Ertesi gün ve/veya Saran'ın taraf'ı?!

422 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Oct 16, 2020, 4:42:23 AM10/16/20
to oybi...@googlegroups.com
Ertesi gün ve/veya Saran'ın taraf'ı?!

"Kurt dumanlı havayı sever."
Fransızlar ise bu anlamda "Quand c'est flou, c'est qu'y a un loup" derler.
Yani "Eğer -ortada- bir karmaşa varsa, ondan faydalanmak isteyen de çıkacak" manasında bir deyim.

...

DURUM ANALİZ

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ CEZA DAİRESİNE
Sunulmak Üzere
İSTANBUL 35. ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
Gönderilmek Üzere
İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2020/214E.
KARAR NO : 2020/305K.
İSTİNAF KANUN YOLUNA BAŞVURAN
SANIK : Hayrullah Mahmud Özgür
DAVACI : K.H.
MÜŞTEKİ : Steven Sadettin Saran
SUÇ : Sesli Yazılı veya Görüntülü Bir İleti İle Hakaret
KONU   :İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/214E.2020/305K. sayılı 24/09/2020 tarihli ilamının istinaf kanun yolu ile incelenerek hükmünün KALDIRILMASI ve yapılacak istinaf incelemesi neticesinde hüküm tesisi ile BERAATİME karar verilmesi talebinden ibarettir.

AÇIKLAMALAR

1) Mahkemenizin yukarıda esas numarası belirtilen dosyası ile hakkımda açılan davada Yerel Mahkeme usul ve yasaya aykırı olarak eksik inceleme ile hakkımda mahkûmiyet kararı vermiştir.

2) Gerekçeli kararın tarafımıza tebliğinden itibaren gerekçeli temyiz dilekçesi sunma hakkımızı saklı tutarak, İstanbul 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/214E.2020/305K. sayılı 24/09/2020 tarihli ilamının istinaf yolu ile incelenerek KALDIRILMASINA ve BERAATİME karar verilmesini talep ederim.

3) İtiraz'ımıza gerekçe olarak, yine tarafıma açılan "Cüneyt Zapsu davası" kapsamında, Sayın Cumhuriyet Başsavcısı'nın "karar"ını burada tekrar etmekte fayda var; "hakaret", "eleştiri", "sert eleştiri" arasındaki farkı ortaya koyan, şöyle ki:
İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "Lingens v. Avusturya", "Oberschlick v. Avusturya", "Jerusalem v. Avusturya", "Pakdemirli v. Türkiye" kararlarında da, "... politikacıların kamusal alandaki eylemleri bakımından yapılabilecek eleştirinin kabul edilebilir sınırları, özel kişilerin aynı bağlamda eleştirilmesinden daha geniştir. Zira politikacılar, her bir sözünün ve davranışının gerek gazetecilerin gerekse daha geniş ölçekte kamuoyunun yakın / sıkı gözetimine kaçınılmaz şekilde açık olacağını bilmek durumundadırlar. Bir politikacı, özellikle kamuya açıklamalar yaptığında daha yüksek derecede bir hoşgörüyü göstermek zorundadır" şeklinde belirtildiği, kamuya mal olmuş "özel kişiler" için bile geçerli standartların, "siyasi kişiler" bakımından öncelikle geçerli olduğu belirtilmiştir. AİHM'in ve bu mahkemenin kararları ile benzer olan YCGK'nun 11/07/2006 tarih 2006/4-162, 2006/181 sayılı kararında da; "Soruşturma konusu yazıdaki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilse deesasen eleştirinin sert bir üslupla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşmasının eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu, "ifade özgürlüğü"nün belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurduğunu, kişilerin yazılarında kullandığı deyimlerin polemik niteliğinde olsa da, bu ifadelerin nesnel bir açıklama ile desteklendiğinde, bunların asılsız kişisel bir saldırı olarak görülemeyeceği"ni belirtmektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2012 /35914 E., 2014 / 2639 K. Sayılı ve 30 / 01 / 2014 tarihli Kararı'nda da belirtildiği üzere, hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değerin, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerektiği, bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebildiği, kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerektiği kabul edilmektedir. Hakaret suçunun teşekkülü için Öğreti ve Yargıtay içtihatlarına göre (failin mağdura belirli ve özel bir fiil isnat etmesi, bu fiilin mağduru tahkir edici nitelikte olması ve isnat edilen fiilin mağdura izafe edilmesi) gerekmektedir.
Keza, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27.6.2006 tarih 2006 / 7795 sayılı kararında, (toplumun her an gözü önünde bulunan kişiler hakkında yapılan haber objektif oldukça, doğru olaylara dayandıkça ve doğru amaca yönelik bulundukça sert, kırıcı ve küçük düşürücü olabilir. Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri'nin yerleşmiş içtihatlarına göre bir haberin hukuka uygun sayılabilmesi için "gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile ilgili ifade biçimi arasında düşünsel bağlılık, ölçülülük, küçültücü değer yargısında bulunmama" gibi unsurları ihtiva etmesi gerekir.
Yukarıda açıklanan örneklerde görüleceği üzere ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve kişilik hakları çatıştığı ve AİHM ile Yargıtay'ın ifade özgürlüğüne üstünlük ve koruma tanımıştır.


4) Yazılarımı e-mail kutusu içinden yazıp paylaşıyorum. Hiçbir site'ye özel yazı yazmıyorum. İşsiz bir gazeteci yazar olarak yazdığım satır'lar çok açık!
O satır'larda, merkez medya patronu olmaya hazırlanan bir isim'i tanımaya çalışıyoruz.
Hakkındaki iddialara binaen kendisine cevap hakkı tanıyoruz.
Naçizane buradaki kayıt ne ise onu düşmüşüz yazının için dipnot olarak.
Varsa bir kandırılma doğru bilgilenmek hepimizin hakkı!
MİT'e sorsak, mahkeme ile yaptığı paylaşımı kamuoyu ile "doğru bilgi edinme hakkı" kapsamında paylaşır mı?!
Cevap vermek yerine dava açılıyor; bir de üstüne böylesi bir karar çıkıyor ise "zımnen iddialar kabul ediliyor" demektir.
İngiliz ya da Alman sermayesi ile bir başka devlet içinde "medya patronu" olmak suç değil, aynen turizm yatırımı yapmak, futbol kulübü satın almak gibi.
Reyting şamiyorunu Fox Haber'in patronaj'ı yerli mi milli mi yoksa küresel mi?!
Kaldı ki, BOP'ta (Büyük Ortadaoğu Projesi'nde) birçok Rus oligark Londra'da, Alman istihbaratı adına medya patronu oldu ya da futbol kulübü sahibi ya da kayıkçı kavgası davalar üzerinden yargı'da örgütlendiler vb.
Ünlü kadınlarla "aşk ilişkisi" yaşadıkları iddiası üzerinden medya'da haber oldular vs.
Londra, 2005 Aralık'tan bu yana Alman yönlendirmesinde.
Sayın Sadettin Saran da, hayatımıza 2007'de girdi.
Bizler, Ergenekon kumpası ile boğuşurken, o da, şöhret kadınlar ile (başta Hülya Avşar olmak üzere) magazin sayfalarına haber oldu, tanındı, sonra da futbol sayfalarında ağırlandı.
Aziz Yıldırım ile atışmaları malum, FB'ye "Başkan" da olmak istiyor.
Hal böyleyken, Sayın Saran'ın medya grubu'nun yakın geçmişte Milliyet için teklif verdiği de biliniyor!
Bu çerçevede cevabı aranan soru şu:
Sadettin Saran kimdir, dünya görüşü nedir, merkez medya patronu olur ise hangi yönde bir yayıncılık anlayışı benimseyecek?!
Bu basit sorulara cevap vermek yerine "Sen bana hakaret ettin" deyip dava açmak, gözdağı vermeye çalışmak doğru bir yaklaşım değil.
Amaç korkutmak ise İstiklal Marşı "Korkma" diye başlıyor.
Naçizane MİT'çilere söylediğimiz şudur:
Sadettin Saran sırtımıza basıp "merkez medya patronu" olsun diye biz bu mücadele'yi vermedik!
Buradan Sadettin Saran'ın medya patronluğu'na karşı olduğum ya da desteklediğim gibi bir anlam çıkmasın!
Tanımaya çalışıyoruz, kimdir, necidir, ABD üzerinden gelmiş, parayı nasıl kazanmış vb.
Hangi hanım'larla birlikte olduğu istihbarat'ın ilgi alanına girebilir, naçizane ilgilisi değiliz.
Demem o ki: Bu basit sorulara şimdi cevap verilemiyor ise yarın çok sert makas'lara girildiğinde ses verebilir mi?!
Demem şu ki: Ertuğrul Özkök'ü özel uçağına alıp, yeni merkez medya patron'u diye Sayın Saran'ın PR yaptırılıyor ise sormak, sorgulamak görevimiz.
Kaldı ki, sadece Türkiye'de değil, küre'nin birçok nokta'sında istihbarat'ın parasını taşıyan 'taşeron patron'lar var, bunlardan birisi Soros'tu, renkli demokrasi süreç'inde neler yaptığını gördük, vb.

5) Bir başka açıdan: Şimdi ABD'de yargılanan Zarrab, Türkiye'de "enişte" olarak dolaştırıldığı dönemde, hangi bakan'larla, bürokrat'larla iş yaptığı sır değil.
Bu kapsamda, bir başka basit soru şu: Sadettin Saran kimdir?!
2007 Silivri kumpası süreç'inde, ünlü isimlerle yaşadığı "aşk" ilişkileri üzerinden, "magazin sayfaları"nın içinden gündem yapıldı!
Hülya Avşar vb isimlerle yaşadığı aşk ilişkileri ile "tanındı", şöhret oldu!
O dönem, "aşk hayatı" ile ilgili magazin medya'sında sorulan sorulara, kibar ve/veya nazik cevap'lar verdi, bu yönü ile takdir gördü.
Ne var ki, playboy olarak vitrin'lense de, kişilerin "aşk hayatları" ile ilgili değilim.
İşsiz de olsa, yüksek siyaset'in yazar'ı ve/veya çizer'iyim.
Magazin ve spor sayfaları üzerinden PR'ı yapılan ve/veya ünlü kılınan Sadettin Saran, bizler "terörist" diye yaftalanırken, "ünlü iş insanı" oldu ise sormak, basit sorularımıza cevap istemek, en doğal hak.
Kimdir, necidir, dünya görüş'ü nedir?!
Neticede, Ak Parti / Gülen koalisyonu döneminde, Gülen'ciler ile de ilişkisi iyi idi.
Birçok iş insanı tehdit'e ve haraç'a maruz'ken, Sadettin Saran Ak Parti ve/veya Gülen ya da muhalafet medya'sında himaye gördü, aşk ya da futbol'a dair demeçleri ile haber oldu.
Bu nokta'da bir başka soru:
Bu kadar büyük bir iş insanı Gülen'cilerden hiçbir tehdit görmedi ise neden ya da tehdit gördü ise var mıdır şikayet'i yani bu satır'ların yazar'ını yargı'ya şikayet ettiği gibi herhangi bir FETÖ'cüyü dava etmişliği var mıdır?!
Bu noktada sorgulan bir başka husus da budur.

