16 Aralık 2018 not'u ve/veya Samanlıkta "İğne" aramak, 1 dakika, 1001 dakika?!

617 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Sep 13, 2020, 5:31:21 AM9/13/20
to oybi...@googlegroups.com
16 Aralık 2018 not'u ve/veya Samanlıkta "İğne" aramak, 1 dakika, 1001 dakika?!

"Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, İran'ı yaptırımlardan koruyarak, Suriye'deki cihatçı örgütleri destekleyerek ve Hamas'a finansal destek sağlayarak, küresel terör örgütlerini finanse ediyor."
Schanzer raporundan
http://www.amerikaninsesi.com/content/t%C3%BCrkiyeye-ter%C3%B6r-finansman%C4%B1-su%C3%A7lamas%C4%B1/1861136.html
“Saddam Hüseyin, barış için bir tehdit ve terörizmin sponsorudur. Saddam Hüseyin Ortadoğu barışı önünde de bir engeldir."
ABD Başkanı George W. Bush
http://arsiv.ntv.com.tr/news/206204.asp
https://odatv.com/bush-o-gun-erdogana-ne-dedi--0509101200.html  
http://www.yurdumacanfeda.com/tr/?p=56530
...
NEDİR NE DEĞİLDİR
"Okur & Yazar" sohbeti kapsamında, "Pazar'lık bir yazı" olsun.
Öncelikle...
Okur öyle anlamış ise yani idam edilmiş birine küfür etti diye algılamış ise o anlamaya imkan veren yazar eksik'tir, hatalıdır.
Bu konunun altını çizelim, düz okumalar üzerinden kitap'ın ortası'na doğru ilerleyelim.
Neticede "asansör tekniği" içinde anlatıyor, yazıyor olsak da, önünde durduğumuz kat'ın anlayacağı dil'den hitap etmemiş olabiliriz.
Ki, ortada böylesi duygusal bir durum var.
Şimdi aynı ifade'yi daha uzun bir anlatımla tekrar edelim:
...
Nüans?!
Her şeyi bilen, en doğru, en bilmemneci değiliz, hiç olmadık.
İnandığı doğru'yu her ne pahasına olursa olsun ölümüne savunma konusunda eyvallah.
Kaldı ki, öğrenerek yazdık, yazdığımızı da paylaştık.
Her yükseklik'in matematik'i farklı!
Misal, yolsuzluk hikayesi deniz seviyesinde bir mana ifade eder ama yüksek siyaset'te, güç kavgasında bir anlam ifade etmez!
Neticede, güç'ün kendisi her daim kir barındırır!
"Yolsuzluk donesi" üzerinden netice alabiliyorsan işe yarar, eldeki done işe yaramıyor ise "ibretlik" olsun diye İlhami Erdil örneğinde olduğu gibi yargı'ya yollayıp mahkum ettirirsin, rütbelerini sökersin vb.
Adına günlük tutulan Özden Örnek gibi işe yarıyor ise ellemezsin, süreç'te kullanırsın vs.
...
Soru:
Aynı dil kullanıldığı halde, aynı duygular paylaşıldığı halde iletişim'de neden sıkıntı yaşanır?
El cevap:
Bu soruya cevap olabilecek birçok şık var!
Geçmiş, içinde bulunulan ortam, gelecek'ten beklenilen, kültür, eğitim vb.
Naçizane farkındalık olarak, çocuk'luğumdan bu yana ya da kendimi bildim bileli olaylara bakış açım farklıdır, 6. hissim kuvvetlidir, her gördüğümü her zaman söylemem, bazen söylerim, anlarım ki, o söylediğimin anlaşılması için doğru zaman değil ya da epey bir zaman geçmesi gerekli.
Nüans?!
Para, şöhret, makam, mevki vb şeylerle pek ilgim yoktur, geçmişte de olmadı.
Yapılacak bir iş var ise başkası da yapmıyor ise kaçmam, yaparım, taşırım.
http://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2018/12/anka-veveya-notam-ya-da-yeni-donemin.html
Yapan kısmında olmayı her daim sevdim.
Nasıl yapacağımı anlatmaktan ziyade, yapıp göstermek beni daha çok cezbetti.
Kaldı ki, yazarlıkta yazmak dışında asıl hikaye "taşımak" kısmıdır.
http://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2018/12/turkiye-ates-cemberinin-icinde-veveya.html
Hayat'ın kendisi matematik.
http://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2018/01/yasakli-gazeteci-2.html
Dünya düz değil ve de yuvarlak, dönmeye de devam ediyor.
...
Akıl Türk'ün dediği gibi iki yıl sonra önüne konulacak bir yazı!
Yok, o mahlas tam öyle demedi, yazı'nın alt metninde vardı.
Doğru söylüyor, kuyruğu sıkışan hemen o yazı'ya müracaat edecek!
O zaman ne olacak?!
"Yasaklı gazeteci" başlıklı yazıda yer alan içerik sorgulanacak!
Yani kış kışlığını, puşt da puştluğunu yapacak ise hazırlığını her daim önceden yapacaksın!
Puşt'un puşt'luk yapmasını beklemeyeceksin.
Düşman kazık'ı yoktur, her daim dost kazık'ı vardır, nefis bu, beşer şaşar!
Şükür.
BOP'ta ülke yağmalanırken, kim ne yapmış, final'de iş neden bu nokta'ya gelmiş?!
Vs vs vs.
...
Quantum matematik'te her cemaat'in, dini olabilir, devrimci olabilir, ülkücü olabilir, liberal olabilir, fark etmez, her ulusun, şirket ve/veya istihbari mutfak'ın matematiksel bir algı düzeyi var.
10 üzerinden 1,5, 3, 5 ya da 7, 8 vb.
Dibinde aynı dil'den konuşsan da anlamaz, o algı düzey'ine çıkmadığı ve/veya hiç çıkartılmadığı için anlaşılmaz.
Açılımlar'da siyasal kürt'ler diyordu ya, "Ben kürdüm ve her şeyi istiyorum!"
Zannediyordu ki, gariban kürt olmak yüce bir değer, bu sebep'ten herkes her ne ister ise vermeye hazır!
Bu kafa yapısı, devrimci ya da ülkücü fark etmez, türk ya da kürt aynı kapı'ya çıkar, ganimet / öç kurmacası kapsamında!
Şimdi rüzgar bu taraf'tan esiyor, isteyen çok, rüzgar'ın neden böyle estiğini sorgulayan yok vb.
...
Nükleer silah'a sahip olmak bir ayrıcalık ise Dünya'da hangi ülkeler bu ayrıcalık'a sahip diye bakmak mümkün!
Kuzey Kore istese de o silah'a sahip olamaz; ancak elit Alman, nazi network'ü oraya yerleşmiş ise düğmesi de onlarda olmak kaydı ile mümkün!
İngiliz mutfağı "UFO'ları takip etmeyi bıraktı" ise yazı arşiv'imiz ortada.
İran'ın böyle bir silah'a sahip olmasının değil, nükleer iddiasının büyük savaş'ın baş sebebi olması gibi.
Geçmişte, Mossad adına soran işadamı muhatap'a da benzer cevap vermiştim, anlamamıştı:
"İran nükleer silah'ı .ok önceden üretti, buna hazırlıklı olun" diye!
Anlamamıştı!
Şu an İran'ın safdaşı kimler, AB başta olmak üzere!
Derin'inde elit Almanlar, nazi network'ü var ise amaç da savaş çıkartmak ise İran yek gece'de nükleer olur!
Bakmak ve de görmek farkı!
"Nükleer silah", II. Dünya Savaşı'na son veren "Atom Bombası" gibi dengeleri değiştirecek bir silah ise olduğu iddia edilen ülkelerin hiçbirinde yok, sadece yek'inin arka bahçesi'inde var, diye bakmak mümkün!
...
Bu nokta'dan hareketle, kısa bir tarih turu:
Kuşçubaşı Eşref, Şerif Hüseyin'i öldürmüş olsa idi, tarih nasıl yazılırdı?!
Osmanlı parçalanmayabilirdi, akla gelen ilk cevap!
O zaman diğer soru:
Neden öldürmek varken, üst'ünden talimat beklemiş?!
Neticede alfa istihbaratçı, operasyonunu planlar, yapar, hangi gerekçe ile yaptığını da rapor edip arşiv'e koyar ve/veya nokta'yı koyar!
Enver, Kuşçubaşı, Talat vb.
Nüans?!
Kuşçubaşı yapması gerekeni yapmadı diyelim, o zaman bir başka soru:
Savaş'ın kaderini değiştirecek bu hamle'yi Almanlar neden yapmamış?!
Neticede, Kuşçubaşı ya da Enver'in yapmadığını yapacak irade'ye sahip Almanlar, o sırada Osmanlı'yı fiilen yönlendiriyor!
Üst akıl'da onlar var.
Churchill, Enver dahil olmak üzere avladıkları birçok üst düzey isim var yönetim katında!
...
Almanlar "iyi polis", İngilizler "kötü polis" oyunu üzerinden kurulan sahne ortada, çıkış kapısı da Paris kapısı, 1776, 1789 süreç'i üzerinden.
Mustafa Kemal, çağ'ın ruhu'na hitap ediyor, laik, çağdaş cumhuriyet'i kurup,
genç'lere emanet ediyor ise bir başka soru:
"Neden?!"
Dönemin insanlarının ezberi, dönemin yüksek insanlarının çıkar dengeleri, ezberi vb'den kaynaklı.
Hal böyleyken...
Türkiye'deki darbeler tarihi de, İngiliz / elit Alman çekişmesinden ibaret değil mi?!
...
Çok yazdık, çok yazdım, ideolojik biri değilim, "kaportacı yazar" kodlaması bunun için var.
Atatürkçü'yüm, realist'im, sorun çözerken 'pragmatist'im.
"Oportünist" olsam zaten bunları yazmazdım, her fırsat'ta "treni kaçırdın" diye not yollayanların dikkat çektiği gibi "kişisel çıkar"ıma bakardım.
Kaldı ki, asker'de birçok kişiye ilk bakış'ta ters gelen talimat'lar bunun için var!
Kimsin, hangi kafa ile düşünüyorsun, hangi din, kültür, cemaat'e aitsin, zengin misin fakir mi fark etmez, burada iş yapma tanımı, kodlaması bu; önce bu dili öğren ki, rahat edesin!
İdeolojik geçmişi olan okur'lara ya da ideoloji üzerinden yönlendirdikleri cemaat vb yapılar kapsamında konuşan okur'a söylediğim yek şey:
Günümüz savaşı enerji bazlı, sömürge yarışı!
Alman'ın iki yüz yıllık prusya operasyonu, avlayarak ve/veya toplayarak geliyor.
Birilerinin yaptığı hırsızlık'ı, vurgun'u tekrar etmemizin sebebi, değişik sebep'lerden süreç'e dahil olanların BOP yoluna gitmemeleri içindi.
Ne var ki, uyarmak'la olmuş olsa, günde beş vakit ezan üzerinden yapılan uyarı'ya rağmen 'müslüman dünya'nın hali ortada!
Neydi o söz:
"Rüşvet alan, emir de alır!"
Neden söylüyoruz bunu!
Dinci olmuş, ulusalcı olmuş, devrimci olmuş, ülkücü olmuş, siyasal kürt, siyasal türkçü olmuş fark etmez; halay'a durdu iseniz, halaybaşı da t'avlanmış ise Şener Eruygur örneğinde olduğu gibi "tey tey tey" Silivri'ye!
Önce AB fonlarından "Cumhuriyet Mitingleri", sonra Zapsu'nun teklifi üzerinden Silivri güncesi!
Öncesinde Jandarma'da Zapsu'nun saçları kazındı, ifadesi alındı mavrası.
Erdoğan t'avlanmış ise karşınızda duran, konuşan Erdoğan değil, konuşturan bir istihbari mutfak var, şeytanlaştıran, dikta yapan vs.
Hitler'in Gehlen'i vardı ise Erdoğan'ın Gehlen'ini arayıp bulmak zor değil, neticede istihbari mutfak'ın derin'i de, devletler oyun'unda aynı adres'e çıkıyor.
...
Şimdi gelelim (istihbari) darbe'ler tarihine...
Enver'i "Paşa" yapan süreç, neticede bir darbe'nin ürünü!
Mustafa Kemal dahil birçok subay'ın önü bu sayede açılmıştır.
Alman'ın Çanakkale'de Mustafa Kemal'e ihtiyaç'ı yok, süreç'i kendi planlamış, Londra'da malum bakanlığın başında Siyon kaşeli t'avlanmış Churchill var.
Neo II. Dünya Savaşı kapsamında, Londra'da İngilizler değil, derin Almanlar var bu mana.
Kaldı ki, Enver Paşa'nın sonu da ortada, Talat Paşa'nın da, Mustafa Kemal'in de, İsmet Paşa, Celal Bayar vb.
Enver Paşa, I. Dünya Savaşı sonunda "İslam" adına elde kılıç onbaşı zekası ile savaşırken öldü.
Onbaşı zekasını keşfetmekte Alman'ın üstüne yoktur, bulur, en tepe'ye çıkartır, Enver, Erdoğan, Gülen vb.
Süreç'in sonunda, Talat Paşa suikast'e kurban gitti.
Mustafa Kemal, II. Dünya Savaşı çerçevesi'nde; Hitler'i, Mussolini'yi, İngiliz mutfak'ından gelen "yanlış analiz yapılmış istihbarat notları" üzerinden okudu, değerlendirdi, 1940 öncesinde, 10 Kasım'da Avrupa'da yaşanan "kristal gece" kapsamında tasfiye oldu.
Hitler de Mussolini de, vitrin süsü idi, önemli olan arkadaki mutfak.
Gazi'yi, -tıbbi suikast üzerinden- kimlere tasfiye ettirdiler?!
Dönem'in Türkiye'deki Enver, nazi uzantıları vs.
Dönem'in ruhu'nu doğru okumaz iseniz, bölük pörçük tarih notlarının (Möbius sarmalı) içinde dönüp durursunuz!
Nüans?!
Mevcut devlet idaresi'ni İngiliz & Fransız mutfak'ı yönlendirdi ise derin'de (sömürge yarışı kapsamında) o mutfak'ları kim yönlendirdi?!
...
Demem o ki:
İstanbul'dan Ankara'ya geldiğimde sadece star Tv'nin temsilcisi idim.
Yazarlık yapmak gibi de bir düşüncem yoktu.
İstanbul'dayken çalıştığım gazete adına katıldığım KKTC ziyareti'nin dönüşünde, ki o seyahatte kimlerin, hangi gazetecilerin olduğu sır değil,  kimse Cem Uzan'ın karşısındaki koltuğa oturmayı kabul etmeyince, ben oturdum.
Yol boyunca lafladık, özetle; içinden geçmekte olduğumuz süreç'in İngiliz, Alman kavgası olduğunu, yeni dünya düzeni kapsamında, Türkiye'nin küçülmeyeceğini, büyüyeceğini ama o nokta'ya gelene kadar çok sıkıntı yaşanacağını anlattım.
Cem Uzan da uçak'tan inince demeç verdi, Anadolu Ajansı geçti.
Ajans'ın geçtiği demeç, benimle yaptığı o sohbet'ten çıkma idi.
Sonrasında Can Ataklı star tv'nin başına geldi, beni de çağırdı, malum.
Uzan Grubu operasyon'a uğramıştı, AB'den Aydın Doğan'ın gazete ve tv'lerinde sabah'tan akşam'a hırpalanıyordu, MİT'in kalemi Fatih Altaylı da ağzına ne gelir ise saydırıyordu.
"Uzan gidecek dertler bitecek" ana'fikir de buydu!
Hanefi Avcı ve Sabri Uzun ekibi, SESAR'ın hazırlamış olduğu sorun çözme teklifi'ni, MİT'ten Sinan Genim yani Frankofon, Farmason İnan Kıraç'ın ekip'inin uzantısı Fatih Altaylı'ya sızdırınca, Kanal D'de manşet oldum, Hürriyet vb gazetelerde ise yazı konusu.
Neticede Paris'i vitrin'de İngiliz kullanır, derin'de elit Alman.
...
Yani?!
Derin Almanlar, İngiliz ulusalcısı Uzan'ı, İngiliz ulusalcısı Fatih Altaylı'nın köşesinde, Farmason İnan Kıraç'ın ilişki haritası üzerinden hırpalatıyordu, bu iş için de AB arka planlı Hürriyet, Doğan vb kullanılıyordu!
Bakmak ve de görmek farkı.
Oysaki, o süreç'te hiçbir şekilde önde değildim.
Sadece Ankara Temsilcisi olarak işimi yapıyordum.
Sorun çözme iddiasında olan Can Ataklı idi, onun isteği üzerine benim aracılığım ile o zarf İstanbul'a gidiyordu.
Zarf'ı kim yakalattı, Engin Saydam!
Engin Saydam kim, Cem Uzan'ın mektep arkadaşı, başka?!
Alaman MİT'in elemanı!
Saydam, Uzan'ın dibinde ve de Cem Uzan'dan nefret ediyor, ego meselesi, şu, bu!
Şimdi adını anan var mı, neler neler yaşanmış o günden bu güne!
İstihbarat savaşları böyle bir şey!
Uzaktan baktığında saman yığını içinde toplu iğne aramaya benzer, ne var ki elinizde mıknatıs var ise zorlanmadan yakalarsınız toplu iğne'nin baş'ını!
Can Ataklı, yakalanan o mektup'tan kaynaklı kompleks yaptı, benim yerime gelmek istiyorsun vb dedi, bu sebep'ten kendimi savunmak, durumu izah etmek için yazarlık'a başladım, sonrası malum, zaman aktı bugünlere geldik.
"Pembe İncili Kaftan" sırta alınmış ise bir kez yere atmak olmaz, yere atıldı ise sırt'ta şık durmaz, hiç olmaz.
Domuz kendi pisliği dahil her şeyi yer, o ayrı konu!
...
Şimdi gelelim, 2007 sonrasında öne çıkan HM portre'sine..
2007 öncesinde yazılmış "Ultra Türkler geliyor" diye bir yazı var.
O yazı'yı açıklamanın bu satırların yazarına faydası yok ise süreç üzerinden okuma yapıldığında, derin devletler savaşı kapsamında, Alman derin'i, İngiliz derin'ini okkalamış diye okumak mümkün!
Ultra Türkler ve/veya "ultra" takısı kim için kullanılıyor BOP'ta?
Neo Sevr'e takozluk yapanlar için!
BOP matruşka ise en derin'de kimler var, Almanlar.
2007 öncesinde, Jandarma'ya, f'Emniyet İstihbarat eli ile MİT operasyon çekmiş vb.
15 Temmuz'da da Emniyet'e operasyon çektiler, öyleyken böyle.
Bakmak ve de görmek ya da level (seviye), seciye meselesi.
...
"2007 Cumhuriyet Mitingleri ile biten süreç, kimlerden kaynaklı uzadı?" diye sorsak, karşımıza şu şık'lar çıkar?
a. Rüşvet alan ya da aldıkları kar payı arşiv'e giren ulusalcı ağalar, paşalar, CNR Ceyda, Çevik Bir, Aziz Yıldırım, Nehrozoğlu, GEMPA, 28 Şubat network
b. Enerji boru hattı projesi kapsamında, kıçı havaya kaldırılan Putin operasyonuna dahil olan devlet içindeki akçasal'ın parçaları ve/veya bal tutup parmak yalayan, yalatan menfaat zinciri, medya, istihbarat, yüksek bürokrat, siyasi her partiden...
c. Elit Almanlar'ın, Türkiye'deki Alamancılar üzerinden çektiği insan zekasına hakaret operasyon, Avrupa'da İngilizler, Fransızlar dahil kimse ağzını açmış mı, açamamış! Sadece avlananlar Türkiye'den ibaret değil!
d. Altın ateş'le, kadın altın'la, erkek kadın'la sınanır ise eş, evlat üzerinden ters ayak'ta bekletilenler, yani süreç'in içinde saf değiştirenler vb.
e. Hepsi
...
"Deliğe süpürmeyin kullanın" çerçevesinde, basınç altında sakin kalındı ise zevk'ten değil, konjonktür.
Eldeki malzeme dökülüyordu!
En başta da Zapsu, Şirin ile iş tutan, özel ortamlarda Ak Parti, Erdoğan üzerinden sorun çözmeye çalışan Odatv'cilerin, Sabri Uzun'gillerin Cem Uzan'ı.
Ne demiştik; yazmak sorun değil, ana hikaye yazdığını taşımak!
Cem Uzan bir şey taşımış mı?!
Hayır, dal'dan dal'a zıplamış!
Kaldı ki, naçizane istihbari oyun'lardan yüksek zevk alan Cem Uzan'ı vakti zamanında uyarmış mıyım, uyarmışım!
"Süreç'le oynarsan, sadece sen değil, adamlarını da ağır hırpalarım" demiş miyim, demişim!
Şimdi "Uzan'ın adamlarına haydi" diyorlar, ama Uzan ortada yok!
Naçizane benim olduğum tarafa bakıyorlar, cevap ortada vs.
...
Neticede, neden Cem Uzan diyoruz?
Çünkü, sistem içindeki ulusalcı network'ü o besliyordu, onlar da Uzan'ı gözetiyordu!
Vb.
2007 öncesinde önemli, mühim, cesur vb sıfatlar taşıyan biri olmadığım gibi bugün de öyle biri değilim.
Yapılması gereken bir iş vardı, kaçmadım, yaptım, yapmaya devam ediyorum, diyelim.
Ne var ki, "hamal" isek, ne olmadığımızın altını da çok çizdik.
Uzan mal derdine düşmüş ise süreç'te canı yanan kimler ve/veya kalmayan güvenlik'ten mülhem Avrupa ayakta ise dön dolaş aynı hikaye!
Hüsnü Özyeğin'i başarılı, milyar dolarlık yapan sistem ya da Yılmaz Erdoğan'ı büyük yapan sistem'in derdi, benim derdim değil!
Ya da şöyle soralım; Can Ataklı ile aramıza fitne sokanlar, HM senin yerine geliyor diye gazlayanlar, Ataklı'yı neden büyük yapmamış, yapamamış?!
Medya'nın tamamı MİT'in elinde, "Uzan'ın adamı" Korkusuz'da yazıyor, YCF'de yazıları paylaşılıyor, olacak iş mi?!
...
Milyon'da 1'iz.
Silivri kumpası kapsamında birileri menfaati adına susarken, susmamış, mücadeleye devam etmişiz.
Sıkıyor deyip yazmışız.
Sıkıyor deyip okumuşlar.
Sıkıyor deyip aynen dün gece altını çizen okur'umuz (Hüsmen Efendi Hazretleri) örneğinde olduğu gibi paylaşmışlar.
Yani?!
Öne çıkmamışız, öndekiler içeri düşünce ya da bazıları kaçınca, en önde kalmışız.
Durduğumuz yerde durmuşuz, hepsi bu!
Bu önemli!
2007 öncesinde, "Vatanı kurtaracağım" diye öne çıkıp, asıp kesen istihbarat'ın "rüzgar gülleri", "dalyarak" diyelim küfür niyetine olanından, anında arazi olmuş, gitmiş MİT'e itirafçı olmuş, neyi itiraf edecek ise vatan'ı sahiplenmenin, korumanın, kollamanın ihbar'ı mı olur be yavşak, orospu çocuğu?!
...
Neyse, konumuz şu an bu değil!
HM en önde kaldı ise durduğu yerde durmaya devam ettiğinden, o zaman yek soru:
Tek Atatürkçü HM olmadığına göre, o sırada diğerleri neredeymiş?!
MİT'in Uzan'a taşıttığı gazetecilerin hepsi bir yerlerde, HM hariç mağdur var mı?!
2014 Silivri'ye kadar olan süreç'i geçtik, peki ya 2014 sonrası!?
Geçmişte "insan değilsin, bir insan bu şartlarda yaşanmaz, mücadele edilmez, insana benze" diye analiz yapıp paylaştıkları için, "nerede işim, param vb" demeye başladım.
Sonuç'ta bu da bir -duygu- matematik!
Dugular'ın da matematik'i var.
Merkez Medya'daki dönüşüm'ün, iş randevusu'nun altını çizdim vb.
...
Büyük Resim'deki saflaşmaya bakınca, yürütülen mücadele'nin matematik'i orta yerde dururken, "MİT'e Müsteşar olacağım" desem kim "hayır" diyebilir, "Cumhurbaşkanı olacağım" desem kim durdurabilir!?
Akademik zeka okur'larım için not:
Diyelim ki, diploma durumu yetersiz, o zaman diploması uygun olanını çıkartırız, Kaşif Kozinoğlu ya da Erdoğan'daki gibi vesika üretmeye gerek var mı, dil bilmek esas ise dil bilen biri, iktisat bilmek esas ise iktisat bilen biri.
Neticede çok yazıp çizdik, bu bir ego kavgası değil diye!
Ne var ki, kör'ün fili tarif ettiği gibi tarif'e devam ediyorlar!
Ağzımdaki puro'ya bakıp, "Uzan'ın adamı" diye geçmişte laf döndürenler için soru:
Siyasi parti genel başkanı olan Cem Uzan ya da iş insanı olan Uzan, verilen mücadele'nin neresine kadar yer alırdı, koşardı ya da ne kadarını taşırdı?!
Aradan geçen süre içinde kimin neyi, ne kadar taşıdığı ortada.
...
Yani?!
Yüksek Matematik üzerinden bakıldığında, HM'nin merkez medya'ya baş olacağım demesi şaka gibi!
Kendi zekasına hakaret, bıraktım başkasınınkini.
Nüans?!
İstihbari şaka'ların envai çeşidinin yapıldığı ortamda, haddini bilmek esas, gaza gelmemek esas, vs.
Kaldı ki, gazetecilik bu satırların yazarı için vazgeçilmez yek meslek değil!
Ne var ki, post modern harp kapsamında, "Kemalyeri" merkez medya ise hayat memat nüans ortada!
Kişisel değil, ülkesel bir mesele!
...
Bu yazdıklarımın kilometrelerce detayı var, yazmak lüzumsuz yorgunluk.
Ne var ki, bu süreç'i yaşatanları oturdukları yerde zıplatmak her daim mümkün.
Neden bu satır'ları yazıyorum, dün bir okur'um lütfetmiş bir not yazmış, dikkatimizi çekmiş, ona saygımdan!
İstesem düz cevap verebilirdim, okur'dan gelen bazı yazılarını anlamıyorduk ya da hepsini diyelim, son yazdığı "NOTAM" yazısı kastediliyor, anladık'a örnek olsun diye o cevap'ı nakşettim.
Bu çerçeve'de;
1. Kimsenin inancına, değerlerine saygısızlık yapmam, naturam'a uygun değil.
2. Mustafa Kemal başarısız olsaydı ne diyeceklerdi, en kibar deyişle sergerde vb.
3. 2007 öncesi ya da sonrası fark etmez, her daim neyi neden yaptığımızı bilerek yaptık, yürüdük, hayatın kendisi matematik.
4. ANKA ve/veya NOTAM yazısının altına imza koyan bu satır'ların yazarı, asılmış bir asker'e küfür etmek istese kulağı ters'ten göstermez, açık'tan eder! Ne var ki, bu satır'ların yazar'ının hayat'takilere dair satır'ları orta yerde dururken, burada "NOTAM" yazısı kastediliyor, sayın okur'umuz ile yaşanan iletişim sıkıntısı, en kibar deyişle bu satırların yazarından kaynaklı diyebiliriz.
Neticede, başka şekilde ifade etmek varken, o şekilde yazan yine bu satırların yazarı.
...
Nüans?!
Bakış açısı değişmeden hiçbir şey değişmez!
İdeolojik körlük de bir körlük çeşidi.
2007 öncesinde Enver Paşa ile ilgili yazdıklarıma, istihbarat'ın içinden "değerlimizdir, lütfen üslubunuza dikkat edin" not'u düşülmüştü.
Ne var ki, gerçekler başka romantizm başka.
Okur haklı, saygı her daim şart!
Ne var ki, Menderes'in ip'e çekildiği ortamda ip'e koşmak ve de ne adına koşmak?!
27 Mayıs'ın beyin'i yoktu!
Beyin NATO'ydu, bu sebep'ten Albay'lar sonrasında dağıldı, gitti geldi süreç kendi içinde, çalkantı bir türlü durmadı!
Memur maaşı ödemek için verilen borç'un karşılığında ordu'nun içinde yapılan temizlik, kaç subay'a mal'oldu?!
Enver Paşa zamanında yapılan Alaman darbesi, 27 Mayıs'ta Londra üzerinden geldi, ordu içinde bu defa Enverist, Alman arka planlı subay taraması yapıldı!
Silivri süreç'i de benzer hikaye.
Mustafa Kemal, hayattayken Feviz Çakmak'a hep sormuştur, "Asker ne diyor?" diye.
Bugün ne diye anlatılıyor, geçtik!
Tarih masal değildir, MİT, Almanlar'ın İstanbul'u işgal tarihini yüksek ses'le seslendirmediği sürece, sap'la saman hep karışık kalacak, dön dolaş aynı hikaye.
Neticede, 1938'e kadar olan süreç'te, ordu'nun içi Alman yetiştirmesi subay kaynıyor, Almanlar savaş'ı kaybetmiş olsa da!
Bakmak ve de görmek farkı!
...
Geçmişte çok yazdık, madem yeri geldi tekrar edelim:
"Ganimet / İntikam" oyunu üzerinden yıllardır Türkiye ile oynuyorlar!
Bu oyun'a dahil olan'ların iki yakası bir araya geldi mi?!
Hesap sormak için iktidar'a iliştirilenler morbit obez!
28 Şubatçılar'ın hali ortada, onlar da geçmiş dönem'in morbit obez'i.
Hülasa:
Cem Uzan şu an Paris'te!
Fransız ya da İngiliz'in yapmayacağı bir şeyi, istese de yapamaz!
Tuncay Özkan nerede, Fatih Çekirge, Dalan, Uluç, Çölaşan vb.
Asıl soru şu:
CCU, İngiliz ya da Fransız'ın yapmak istediği bir şeyi de yapamıyor ise metal yorgun'u ise akışı engelliyor ise netice ne olur?!
Uzan'ı yurtdışına çıkartan istihbari akıl cevap versin!
Naçizane bizdeki cevap ortada:
10 can'dan 9'u gitti ve/veya 9 can'ı vardı ise son can'ında bu mana!
Derin ya da elit Alman Paris'te var ise 2007 öncesinde Türkiye'de yok muydu?!
Kimi okur diyor ki, "çok sıkıntı çektin" ama ne zaman diyor, MİT'te yumurta kapıya geldikten sonra!
Konu para, çok para ise 2007 öncesinde o para teklif edildi, kazandım, 2007 sonrasında da teklif edildi, cevap'ı tekrar etmek yersiz.
Arabayı hareket ettirecek, bir yerden başka yere götürecek benzin ihtiyacı başka, benzin istasyonu sahip'i olacağım demek başka, o benzin istansyonlara ben dağıtacağım söylemi başka matematik.
Fransızlar, Demirören'e aktardı ise cemiyet poz paylaşımı için olmasa gerek!
Bıraktım para odaklı olmamayı, hayatın kendisi matematik, hem para'yı alıp hem de mücadele'yi devam ettirmek mümkün olsaydı, Fatih Altaylı da, Fatih Çekirge (Yılmaz Özdil, Uğur Dündar) de bir matematik, onlar yapardı!
Konu makam ise 2007 öncesinde Hürriyet'in başına geliyordum, ilgilenmedim.
Kim ismim üzerinden nasıl oynadı, ayrı konu!
Amaç, bu mücadele'den millet adına zafer'le çıkmaktı!
Şükür.
...
Naçizane, 2014'ten bu yana o süreç bitti, dediğim bu!
Şu an, deniz sakinken, fırıldak çeviren'leri alt üst eden bir fırtına var, milyar dolarlık lig'le ilgili!
Yazıyorum ama yazarken de altını çiziyorum:
Kurnazlık bir zeka çeşidi değildir!
Uzan'ın ya da Doğan'ın ve/veya Erdoğan'ın yapması gerekeni buradan beklemeyin!
Fizyolojik ihtiyaçlar nasıl delege edilemez ise bu da delege edilemez bir diyet borç'u ve/veya sorumluluk.
Kaldı ki, 2007 öncesinde "kırık kalem"i taşıdım dedim, varsa taşıyan, taşıyacak, ödesinler milyon, milyar dolar taşıtsınlar!
Herkesin canı kendine tatlı!
Timsahlı göl'den geçtik, çıktık, yeniden girdik çıktık, timsahlı göl ya da ıssız çöl nasıl bir yerdir merak eden var ise içinden geçiyoruz zaman'ın.
Neticede dolar'ı basan adres de belli, Euro'yu basan adres de!
Dolar'ı basan adres'e, "dolar rüşvet'i" teklif etsen, yüzüne bakıp demeyecekler mi; "Ulan o dolar bizim işimize yarasaydı, seni iktidara getirirken sana vermezdik, easy" vb.
...
Ezcümle:
Mahlas'la yazan okur'a, "isminiz mahlas" deyince, kimi mektup'u düz okuyup kendini takdim ediyor.
Amaç aşağılamak ya da istihza ve/veya yüceltme değil!
Mahlas ya da değil, fark şurada:
Neticede mahlas da olsa ortada bir isim var, taşınması gereken yük var!
İsim gerçek ise hikaye daha da değişik bir hal alıyor, BOP'ta etrafımdan eksilen eski dost'lar, tanıdık'lar vb.
Matematik'i zayıf olsa, "NOTAM" yazısından kaynaklı içeri alsalar ya da yükselseler, alkışlayanların kaçı ortaya çıkar ya da mahkeme'de saf tutar, hapishane'ye temiz çamaşır taşır!?
Birilerine yaslanarak, bir şeyler bekleyerek bugünlere gelmedik.
Şükür, ne her yaptı isek matematiksel işlemleri önceden yaptık, Alman gibi her şeye hakim olacağız diye de saksı'yı çatlatmadık, her şeyin hayırlısı deyip yürüdük.
Kaldı ki, medya'da adımızı anmadan yazıların içinden görüş devşirenler vs bir şey diyor muyuz!?
İdam edilen o komutan, bir defa denemiş olmamış, gaza gelmiş, çevresinin gazlamasına, yaparsın goygoyuna kurban gitmiş, dediğimiz bu!
Biz buna ego'nun fesadı kibir, diyoruz!
Varsa, test etmek isteyen isimi ile ortaya çıksın, şartlar her türlü darbe'ye gebe, her türlü denesin, sonra da çevre'den gelen yansımalara kulak versin.
Yani?!
Süreç'te ego'muzu da kontrol ettik, dağılmadık.
Biri yoksun derken de, biri varsın derken de!
Her daim ne olduğunu ne olmadığını hiç akıldan çıkartmamak, gaza gelmemek esas'tır.
Bu da çok önemli, iç disiplin için.
...
Başka?!
Hakem'likten kasıt, taraf olduğunuz bir konuda hakem'lik yapacak durumdaysanız, bu sorunun cevap'ını kendiniz de verebilirsiniz, manasında!
Alt metin'de bu var.
Kaldı ki, çift taraflı biçerken "hakem"lik yaptığımın altını çiziyorum, düşman ya da rakip'in de ikna olduğu husus bu, önemli!
İyi olmak kolay, asıl zor olan adil olmak ise kolpacı hangi kesimden olur ise kolpacıdır.
İlk çatışma'da ya da ayrışmada satar vs.
Naçizane uzun yol'dan geliyoruz derken, dün satan'lar ile bugün yüzyüze isek şükür.
Fırsat'ını bulur ise satan yine satar mı?!
Japonlar'ın ünlü atasözünde olduğu gibi bir defa yapan bir daha yapar!
O zaman akrep şu saat'ten sonra sokacak ise ancak kendini sokar, bizdeki deri kalın işlemez, geçmişte de işlememişti.
Ölümsüz canlı yok, o ayrı konu!
Mustafa Kemal ölümlü, Atatürk'ler ölmez!
Milyon'da 1'iz bu mana.
...
Ex'cümle:
Enver Paşa'cı da olsa gaza gelmemek esas, Talat Aydemir'ci de olsa aynı hikaye!
Enformasyon zehirlenmesi bir başka ölümcül süreç not'u!
Vatan adına can verenleri, baş verenleri yüceltmek, adını anmak güzel bir şey, ne var ki, ölüme giden yol'un kendisi de bir matematik ise 9 Mart'çıları yek gece'de avlanayan 12 Mart'çıların da arka planı ortada!
...
Sözün özü:
Düşündüğünüz
Söylemek istediğiniz
Söylediğinizi sandığınız
Söylediğiniz
Karşınızdakinin duymak istediği
Duyduğu
Anlamak istediği
Anladığını sandığı
Anladığı arasında farklar vardır.
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var.
Hal böyleyken...
Yazıları anlamakta sıkıntı çektiğini söyleyen okur'a, "nedir ne değildir" kapsamında düşülmüş basit birkaç satır diyelim.
Sevgiler, selamlar, ilgi katkı için her daim teşekkürler.
HM
16 Aralık 2018
@HayrullahMahmud  

13 Eylül 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages