Şeytan'ın tarih'i?!

373 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Oct 1, 2020, 5:58:21 AM10/1/20
to oybi...@googlegroups.com
Şeytan'ın tarih'i?!

NEDİR NE DEĞİLDİR
Yazı X:
ABDURRAHMAN DİLİPAK: Azerbaycan

Azerbaycan deyince aklımıza gelen nedir? “iki devlet, bir millet” sloganı değil mi? Aslında Anadolu coğrafyasının tarihini bilmek istiyorsanız, tarihinizi 1071’le Malazgirt’ten başlatmamanız gerek. Anadolu’nun fethini.. Mesela birçok kişi bugünkü Moğolistan’dan çıkıp Gobi çölünü geçip Anadolu’ya geldiğimizi zanneder. Azerbaycan haberlerini siz Tv’lerden izliyorsunuz, ben bugün işin öteki yanını yazayım.
Aslında ne İstanbul’un fethini biliyoruz, ne de Anadolu’nun fethini! Anadolu’nun İslamlaşmasının Diyarbakır’dan başladığını da bilmez birçok kişi.. Kadisiye savaşını, Mısır’ın ve Filistin’in fethini de bilmeyiz. Kırım’ın fethini de. Kırım, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1475 yılında fethedildi. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinin ardından Karadeniz’e de bayrak gösterdi. Sadece Anadolu ve Rumeli hisarları ile sınırlı bir tarihle bir yere varamayız. 2020, 5 Haziran’ı Kırım’ın fethinin 545. yılı idi mesela. Tabi ki, yine ıskaladık.. 15 Ağustos 1461 günü Trabzon, Fatih tarafından karadan ve denizden kuşatılarak fethedilmişti, 559 yıl önce. Okumayınca olmuyor. Sadece TV’den kurgulanmış diziler izleyerek tarih, ekrandan kulaktan dolma bilgilerle din öğrenilmiyor. Garip değil mi, bir yandan Moğollar’ın ne kadar zalim olduğunu anlatıyoruz, öte yandan Hun İmparatorluklarını Türk devleti olarak selamlıyoruz. İslam medeniyetinin yıkılışına yol açan Bağdat’ın Hulagu’nun eline geçmesi de gerçek, sonradan bu insanların Müslüman olup İslam’a hizmet etmesi de. Biz Timur’u “Aksak Timur” olarak aşağılarız. Özbekistan’da Timur bizdeki Fatih’in saygınlığına sahiptir.
Konfederatif, başkanlıkla yönetilen. Anayasası, meclisi, parası, pulu, hükümeti olan “Kars İslam Cumhuriyeti”ni de bilmeyiz, “Batı Trakya Türk Cumhuriyeti”ni de. Varsa yoksa Sivas ve Erzurum Kongresi, Türkiye Cumhuriyeti ve Hatay Cumhuriyeti. Ve aslında daha bir sürü kongre hükümeti.
Alparslan nereden geldi de Anadolu’yu fethetti. Ordusu sadece Türklerden ve Müslümanlardan mı oluşuyordu? Alparslan’ı en çok meşgul eden Bizans ordusu mu idi, yoksa kendi öz kardeşi mi?
Fatih’i okurken Cem Sultan’ı da okusak, Yıldırım Beyazıt’ı okurken Timur’u da okusak, Alparslan’ı okurken Çağrı beyi de okusak. Tarih ders almak içindir, övünmek ya da dövünmek için değil. Kerbela, ya da Kudüs’ün fethi, kaybettiklerinizi kazanabiliyor musunuz, kazandıklarınızı koruyabiliyor musunuz? Peygamberler dışında, mutlak anlamda hiç kimse için masumiyetten söz edemeyiz. Her insanın doğru, eksik ya da yanlış yanları olabilir.
Mefahirden ibaret, kurgulanmış bir fanteziye dönüştürülen tarih hikâyelerinden yakamızı kurtaramadığımız sürece, bütün bu anlatılanlar bugünü ve geleceği anlamak için bize tarihten gelen bir tecrübe ve bilgi birikimi olarak hiçbir katkı sağlamayacaktır.
Bugün birçok kişi, 100 yıl önce Toros’larının alt yakasının Haleb eyaletine bağlı bir bölge olduğunu bilmez. Ayasofya’yı konuşurken ortaya çıkmıştı, ne Bizans’ı, ne Ortodoks’luğu, ne Osmanlı’yı, ne Doğu Roma’yı biliyoruz.
Azerbaycan’la Ermenistan arasında bir çatışma var, aynı gün internette bir haber: Ermeni Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan katıldığı bir televizyon programında dikkat çeken açıklamalarda bulunmuştu. “Türkiye’de 100 binin üstünde gizli Ermeni var” iddiasında bulunan Ateşyan, Tunceli’nin yüzde 90’ının Ermeni olduğunu savunmuştu. Bir o kadar, hatta daha fazla, Rusya’dan ya da Ermenistan’dan gelen Ermeni, çoğu İstanbul’da kaçak olarak çalışıyor. Sanırım bazı konularda daha çok okumamız gerek, daha çok soru sormamız ve cevabını aramamız gerek. Gerçeklerle yüzleşme cesaretine sahip olmamız gerek. Gerçek olan herkes için en iyi olandır. Ermeni Kızılbaş, Ermeni PKK ilişkisini iyi araştırmak gerek. İnkâr ve meydan okuma ile bir yere varamayız. Sonunda biz asırlarca birlikte yaşamış bir halkız.
Batum Antlaşması ile 4 Haziran 1918’de Azerbaycan Millî Şurası ile Osmanlı Devleti arasında çok yönlü işbirliği çerçevesinde Azerbaycan Heyeti Osmanlı Hükümetinden askeri yardım talep etti. Bu süreçte Enver Paşa’nın kardeşi, Azerilerin “Milli Kahraman” olarak selamladıkları Nuri Paşa tarafından kurulan “Kafkas İslam Ordusu” Filistin Cephesinden getirilen 106. ve 107. piyade ve 56. topçu alayları ile desteklendi. Bu anlamda Çanakkale’den Filistin’e, Filistin’den Azerbaycan’a bir yol gitmektedir. Osmanlı Ordusu Nahcivan üzerinden Güney Azerbaycan’a girerek, Irak cephesinde bulunan 6. Ordu’ya bağlı Ali İhsan Sabis Paşa emrindeki 4. kolordu kuzeye ilerleyerek 8 Haziran 1918’de Tebriz’de kontrolü sağladı.. Daha sonra Ermeni kontrolündeki Hoy üzerinden Karabağ’a yürüyerek Kuzey Azerbaycan’la Güney Azerbaycan’ı birleştirdi. İşte bugünkü Karabağ o Karabağ.
Enver Paşa, Bakü’nün kurtuluşunu “Allah’ın yardımı ile Bakü şehri 30 saatlik şiddetli muharebeden sonra, 15 eylül 1918’de (1334)’te saat 9 sularında zabt edilmiştir” diye duyurdu. Ekim ayı başında da Osmanlı askerleri Dağıstan’da Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’ne destek verdi.
17-18 Ocak 1919 tarihleri arasındaki Büyük Kars Kongresinde ilan edilen, Konfederatif Kars İslam Cumhuriyeti, 12 Nisan’da İngilizlerin Kars’ı işgal etmeleriyle son buldu. Osmanlı birlikleri artık Doğudaki hattın gerisinde kaldılar.
Bize Sivas ve Erzurum kongreleri anlatılır ama, olayın bu yanı anlatılmaz. Mesela, sahnedeki panoda “Aranızda Şura (Sovyet) ile hükmedin” ayetinin yazılı olduğu ve Sovyet rejiminin Kur’an’ın mehdiyeti olduğu iddia edilen, Komintern tarafından organize gerçekleştirilen  1. Doğu Halkları Konferansı, 1- 7 Eylül 1920 tarihleri arasında Bakü’de gerçekleşti. Biliyorsunuz, Arapçada “Komunist” “Şurevi” demektir.. Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak’a Türkiye Komunist Partisi’ni boşuna kurdurmadı yani! Ya da Taksim Anıtı’ndaki “Rus generalin heykeli ne alaka yani” demeyin! Ve unutmayın, tarih övgü ya da sövgü kitabı değildir. Osmanlı, Bizans, Doğu Roma, Hilafet, Kırım, Yunanistan, Suriye, Irak, Azerbaycan, Filistin, Çanakkale, Anadolu’nun fethi, Türklerin İslamlaşması bize anlatıldığı gibi olmayabilir. Övünmek ya da dövünmek yerine, karşılaştırmalı olarak okuyup, aklı kiraya vermeden anlamaya çalışmak daha iyidir. Sahi bu sınırları, kim, niçin ve  nasıl çizdi? Selam ve dua ile.
https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/abdurrahman-dilipak/azerbaycan-33664.html
(...)
Yazı X:
SERDAR TURGUT: Çevremizdeki olaylar 100 yıl önce planlanmıştı (bir gizli tarih denemesi)

20’nci yüzyılın başında dönemin global güç merkezleri Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesi durumunda kendilerine en fazla yarar sağlayacak manevra alanlarını belirleme çalışmalarına girişmişlerdi.
İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Sovyetler Birliği, hepsi, Osmanlı'nın çöküş ve parçalanma sürecinin kendilerinin kontrolünde olması ve süreçten en fazla yararı sağlayabilecek düzenlemeleri yapabilmenin peşindeydiler.
Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından yayınlanmış ve editörlüğünü Marian Kent’in yaptığı ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu ve Büyük Güçler’ adlı kitapta da denildiği gibi; "Büyük güçlerin 20’nci yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nda hatırı sayılır çıkarları vardı. Bu ekonomik çıkarlar büyük ölçüde 18. ve 19. yüzyılda edinilmişti. Her 'Güç’ün Osmanlı İmparatorluğu’nda kendi özel kaygıları ve özel ilgi alanları vardı. Fakat güçler birbirinin çıkarlarına ya da özel çıkar alanlarına ciddi biçimde biçimde dokunulmadığı sürece, bu alanda ciddi rahatsızlıklardan kaçınıldı.’
Yani bahsettiğim çalışmanın işaret ettiği gibi dönemin küresel güçleri hem Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra oluşacak dünyadan en büyük payları alma peşindeydiler, hem de bunun bir yeni paylaşım savaşına yol açma ihtimalinden de çekiniyorlardı.
Dönemin hegemonik global gücü İngiltere, Birinci Dünya Savaşı sonrasında dağılması kaçınılmaz hale gelen Osmanlı sonrasında dünyada önemli güçler arası yeni paylaşım anlaşmazlıkları çıkmaması için 1916 yılında Sykes Picot Anlaşması ile Osmanlı sonrası statükoyu kendisine göre düzenledi. Bu anlaşmanın metni Kut’ül Ammare kuşatmasında İngiliz ordusunun Osmanlı ordusu karşısında bozguna uğratılmasından 17 gün sonra ortaya çıkarıldı.
Büyük güçler arası olası çıkar çatışmaları bu anlaşma ile bir süreliğine donduruldu. İngiltere, Osmanlı sonrası oluşan dünyada nasıl yeni bir düzen oluşacağını daha sonraki yıllarda belirleme zamanı geldiğinde bunu global gücünü kullanarak diğer büyük güçlere de tatmin olacakları Osmanlı İmparatorluğu'nun topraklarından paylaşım sağlayarak, yani yeni bir savaşa yol açmadan yapmayı düşünüyordu. Savaşın sonunda bölgedeki sorunlar işte bu yüzden bir süre için dondurulmuştu.
İngiltere’nin bu planının istediği gibi çalışabilmesi için planlanan paylaşımda Anadolu toprakları da önemli bir yer tutuyordu. Bunun anlamını Sevr Antlaşması'nın haritaları ortaya çıkarılınca görmüştük.
Ancak dönemin hegemonik gücü olan İngiltere düzen sağlayacağını düşündüğü o planı hiçbir zaman uygulanamadı çünkü hesaplanamayan bir şey olmuştu. İngiltere, Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıkacağını görememişti ve Kurtuluş Savaşı verilip yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulunca İngiltere’nin Osmanlı eski topraklarında istediği düzeni kurma planı istediği kapsamda uygulanamadı. Dondurulmuş sorunların çoğu donduğu gibi bırakıldı.
Dönemin dünya sisteminin hegemonik devleti İngiltere planlarını bozan Türkiye’yi hiç affetmedi ve bu hıncını diğer planları ile birlikte emperyalizmin merkezinin uzun vadeli gizli planlar raflarına kaldırdı.
Büyük güçler o dönemde tamamlayamadıkları Türkiye ile hesaplaşmaları için uygun zamanı beklemeye başladılar.
İngiltere’nin uzun vadeli dünya düzeni ve bunda kritik rolü bulunan merkezinde Türkiye’nin de bulunduğu bölgemizle ilgili düşüncelerini içeren planlar İkinci Dünya Savaşı sürecinde dünya sisteminin yeni hegemonik gücü olan Amerika’ya devredildi.
Bu planların devir tesliminin nasıl gerçekleştiği de ayrı bir ilginç konudur. İkinci savaş sonrasında Amerika’nın İngiltere’nin yerini alacak hegemonik güç olacağı belli olunca İngiltere, Washington’da kapsamlı bir büyükelçilik oluşturdu. Büyükelçiliğin örgütlenmesi de ilginçti ve Amerikan dışişlerinde ne kadar daire ve bölüm varsa elçilikte aynen o kadar benzer birim bulunuyordu. Eski hegemonik güç İngiltere elçiliğinde kurmuş olduğu gölge Amerikan Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla tüm politikalarını Amerika ile koordineli yapmaya başladı.
İki ülke politikaların bu şekilde iç içe geçmişlikleri daha sonra İngiltere’de yetişen Rus ajanlarının İngiltere’ye zarar verirken aynı zamanda ABD’ye de büyük darbeler vurmasına yol açtı ama bu daha sonra incelenebilecek çok ilginç bir başka konudur
Türkiye ile Osmanlı sonrasındaki hesaplaşmasını bitirememiş İngiltere o dönemde Türkiye ve bölgesi ile ilgili uzun vadeli planlarını da o süreçte Amerika’ya aktardı.
Ülkesinin özel konumu ve izolasyonu nedeniyle o güne kadar Ermenilerden, Kürtlerden ve Suriye’den fazla haberdar olmayan Amerika, İngiltere sayesinde o dönemde bunları ustasından öğrenmeye başladı.
Diyeceğim o ki bugünlerde sınırlarımızın her yanının patlamaya hazır saatli bombaya dönüşmüş olması katiyen tesadüf değildir ve en azından 100 yıllık ve belki de daha uzun bir hesaplaşmanın ürünüdür.
Türkiye son yıllarda bölgesinde emperyalizmin çıkarlarına dokunan adımları atmaya başlayınca bu hesaplaşmanın tarihi biraz öne alınmış görünüyor.
Ne Dağlık Karabağ’da ne Suriye’de olanlar ne de İsrail ile ilgili yaşananlar ve ne de Yunanistan'ın saldırganlığı ve buna bağlı ikincil global güçler olan Fransa ve İtalya’nın tavırları uzun dönemli tarihi okuyabilenler açısından hiç şaşırtıcı olmamalıdır.
Bilmem dikkat ettiniz mi ama ortada görünen ikincil düzeyde güç olan ülkeler dışında ne İngiltere ne de Amerika, Akdeniz’de gözükmüyorlar çünkü onlar perde arkasında bölgemiz için birlikte oluşturdukları uzun vadeli planları ile varlar.
https://www.haberturk.com/yazarlar/serdar-turgut-2025/2819329-cevremizdeki-olaylar-100-yil-once-planlanmisti-bir-gizli-tarih-denemesi
(...)
Yazı x:
'Osmanlı bir şeyhler-müritler devletidir' diyen Akit yazarı, padişahların bağlı olduğu tarikatları yazdı

Türkiye günlerdir tarikat ve cemaatler tehlikesini tartışırken, Akit yazarı tarikatları övmek için Osmanlı'dan örnekler verdi.
Akit gazetesinde tartışmalı tarih yazıları yazan Yavuz Bahadıroğlu, "Padişahlar, tarikatlar, şeyhler, müritler" başlıklı bugünkü yazısında tarikatların Osmanlı devletindeki gücüne işaret etti ve bütün padişahların bir tarikata ve şeyhe tabi olduğunu iddia etti.
"Osmanlı Devleti bir şeyhler-müritler devletidir" diyen Bahadıroğlu, "Osmanlılarda tarikatlar o kadar önemlidir ki, 600 bin nüfuslu Kanuni İstanbul'unda, 300'ü aşkın dergâh vardır.Ayrıca hemen hemen tüm Osmanlı padişahları, şehzadeler ve hanım sultanlar bir tarikata bağlıdır." diye yazdı.
Akit yazarı, Osmanlı döneminde padişahların bağlı olduklarını iddia ettiği tarikatları da şöyle sıraladı:
https://www.gercekgundem.com/guncel/215969/osmanli-bir-seyhlermuritler-devletidir-diyen-akit-yazari-padisahlarin-bagli-oldugu-tarikatlari-yazdi
(...)
Yorum şu:
Aynı şeyleri tekrar edip farklı sonuç'lar elde etmek mümkün değil ise "Möbius şeridi" içinde dönüp duran bugün'ün hikayesi ortada:
Osmanlı'yı tarih'e gömen o kafa'dan mülhem boy'umuzdan büyük BOP'tayız.
Başka?!
Tarih ne masaldır, ne de edebiyat!
Beş yüz yıl dahi tarih için yakın dönem ise iki yüz yıllık Prusya operasyonu kapsamında, yakın dönem okumasını "Neo Roma" üzerinden "karşılaştırmalı" yapmak mümkün.
Başka?!
2007 öncesinde (2005) güncellenen "irtica" tanımı kapsamında, siyasal simge de olsa "türban" tehdit değil!
"Yeni irtica" kod'lamasında, yabancı servis'ler tarafından yön'lendirilen dini, sisyasi, sosyal organizasyon'lar var.
İngiliz, Alman, Siyon vb.
Osmanlı çökerken, bir yanda Kuvva-yi Milliye vardı, diğer yanda Kuvva-yi İnzibatiye.
Basit soru şu:
Kuvva-yi İnzibatiye'nin finansmanını kimler yaptı, niye yaptı?!
2020 sonbahar'ında da görüldüğü üzere, fakir, fukara cemaat ya da tarikat şeyhi kalmadı ise BOP'ta kimin eli kimin cebinde, yek tek ortada!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e hakaret edenler kimler ve/veya Laik Türkiye'yi tasfiye operasyon'unda kullanılan "irtica"i yapılar ortada.
Büyük ermeni kürt devleti projesi'nin dış'tan yönlendirilen baş'ları sır değil.
Hasılı:
Brexit / AB makas'ı.
Nüans?!
Elli ya da yüz yıl öncesi yaşananlar, gazetecilik'in ilgi alanına giriyor ise tarih'sel okuma yapmak için 500 yıl dahi erken dönem ise...
Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün genç'lere emaet ettiği "medeniyet mücadelesi" ve/veya "medeni devletleri" aşma hedef'i nihayetlenmemiş, savaş devam ediyor demektir.
Sevr'in yerini matruşka BOP'ta "Neo Sevr" almış ise ortak düşman belli:
Medeniyet'lere savaş açan küresel sermaye'nin o kafa'ları.
İstiklal Marşı "Korkma" diye başlıyor ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk & Mehmet Akif Ersoy bileşkesi, çöl'de aranan "su"yun bileşkesi.
Ezcümle:
"Mükemmellik" Allah'a mahsus.
Biz "hata" yapan, "yanlış"a bulaşan "nefisli faniler" için her daim eleştirilecek, eksik, şaşkın bir şey'ler vardır ve de var olmaya devam edecek'tir.
Yalnız, "önder" de olsa fani'leri, Allah'la mukayese etmek, "mükemmellik" beklemek, BOP'un şeytan'ın tezgah'ına gelmekle eş'manadır.
"Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi" yakıştırmasını kabul etmek, şirk'e girer.
Yaradan, "seçilmiş" Peygamber'leri önceden belalara karşı uyarmıştır, Peygamber'in izinden giden kavim'leri de defalarca sınamıştır, şaşırtmıştır.
Hz Nuh'un, Hz Lut'un, Hz Musa'nın, Hz İsa'nın, Hz Muhammed'in kavmi.
Zilzal suresi bunun için var.
Mükemmellik Allah'a mahsus ise Atatürk'ü "mükemmel" olmadığı için eleştirenler, yerden yere vuranlar, kendi mükemmel tanrı'ları kim(ler) ise onların adını telaffuz etsinler, tanıyalım, tartışalım.
Yetimlikten, yoksulluktan, hiç'likten gelen Gazi Mustafa Kemal Atatürk "eleştiri ötesi" bir varlık değildir.
Ne var ki, şirk'e bulaşanların "möbius şeridi" içinde dönüp duran "ağır roman" hikayeleri ortada.
Osmanlı'yı batıran o kafa, bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için beş vakit şeytan'ın hizmet'inde ise bir başka nüans?!
Şeytan, Allah'tan korkan, şaşırtan, büyük sınav'a katkı sağlayandır.
Şeytan'laşmış insan ise ne Allah'tan korkar ne de devlet, millet tanır ise tarih'te her ne yaşanmış ise...
Vs vs.
Nokta.
 
1 Ekim 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages