BEN ASIL ORADA ÖLDÜM

0 views
Skip to first unread message

Oraj POYRAZ

unread,
Aug 10, 2026, 3:27:48 PM (13 hours ago) Aug 10
to ozgur-...@googlegroups.com

BEN ASIL ORADA ÖLDÜM


Ben mezarda yatan

bir kız babasıyım.


Adımı taşa yazdılar,

rütbemi altına,

doğduğum yılı bir yana,

öldüğüm yılı öbür yana.


İki tarih arasına

bir ömür sığdırdılar.


Oysa benim ömrüm

o çizgiden uzundu biraz;

bir kız çocuğunun

babasız büyüyeceği kadar.


Onu hiç görmedim.


O da beni.


Dünyaya geldiğinde

ben çoktan

toprağın altında

babasının kim olduğunu soracağı günü

bekliyordum.


Asker olmuştum.


Çünkü yoksul evlerin çocukları

bazen meslek seçmez,

gelecek seçer.


Ben de onun geleceği için

kendi geleceğimden vazgeçtim.


Dağ dediler, çıktım.

Tepe dediler, aştım.

Gece dediler, yürüdüm.

Soğuk dediler, sustum.


Güneydoğu’nun dağlarında

ölümü çok gördüm.

Ölüm de beni gördü.


Bir gün

bir kurşun benden önce davrandı.


Düştüm.


Silah arkadaşlarım kaldırdı beni,

bayrağa sardılar.


Memleketime döndüm.


Ama yürüyerek değil.


Sonra bir gün

mezarıma geldiler.


Annesinin elinden tutmuş

küçücük bir kız...


Benim kızım.


Toprağımın başında durdu.


Önce harflere baktı,

okuyamadı.


Sonra taştaki fotoğrafıma.


Minicik parmaklarını

yüzümün üzerinde gezdirdi.


Kaşlarıma dokundu,

gözlerime,

yanağıma...


Ben toprağın altından

o küçücük eli

bütün bedenimde hissettim.


Sonra annesine döndü:


Babam bu mu?”


İşte...


Ben asıl orada öldüm.


Kurşun yalnızca bedenimi almıştı.


O üç kelime

babalığımı aldı elimden.


Bir kere bile

kızım” diyememiştim ona.


Bir kere omzuma alamamış,

ateşi çıktığında başında beklememiş,

ilk adımını görmemiş,

saçını okşamamıştım.


Ben vatan için ölmeyi bilirdim.


Ama bir çocuğun

babasını bir mezar taşından öğrenmesinin

hangi vatan tarifine sığdığını

bilmiyordum.


Yıllar geçti.


Toprağın altında

sesleri duymaya devam ettim.


Bir zamanlar uğruna

dağlarda yürüdüğümüz ordunun

başına başka fırtınalar geldi.


İftiralar dolaştı koridorlarında,

kumpaslar kuruldu,

üniformalar örselendi,

silah arkadaşlarımın onuru

mahkeme kapılarında sınandı.


Ve gün geldi,

benim uğruna can verdiğim değerlerle

hesaplaşanların gölgeleri

yeniden düştü memleketin üzerine.


Bazıları affedildi,

bazıları unutuldu,

bazılarının adı değişti.


Ama mezar taşlarındaki isimler

hiç değişmedi.


Ben orada

bir daha öldüm.


Çünkü insanı öldüren

yalnızca tetiği çeken değildir bazen;


uğruna öldüğü şeyin

anlamını kaybettiğini düşünmek de

öldürür insanı.


Şimdi burada yatıyorum.


Üstümde bir bayrak,

başucumda birkaç karanfil,

taşımda genç bir adamın fotoğrafı.


Kızım büyümüştür.


Belki artık

fotoğrafımdaki adamdan daha yaşlıdır.


Belki bir çocuğu vardır,

belki ona benden söz eder:


Bu, senin deden.”


Ben hâlâ

o ilk dokunuştayım.


Minicik bir el

taştaki yüzümü okşuyor hâlâ.


Ve bir çocuk

annesine aynı soruyu soruyor

yıllardır:


Babam bu mu?”


Evet kızım.


Baban o.


Ama bil ki

ben o dağda yalnız bir kere öldüm.


Asıl sen

fotoğrafıma dokunup

beni tanımaya çalıştığında öldüm.


Sonra inandığım değerlerin

yaralandığını gördüğümde

bir daha.


Bir insan

kaç kere ölür bilmiyorum kızım.


Ama bir baba,

çocuğunun hafızasında

yalnızca bir mezar taşıysa,


ölüm

bir kere olmuyor.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages