Mustafa Kemal samimi bir Türk milliyetçisi idi. Bunun en canlı misaline Yafa ’da şahit oldum. Cumhuriyet Devrinde Çankaya’da birkaç defa da ayrıntıları kendisinden dinledim.
Mustafa Kemal, 5. Ordu’da Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu.
► Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacağız?
Diyordu. Aynı ıstırabı ben de duyuyordum. Bir gün piyade stajını yaptığı Yafa ’ya gittim. Piyade acemi devresi henüz yeni başlamıştı. Çoğunluğu o bölgeden toplanmış olan Arap gençleri teşkil ediyordu. Eğitim kadrosu ise Anadolulu kıta çavuşları olan Türk gençlerinden kurulmuştu. Mustafa Kemal’in bölüğümde alaydan yetişmiş Makedonya Türklerinden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Uzun yıllar 5. Ordu mıntıkasında kaldığı halde Rumeli şivesini değiştirmemişti. Yüzbaşı, Anadolulu kıta çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu. Adını bu gün pek hatırlayamadığım bu yüzbaşıyı ben de tanıdım. Fena bir adam değildi. Talimlerde, Türkçe bilmedikleri için verilen emirleri anlayamayan bazı erlerin yanlış hareketleri kıta çavuşlarının biraz sert davranmalarına yol açıyordu. Bunu gören yüzbaşı da çavuşları ağza alınmayacak sözlerle haşlıyordu. Bir gün Müfit (Kırşehir) (Özdeş) dayanamamış:
► Arkadaş, demişti. Senin bu yaptığın hareket doğru değil.
Aynı uyarmayı, daha ciddi olarak Mustafa Kemal de yapmış, fakat bir etkisi olmamıştı. Bana bu bilgiyi veren Mustafa Kemal, bir hafta on gün önce cereyan eden bir olayı şöyle anlattı:
“Bir gün, Makedonyalı yüzbaşı, kıta çavuşlarında birini bölük kumandanlığı odasına çağırttı. Müfit’le ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı genci izzet-i nefsini kıracak şekilde azarlamağa başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu.
► Sen, diyordu, nasıl olur da necip Arap kavmine mensup Peygamber Efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil. Sen onların ayağına su bile dökemezsin.
Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunanın çizgiler sertleşmeğe, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinde okunmağa başladı. Fakat gerçek itaatin sembolü olan her Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeğe çalıştı. Göz pınarlarında tanelenen yaşlar yanaklarına döküldü.
Dayanamadım.
► Yüzbaşı efendi, susunuz!
Diye bağırdım. Birden şaşırdı. Sözlerinin bizden tasvip görmesini beklediği anlaşılıyordu.
► Yoksa fena bir şey mi söyledim?
► Evet, çok fena hareket ettiniz. Buna hakkınız yok. Bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir. Fakat senin de benim de, Müfit’in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilmez bir gerçektir.
Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.”
Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi: Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır.
Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumunu teşkilinin en büyük amilini bu asil düşüncede aramalıdır. Türk milletinin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca gaye bilmiştir. Milletine:
► Ne mutlu Türküm diyene!
Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı.

Oraj POYRAZ(0raj....@neomailbox.net)
L2fSIJNoA0xfSNxA