bir kitabında şu ağır
tespiti yapmıştı: “İstanbul’da bir yılda
yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan
azdır!”
Ve
neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen
önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin
olsun biraz!..

Ottoman soldiers who were captured by the British
while fighting on the Tuzhurmatu front 70 kilometers south
of Kirkuk. April, 1918

Saraybosna'da
bir sokakta Türk Kadını
Türkin
auf der Strasse Curkinja na Sokaku
Kaynak:
nadidefotograf

1845 yılı muhteşem Kız Kulesi gravürü.. (Ressam:
Thomas Allom)

Haziran 1911'de Askeri Mektepten Mezun Olup Harbe
İlk Giden Doktor, Yüzbaşı Giritli Hüseyin Hüsnü Bey

Balkan harbi 1912 aylardan ekim sonbahar yaprak
dökümü gibi... Annesinin elin öpüp helalik isteyen koca
yürekli gencimiz İstanbuldan Balkanlara uğurlandı.
Fotoğraf'ta gördüğünüz gibi son bakışmalar olabilir ama
Rabbım cennetinde kavuştursun(amin).

[ TC
Celal Ince Naklediyor ] :
''O
zaman adı var kendi yok şimdiki Arsinin Ladomi
kebir denen köyden zorunlu göçler başlamıştı
bazıları bunu göze alamadığından Rus
askerlerinin gözetiminde yol çalışmalarına
katılarak köylerinde kalmayı tercih ettiler
Inceoğulları sülalesi yani bizimkiler son anı
beklemiyi seçtiler, Ruslar ve onların yerli
işbirlikçi Ermenilerin baskıları zulümleri git
gide çekilmez hal almıştı, yakıp yıkmalar,
talanlar kadınlara tasallut had sahfaya çıkmıştı
artk beklemenin çözüm getirmeyeceğini anladı ve
yola koyuldular, inekleri tavukları erzak
öteberi derken köyden yola koyuldular babam 7
yaşında kah ele kah halamın sepetinde amcalarım,
ninem, akrabalarımızın diğer fertleri bu zorlu
yollarda ilerliyorlardı Rus gemileri yüzlerce
muhacirin geri dönmesi için denizden önlerine
top atıyorlardı artık geri dönüş yoktu yolarda
göç edenlerin hayvanları telef olmuştu birçok
insanda sıtma hastalığı başlamıştı yaşlı bazı
insanlar buna yenik düşmüştü, erzak tükenmiş
açlık dayanılmaz noktaya gelmiş, buna rağmen bin
bir meşakkatle hedefe ulaşılmış ordunun yalıköy
denen yere varmışlar, trabzon işgal edildiği
için valilik ilçemiz olan orduya taşındığından
oraya yerleşmek çok zor olmamış, iki yıl
kalmışlar düşmanın çekilmesi beklenmiş, babamın
annesi ve bir kaç kadın çarşıya inmiş Trabzonun
kurtulduğunu öğrenmiş köye evine doğru
koşarak,'' komşulaaar gavur gitmiş artk köyümüze
dönüyoruz'' diye haykırmış, ama ne yazık ki
dönmek nineme nasıp olmamış bir kaç gün içinde
hayatını kaybetmiş diğerleri dönmeyi
başarmış..''
[
Nakledilen Tarih : 11 Haziran 2015 ]

1930 “
İmam Hatip Lisesi diploması.
Din
dersleri dışında, okutulan dersler arasında
Fizik, Kimya, Zooloji, Botanik, Sosyoloji ve
Fransızca'da var.

Enver
Paşa’nın Trablusgarp kahramanlıkları ve
Halife’nin damadı olması halk arasında büyük
saygıya sebep olmuştu. Enver Paşa’nın başına
“Re’sek Enver Başa” diye yemin edilir bu
yeminden sonra yalan söylenilmez, söylemeyeceği
düşünülürdü. Enver Paşa’nın başı üzerine edilen
yemin, bölgede çok saygın olduğunun
göstergesidir...
Karargah’ta
kaybolan bir silah ardından şüpheli olan bir
mücahit, dövüşmüştü. Vurulan kırbaçlardan
bayılan mücahit yüzüne su vurulup ayıltıldığında
“Enver Paşa’nın başı üzerine yemin ederim ben
çalmadım” dediğinde, suçsuzluğu ispatı için kâfi
gelmişti.

Mahmut Şevket Paşa ,Dolmabahceden ayrılırken.

"Büyük
devletler; aralarında bir harp çıkarmadan adım
adım bu işi ilerletecek bir formül bulmuşlardı.
En çok Makedonya’da tecrübe sahasına koydukları
bu formül şu idi: Türkten gayrı unsurlara
ihtilaller yaptırmak, sonra da orayı nüfuz
mıntıkalarına ayırarak jandarma ve idari kontrol
koymak ve asayiş büsbütün bozulduktan sonra kati
işgallere başlamak. Rumlar, Ermeniler,
Bulgarlar, Sırplar.. hatta dini camia içinde
Türklerle kaynaşmış olan Araplar, Arnavutlar..
hep bu maksatla tahrik olunuyor ve
silahlandırılıyordu."

Oraj POYRAZ(0raj....@neomailbox.net)
L2fSIJNoA0xfSNxA