6) Sadettin Saran, bir istihbarat elemanı olsaydı ve açığa düşürülseydi, MİT'in telaşını anlardım!
Ne var ki, merkez medya patron adayları!
İstihbarat'ın kontrol'ünden, MASAK'tan geçmeden sisteme para ya da patron sokmak mümkün mü?!
FETÖ hikayesinde görüldü ki, her şey mümkünmüş.
3 Kasım 2002'den 3 Kasım 2020'ye neler yaşanmadı ki...
Kumandanlar ve hatta genelkurmay başkanı "terörist" diye içeri alınırken, yazarlar, akademisyenler yafta'lanırken, şimdi Saran'ı arkalayan istihbarat'tan yek satır ya da ses çıktı mı?!
Çıkmadı ise neden?!
Beyan esas, itimat kontrol'e mani değil!
Çünkü, Neo Sevr'e akan süreç'te, Atatürk Türkiye'si yağmalanırken, Anayasa değişirken "erkete"de istihbarat vardı!
Ne kadar'ı yerli, ne kadar'ı milli; bu da bir başka ağır roman hikaye!

7) Zarrab örneğinde ortaya çıktı ki, para'nın gerçek sahibi başka, çanta'yı taşıyan başka!
Vekalet savaşları çerçevesi'nde vekil patron'lar var!
O vekil patron'ların kimlerin para'larını taşıdıkları hayat memat mesele!
Neticede pkk'nın, barzan'ın, fetö'nün paralarını da taşıyanlar var.
Londra'daki, Paris'teki 'Rus oligark'lar da taşıyıcı patron!
FETÖ'nün ünlü iş'insanları da öyle değil miydi?!
Bu nokta'da "yüksek magazin koruma kalkanı" altında, BOP'ta "yüksek profilli playboy" kılınan Sadettin Saran, "MİT'in Alman kanadının himayesinde değil ise kimlerin himayesinde?" sorusu cevabını bekliyor!
Rus oligark Abromoviç de "playboy patron"lardan.
Nüans?! Gazeteci soru sorar!
Sorularına cevap ararken, kışkırtıcı ifadeler kullanabilir, dava açmak yerine cevap vermek olması gereken'dir.
MİT, BOP'ta Sadettin Saran'a gösterdiği ilgiyi biz'lere göstermemiş ise sebep nedir?!
Neo Sevr güncesi.
Mahkeme Başkanı, Sadettin Saran hakkında nasıl fikir sahibi olmuş ve/veya bu satırların yazarı hakkında peşin hükmümün sebebi nedir, hangi kurum'dan kaynaklıdır?!
"Anahtar kelime" hakaret ise FETÖ'ye 15 Temmuz ya da 17 / 25 Aralık'a kadar övgü düzenler, "Hoca'efendi" diyenler, şimdi "teröristbaşı" diyor ise bu bir hakaret midir, yoksa yeni durum'a göre yapılmış bir tespit midir?!
Gülen "bana hakaret ediyorlar" diye dava açsa, mahkeme nasıl bir işlem yapar!?
Sadettin Saran için yapıldığı iddia edilen hakaret ispat'a muhtaç!
Kaldı ki, gerekçeli karar'da yer alan şu satır'lar "... 'Sadettin SARAN, MİT'in, Almanlar'ın adamı, Doğan Medya'sını Alman'ın vereceği para ile almaya hazır! Bu da başka bir ulusal güvenlik sorunsalı! Bakalım Alaman MİT, Alman'ın Türkiye'de medyayı ele geçirmesine izin verecek mi?' şeklinde paylaşımda bulunarak hakaret ettiği ekran alıntısı ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmakta sabit görülen eylemine uyan TCK 125 / 2 maddesi yollaması ile TCK 125 / 1, 4 maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir." ise cevap'ını arayan bir başka basit soru da şu:
Sayın Mahkeme Başkanı, aksi yönde bir bilgi sahibi midir ki, hakaret suçunun işlendiği yönünde karar'a varmış.
Sadettin Saran, MİT'in, İngiliz'lerin, ABD'nin adamı, Doğan Medya'sını İngiliz'in vereceği para ile almaya hazır! Bu da başka bir ulusal güvenlik sorunsalı! Bakalım İngiliz MİT, İngiliz'in Türkiye'de medyayı ele geçirmesine izin verecek mi?" diye yazılsa, o satır'lar "hakaret" değil de "övgü" diye mi kabul görecekti!?
Ya da "Katar'ın adamı" diye yazıda yer alsa dava açarlar mıydı?!
ABD, 11 Eylül'de vuruldu, artık süper güç değil ve/veya oyun kurucu değil ama süreç'te yok sayılması halinde, aynı zamanda oyun bozan, büyük yıkıcı güç!
Londra da, 2005 Aralık'ından bu yana Alman yahudisi network'ün kontrol'ü altında!
Ex Gülen, ABD'de "İngiliz"lerin kontrol'ü altındaki Pensilvanya'da!
Gülen'in büyük baş'ları ise Almanya'da!

8) TDK'ya göre "Hakaret":
(haka:ret), Arapça hak
âret
1. isim Onur kırma, onura dokunma.
2. isim Küçültücü söz veya davranış: "Hakaretlerle bağırarak haşlıyor ve onlara ambarda ve güvertedeki yerlerini gösteriyordu." - Yahya Kemal Beyatlı

Hal böyleyken; tarafımdan yazılan "DURUM ANALİZ" başlıklı "günlük" değerlendirme yazısı içinden, bir cümle cımbızlanarak bağlamından kopartılarak, farklı anlamda kullanılmak istenmiştir.
Alman ya da İngiliz veya CIA ajanı olmak suç değildir, "hakaret" değildir, "tespit"tir.
Küresel sermaye denilen aynı zamanda, içinde değişik istihbarat servis'lerini barındıran sermaye demek ise yazı'da altı çizilen bir diğer husus da budur.
Kaldı ki, bir zamanlar, Rıza Zarrab da şöhret biri idi, şimdi nerede, hangi şartlarda yargılanıyor!
Fetullah Gülen de bir zamanlar "Hoca'efendi" idi, şimdi "terör örgütü lideri" olarak yargılandı, hüküm giydi.
Davaya konu olan yazıda Sayın Sadettin Saran'a hakaret ya da atılı bir iftira bulunmamaktadır.
Sahibi olduğu medya grup'u bir süre önce Milliyet Gazetesi'ni satın almak için görüşme yaptığını Borsa'ya bildirdi.
O yazı da, o günlerde buna binaen yazılmış, yapılmış bir değerlendirme not'udur.

TALEP VE SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile istinaf talebimin kabulü ile İstanbul 35.Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/214E.2020/305K. sayılı 24/09/2020 tarihli usul ve yasaya aykırı ilamının istinaf kanun yolu ile incelenerek KALDIRILMASINA ve BERAATİME karar verilmesini talep ederim.

Sanık
Hayrullah Mahmud Özgür
15 Ekim 2020, Saat: 15,14


............

NEDİR NE DEĞİLDİR

Tarafını belli etmek?!
Herkes tarafını belli edecektir.
Başka çare yoktur; çünkü ahirette iki yer var.
Biri Cennet, diğeri de Cehennem.
Üçüncü bir yer yok.
Diyecekler ki, sen hangi taraftasın?
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Süleyman aleyhisselam, hem padişahtı hem peygamberdi.
Padişah olduğu zaman devlet reisleri hediyeler götürmeye başladı.
Karıncanın biri de, bir çekirgenin kopmuş bacağını ağzına almış, o da saraya gidiyormuş.
Nereye gidiyorsun diye sormuşlar.
Karınca demiş ki:
“Süleyman aleyhisselam padişah oldu, ona hediye götürüyorum.”
“Yahu sen aklını başına topla, devlet adamları gidiyorlar, çok büyük hediyeler götürüyorlar, senin çekirgenin bacağına mı kaldı bu iş?”
“Öyle demeyin, Süleyman aleyhisselama, kim hediye getirdi diye listeye yazacaklar. Ben adımıyazdıracağım. Bacağıyazdırmayacağım! Orada, kimler geldi, kimler gelmedi diye listeye bakacaklar.”
Herkes tarafını belli edecektir.
Başka çare yoktur; çünkü ahirette iki yer var:
Bir Cennet var, bir de Cehennem var, üçüncü bir yer yok.
Diyecekler ki, sen hangi taraftasın?
İbrahim aleyhisselamı ateşe atılacağı zaman, yine bir karınca, ağzıyla su taşıyor.
Mübarek bir zat diyor ki:
“Sen yaklaşamazsın bile bu ateşin yanına, bu suyla bu ateş söner mi?”
“Sönmez elbette, sönmeyeceğini ben de biliyorum.”
“Peki, niye taşıyorsun?”
“Tarafımı belli ediyorum. Ben ateşi söndürmek tarafındayım.”
Diğer tarafta ise yılan devamlı üflüyor.
Yılan'a diyor ki:
“Sen ne yapıyorsun böyle?”
“İbrahim yanacak, ateşi büyüsün diye üflüyorum. Ateşi körüklüyorum!”
“Neden yapıyorsun?”
“Tarafımı belli ediyorum, ben bu taraftayım. Zulmedenler, sokanlar tarafındayım.”
 
...

Ve...
Son olarak...

Fox'ta, perşembe sabah'ı İsmail Küçükkaya'nın CHP'li bir konuğu vardı.
Küçükkaya, "Kılıçdaroğlu başarılı bir lider, partiyi merkez'e taşıdı" dedi.
CHP'li konuğu bu soru'yu duymazdan geldi.
Ne var ki, hikaye, İsmail Küçükkaya'nın söylediği gibi ise soru şu:
Atatürkçü olmak ve/veya Atatürkçülük ne zamandan beridir "marjinal" olmak'la eş'anlamlı kullanılıyor?!
Ek soru:
Laik'liğin içinin boşaltıldığı ortamda, CHP'den Atatürk düş(ürül)müş ise ve/veya yeni CHP "merkez"e kayıyor adı altında, hdp'pkk ile iç içe sokulmuş ise "Quo vadis"?!
(Adım adım yükselen "Neo Sevr güncesi" ortada.)
Bahçeli'nin açtığı yol'da, "Yüzde 50 artı 1 oy" matematiği kapsamında, "ticani, yobaz, narko" oy'lar, "sistem"i esir almış ise ne demeli, ne yapmalı?!
Nüans?!
Pkk, hdp'li "kardeşler"inin ihtiyaç'ı olsa, mahkeme kapısında nöbet tutacak olanlar, Demirtaş için kalem oynatanlar, "çağrı"mızı duymazdan gelmiş ise so what?!
Uzun yol'dan geliyoruz.
3 Kasım 2002'den 3 Kasım 2020'ye!
3 Kasım 2020 ABD Başkanlık seçimleri arifesinde, bir başka "Ertesi Gün" sınaması daha bitti.
Hayal kurmayınca, "kırık"lığı da oluşmuyor.
Her daim gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine!
Yüksek siyaset'te 24 saat çok uzun süredir, bir şey değişir her şey değişir.
Ezcümle:
Sadettin Saran davasına "itiraz" kapsamında "çağrı"mıza ses veren, katkı sağlayan tüm omuzdaş'lara yürek'ten teşekkür.
"Neo Milli Direniş" çerçevesi'nde, "Herkes" taraf'ını belli ettiğine göre...
Milyon'da 1'iz!
Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ün "Emanet"ine sahip çıkan Milyon'lardan 1'isiyiz!
Nokta.


16 Ekim 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages