toplu iletiler

93 views
Skip to first unread message

Mehmet AYDINER

unread,
May 8, 2009, 1:56:07 PM5/8/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: enis akdag

 

10 beyin cerrahı gözaltında
6 Mayıs 2009 08:55


Cerrahlara 30 milyon liralık yolsuzluk suçlaması!ERDAL KILINÇ İstanbul

güncellenme zamanı 6.5.2009

Gözaltına alınan doktorlar arasında bulunan Opr. Dr. Ahmet Çadırcı'nın 29
Mart yerel seçimlerinde MHP'den İstanbul Bahçelievler Belediye Başkanlığı
için aday olduğu öğrenildi.

İddiaya göre, medikal şirketlerin isteği doğrultusunda hem pahalı hem de
gerekenden çok ilaç ve tıbbi malzeme aldıran doktorlara komisyon verildi.
Malzemenin fazlası da kullanılmış gibi gösterilip şirkete iade edildi

Ameliyatlarda kullanılan tıbbi malzemeler üzerinden devleti 30 milyon lira
zarara uğrattıkları iddia edilen 10'u beyin cerrahı 15 doktorun da
aralarında bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı.

Sağlık Bakanlığı ve İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne, bazı medikal
şirketlerin, kamu ve özel hastanelerde görevli doktorlarla birlikte
ameliyatlarda kullanılan ilaç ve malzemeler üzerinden yolsuzluk yaptıkları
yönünde ihbarlar yapıldı. Bakanlık ve Sağlık Müdürlüğü, iddialarla ilgili
müfettiş görevlendirdi. Müfettişlerin hazırladığı rapor doğrultusunda Sağlık
Bakanlığı, Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Savcılık, iddiaların araştırılması için Mali Suçlarla Mücadele Şube
Müdürlüğü'ne talimat verdi. Ekipler, 1 yıl önce raporda adı geçen doktor ve
medikal şirket sahiplerini fiziki takibe alırken telefonlarını da dinledi.

Büyük vurgun

Polisin yaptığı tespitlere göre, 7 medikal şirket, Sosyal Güvenlik
Kurumu'nda(SGK) bir müdürle rüşvet karşılığı anlaştı. Ardından 7 medikal
şirketin yetkilileri, bazı kamu ve özel hastanedeki ameliyatlara giren
doktorlarla temasa geçti. Doktorlar, medikal şirketlerin isteği
doğrultusunda benzer özellik taşıyan tıbbi malzemelerden pahalı olanları
ameliyatlarda kullandı. Karşılığında da doktorlara komisyon verildi. Ayrıca
doktorlar, anlaştıkları medikal şirketlerden, ameliyatlarda kullanılması
gerekenden çok fazla malzeme aldırdı. İddiaya göre, bu tıbbi malzemeler de
kullanılmış gibi gösterilip medikal şirketlere geri verildi. Şirketler de
aynı malzemeyi tekrar sattı. Devletin bu yöntemle 30 milyon lira zarara
uğratıldığı hesaplandı.

Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı üzerine polis dün sabah saatlerinde
operasyon başlattı. 30 adrese eş zamanlı baskın yapıldı. Kamu ve özel
hastanede görevli 10'u beyin cerrahı 15 doktor, 7 medikal şirket sahibi,
SGK'da görevli bir müdür ve hastanelerde görevli hemşirelerin de aralarında
bulunduğu 35 kişi gözaltına alındı.

'Örgüt kurma' suçlaması

Gözaltına alınan 10'u beyin cerrahı 15 doktorun, fizik ve ilaç tedavisiyle
iyileşebilecek hastaları ameliyat ettiği öne sürüldü. Cerrahlar Opr. Dr.
Ahmet Çadırcı, Doç. Dr. Erol Taşdemiroğlu ve Nöroşirürji Uzmanı Doç. Dr.
Murat Taşkın'ın da aralarında bulunduğu 10'u beyin cerrahı 15 doktor ile
birlikte gözaltındaki 35 kişi, "Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüt
üyesi olmak, nitelikli dolandırıcılık, kamu kurumunu zarara uğratmak,
rüşvet" suçlamalarıyla sorgulanıyorlar.

 

 

Gnd: Ali Sedar Bolat

 

Svat Vadisi

"İnsanlar CONİ kapılarını tekmelemeden emperyalizm nedir, bilmek istemiyor."

++++++++++++++++++++++++++

Biliyorsunuz, Amerika (NATO) Afganistan'da yedi yıldır bir işgal sürdürüyor. Bu işgali sürdürebilmesi için Pakistan'a doğrudan ihtiyacı var.

Afganistan Pakistan sınırı, işgalin başından beri, zaten savaş alanı idi. Bu durum, bazen Pakistan ile Amerika arasında gerilime neden olsa da, Pakistan Amerika'ya hep lojistik destek verdi. Ancak, ABD bunu yeterli görmedi, savaşa doğrudan girmesini istedi.

Pakistan'ı, biraz Türkiye'nin Irak işgalinden önceki duruma benzetirsek, yanlış yapmış olmayız. Nasıl ki, ABD'nin işgali altındaki bir ülkeden PKK Türkiye'ye saldırıyor ise, Afganistan'da da Afganistan Talibanı, Pakistan topraklarında faaliyet gösterdi.

Savaş Afganistan'dan Pakistan'a doğru ilerliyor.

Pakistan'ın Svat Vadisi Halkı Pakistan Talibanı'nın etkisi altında kaldı.

Svat Vadisi halkı Şeriat ile yönetilmek istedi. Uzunca süre özerklik için direndi.

Sonunda Amerikan yanlısı Zardari Hükümeti Pakistan Talibanı ile bir anlaşma imzaladı. Silahlar sustu. İşler tam yoluna girdi sanıldığı bir aşamada, ABD Svat Vadisindeki halkı bombaladı. Anlaşma bozuldu. Pakistan Talibanı ile Pakistan Ordusu da çatıştı.

Yerli halk üç ateş arasında kaldı. Bir taraftan Afganistan Talibanı, bir taraftan Amerika, öte yandan Pakistan ordusu. Milyonlarca halk farklı yönlere doğru göçe başladı.

Pakistan'ın nüfusu 170 milyondur. 50 milyon Sünni Müslüman ve geri kalanı da Şii ve diğer dinlere mensup olanlardan oluşur. Ordusu dünyanın ikinci büyük ordusudur. Ordu yekpare değildir. Laikler hâkim gibi görünse de, Rusya'nın Afganistan işgali sırasında Taliban ile birlikte Ruslara karşı savaş içinde Talibanlaşmış askerler var.

Emperyalizm şimdi Pakistan'da dini ve etnik bölücülüğü kullanarak yol alıyor. Herkesi birbirine kırdırarak Pakistan'ı işgal edecek.

Obama Kongreden Pakistan savaşı için 400 milyar dolar ek ödenek istedi. Dün Amerika Svat Vadisinde yüz sivili öldürdü.

Bizim işbirlikçiler emperyalizmi küreselleşme sanadursun, Svat Vadisinin halkı emperyalizmi onlardan daha iyi tanıyor.

İnsanlar CONİ kapılarını tekmelemeden emperyalizm nedir, bilmek istemiyor.

++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Bülent Esinoğlu 6.5.2009, bulente...@gmail.com

İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi

 

 

Gnd: Necla Şener

 

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: anadoluhaber foreve...@gmail.com

Kan Davası Değil,Asrın Davası!
<http://anadoluhaber.blogspot.com/2009/05/kan-davas-degilasrn-davas.html>Çanakkale'de
mezar taşları, kanı kan ile yıkar gladyonun çatık kaşları!Mazıdağı Mazıdağı,
sıra sıra kazı dağı! Çıkarsa yanık bir bez, kupkuru bir iskelet! Çekilsin
zulmün eli, sen de onu terket!Kırk dört beden, şehadete uçarken, tam da
secde anında melekler kıskanırken!Bir değil, bin sebep arasın insanoğlu!
Sendedir Bilge Köyü, Anadolu
tapusu!<http://anadoluhaber.blogspot.com/2009/05/kan-davas-degilasrn-davas.html>

 

Gnd: Hulan Türk

 

ALIN SİZE PONTUS!BUYRUN BAKALIM

HER 24 NİSANLARDA SALYA SÜMÜK SÖZÜM ONA DEDELERİNE AĞLAMAK İÇİN GELEN
AVUSTRALYALILAR(BİRİLERİNİN DEYİMİYLE ANZAK DOSTLARIMIZ(!) YUNANIN
PONTUSUNU ÇOKTANNNN MECLİSLERİNDE KABUL ETTİLER BİLE........
SEN BİNLERCE ATA KANIYLA SULANAN ANAFARTALAR KÖRFEZİNİN ADINI ANZAK KOYU
OLARAK DEĞİŞTİRTİN YA ONLARDA KAFALARINDAKİ TÜRK YURTLARINI İŞGAL ETME TÜRKE
İFTİRA ATMA ZİHNİYETİNDEN VAZMI GEÇTİLER?

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: nor...@haber3.com <hab...@haber3.com>
Tarih: 08 Mayıs 2009 Cuma 10:31
Konu: ALIN SİZE PONTUS!BUYRUN BAKALIM


*Arkadaşınızın notu:*
30 EKİM 1918 MONDROS HİYANETİN TÜM MADDELERİ ADIM ADIM TEKRAR YERİNE
GETİRİLİYOR

*Arkadaşınızın tavsiye ettiği içerik*

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, daha Dışişleri Bakanı iken açık açık söylemişti;
"Türkiye'nin önümüzdeki dönemde en çok uğraşacağı konu, Ermeni iddialarıdır"
demişti.

Gül haklı çıktı; son iki yıldır Türkiye, gerek ABD'den, gerekse Avrupa
ülkelerinden birbiri ardına gelen Ermeni soykırım karar ya da karar
tasarı"larından başını alamaz hale geldi.

Ancak bugünlerde ortaya çıkan gelişmeler, Gül'ün haklı olmakla birlikte,
"eksik söylediğini" de ortaya çıkardı. Artık Türkiye'nin önünde "soykırım"
iddiası olarak sadece Ermeni olayları yok; Bir de "Pontus soykırımı"
iddiaları ile uğraşacak gibiyiz yakın gelecekte.

"Pontus soykırımı" kararı, ilk kez Yunan Parlamentosu tarafından kabul
edilmişti. Ancak Yunanlılar, uğraşmalarına rağmen, bugüne kadar "Pontus
soykırımını" başka ülkelere kabul ettirmeyi başaramadılar.

Ta ki, geçen aya kadar;
Geçen ay, Avustralya'nın altı eyaletinden biri olan Güney Avustralya
Parlamentosu bir karar kabul etti. Kararda, 1915 olayları "Ermeni soykırımı"
olarak adlandırıldı.

Ancak Güney Avustralyalıları sadece Ermeni konusu kesmemiş olacak ki, kararı
"genişletiverdiler." Güney Avustralya Parlamentosunun hem alt, hem de üst
kanatlarından ayrı ayrı geçen kararda, Türkiye 1915-1923 yılları arasında
sadece "Ermeni soykırımı" yapmakla suçlanmadı. Ayrıca, "Pontus, Süryani ve
Küçük Asya'daki diğer azınlıklarla" ilgili tüm yaşananlar, çatışmalar,
ölümler, hepsi "soykırım" olarak ilan ediliverdi. Dışişleri Bakanlığı da
bugün yaptığı bir açıklama ile, kararı "üzüntü ile" karşıladığını açıkladı.

Ancak Türkiye "üzülse" de, karar alındı. Türkiye, Azerileri küstürmek
pahasına, Ermenistan'la "uzlaşma yolları" aranmaya, yol haritaları
geliştirilmeye başlamıştı. Bundan sonra karşımıza çıkabilecek, "Pontus" ya
da "Süryani" soykırım iddiaları konusunda nasıl bir "yol haritası"
izleneceği ise meçhul..

*Hürriyet / Zeynep Gürcanlı*

 

Gnd: enis akdag

 

*OFİS ORTAMINDA YAPILABİLECEK EGZERSİZLER*

*1- *Düzenli biçimde farklı duruşlar denenmeli ve aynı pozisyonda uzun süre
kalınmamalı.

*2-* Klavye kullanırken en az biçimde güç sarf edilmeli.

*3- *Telefon, fare ve referans materyalleri gibi çalışma araçlarına
uzanırken zorlayıcı hareketten kaçınılmalı.

*4-* Dirsek, ön kol ve bileklerin sert yüzeylere dayanmasından kaçınılmalı.

*5-* Gün içinde kısa molalar verilerek kas ve eklemlere dinlenme ve
yenilenme fırsatı tanınmalı.

*6-* Aynı kasların aşırı kullanımını engellemek için farklı kas gruplarını
çalıştıracak işler dönüşümlü olarak yapılmalı.

*7-* Zaman zaman farenin bulunduğu yeri değiştirerek, sağdan sola alarak
farklı elleri kullanmak ve farklı kasları çalıştırmak, fazla çalışmadan
dolayı sakatlanma riskini azaltacaktır.

*8-* Gözler bir süre kapatılarak, uzaklara bakarak sürekli kırparak
dinlendirilmeli.

*9-* Gün boyunca belli aralıklarla ayağa kalkılarak koltuk ayarlanmalı.
Koltuğun ayarlanmasını değiştirmek eklemlerin duruş değiştirmesini sağlar ve
böylece koltuğun neden olduğu kas gerilmeleri ve doku ezilmelerini engeller.


*10-* Uygun egzersizler ofis ergonomisi programının tamamlayıcıları dır. Her
yarım saatte 30-60 sn'lik gerilme egzersizleri kan dolaşımını düzenler,
belirli bir pozisyonda uzun süre oturmaktan doğan rahatsızlığı azaltır,
verimliliği arttırır ve hata yapmayı önler.

 

Gnd: enis akdag

 

Destek için Çağrı

 

Değerli Dostlar,

17 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirilecek olan “Cumhuriyet Mitingine” destek çağrımızı aşağıda sunuyor ve imzaya açıyoruz. Önümüzdeki günlerde tüm liste geniş katılımlı bir basın açıklaması ile kamuoyuna açıklanacaktır. 1000’lerce akademisyen başta olmak üzere aydınlarımız, sanatçılarımız yaratılmak istenen korku ortamına 19 Mayıs ruhu ile karşı çıkacak ve halka güven verecektir. Listeye katılmak için lütfen bu mesajı yanıtlayınız. Listeyi yaymamıza yardımcı olmanızı diliyoruz. Saygılarımla...

Gani Bayer  gani...@gmail.com                                             Bilim Ütopya Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

19 Mayıs’ın 90. Yılında

Ülkemizi, Bilimi ve Aydınlığı Savunmaya Devam Ediyoruz!

 

19 Mayıs 2009’a doğru yol alıyoruz. Sıradan bir günden öte anlamlar taşıyan büyük bir tarihsel olgunun eşiğindeyiz.

Bu olgu, İstanbul Boğazı’nı kara, uğursuz, demir yığını gemileriyle işgal eden donanmaların arasından geçip, “geldikleri gibi giderler” diyen iradenin ortaya çıkardığı gerçektir.

 

İşgalciliğe karşı bağımsız bir ülkede yaşamanın, kulluğa ve müritliğe karşı özgür yurttaşlar olmanın, ortaçağ gericiliğine karşı aydınlanmanın safında yer almanın adıdır. Kökleri halkımızın bağımsız yaşama iradesine ve büyük aydınlanma hareketlerine dayanan 19 Mayıs, Kurtuluş Savaşı’yla millet haline gelme yolunda büyük bir adım atmış olan Türkiye halkının, mazlum uluslara kendi eylemiyle gösterdiği büyük bir özgürlük eyleminin tarihidir.

 

19 Mayıs’ın başarılı olmasının sonunda hasta adam diye küçümsenen ülkemiz, “Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanmış”, büyük bir uyanışla 20. yüzyılın en önde koşan bilim ve uyanış coğrafyası haline gelmiştir. Bu başarının altında demokrasi pratiğinin dinamiği olan halkçılık ve aydınlanma düşüncesi yatmaktadır.

 

1950’lerden sonra ise bu nitelikleri budanmış ve tamamen yok edilmek istenmiştir. Buna rağmen ülkemizin bilimsel aydınlığı ve yurtsever birikimi azımsanmayacak ölçüde ayaktadır.

 

19 Mayıs’ı bugün en az 1919 yılı kadar önemsiyoruz. Abdülhamit istibdatının sansürlerine ve “padişah korkularına” isyan ederek “hürriyet” diye haykıran Jön Türkler’den, işgalci çizmelerin çiğneyemediği bağımsız bir ülke kurulmasına önderlik eden Musfata Kemal’lere uzanan geleneğe bugün daha fazla dikkatleri çekiyoruz.

 

Bu özgürlük eylemi ülkemizi, bilimi ve aydınlanmayı bugün her zamankinden daha fazla savunmak için irade göstermektir. Tıpkı 19 Mayıs 1919’da olduğu gibi…

 

Biz aşağıda imzası bulunanlar; Atatürkçü ve yurtsever aydınların, bilim insanlarının “demokrasi” kavramı kullanılarak baskılara maruz kaldığı ve hapse atıldığı bugünlerde verilecek en önemli demokrasi ve özgürlük mesajının, 19 Mayıs’ta anlam bulan eylem olduğunu ilan ediyoruz.

19 Mayıs 2009’un arifesinde 17 Mayıs 2009 Pazar günü geçekleştirilecek olan ve 19 Mayıs ruhunu canlandırmaya katkı sunacak “Cumhuriyet Mitingi” ne tüm kararlılığımız ile destek veriyoruz.

 

Kamuoyuna saygı ile duyururuz.

Prof. Dr. Semih Koray (Bilim ve Ütopya Kooperatifi Başkanı)- Bilkent Ü.

Prof. Dr. Alpaslan Işıklı (TÜMÖD Genel Başkanı)

Prof. Dr. Yaman Örs

Prof. Dr. Recep Akdur (Ulusal Hekim Birliği Yürütme Kurulu Başkanı)-A.Ü.

Gani Bayer (Bilim ve Ütopya Dergisi Genel Yayın Yönetmeni)

Refik Saydam (MÜZED Genel Başkanı)

Dr. Tanju Topçu (UHB YK Sekreteri)

Öğr. Gör. Suay Karaman (TÜMÖD Gen. Sek.- ADD Gen. Sek.)

Rıza Zelyut- Yazar

Doç. Dr. Çağatay Keskinok-ODTÜ

Prof. Dr. Vedat Bulut-GAZİ ÜNİ.

Prof. Dr. Osman Şadi Yenen

Prof. Dr. Sina Akşin (ADD Genel Başkan Yardımcısı)

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler-AÜ SBF

Prof. Dr. Kürşat Yıldız-KOCAELİ ÜNİ:

Prof. Dr. Aziz Konukman-GAZİ ÜNİ:

Prof. Dr. Işık Bökesoy-AÜ

Prof. Dr. Ferit Pehlivan-AÜ

Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar

Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı Doğan-AÜ

Prof. Dr. İhsan Güneş

Prof. Dr. Kayhan Kantarlı-EGE ÜNİ.

Prof. Dr. Gülbin Gökçay

Prof. Dr. Gülümser Heper

Prof. Dr. Şakire Pögün-EGE ÜNİ:

Prof. Dr. Aytuğ Akesen-İSTANBUL ÜNİ:

Prof. Dr. Acar Savacı-İYTE

Prof. Dr. Mustafa Gündüzalp

Prof. Dr. Ferhan G. Sağın-EGE ÜNİ.

Prof. Dr. Ömür GÜLMEN-EGE ÜNİ.

Prof. Dr. Ayşe Kars- HACETTEPE ÜNİ.

Prof. Dr. Süleyman Bozdemir- Çukurova Üni.

Prof. Dr. Mehmet Melli- Ankara Üni.

Prof. Dr. Gürbüz Çelebi, Ege Üni.

Prof. Dr. Erbil Gözükırmızı

Doç. Dr. Mahmut Öztürk

Doç. Dr. Uğur Alpagut

Doç. Dr. Tuğrul Giray

Yrd. Doç. Dr. Gürsen Topses-GAZİ ÜNİ.

Yrd. Doç. Dr. Atakan Hatipoğlu

Dr. İ. Arda Odabaşı

Dr. Yavuz Daloğlu-

Dr. Hüseyin İçen-ODTÜ

Öğr. Grv. Alev Ateş-EGE ÜNİ.

Tahir Çalgüner-GÜ

Esin Avşar (Sanatçı)

Demirtaş Ceyhun (Yazar)

Bertan Onaran(Yazar)

Feyziye Özberk

Celal İlhan (Öykücü)

Öner Yağcı (Yazar)

Cumhur Utku (E.P.Kd. Alb. )

Ekrem Kahraman

Ersin Pögün (Mimar)

Deniz Yılkan

Sadık Usat

Günay Güner(Yazar)

Ankara Aydınlığı Girişimi

Onur Erk

Aslı Tamer Vestlund (Mühendis) – İngiltere

 

Listeye katılmak için lütfen bildiriniz: Gani Bayer

                                                              Bilim ve Ütopya

                                                              Genel Yayın Yönetmeni

                                                              gani...@gmail.com

                                                              03122320479

 

 

Gnd: Bilge Devrim

 

KİRALIK ADAM ROMANINA Fettullahcilar ve ELİF SAFAK SANSÜR istiyor

Fettullahcilar ve Fettullahci Elif SAFAK bu ise çok bozulmuş. Yazgülü
AYDOGAN in -- Kiralik ADAM --- romanı bir hafta da 5 baski yapinca.
Önce Yayinevine maliye ve emniyet baskıları baslamis. Simdi de Fettullahci
kadrolar bu esere erotik anlatimlar diye SANSÜR istiyor. FETTULLAHCILARIN
Elif SAFAK modelini nedeni bu kadar fanatikce koruması cok ilginc.
Koydukları sebebte toplum AHLAKI İMİŞ.

RTÜK ü YANİ TOPLUM AHLAKINI ALMAN MAHKEMELERINCE " DOLANDIRICILIGI MESLEK
EDINMIS " insanlara emanet eden zihniyet.

9 YASINDAKİ kız cocuguna tecavüzü mazur gören zihniyet.

Aşk romani içinde olması doğal olan sevgi- tutkulu sevişmelere laf ediyor.
Ama öyle aşırı erotizm yok.
" BABA ve PİÇ " romani ile kıyaslanırsa cok masum. ÖZetle Yani Fettullahci
ELİF Erotik aşk romanı yazarsa AHLAKA uygun. BABA ve PİÇ.

Www.odatv.com <http://www.odatv.com/> un haberini geçiyorum.

Ünlü gazeteci ve yazar Yazgülü Aldoğan'ın romanı 'Kiralık Adam' bir haftada
beş baskı yaptı. Aldoğan'ın büyük ilgiyle karşılanan ilk romanı içindeki
erotik unsurlarla da medyada tartışma konusu olmuştu. İlk kez bir aşk romanı
yazan Aldoğan okurların ilgisinden memnun. Karaköy Balıkçısı'nda verdiği
kokteylden sonra medyada geniş yankı bulmuştu roman.

Yazgülü Aldoğan kamuoyunda Ulusalcı görüşleriyle tanınıyor... Bugüne kadar
medyada 'Ulusalcılar aşk romanı yazamaz' diye yaygın bir inanış vardı.
Yayınevleri de çok satacak aşk romanlarına genellikle cemaatçi ya da liberal
yazarlara sipariş verirlerdi. Ahmet Altan, Elif Şafak, Perihan Mağden, Puna
Pamir bunun örnekleriydi.

Ancak Yazgülü Aldoğan yayın dünyasıyla ilgili bu gibi tabuları 'Kiralık
Adam' romanıyla alt üst etti. Okurlar romanı sahiplendi ve bir haftada çok
satanlar listesinde yerini sağlamlaştırdı.

'Kiralık Adam'ı okuyanlar ''Elif Şafak görsün işte, 'Aşk' öyle değil böyle
yazılır'' yorumlarını yapıyor.

 

 

 

Gnd: Ahmetrobin

 

GEÇMİŞTEN BUGÜNE BİR HİÇ UĞRUNA YAŞANAN SAVAŞLAR BUGÜNKÜ YAZIM AHMET İDİZ...

Değerli dostlar;

Adem ile Havva'dan bugüne çoğalan insanlığın aslında dramını ele almak
istiyorum.

Tarihi incelediğimizde İnsanlar önce sefilliğe sonra savaşa
zorlanmıştır.Amaca bakıldığında ise vatanseverlikten ziyade kişiselliğe ve
kadınların dahi şeytanlığına dayanmaktadır.Koskoca Ülke orduları bir hiç
uğruna farklı savaşlarda telef olmuştur.

Sadece İslamiyetin yayılışında din ön planda kalmıştır.Onun haricinde toprak
alma hevesi ,daha çok ganimet ve hırs yatmaktadır.Halkımız ,Vatanımız için
sözü veren Kralların savaşmasının asıl amacı ; gözlerinin para bürümesinden
,toprak bürümesinden veya kadın için yattığından geçmektedir.Bu olaylardan
habersiz veya sırf Kralı,Lideri için onlarca asker ölmüştür.

Globalleşen Dünyaya baktığımızda pek bir şeyin değişmediğini
görürüz.Senatoda petrol şirketlerinin sahibi veya servetine servet katmak
isteyen insanların (başta yahudilerin) amaçlarını görürüz.ABD bile bu işin
bir oyuncak Ülkesidir.

Kumanda Dünya zenginlerindedir.Kimse farkında değil belki ama 6.5 milyar
insanı 3-5 zenginin yönettiğinden haberi yoktur.Bunun için tek nokta ve
hedef belirlenir.ABD ve arkasında yöneten yahudiler.Ülkelerin başkanı veya
Başbakanı bile bu işin oyuncusudur.Bir yere kadar yönetir.Ondan sonra ise
yönetilir.

Program yüklenmiş robot misalidir.
Gerekirse kazanmak için kendi milletini kırdırıp savaş naraları atar.Senin
canının,milletinin veya dininin bir önemi yoktur onlar için.Amaç hep
kazanmaktır.Peki biz insanoğlu neden hiç düşünmeyiz?

Kullanıldığımızı ,yönetildiğimizi,canımızın bir hiç olduğunu anlamayız.
Bu ise bana göre sanal uyuşturucuya benziyor.
Bir Ülkeyi yönetmek istiyorsan 3 s sistemi.Spor sinema ve sex evet yanlış
duymadınız.İşte size sanal uyşturucu.

Tembellik,yıpratılmak ve her gün dizi ve filmlerle senin düşünmeni uyanmanı
üretmeni engellemek.
Bugün soruyorum sizlere kaçımız ne işle meşgulüz ve zamanımız neyle geçiyor
cevabı söyyleyeyim.

%95 imiz bir çok dizilerle meşgulüz.Geçmişimizi bilmeyiz.Ama dizideki
insanları veya sporcuları bir çırpıda sayarız.İnternetin başında ve Tv
başında zaman geçirmekten çevremizde eşimizden dostumuzdan ve en önemlisi
üretmekten bihaber yaşarız.

Bugün insanlarda hala o hırs yatıyor.Kazanma hırsı.
Dünya üzerinde sabit kalmayan Çizilmiş Ülke sınırları ,ne yazıkki yeni
savaşlara gebe kalacak ve yeniden değişecektir.Ve yine kimse ne için
savaştığının bilincinde olmayacaktır.

Başka bir yazımda görüşmek üzere
Ahmet İdiz...

--
http://blog.milliyet.com.tr/ahmetrobin
adresinden şiir ve yazılarımı görebilirsiniz

Mutluluk bize değil,biz mutluluğa uzağız.
Ahmet İdiz.

Başarılı olmak için kendinle yarış
Ahmet İdiz

 

Gnd: Ahmet Dursun

 

*Mardin katliamı Atatürk'ün hatası mı?*

*1 Kasım 1928 de şöyle diyor Atatürk:*
"Yeni faaliyet devrimizde,gerek doğu illerinde,gerek memleketin diğer
kısımlarında toprağı olmayan çiftçilere toprak tedarik etmek meselesiyle
ehemmiyetli olarak uğraşacaksınız" ......
Tamamı için bakınız....
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=5799.0
--
TOGEÇ içerikli yazışma adresi:
ahmet...@toplumsalbilinc.org

 

Gnd: halil

 

ŞIH Emretti, Müritler Din Adına Katliamı Yaptı - "Köyde Canlı Tavuk Bile Kalmasın"

 

*Mardin'in Mazıdağı İlçesi Bilge Köyü'nde 44 kişinin katledildiği saldırının
ardından yeni ayrıntılar ortaya çıkıyor. Tutuklu 'Şıh Mehmet' lakaplı Mehmet
Çelebi'nin saldırı öncesi adamlarına 'Köyde tavuk bile sağ kalmasın' diye
talimat verdiği ve yakalandıktan sonra konuldukları nezarethanede saldırıyı
bir kişinin üstlenmesi telkininde bulunduğu ortaya çıktı.*

*
*

44 kişinin öldürülmesinin ardından geride kalanlar katliamın yaralarını
sarmaya çalışırken, silahlı saldırıyı gerçekleştirdikleri gerekçesiyle
tutuklanan 10 kişinin 120 yakını ölüm korkusuyla köyü terk etti. Saldırının
talimatını vermekle suçlanan ve bölgede 'Şıh Mehmet' lakabıyla tanınan
Mehmet Çelebi'nin katliam öncesi yanındaki adamlarına "Köyde tavuk bile sağ
kalmasın" yönünde talimat verdiği ortaya çıktı. Bu talimat üzerine
saldırganların hiç bir yaralı kalmayacak şekilde insanların üzerine kurşun
yağdırdıkları belirtildi.

*KÖKLERİ KURUDU, 1 KİŞİ ÜSTLENSİN*

'Şıh Mehmet' lakaplı Mehmet Çelebi ile yakınları katliamın ardından
yakalandıktan sonra nezarethaneye konuldu. Çelebi'nin nezarethane
tutuldukları sırada adamlarına Kürtçe konuşarak, saldırıyı 1 kişinin
üstlenmesi yönünde telkinde bulunarak, "Kökleri kurudu ş.......n, 7-8 kişi
kaldı. Olan oldu, kimse paniğe kapılmasın. Herkes soğukkanlı olacak. 1 kişi
üstüne alsın, diğerleri hiçbir şekilde kabul etmesin. Dışarıda gözcülük
yapıldığı, içeri silahlı sadece 1 kişinin girdiği şeklinde hem savcıya, hem
de askere ifade verin" dediği öğrenildi.

*KÜRTÇE BİLEN ER DUYDU*

Çelebi'nin bu sözlerini Diyarbakırlı olan ve Kürtçe bilen nöbetçi er N.T.
duydu ve durumu hemen komutanlarına bildirdi. Nöbetçi subayın konuyu
Cumhuriyet Savcılığı'na iletmesi üzerine soruşturmayı yürütmekle yetkili
olan savcının talimatıyla nöbetçi askerin x tanık sıfatıyla ifadesi alınarak
soruşturma dosyasına konuldu.

* *

*KAN ÖRNEKLERİ ADLİ TIP KURUMU'NA GÖNDERİLDİ*

[image: http://dosyalar.hurriyet.com.tr/haber_resim/sih_dna.jpg]<http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11604884.asp?gid=229>Tutuklanan
10 kişinin, sorgu sırasında oldukça sakin oldukları ve kendi aralarında
gülüp şakalaştıkları belirtildi. Zanlıların sorgu sırasında jandarma
görevlilerinden sigara ve benzeri ihtiyaçlarının giderilmesi yönünde talepte
bulunması üzerine sorguya uzman bir psikiyatristin de getirildiği ve
zanlıları muayene ettiği belirlendi. Sanıkların oldukça rahat ve soğukkanlı
olmaları nedeniyle olay esnasında uyuşturucu kullanıp kullanmadıklarının
tespit edilmesi için tümünden ayrı ayrı 2'şer tüp kan alınarak Adli Tıp
Kurumu'na gönderildi. Sanıklardan bazılarının ruh sağlığının kontrol altına
alınabilmesi için gerek görülmesi halinde geçici olarak Elazığ veya
İstanbul<http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul/>'da
Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edilebilecekleri bildirildi.

*387 BOŞ KOVAN BULUNDU*

Kanlı baskınla ilgili soruşturma sırasında olay yerinden 4 ayrı kalaşnikof
tüfeğe ait 387 adet boş kovan toplanarak balistik inceleme için kriminal
laboratuvara gönderildi. Zanlıların içeri girip 44 kişiyi katlettikten sonra
kaçış istikametine giderken yaralıların hastaneye taşınmasını engellemek
için öldürülenlere ait 2 pikap, 5 otomobilin de lastiklerini kurşunlayıp
patlattıkları, camlarını kırdıkları belirlendi.

*SALDIRGANLAR YARALI VE ÖLÜLERİ TAŞIMIŞ*


Saldırının ardından jandarma ve savcılıkta susma hakkını kullanan 10 zanlı
Mazıdağ Sulh Ceza Mahkemesi'nde verdikleri ifadelerde saldırıyı kendilerinin
gerçekleşirmediğini iddia ettiler. Tutuklu 10 zanlıdan 7'sinin mahkemede
verdiği ifadeleri DHA ele geçirdi. Zanlılar olayın ardından yaralıları
hastaneye kendilerinin götürdüğünü ve ölülerin evden çıkarılmasına da
kendilerinin yardım ettiğini söyledi.

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 10, 2009, 3:43:17 AM5/10/09
to oybi...@googlegroups.com

ANNE OLAN ÜYELERİMİZİN VE ÜYELERİMİZİN ANNELERİNİN ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAR SAYGILAR SUNARIZ.

                                                                       OYBİRLİĞİ GRUBU

 

 

 

 

Gnd: refhan irtem

 

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: gökhan karaman <gokh...@gmail.com>
Tarih: 08 Mayıs 2009 Cuma 09:54
Konu: Cezaevinden Mektup Var!
Kime: evrensel...@googlegroups.com


merhabalar bana gelen maili sizinle paylaşmak istedim.
Konu: ceza evinden mektup var

(Arkadaşlar Duyarsız Kalmayalım)

Belki az çok tanıyorsunuz, belki de hiçbir fikriniz yok. Belki de
yaşamınızın bir döneminde bizlerle kesişti yollarınız, belki bir
arkadaşınızdan biliyorsunuz ya da bir akrabanızdan dolayı tanıyorsunuz
bizleri.
Bu mektupta asıl yazacaklarımıza geçmeden önce bir de biz kısaca
tanıtalım kendimizi. Kimimiz on sekizindeyiz, kimimiz elli yaşını
geçtik. Kimimiz issizdik, kimimiz mühendis; kimimiz isçi,
memur;kimimiz öğrenci, işportacı, esnafız.
Neden burada yattığımızı da, neden hapishanede olduğumuzu, 'suç'umuzu
da bilmek hakkınız. Kimimizse 'Hapishanelerde Neler Oluyor? Bilmek
Hakkınız!' kampanyası çerçevesinde tutsakların yaygın olarak çeşitli
kişi ve kurumlara gönderdiği mektupta, bir çağrıda bulunuluyor
Bu mektup Tekirdağ F tipi tecrit hücrelerinde tutuklu bulunan
devrimciler tarafından yazılmıştır.
Sendikalarda, derneklerde, meslek odalarında örgütlendik; kimimiz
gecekondu yıkımlarına direndik; kimimiz polisin terörüne,
baskısına,hukuksuzluğuna karşı boyun eğmedik, karşı koyduk. Ancak
hepimiz,IMF'nin, Dünya Bankasının sömürü politikalarına, AB'nin ve
ABD'nin kuklası haline gelen, ulusal onurumuzu ayaklar altına alan
iktidarlara
karşı çıktık. Haklarımız ve özgürlüklerimiz için mücadele ettik.
Sonuçta buradayız.
Asil konumuza gelelim. F tiplerini ne kadar biliyorsunuz? Tecrit
işkencesi nedir, hiç duydunuz mu? Bilmiyoruz. Ama Almanya'daki Nazi
kamplarını duymuşsunuzdur. Ya da bugünün dünyasında ABD'nin
Guantanamo'daki hapishanesini veya Irak'taki Ebu Gureyb hapishanesi'
ni mutlaka duymuş olmalısınız. Iste ülkemizdeki F tiplerinin de o Nazi
kamplarından, Guantanamo ve Ebu Gureyb'lerden farkı yoktur.
Türkiye'deki F tipleri 19 Aralık 2000'de 28 tutuklunun yakılarak,
kurşunlanarak öldürüldüğü, yüzlercesinin yaralandığı 'Hayata Dönüş'
operasyonunun ardından açıldı. F tiplerindeki uygulamalar söyle:
- F tiplerine gelen herkes daha önce elle ve elektronik cihazlarla
defalarca aramadan geçirilmesine rağmen girişte atlet ve külotunuz da
üzerinizde kalmayacak şekilde çırılçıplak soyulur. Dayatılan bu
onursuz ve ahlaksız aramaya direnirseniz, dayak yersiniz.
- Hastane ya da mahkemeye gidip gelirken daha hapishaneden çıkmadan
gidişte BES, dönüşte BES kez olmak üzere tam ON kez aramadan
geçirilirsiniz.
- Kaldığınız hücreler TEK ya da ÜÇ kişiliktir. Tek kalıyorsanız hiç
kimseyle, üç kişi kalıyorsanız yanınızdaki IKI KISI dışında
-gardiyanlar hariç- kimseyle konuşamaz, kimsenin yüzünü bile
göremezsiniz. Hastane ve mahkemelere götürülürken bile hücrelere
bölünmüş araçlarla götürülürsünüz.
- Mahkemeye sunacağınız el yazısı savunmanız önce hukuki bir bilgi ve
yetkiye sahip olmayan gardiyanlar tarafından denetlenir. Gardiyanlar
tarafından 'sakıncalı' bulunmaz ve 'olur' denilirse dilekçenizi
mahkemeye ulaştırabilirsiniz. Yoksa el konulur.
-Avukatınızla görüşmeye giderken yanınıza kağıt kalem almanız yasaktır.
Hücrenizden en fazla elli adim uzaklıktaki avukat görüsüne giderken,
gidiş ve dönüşte tam üç kez aranırsınız.
- Bir haksızlığa uğradığınızda verdiğiniz dilekçenin akıbetini
bilemezsiniz. İşleme konulup konulmadığını öğrenmek için bile dilekçe
üstüne dilekçe yazmak zorundasınız. (Ek bilgi; dört yıldır F
tiplerinden verilen on binlerce suç duyurusu dilekçelerine rağmen ne
uygulamalar değişmiştir, ne de keyfi dayatmalarda bulunan tek bir
görevli cezalandırılmıştı r. Keza gelen ve giden mektuplarımızın da
akıbeti belli olmaz, tıpkı dilekçelerimiz gibi.
- Acil ve hayati rahatsızlıkları nedeniyle revire çıkmak isteyip de
'doktor çarsıda', 'doktor uzmanlık sınavlarını kazanıp gitti'
cevaplarıyla doktor yüzü görmeden ölenler veya bizzat 'doktor'
tarafından hastaların kovulması F tiplerinin 'sıradan' olaylarıdır.
F tiplerindeki tecrit uygulamalarını daha da uzatabiliriz. Hem de
sayfalarca. Ama gerek yok. Sanırız aktardığımız bu birkaç madde bile
yeterince anlatıyor tecriti.
Ve simdi yeni Ceza İnfaz Kanunu (CIK) ile bütün bu yasadıklarımız,
maruz kaldığımız tecrit işkencesiyle sessiz sedasız hücrelerimize
gömülmek istemiyoruz.
Yeni CIK'in tek bir maddesi değil, bastan sona bütün maddeleri
incelendiğinde tecrit işkencesinin, hukuksuzluğunun yasal uygulamalar
haline getirildiği görülecektir. Bu mektubu, bilmediğiniz,
duymadığınız ya da şimdiye kadar da yanlış bilgilendirildiğ iniz F
tipleri, tecrit ve Yeni CIK konusunda GERÇEKLERI bir de bizden öğrenin
diye yazdık. Ama sadece bu gerçekleri bilesiniz,öğrenesiniz diye
değil. Bu gerçekleri başkalarına da aktarmanızı istiyoruz. F
tiplerindeki tecrite ve bu tecriti yasal bir uygulama haline getirecek
olan yeni CIK'e karşı çıkmanızı istiyoruz.
İsterseniz önce dile getirdiğimiz bu gerçekleri araştırın,
soruşturun;biz burada söylediğimiz her cümleyi dilerseniz belgelerle,
tanıklarla kanıtlayabiliriz. Bize yazmanız, sormanız yeterli. Ancak bu
söylediklerimizin gerçek olduğuna inanır, ikna olursanız bir
sorumluluk da yüklenmiş olacaksınız. Her şeyden önce vicdanen, adalet
duygunuza karşı bir sorumluluktur bu. Kendinize karşı duyduğunuz ya da
duyulmasını istediğiniz saygının zedelenmemesi için bu sorumluluğu
yerine getirmelisiniz. 'Bana ne' dediğinizde bilin ki, en basta
insanlığınızdan bir şeyler kaybetmiş olacaksınız. Biliyoruz, belki
ağır bir itham oldu ama ne yazık ki böyle olacaktır. Düşünün Ve
unutmayın, 20 Ekim 2000'de F tipleri ve tecrite karşı başlatılan ölüm
orucunda şimdiye kadar 123 insan öldü. 600'den fazla insan sakat
kaldı. Belki ilk defa duydunuz, belki de görmek, duymak istemediğiniz
bu gerçekle bir kez daha karsılaşmış oldunuz bu satırlarla.
Sonuç olarak istesek de istemesek de, bir direniş yöntemi olarak doğru
ya da yanlış da bulsanız, ölümlerin yaşandığı bir GERÇEK'TİR. Ve
bilirsiniz ki, kimse durduk yerde ölmez, ölemez. Tecrit denilen
politikanın nasıl bir şey olduğunu anlamanız için hatırlatmak istedik
bunu da.
BU MEKTUBUMUZLA BIR ZINCIR OLUSTURMAK ISTIYORUZ. Tecrit denilen
karanlık kuyuda boğulmak istenenleri boğdurmamak için uzatılan bir
zincir olsun, bu zinciri oluşturmak için; Mektubumuzun fotokopilerini
çekerek tanıdıklarınıza, eşinize dostunuza postalayabilirsiniz ;
mektubumuzu internet ortamında dağıtabilirsiniz;
sendikacıysanı z ya da bir dernekteyseniz panonuza
asabilirsiniz;gazeteciyseniz kösenizde yer verebilirsiniz, haber
yaptırabilirsiniz;ev kadınıysanız misafirlerinize okutabilirsiniz;
esnafsanız işyerinize asabilirsiniz; milletvekiliyseniz meclis
kürsüsünden okuyabilirsiniz;
bu mektubu bir gazete ya da dnergide okuduysanız küpürü kesip
cüzdanınıza koyup yakınlarınıza okutabilirsiniz. Kısacası sözlü ya da
bu haliyle yazılı olarak elden ele, kulaktan kulağa BIR ZINCIR OLUP
ulaşmalı bu gerçekler.
İnsan düşüncesinin başka ve zorla yok edilmesine karşıysanız,
işkenceye, haksızlıklara ve adaletsizliklere karşıysanız, insanın
sadece mezarda yalnız kalabileceğine inanıyorsanız ve TECRIT denilen
bu silahın bir gün size de yönelmesini istemiyorsanı z BU ZINCIRE BIR
HALKA DA SIZ EKLEYIN! F tiplerinde tecritin kaldırıldığı, ölümlerin
durdurulduğu günlerde görüşmek umuduyla hoşcakalın.
TEKİRDAĞ F TİPİ HAPISHANESİ'NDEN DEVRİMCI TUTSAKLAR

 

gnd: Ahmet Dursun

 

Ne teğeti,benim cebim teğet olmuş.....

*Antalyalı bir vatandaşla 5 dakika (MUTLAKA İZLEYİN!)*
*Clinton,El Beşir,Gülen ve Erdoğan*
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4897.msg8542#msg8542

 

*Proje,Öfke, Deve ve Atatürk*
Uzun bir süredir önemli kararları alabilme gücü ulus devletlerin elinden
çıkmış durumdadır. Ulus - üstü ya da uluslararası şirketler her konuda karar
alıyorlar. Zenginliği de fakirliği de onlar pay ediyor. Sonra en büyük
şirketlerin olduğu mesela Amerika' da o şirketlerin......

Antalyalı vatandaşın söylemedikleri gerçeklerden.....
*İzlerken okuyunuz....*
*94 yıllık hikâye...*
Yıl, 1915.
Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.
"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 100 bini aşmış...
"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 150 binin üstünde....
Mermiler havada çarpışıyor.
Cesetler toplanamayacak kadar çok...
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor.
Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi........

 

Gnd: Hulan Türk

 

Ülke Yönetmek !

*özgün ileti Sayın Gürsel Gürel......teşekkürler*
Kimden: Gursel Gurel

http://www.devadim.com/pagelist/konu.php?id=601&sayfa=1


Ben 1986 yılında üniversiteye girdim...

Babam devlet memuru idi...

Yazları çalışırdım...

Üniversiteyi kazandığım yılın yazında Manisa'ya bir kamuoyu yoklama şirketi
gelmişti...

Ekrem Pakdemirli tutmuş bu kişileri... (başlarında Hasan Mesut Hazar vardı)

Manisa'dan insanlar ayarladılar başladık Manisa'yı dolaşmaya, ilçeler ve
köyler dahil...

Kahvehanelere oturduk, sorular sorduk, halkın nabzını ölçmeye çalıştık...

Ekrem Pakdemirli'nin durumunu ölçecektik... Kazanacak mı kazanmayacak mı
diye....

Yanlış hatırlamıyorsam ara seçim yapılacaktı...

Neyse...

Hacettepe Üniversitesi Kamu Yönetimini kazanmış ben en cahil insandan bile
siyasette, ekonomide fikirler dinledim durdum o çalışmada...

Herkes dahi idi, herkes süper siyasetçi, herkes süper ekonomistti...

Verselerdi ülkeyi onlara ülkeyi uçururlardı...

* * *

Yaz bitti ben üniversitenin yolunu tuttum...

Lise farklı idi, üniversite farklı...

İlk dersimiz Siyaset Bilimine Giriş idi...

Rahmetli Ahmet Külebi bu dersin hocası imiş, Cahit Külebinin oğlu...

50 kişilik sınıfta bekliyoruz ilk dersimizi...

Biraz gecikerek kapıdan kapı gibi kocaman bir adam girdi...

Hem kocaman hem kilolu....

Bond çantası o cüssenin yanında el çantası gibi kalıyordu...

Bir kısım arkadaşımız ayağa kalkmaya yeltendi, el işareti ile oturttu
onları...

Kürsiye geçti, oturdu, ses yok...

Bakıyor...

Ses yok....

Bakıyor...

Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor tek tek....

Bir pipo çıkardı yaktı...

İçiyor...

Biz içimizden manyak bu demeye başladık...

Arka sıralarda millet yayılmaya başladı, gazeteler açıldı, okunuyor...

Bir ses....

"Getir bakayım o gazeteyiiiii !"

Aaaaa hocadan ses çıktı....

Şaşkınız...

Tonguç ayağa kalktı elindeki gazeteyi götürdü katlayarak hocaya...

Çöpe dedi hoca, doğru çöpeeee....

Tonguç itiraz edecek oldu...

Ve gidip gazeteyi çöpe attı....

* * *

Yardımcı Doçent Dr. Ahmet Külebi bağırarak kamu yönetimi öğrencileri gazete
okumayacak dedi...

4 yıl boyunca elinizde gazete görmeyeceğim dedi...

Siz siyaseti gazetelerden değil, burada okuduklarınızdan öğrenecek ve ülke
siyasetindeki gazete başlıklarını aylar öncesinden bileceksiniz dedi...

Ben şaşkındım...

Kafamda şimşekler çakıyordu...

1-2 ay evvel Ekrem Pakdemirli'nin kamuoyu yoklamasına katılmış, kahvelerde
ülkeyi kurtaranlara tanık olmuş biri olarak ilk dersimde şok oluyordum...

"Siz siyaseti gazetelerden öğrenmeyeceksiniz !!!

Siz siyaseti gazete siyaseti olarak yapmayacaksınız !!!

Siz günler evvelinden, aylar evvelinden gündemi, gazete başlıklarını tahmin
edeceksiniz !!!"

* * *

Evet şokta idim...

Medyanın yönlendirdiği bir Dünya....

Medyanın yönlendirdiği bir siyaset anlayışı yayılmıştı ülkelere ve
ülkeme....

* * *

Kamu Yönetimi bölümüne ilk girdiğimizde havalarda idik...

Kaymakam olacaktık, Vali olacaktık, Bakanlık Müfettişi olacaktık, İdari
Yargı Hakimi olacaktık...

Çoğumuz ceketlerle okula geliyor, bürokrat gibi dolaşıyorduk....

Hacettepe Üniversitesinin Beytepe Kampüsünde kim kamu yönetiminden olabilir
denildiğinde şak diye anlaşılırdı....

* * *

Siyasetin, bürokrasinin büyük adamı olacak bizler 1. sınıfın sonunda eskisi
gibi havalı değildik...

Her öğrendiğimiz bilgi, ülke yönetmenin ne kadar zor olduğunu bize
gösteriyor ve bizim omuzlarımız çöküyordu...

2. sınıfın sonunda iyice küçüldük...

3. sınıfta daha da küçüldük...

4. sınıfta ise bittik....

* * *

Ülke yönetmek kahvehanelerde cak cak atmaya benzemiyordu...

Derindi hemde çok derin....

Güç dengeleri, gruplar, oyunlar, devletlerarası ilişkiler her biri sonu
olmayacak kadar derinlikte idi...

Ekonomi, siyasi tarih, siyaset bilimi hepsi bizi öğrendikçe küçülttü...

Bildikçe daha az bildiğimizi, bildikçe daha yeni başladığımızı anladık....

* * *

Evet....

Bu yazıyı neden yazdım?

Uzaktan davulun sesi hoş gelirmiş....

Burada susuyorum....

Gürsel Gürel
Eski Banka Müfettişi, Ekonomist

 

Gnd: Taner Demir

 

"Soykırımı Atatürk Yapmıştır" *

ÖNEMLİ: Yazının en altında yer alan uyarıyı önceden okumadan bu yazıyı
okumayınız !!!

Aşağıdaki makalenin yazarı Hande hanım, senelerce once kisa da olsa
Atlanta'da yasamış. Turkish Journal'da yer alan yazisi aşağıdadır.

"Soykırımı Atatürk Yapmıştır" * *Hande Ozdinler, PhD*
ozdi...@turkishjournal.com


YAZILMAK İSTENEN YENİ TARİH BUDUR!!

Amerikan meclisine sunulan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının ilk
maddesindeki "1915-1919 yılları arasında " kısmı çıkarılmış onun yerine "
1915-1923 yılları arasında " ibaresi gelmiştir!! Bu değişiklik yenidir!!
Yani sözde soykırım yıllarının zamanı Kurtuluş savaşını da içine alan yıllar
arasına çekilmiştir.. Lütfen tarihi yeni düzenlenmiş dosyaya bakınız
kendiniz inceleyiniz:

http://frwebgate.access.gpo.gov/cgi-bin/getdoc.cgi?dbname=110_cong_bills&docid=f:hr106ih.txt.pdf


1919 yılını 1923 olarak değiştirmek kağıt üzerinde çok küçük ama tarihsel
olarak cok büyük bir değişikliktir çünkü bahsi geçen olaylar Kurtuluş savaşı
zamanında oldu demektir.. Kurtuluş savaşının baş kumandanı kimdir..
Atatürk'tür.. öyleyse kim sorumludur efendim? ATATÜRK.. evet ATATÜRK..
Sarkisyan 24 Nisan'da ne demistir? : "Türk halkını sorumlu tutmuyoruz. O
dönem baştakiler sorumludur". Tarih 1919'dan alınıp 1923'e taşınınca
baştakinin kim oldugunu söylemeye gerek var mı?

Bu iki rakam değişikliğinden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın haberi yok mudur? Onların ister olsun, ister
olmasın bizim hepimizin haberi olmak zorundadır.. Lütfen yeni dökümanı
okuyunuz, inceleyiniz ve arkadaşlarınızla paylaşınız!!

Görüldüğü gibi dokümanda iki rakam değiştirirsek Yarabbil Alemin sen nelere
kadirsin.. Bir taşla üç kuş.. Hem Amerika ile sürtüşme bitecek, hem
"Kemalizmin toplum üstündeki etkisini azaltmalısınız" diyen Avrupa mutlu
olacak, hem Ermeniler'e ve bütün dünyaya "gördünüz mü gardaşlar sizi bizim
atalarımız öldürmedi.. Aha sizi bu adam öldürdü.. Ona inananlar bize kendi
ülkemizde 85 seneden beri zulüm yapıyorlar. Bize bunu yapan size onu yapmaz
mi.. Ah gardaşlar ahh... düşmanımız ortakmış da bilmiyormuşuz.." deme fırsatı
bulacaklar, birbirlerini kucaklayacaklar ve Türkler de nihayet Obama'nın da
dediği ve istediği gibi tarihleriyle yüzleşecektir.. Zaten Türkiye
Cumhurbaşkanı Obama'ya "Tarihimizle yüzleşmeye hazırız" demiştir.. Yaptı mı
yapmadı mı diye şüpheye düşenlere de "Yapmıştır hem de vallah billah
yapmıştır.. Bak onun müritlerinden oluşan Türk ordusu şimdi de Kürtleri
öldürüyor.. Zamanında size yapılanı şimdi de Kürtlere yapıyorlar."
denildiğini duyar gibiyim..

Hatta durum öyledir ki Amerika'daki Türk toplumu biri "yapmıştır" dese bini
de "hee yapmıştır tabii" diyecek kıvamdadır.. Zaten Türkler bunun doğru
olduğunu kabul ettikten sonra Ermenistan'in bu yasa tasarısını kapı kapı
bütün ülkelere götürmesinin bir gereği kalmayacaktir.. İstediği parayı
istediği toprağı hak etme hakkı doğacaktır.. Bunun karşılığında da ATATÜRK
20. Yüzyılın ilk soykırımını yapan azılı katil ilan edilecek ve Kurtuluş
Savaşımızın meşruluğu tartışmaya açilacaktır. İşte bu kimileri için "Dream
come true" gibi birşeydir.. İyi de Atatürk'e mesiyeler düzen Obama buna
nasıl izin verir.. Obama "Benim bu konudaki fikrim sabittir" deyip soykırıma
inandığını ama faturanın kime kesileceği konusunda şüpheleri olduğunu
belirtmiştir.. 24 Nisan konuşmasından da anlaşılacağı gibi Atatürk'ü ve
Cumhuriyet tarihini savunma işinin Obama'ya bırakılacak hali yoktur...

İyi de nasıl olmuştur da geçen sefer tasarı Amerikan meclisine geldiğinde
sert yeller estirip Amerika'nın Türk başkonsolosu'nu hışımla çeken Türk
hükümetinin tutumu ve duruşu birden değişmiştir? Bir iki sene gibi kısa bir
zamanda neler olmuştur? Çok önemli bir şey olmuştur.. Türkiye Cumhurbaşkanı
Ermenistan'a gitmiştir.. Orada görüşmeler sürerken Ermenistan başkanı çok
akıllıca bir cümle kullanmıştır.. Söyle demiştir Sarkisyan : "Türkiye Ermeni
soykırımını kabul ederse Türkiye'de laik sistem yıkılır". Açın bakın işte
aynen böyle demiştir.. Bu cümle, çok üstün bir zekanın ve son derece güzel
bir analizin damıtılmış öz sözüdür.. Sarkisyan Türkiye'de olan olayları son
derece güzel analiz etmiş, bundan faydalanmıs ve iki ülke tarihinde
görülmemiş bir yakınlaşmanın temeli suçu ATATÜRK'un üstüne yıkmak kaydıyla
oluşmus ve ilk defa iki ülke Amerika'nin güdümünde ortak bir paydada
buluşmus ve yol haritasını çizmiştir..

Bu arada Aliyev "Türkiye Azarbaycan arasındaki ilişki Atatürk'un bir
mirasıdır" gibilerinden demeçler vermektedir.. Tamam işte.. tam da bu yüzden
Türkiye Azerbeycan ilişkileri kötüleşmektedir sayın Aliyev.. Bir de
hatırlatmaya gerek var mı Azerbeycan ünlü türk okullarını ülkesinden çıkaran
tek Türki cumhuriyettir.. Eee tabi yaptığının cezasını çekmelidir Aliyev..
okulları ülkeden atarken aklı nerdeydi?

Türkiye ve Ermenistan'in Amerikan güdümünde ve Avrupa onayında kurdukları
plan güzeldir de acaba gerçekten bu yalan tutacak midir? Tarihçiler durumun
böyle olmadığını biliyorlar.. Hoş bir kısım tarihçilerin bunun illah vallah
böyle olduğu üzerinde görüş bildirmeleri an meselesidir. Eldeki belgeler
durumu doğrulamıyor. Eldeki belgeleri kim takar?.. Takılsaydı bugüne gelinir
miydir? Ters tepebilir.. Ama eğer Türk halkı da soykırım tasarısını
onaylarsa ve Atatürk'un katil olabileceğine inanırsa ters tepmez.. Türk
halkı buna hazır mıdır? Hemen bir kamu oyu yoklaması yapmak için
"Ermenilerden özür diliyorum" kampanyası olacak ve halkın bu masalı kabul
edip etmeyeceğinin sosyal deneyi yapılacaktir.. Deney sonucunu veriyouz:
toplumun tepkisi sert değil, toplumsal baş kaldırı, aşırı reaksiyon
gösterilmedi, olumlu bakanlar çoğunlukta.. geçiş döneminde olunduğunu
düşünüyoruz.. Güzeeel... Durum iyidir de, daha da iyileştirmek için bir kaç
Atatürk evladı terörist, katil, hırsız, din düşmanı gibi ağır suçlamalarla
halk gözünde hakir ve suçlu gösterilmelidir. Haklarında karalamalar
suçlamalar ve saldırılar kimi gazetelerde tam manşetten verilmelidir..
Atatürk adı terörist faaliyetlerle beraber anılmalı, halkın çoğu Atatürk'ün
katil olabilme fikrine iyice alışana kadar ve Atatürk'ü içten içe terörist
görene kadar bu hareket dalga dalga ve dozajı arttırılarak devam etmelidir..
Mümkünse Türk halkı istenilen kıvama geldiğinde bu yasa tasarısı kabul
edilmelidir.. Obama'nin da dediği gibi "yangına körükle gitmenin bir yararı
yoktur" Gün gelip de yasa tasarısı Amerikan meclisinden geçip Atatürk katil
ilan edildiğinde Türk halkı da bu fikre iyice alışmış olmalıdır ki tepki
göstermesin.. Bu arada tepki gösterme ihtimali olanlar da bir şekilde terör
örgütü üyesi falan gibi yakıştırmalarla toplatılmalı, ve halkın güven
duyduğu ne kurum varsa teker teker karalanmalı, etkisiz hale getirilmelidir.


Bu arada, tüm bunlara paralel Türkiye'de Ergenekon davası sürmektedir.. Bu
davada "Bir Numaralı Adam" fellik fellik aranmaktadır.. Zamanlama da
müthiştir (Ergenekon davası, tasarıdaki tarih değişikliğinden kısa bir süre
sonra ortaya çıkmıştır) Allah'in izniyle Amerika yeni değiştirilen tarihle
soykırımı kabul edip faili belirlediğinde, Türk halkı da Atatürk'ü katil,
Kurtuluş savaşını yersiz görme kıvamına geldiğinde ve biz de Avrupa'nın ve
Amerika'nın istediği doğrultuda nihayet tarihimizle yüzleşme fırsatı
bulduğumuzda, Ergenekon olayı bakın görün kendiliğinden nasıl da güzel
çözülecek, bir numaralı adamın kim olduğunu cümle alem öğrenecektir..

Bu ahval ve şerait içinde sormamız gereken önemli bir soru vardır: 1919
yılını 1923 yılına kim, kimden destek alarak ve hangi amaçla değiştirmiştir?


Sanıyorum ki bu sorunun cevabını bulabilirsek bir çok şey kendiliğinde
aydınlığa kavuşacaktir..
---------------------------------

* Önemli not: Bu yazı "Critical thinking"# yöntemi kullanılarak
yazılmıştır.. Amaç bilgi vermek değil, okuyanı düşündürmektir.. Bu yazı bir
beyin jimnastiği ürünü olduğundan yazar yazdıklarından sorumlu
tutulmamalıdır... Bu notu anlamayan ve kabul etmeyenlerin yazıyı okumamaları
önemle rica olunur.

 

Gnd: Hulan Türk

 

GÜMBÜRDEYECEK GÖKLER
- YARILACAK TOPRAKLAR
- Gülsev Eyüboğlu İrhan
-
- DİNLE !EY SEFİL,DİNLE! ÇÖKECEK GÖK KAFESİ,
- GÜMBÜRDEYECEK ARŞLAR,BU Kİ TÜRK'ÜN ÖFKESİ
-
- BU Kİ TÜRK'ÜN ÖFKESİ,BU Kİ DAĞLARIN SESİ.
- DİNLE!BAK,BU UĞULTU.BUDUR TÜRK'ÜN ÖFKESİ.
-
- SUSUYORUM SANMAKİ,BU KORKUMDAN ÖTESİ !
- SUSUYORUM ÇÜNKÜ BU,ASİL TÜRK'ÜN TÖRESİ.
-
- DEVLETLERİ KURAN BİZ,ORDULARI KURAN BİZ.
- KALLEŞ ZEBANİLERE KARŞI DURAN YİNE BİZ.
-
- KÜÇÜCÜK KARINCAYA MERHAMETLE BAKAN BİZ,
- ZALİMLER VAHŞETİNE KARŞI DURAN YİNE BİZ.
-
- O DAĞLAR Kİ,O DAĞA ALP ADINI VEREN BİZ.
- EDEP NAMUS ŞEREFİ İNSANA ÖĞRETEN BİZ.
-
- KALLEŞCE ŞEREFSİZCE AKITTIN TÜRK KANINI,
- TÜRK ÇOK İYİ TANIYOR DOSTUNU DÜŞMANINI.
-
- PULA KULLUK ETMEYİZ,KURU EKMEK YERİZ BİZ!
- NAMERDE EL AÇMAYIZ,BİZ ÇÖKMEYİZ ASLA DİZ.
-
- ONURLUYUZ,NAMUSLU,ŞEREFLİYİZ HER ZAMAN
- NE BOYUN BÜKERİZ BİZ,NE DİLERİZ EL AMAN !
-
- YÜREĞİMİZ KAN DAMLAR,SABIR TAŞI ÇATLADI.
- İÇİMİZDEKİ ÖFKE GÖKYÜZÜNE SIÇRADI !
-
- GÜMBÜRDEYECEK GÖKLER BAŞINIZA ÇÖKECEK !
- AKITILAN KANLARIN HESABI GÖRÜLECEK !!!
-
- TÜRK'ÜN ALNI HEP DİKTİR VİCDANIDA TERTEMİZ.
- ASLA ZİNCİRLENEMEZ TÜRK OĞLU TÜRKLERİZ BİZ.
-
- EBEDİ BAŞKOMUTAN YOLUNDAYIZ HEPİMİZ
- ÇAKMAK ÇAKMAK GÖZLERLE MUSTAFA KEMALLERİZ !
-
- Saygılarımla
- Gülsev Eyüboğlu İrhan
-
- NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-İNADINA İLELEBET

 

 

 

Gnd: Ahmet Robin

 

birazda gülmeye ne dersiniz:))))

*Pek çok memleket gezdim ama hiçbir yerde Malatya'daki pratik düzeni
> göremedim. Kız Meslek Lisesi, yanında Erkek Meslek Lisesi, yanında
> Evlendirme Dairesi.** *
>
>
>
> *Yaramazlığının tavan yaptığı noktada dört yaşındaki azman yeğenim oda
> cezası alıyor... Büyük bir öfkeyle odasına gidiyor. Uzunca bir zaman sesi
> çıkmyor, uyuduğunu düşünüp sohbete dalmışken sesleniyor ''Gardiyaaannn,
> sütümün saati geldi. Sıcak olsun, kakao da koy içineee... ''** *
>
>
>
> *Hastanenin "Tıbbı Atık" bölümünde görevli; turuncu tulumlu, sırtında
> kocaman tıbbi atık yazan ve oldukça çirkin olan yaşlı adama asansör
> beklerken: "Ayyy tipe bak valla tam bir tıbbi atık." diyerek laf atan yapay
> zekalı kişi benim ablam olur. Bunun üzerine ablamın şişman olduğunu görüp,
> "Yük asansörü öbür tarafta, burada boşuna bekleme." diyerek cevap veren eli
> öpülesice kişilik ise tıbbi atıktır.** *
>
>
>
>
>
> *İşyerinde küpe takan erkek arkadaşımıza babasından yorum: "Bir zamanlar
> nur topu gibi oğlum vardı; nuru gitti, topu kaldı!"** *
>
> **
>
>
> *Hamile olan sevgili sarışın kuzenim, gebelikle ilgili okuduğun; "Bebekler
> zekalarının %80'ini anneden alıyorlar." makalesinden sonra panikle bana
> dönüp; "Ay inanmıyorum. Bana ne kalacak o zaman?" diye sorduğunda sana;
> "Üzülme öyle bile olsa senin kaybedeceğin bir şey yok!" diyemedim ya! Lanet
> olsun içimdeki insan sevgisine**! *
>
>
>
> *Haftasonu babasıyla gezmek için süslenmeyi abartan oğluma "Oğlum
> çapkınlık mı yapacaksınız?" diye sordum. Oğlum tüm sempatikliğiyle cevap
> verdi; "Evet anne, babam da bakıyor kızlara ben de. Ama senin kadar güzelini
> görmedik!"** *
>
>
>
> *4 yaşındaki prensese tehlike atlatıldıktan sonra oyuncağın arkasından
> çıkardığı minik pili niye yuttuğunu soruyoruz. "Çok yoruldum, beni
> çalıştırsın diye yuttum." diyor. Nasıl yani ya?** *
>
>
>
> *Kocam kadar çirkin ve kaba bir odundan; oğlum kadar yakışıklı, hassas ve
> muhteşem bir çocuk doğurduğuma göre çok iyi bir marangozum.** *
>
>
>
> *Ailece amcamlara bayram ziyaretine gittik. Konu yaştan açıldı. Yengem de
> geçen hafta kırk yaşını doldurduğunu söyledi. Amcamın beni krize sokan bomba
> önerisini aynen aktarıyorum. "Hanım, seni bozdursak da iki yirmilik yapsak
> nasıl olur?"** *
>
>
>
> *Sabah okula gelip bilgisayarın başına oturduğumda Youtube'un
> kapatıldığını öğreniyorum. O sırada içeri elinde çayla çaycımız Şerife Hanım
> giriyor. Acımı onunla paylaşmak istiyor ve "Şerife Hanım, duydun mu; youtube
> da kapatılmış." diyorum. Şerife Hanım bu olaya hiç şaşırmadığını belirten
> yorumunu ortaya atıyor hemen. "Bu okulda ne düzgün gidiyor ki zaten?
> Tuvaletin süpürgesini de almışlar!"** *
>
>
>
>
>
> *Aile dostlarımızla beraber gittiğimiz sinemada, verilen 15 dakikalık
> arada kalabalığa yakalanmamak ve sigarasını içmek için hızlıca karısının
> elini tutarak dışarı çıkan, arkasını döndüğünde elini tutuğu kişinin karısı
> değil de başka bir kadın olduğunu görünce "Eyvah s..tık." diyen, bu lafa
> karşılık elini tuttuğu kadından "Dur daha s..madık kocam gelsin beraber
> s..arız." cevabını alan benim sevgili ortağımdır. Savunması da hazır
> beyfendinin "E karanlıktı ama!"** *
>
>
>
> *Doktorunun "Kaç yaşındasın?" sorusuna "Sizce kaç gösteriyorum?" diye
> cevap veren başka hasta var mı? Acil serviste bekliyorum da...** *
>
>
>
> *Kocama ''Kocacığım, diyelim ki doktorsun ve diyelim ki estetikçisin,
> neremi kesip düzeltmek istersin?'' diye sordum. ''Dilini.'' dedi. Üç gündür
> susuyorum; ne olur, ne olmaz...** *
>
>
>
> *Aile dostumuz olan, oldukça şişman ve iri yarı bir çiftin düğünündeyiz.
> Babam altınları takarken mutluluk dilemeyi ihmal etmiyor: ''Allah bir
> yastıkta kocatsın Ümit'ciğim. Tabii sığarsanız!'' Babam hariç ailecek
> utandık.** *
>
>
>
> *Geceleri çok sıcak olduğundan uyuyamıyorum. Ben de buna kendimce bir
> çözüm buldum. Kuaför salonlarında saça su sıkılan sprey şişelerinden aldım
> ve gece sıcaktan bunalınca yukardan püskürtüyorum, sanki yağmur yağıyormuş
> gibi oluyor ve bayağı bir serinliyorum. Elime ayağıma da püskürtünce onun
> serinliğinde biraz uyuyabiliyorum ama yanımda yatan sevgili kocam ertesi gün
> bu durumdan rahatsız olduğunu şöyle ifade ederek beni gülme krizlerine
> soktu: "Lütfen gece o suyu sadece kendine püskürt, yoksa kendimi manavdaki
> sebzeler gibi hissediyorum."** *
>
>
>
> *Arkadaşımın tavsiyesi üzerine, koşu yaparken çok terlemek için göbeğime
> naylon poşetlerinden sardım. Ucuz ya, fikir mantıklı geldi denedim. Keşke
> yazıları olan poşeti tercih etmeseydim. Çok terleyince poşetin yazıları bana
> geçmiş. Artık göbeğim kendisini tercih edenlere teşekkür ediyor ve yine
> bekliyor...** *
>
>
>
> *Babamı namaz kılmış, dua ederken görünce "Benim için de dua et"
> deyiveriyorum ve babamın cevabıyla dumur oluyorum. "Kendisi nerede derse ne
> diyeyim?"** *
>
bakın bu yukardakine bayıldım) süperr)

> **
>
>
>
> *Hoca ile birlikte doktor adayları sabah viziti geziyorken birden,
> telefonun sesini kapatmayı unutan bir öğrencinin telefonu Emre Aydın
> şarkısıyla çalmaya başladı. ''Adam olmaz dedin senden...'' Hocanın merakla
> beklenen tepkisi gecikmedi. ''Baban arıyor galiba. Söyle, haklı çıktı.''**
> *
>
>
>
> *5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: "Büyüyünce ne olacaksın kızım?"
> "Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?" Babası gayet sakin cevap
> veriyor: "Katil" İkisine de meslek hayatlarında başarılar.** *
>
>
>
> *Sevgili anneanneciğim, havaalanındaki kadın polis memurunun amacı sana
> sarılmak değil üzerini aramaktı. Hadi sarılıp sırtını sıvazladın, bir de
> üstüne öpmenin ne gereği vardı?** *
>
>
>
> *Bundan birkaç sene önce büyükannemi doktora götürdük. Muayeneden sonra
> tahlil için gün verip "Sabah sakın bir şey yemeyin, aç karnına gelin." diye
> tembihlendi. Hastaneden çıktıktan 5 dakika kadar sonra büyükannem sessizliği
> bozdu ve buram buram umut kokan sorusunu sordu. "Kahvaltıda ne ikram
> edecekler acaba? Aç gelin diye o kadar sıkı tembihlediler..."** *
>
>
>
>
> *Sofrada "Hanım ben hiç brokoli yemedim." diyen seksenlik dedeme "Artık
> öteki tarafta yersin." cevabını veren hınzır bir anneannem var!** *
>
>
>
> *Bir alkış da metroda, elektrik paneline oturmakta ısrar eden gençlere
> ''Bak karışmam g.t kanseri olabilirsiniz haa...'' diye gayet bilimsel bir
> ikna yöntemi sergileyen görevliye gelsin. Zira biz de gülmekten çene kanseri
> olduk.** *
>
>
>
> *Babama bilgisayar ve internet kullanmayı öğrettiğim ilk günler... "Baba
> bak bu mouse, yani fare." diyorum, nasıl kullanıldığını gösteriyorum. Birkaç
> gün sonra babam beni çağırıyor. "Kızım gel bak, bu kurbağa çalışmıyor!"**
> *
>
>
>
> *Oğlum, saatlerce uğraşarak kartondan yaptığım buzdolabı modeli ile
> ödevinden en yüksek notu aldı. Öğretmeni ona "Aferin!" demiş. "Herkes anne
> ve babasına yaptırmış. Ama sen kendin yapmışsın, belli." Kendimi hiç bu
> kadar beceriksiz hissetmemiştim. Karım iki gündür gülüyor. Karizmam yerle
> bir oldu. Teşekkürler öğretmen hanım!** *
>
>
>
> *Kilo aldığımda, "Kilo aldın, biraz zayıfla" demek yerine, "Hadi tosunum,
> az daha ye seni halde hamal yapacağım" diyen sevgili kocam, ben sana kel
> olmandan dolayı "Az daha parlat, gece lambası yapıcam seni" diyor muyum?
> Demiyorum!** *
>
>
>
> *Özel bir bankadan defalarca, kredi başvurusu yapmam için arayan kadına
> "Hanımefendi ben zengin bir koca buldum, krediye ihtiyacım yok çok şükür.
> Darısı başınıza!" dedim. Artık arayanım yok, mutlu ve huzurluyum.** *
>
>
>
> *Şu anda yazlıktayız ve bu akşam neredeyse tüm yazlık komşularımız bize
> beş çayına davetli. Annemse ikramda kusur olmasın diye hamur işi üzerine tüm
> hünerlerini sergilemekle meşgul. Daha dün aldığımız 30'luk karton yumurta az
> önce bitti ve annem, uykudan kaldırdığı babamı yumurta alması için markete
> gönderdi. Babam kaşı çatık, suratı asık halde kalktı ve söylene söylene
> evden çıktı: "Sabah sabah ne yumurtasıymış bu arkadaş, daha dün almadık mı?
> Üstüne oturup kırıyor musunuz bir bir? Nereye gidiyor o kadar yumurta
> anlamadım ki? Size yumurta yetiştirecem diye tavuğun g.tü yırtıldı iki
> gündür be!"** *
>
>
>
> *Canım kaynanacığım, hani evimize her gelişinde, bin bir bahaneyle evin
> her köşesini gezip temiz olup olmadığını kontrol ediyorsun ya, hiç zahmet
> etme tertemiz her yer. Çünkü sen gelmeden önce oğluna saatlerce evi
> temizletiyorum.** *
>
>
>
> *Geçen akşam aynı yaşta olduğum ve bekar olan kız arkadaşımla Msn'de
> kameradan sohbet ediyorduk. Arkadaşımın erkek kardeşi, komiklik olsun diye
> annesine, "Anne kızın kocaya kaçacakmış, plan yapıyorlar!" diye seslendi.
> Anneden gelen cevap, ikimizin de gülme krizine girmesiyle gecenin sonunu
> getirdi. "Bu yaştan sonra ne kaçması! İstesinler hemen vereceğiz."** *
>
>
>
> *Bir alkış da "Oğlum yirmi iki yaşına geldin, hala bir baltaya sap
> olamadın!" diyen annesine "Anne, elli yaşına geldin, hala benden bir sap
> olmayacağını anlamadın!" diyen sap kardeşime gelsin.** *
>
>
> *6 yaşındaki oğlum babasıyla yaptığımız hararetli tartışmanın ortasında
> kocamın üzerine yürüyüp "Artistlik yapma len!" dedi. Evet oğlum, koru anneni
> böyle televizyondan öğrendiğin repliklerle*
>

 

Gnd: Bahattin Aslan

 

Tüm anneler için sevgiyle, saygıyla.
Bahattin
***
 


Bekir COŞKUN  bco...@hurriyet.com.tr

Bugün Anneler Günü...


BU mevsim oldu mu turnalar geçer evimizin üzerinden.

Sıralarını hiç bozmadan, beyaz bir boncuk dizisi gibi, düzgün, görkemli, her zamanki şarkılarını söyleyerek.

Anneler yavrularını büyütmüş dönüyorlardır güneyden.

Bakarım; yazlık yolundaki bir aileden ne farkları var?..

(.......)

Geçen yaz Cunda’da yavrusuna uçmayı öğreten bir anne martıyı izlemiştim. O kayanın üzerinden öbürüne, o dalgadan bu dalgaya...

Nasıl da sabırlıydı anne, yavru ise biraz haylaz... Zaman zaman annenin sesini yükseltmesinden, hatta cıyak cıyak bağırmasından sabrının taştığını, hatta kızdığını anlıyordum...

O zaman pusuyordu yavru martı...

Baktım; ders çalışmak istemeyen bizim çocuklarımızdan ne farkı var?..

(.......)

Hiç anne kedinin yavrularını diliyle taradığını gördünüz mü?..

Tüylerin aynı yöne taranmasına nasıl da özen gösterir... Sıkılan bebek gidip oynamak istediğinde nasıl çeker yanına...

Bunu yaparken mırıldanır...

Tıpkı türkü söyleye söyleye küçük kızının saçlarını tarayan anne gibi...

Bütün anneler anne, bütün bebekler bebektir, ne farkı var?..

(.......)

Öbür canlıların duyguları da bizim duygularımız gibidir. Bir kedinin, bir atın, bir saksağanın, bir serçenin, bir köpeğin, bir karacanın, bir sincabın....

Hüzünleri ve sevinçleri vardır...

Ve tıpkı bizim gibi acıları...

Canları yandığında tıpkı bizim gibi ağlayışları ondandır...

Annelerini kaybettiklerinde ya da yavruları ellerinden alındığında çığlıklar atarlar, bizim annelerimizden ne farkı var?..

*

Bugün Anneler Günü...

Yeryüzünün en yüce duygusudur annelik... Ben tüm uygarlığın annelerin eseri ve öğretisi olduğunu düşünürüm.

Ama eksiktir uygarlığımız...

Annelerin çocuklarına, tüm canlılara merhamet göstermeyi... Tüm canlıların aynı olduğunu öğretmelerini diliyorum...

Bunu sadece anneler yapabilir...

Ve bütün anneler aynıdır...

Bir anne ağladığında, yüreğindeki o annelik çığlık attığında, annedir o, ne farkı var?..

Kutlu olsun, bugün Anneler Günü...

10 Mayıs 2009

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 11, 2009, 8:00:11 AM5/11/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: akilcagi

 

Bir Anneler Günü Yazısı

Anneler Günüm "ANNE" Olduğum Gündür

Kadın olmaktan farklı bir şey anne olmak.  İçinde bir canlıyı büyütmek, onun yürek atışlarını hissetmek, tanımlanamaz bu haz ve heyecanı yaşamak annelere bahşedilen bir ayrıcalık.  Bir ömür boyu beklentisiz vermeyi ve beklentisiz sevmeyi yaşamak anne olmak.  En önemlisi de merhametli, şefkatli, fedakar ve bağışlayıcı olmayı öğrenmek.  Anne adayı 9 ay yavrusunu içinde taşır. Yediklerini yiyemez, yemediklerini canı ister. Hem bedeninde hem ruhunda büyük değişiklikler yaşar. Kilo alır, vücudu deforme olur. Hareketleri ağırlaşır; bebeği doğmadan başlar uykusuz geceleri. İstediği pozisyonda yatmazsa, basar tekmeyi bebeği; uyutmaz. Olmadı, ya başını ya poposunu dayar diyaframına nefes aldırmaz.  İstediği şekle sokar anasına.  Anne adayları arkalarına yastıklar dizip ayakta uyumaya o zamandan alıştırır kendini.

-          Kız mı istiyorsun? Oğlan mı?

 

Devamı için tıklayınız...

 

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

 

Norveç'teki "Küresel Tohum" deposu

Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl'ın açıklamaları


Norveç'in kuzeyindeki Spitsbergen adasında "Svalbard Küresel Tohum Deposu" adı verilen ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı.
Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu'na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna "kıyamet tohum deposu" da deniyor.
Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.
Bu depo projesinin ardında, Tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin "dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme" planları var.

Nisan 2009'da Türkçe'ye çevrilen "Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar" adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile söyleşiden bölümler:

- Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun yöneticileri kimler?

Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var.

Roma'da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998'e dek New York merkezli Nüfus Konseyi'nin de (Population Council) başkanıydı.

Bu konsey John D. Rockefeller'ın nüfusu düşürmek amacıyla 1952'de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation'a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD'nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation'ın da kurul başkanıydı.

- Svalbard Küresel Tohum Deposu'nun finansörleri kimler?

- Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika'daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft'un kurucusu Bill Gates!

- Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD'li DuPont / Pioneer Hi-Bred!

- Yine bir ABD'li GDO devi Monsanto!

- İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!

- 1970'lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla "Yeşil Devrim" diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!

- ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada'dan da devlet fonları aktarılıyor.

Yani özetle, GDO'lu tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.

Dünyanın pek çok ülkesinde "zaten var olan" tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard'a muhtaç kalınacaktır?

Ebu Garib tohumları nerede?

- Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?

Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak'a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib'de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard'da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.

www.gidahareketi.org

 

gnd: Hulan Türk

 

-*özgün ileti sayıni*
Kimden: FAZLI KÖKSAL


Atatürk'ün az bilinen bir konuşması...


TÜRKLÜK BİLİNCİ

Mustafa Kemal ATATÜRK

14 Eylül 1931 - Dolmabahçe Sarayı


Bizim kuşağın gençlik yıllarına Osmanlılık telkin ve etkileri hâkimdi.
İmparatorluk halkını meydana getiren Türk'ten başka uluslara, bu arada
yanlış bir din anlayışıyla Arap'lara, sarayın, ordu ve devlet ileri
gelenleri arasında bulunan ırkdaşlarının etkisiyle özel bir değer veriliyor,
onlardan söz edilirken "kavm-i necib" deyimi ile sıfatlandırılarak bu
duygunun belirtilmesine çalışılıyor, memleketin sahibi ve devletin kurucusu
olan biz Türk'ler, ikinci plânda gelen önemsiz halk yığınları sayılıyordu.

Devamı... <http://www.fazlikoksal.blogspot.com/>
http://www.fazlikoksal.blogspot.com


--
Fazlı KÖKSAL

 

Gnd: enis akdag

 

MANGAL SÜPER...

*Bu aktivite esnasında, bir erkeğin gerçek mutfak hünerine tanıklık
ederiz. Bir erkek, mangal başına geçmek için gönüllü olduğunda, aşağıda
detaylandırılan bir seri olay yaşanır:*

*ERKEK*
1. Erkek mangalı ve mangal kömürünü çıkartır.


*KADIN*
2. Kadın ızgarayı temizler.
3. Kadın bakkala gider.
4. Kadın kasaba gider.
5. Kadın fırına gider.
6. Kadın salatayı ve sebzeleri hazırlar.
7. Kadın pişirilecek etleri hazırlar.
8. Kadın, etleri bir tepsi üzerine, gerekli malzemeler, baharatlar, vs ile
dizer.
9. Kadın temiz ızgarayı ve hazırladığı tepsiyi, mangalın başında elinde
birasıyla dikilen adama getirir.


10. Adam etleri ızgaranın üzerine yerleştirir.


11. Kadın içeri geçip, masayı hazırlar.
12. Kadın sebzelerin pişmesini kontrol eder.
13. Kadın tatlıyı hazırlar.
14. Kadın tekrar dışarı çıkar ve kocasına etin yanmakta olduğunu haber
verir.


15. Adam çok pişmiş eti ızgaradan alır ve kadına verir.
16. Kadın tabakları çıkartır, masaya dizer.

17. Adam içkileri doldurur.
18. Kadın masayı toplar, kahve hazırlamaya gider.
19. Kadın kahve ve tatlı ikram eder.
20. Yemekten sonra, kadın masayı toplar.
21. Kadın gider bulaşıkları yıkar, mutfağı toparlar.

22. Adam mangalı olduğu yerde bırakır, çünkü içinde hala yanan kömürler
vardır.
23. *Adam karısına bugün mutfak işi yapmamaktan dolayı mutlu olup olmadığını
sorar.*

*24. Karısının şaşkın bakışları karşısında, kadınları mutlu etmenin imkansız
olduğu kararına varır. *

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

 

Polis, komutanları suçlamamı istedi.

17 Mart günü Ergenekon kapsamında Silopi'de gözaltına alınan korucu Koçera Saluci, suç duyurusunda bulundu:

+++++++++++++++++++++++++

Köydeki evimize PKK saldırısında kardeşim şehit oldu. babam yaralandı.
Köyümüzü terk etmek zorunda kaldık, Silopi'ye yerleştik.

Polis memuru Mesut ve 2 polis işyerime geldiler.
Oğlum, kardeşim ve muhasebecimin bulunduğu ortamda bana:
"Biz seni seviyoruz. 1990'lı yıllarda burada görev yapan komutanların suç işlediğini biliyoruz. Bu suçlarla ilgili tanıklık yaparsan gizliliğin, can güvenliğin sağlanacak. Para dahi veriliyor. Yoksa bu davaya sanık olarak gireceksin"
dediler.

+++++++++++++++++++++++++++

Bu teklifleri reddeden korucu Koçera, PKK itirafçısı Aygan tarafından ihbar edildi.
Aygan, Koçera için:
"Sık sık Silopi JİTEM Komutanlığı'na uğradığından şüphem yok"
diyerek gözaltına alınmasını sağladı.

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

 

Su forumunun amacı sularımıza el koymak

5. Dünya Su Forumu'nun ardında yatan gerçekler
++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Fransa, Kurtuluş Savaşı sırasında 1921'de yapılan Ankara Anlaşması görüşmelerinde Fırat ve Dicle'yi pazarlık konusu yapmak istedi. Ancak Atatürk buna izin vermedi.

1923'te yapılan Lozan Anlaşması'nda, Avrupalılar Fırat ve Dicle'nin, bir konsorsiyuma devredilmesini istediler. Atatürk yine izin vermedi.

Son yıllarda bu kez Avrupa Birliği, aynı isteği dayatıyor. Fırat ve Dicle'nin AB ve İsrail'in içinde olacağı bir konsorsiyuma devredilmesini istiyor.

İşte, geçenlerde İstanbul'da toplanan 5. Dünya Su Forumu'nun arka planında bu istek yatıyor.

Türkiye'deki su havzalarının özelleştirilmesi de gündeme sokuluyor.

Özelleştirme, su havzaları üzerindeki ulusal egemenliğin sona ermesi ve denetimin yabancı şirketlerin eline geçmesi anlamına geliyor. Tıpkı Petkimlerimiz, Tekellerimiz, Telekomlarımız gibi.

24 Şubat 2003 tarihinde AKP'nin AB ile yaptığı bir anlaşmada:
"AB ile Türkiye arasında oluşturulacak bir konsorsiyum ile GAP'ın kültürel mirasını geliştirme, sosyo-ekonomik alanda projeleri ortak oluşturma" kararlaştırılmıştır.
Bu, GAP'ı AB'ye verme anlamına gelmektedir.

++++++++++++++++++++++++++++++++
Tarım ve Köyişleri Eski Bakanı Prof. Dr. Hüsnü Yusuf Gökalp ile söyleşi
Aydınlık, 22 Mart 2009

 

Gnd: Hulan Türk

 

Teşekkürler ................

 

 

gnd: Tevfik Kaymaz

 

* Kocaeli Antikkapı Yolsuzluğu dosyası hala incelemede

*Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı kuruluşlardan olan Antikkapı A.Ş.’de
yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla, bir yılı aşkın süre önce başlatılan
soruşturmada, Savcı’nın dosya üzerindeki incelemelerini sürdürdüğü
öğrenildi.


BELEDİYE İHBAR ETMİŞTİ


Antikkapı A.Ş.’de görevli bazı kişilerin, alımlarda kendilerine haksız
kazanç elde ettiği yolunda izlenimler üzerine Büyükşehir Belediyesi
yöneticileri Emniyet Müdürlüğü’ne ihbarda bulunmuştu. Kocaeli Emniyet
Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, bu ihbar üzerine
harekete geçmiş, Antikkapı A.Ş.’nin hesap hareketleriyle ilgili bütün
belgelere el koymuştu.


24 KİŞİ YARGILANABİLİR


Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı, Antikkapı Yolsuzluğu iddialarıyla ilgili dosya
üzerinde çalışmalarına devam ediyor. Bilirkişi raporunun savcılığa ulaştığı
öğrenildi. Çok büyük bir olasılıkla Antikkapı A.Ş. Satış ve Pazarlama Müdürü
Abdurrahman Karaosmanoğlu’nun da aralarında bulunduğu.....


Haberin Devamı için tıklayın<http://www.ozgurkocaeli.com.tr/news.php?id=29411>

 

Gnd: Tevfik Kaymaz

 

ÖZGÜRLÜKTEN KAÇIŞ
*
Hemen başlığın Erich Fromm un bir kitabının isminden çalma olduğunu itiraf
edeyim öncelikle.
Hatta bunu itirafla kalamayıp alıntılar da yapmak istiyorum. Hedefim ne.. ?
Kendi bildiklerimizi özgürce savunurken kimi büyük düşünür ve bilim
adamlarının sözleri ile desteklememizi bekleyen özgürlükçü entellektüel
insanlarıda etkilemek belki biraz...
Yani tümüyle bir Erich Fromm hayranı olmak gerekmiyor bunları düşünmek ve
yazmak için.

İnsan neden bir şeylerden kaçabilir?
korktuğu için
Peki özgürlük korkulacak bir şeymidir?
Evet hemde nasıl....

İnsan doğası gereği kendisini güvenlik içinde hissetmek ister.
Dolayısıyla güvensizlik hissi bireyin daha güvenli bir yerlere bağlaması ile
son bulur. Bu da uzun sürmez daha güvenli yerlere doğru kaçış sürer. Bununda
bedeli bir her seferde bireyin özgürlükleridir.

Ama en ilgi çekici hikayeler özgürlüğüne düşkün insanların hikayeleridir. ve
İnsanlığın tüm romanı olan tarih hep toplumların özgürlük savaşları
üzerinden yazılmıştır.........

*Devamını okumak için
tıklayınız..<http://ciddiyizbiz.biz/index.php?topic=1543.0>

 

Gnd: Hulan Türk

 

Çankırı- Kurşunlu İlçesi Jandarma karakolunun kitap isteği ÖNEMLİ -

*Özgün ileti Sayın Erzincanlı*
Kimden: ERZiNCAN ' lı
Tarih: 11 Mayıs 2009 Pazartesi 11:05
Konu: ERZiNCAN MAİL GRUBU -

Kimden: Burhan Tarlabaşı
Tarih: 11 Mayıs 2009 Pazartesi 10:14
Konu: Fw: Weiterl.: Fwd: FW: Kurşunlu İlçesi Jandarma karakolunun isteği
ÖNEMLİ
K

Saygı, sevgi ve selamlar.
Merhaba Arkadaşlar,

Ben Çankırı İli Kurşunlu İlçesi Jandarma karakolunda kısa dönem askerlik
yapmaktayım. Bir konuda sizlerden yardım talep ediyorum.

Karakolumuzda gençlerin bazıları cahil (ilkokulu okumamış anlamında),
ilkokul, ortaokul ve birkaçı lise mezunudur. Kısa dönem askerlerin kitap
okumaları gençlerde okuma hevesi uyandırmaktadır ancak yeterli kitabımız
bulunmamaktadır. Okumak için getirdiğimiz birkaç kitap elden ele dolaşarak
okunmaktadır. Buraya genelde yetim, öksüz veya yoksul çocuklar asker olarak
gelmektedirler. Birçoğu 1 ay boyunca 14 ytl olan asker maaşı ile idare
etmeye çalışmaktadır. Bu gençlerin kitaba para ayırmalarını beklemek tabiki
mümkün değil.

Karakolumuz 1974 yılından beri faaliyette olmasına ve binlerce asker
yetiştirmesine rağmen kitaplığında birkaç Açık öğretim kitabı, yönetmelikler
ve tek bir okuma kitabı bulunmaktadır. *Gençlerimizin eğitimlerini
tamamalayamamalarında hepimizin sorumluluğu olduğunu düşünmekteyim. *Şimdi
ve bundan sonra karakolumuzda askerlik* yapacak gençlerimizin *eğitimlerini
tamamlamalarını sağlayamasakta en azından bu gençlerin kitap okumalarını
sağlayarak kendilerini geliştirmelerini sağlayabiliriz. Bu yüzden sizlerden
karakolumuza 1 adet kitap armağan etmenizi talep ediyoruz.

Göstereceğiniz ilgiden dolayı şimdiden teşekkürler.

*Not *
*1 :* Lütfen bu maili başka arkadaşlarınıza *iletiniz* belki onlarda bize *bir
kitap hediye *etmek isteyeceklerdir.
*2:* Kitap gönderecek arkadaşlarımızdan kitabın ilk sayfasına *isim ve
isterlerse bir not *yazmalarını rica ediyoruz.


Can AKBAY
319. KD
0 ...


Adres: Kurşunlu İlçe Jandarma Karakolu
Tel: 0 ...
Kurşunlu/Çankırı

 

 

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 12, 2009, 2:34:23 AM5/12/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: Hulan Türk

TÜRKLERDEN GİZLENEN GERÇEKLER VE İSKAN KANUNU!!!!!!!!!!!!!! Yazar Aslıtürkten Aybüken

----*Özgün ileti Sayın*
* Aybüken Süreyya...teşekkürler*
Kimden: Aybuken Sureyya
Tarih: 11 Mayıs 2009 Pazartesi 21:15
Konu: (ATATÜRK Ebedi Başkomutan) TÜRKLERDEN GİZLENEN GERÇEKLER VE İSKAN
KANUNU!!!!!!!!!!!!!!

*KÜRTLER GÖÇ MÜ EDİYOR, YOKSA BU BİR İSTİLA HAREKETİ MİDİR !? *
*Bu sorunun cevabı, 1925, 1926, 1927, 1929, 1933 ve 1934 yıllarında, Türk
Başbuğu Mustafa Kamalın çıkarttırdığı İSKAN KANUNUNDADIR !*
*Ekonomik sebeplere bağlanıp, fukara edebiyatı yaparak, bozuk kanlı
siyasilerin, sözde aydınların, sözde bilim adamlarının, yıllardır "GÖÇ"
adı altında, Türk Ulusuna yutturmaya çalıştıkları, Kürt hareketi tamamen
İSTİLA amaçlıdır !*
**
*Kürtler çıkarttıkları tüm isyanları "TERÖR HAREKETLERİYLE" ve tabi
"TERÖRİST SALDIRILARIYLA " başlatmışlardır ! Bu kanı bozuk kalleşlerin
taraftarları ve işbirlikçileri, küresel sömürü düzeninin içimizde
yetiştirdiği "YERLİ MİSYONERLER" denilen "TRUVA ATLARIDIRLAR." Bu Truva
Atları, "YALAN MAKİNESİ" ağızlarından, sürekli olarak, Terör ile Terörist
aynı şey değildir ! üfürüğünü servis edip durdular Türk Ulusuna ! Bu konuda
çıkartılan kanunlar "TERÖRLE MÜCADELE" adı altında çıkartılmıştır. Bu
kanunların "TERÖR VE TERÖRİSTLE MÜCADELE "başlığıyla çıkartılmamasının
sebebi ne ola ki !? Hah işte, zurnanın zııııııııııırrrtt dediği deliklerden
biri tam da bu noktadır ! Zira Koçgiri İsyani, Şeyh Said İsyanı, Dersim
İsyanı, Ağrı isyanlarında da söylenen yalanlar bunlardı !*
**
*Güneydoğuda yaşayan Kürt Nüfusun 1927'de yapılan nüfus sayımından 1935
yılına kadar, o bölgede yaşayan Türk nüfusa oranla 10 kat artmış olmasının
sebebini sadece doğuma bağlamak safdillik olur elbette ! İstila
yoluyla nüfüs kaydırıp, başta dil faktörünü kullanarak Asimilasyon yapıp,
nüfüslarını seri olarak katlama konusunda çok mahirdirler Kürtler ! (Hani
onların iddialarına göre, Kürtçe konuşamıyorlardı ya ,nasıl yaptılar istila
ettikleri Türk köylerinde Türklere karşı bu dil Asimilasyonunu acaba
!?) Anlaşılan, o zamanlarda da demokratik açılımlar ve kültürel haklar
çarkları birileri tarafından sürekli Kürtlerin lehine döndürülmüş ! Tıpkı bu
gün olduğu gibi. Birileri bu ihanetin cevabını ve hesabını vermek
zorundadırlar ! Kürt denen istilacı ve soykırımcı mahluklar, yakın tarihte
Irakta, Türk Bölgeleri üzerinde de aynı oyunları oynamışlardır, tabi iç ve
dış destekçileri de hiç değişmemiştir bu arada !*
* *
*Başbuğ Mustafa Kamal, defalarca Türk Ulusunu sırtından vurmuş olan bu bozuk
kanlılarının hareketlerini çok ama çok yakından takip etmiş olmasına rağmen,
İnönüyü Güneydoğuya göndermiş, Kürt İstilalarının ve nüfus
kaydırmalarının hareketlerine dair kapsamlı bir rapor istemiştir. Raporu
tutup Mustafa Kamala getiren İnönü, Mustafa Kamaldan hiç bir şeyin
gizlenemeyeceğini gayet iyi biliyordu !*
*Rapor gelir gelmez, Mustafa Kamal İSKAN KANUNUNUN gerekçesini yazdırmış ve
1932 yılında İSKAN KANUNUNU kanun teklifi haline getirtmiş, 27 Mayıs 1934
yılında da kanunu çıkarttırmıştır. Bu arada nüfus politikalarını çoktan
uygulatmaya başlamıştı. Bu politikaların bir ayağı, Güneydoğudaki Kürt
Aşiretlerinin Ağalarını, Şeyhlerini Batıya kaydırmak, mübadele yoluyla
gelen Türkleri de o bölgelere yerleştirmek olmuştur. Uygulattığı
politikanın diğer ayağı ise" İSKAN KANUNUDUR"*
*Kanunun gerekçesinde, yaşanmakta olan sorunların köklerinin, Osmanlının
yanlış politikalarına dayandığı, sonuçlara dayanılarak, inkarı mümkün
olmayacak şekilde ortaya konulmuştur. Osmanlının hükümranlığı altında olan
muhtelif coğrafyalardan gelen muhacir unsurların, bloklar halinde köy ve
mahalle oluşturmalarına devletin göz yumması büyük bir hataydı ve maalesef
Osmanlı bu hatayı yapmıştı !*
* *
*İSKAN KANUNU 10. MADDE*
*Kanun, aşirete hükmi şahsiyet tanımaz. Bu hususta herhangi bir hüküm,
vesika ve ilama müstenit olsa da tanınmış haklar kaldırılmıştır.*
*Bu kanunun neşrinden önce herhangi bir hüküm veya örf ve adetle aşiretlerin
şahsiyetlerine veya onlara izafetle, reis, bey, ağa ve şeyhlerine ait olarak
tanınmış bütün gayrımenkuller kayıtsız şartsız devlete geçer.*
* *
*İSKAN KANUNU 11. MADDE*
**
*A ) Anadili Türkçe olmayanlardan, toplu olmak üzere, yeniden köy ve
mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin, bir köyü,
bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar
ettirmeleri yasaktır.*
* *
*B )Türk Kültürüne bağlı olmayanlar veya Türk Kültürüne bağlı olup da
Türkçeden başka dil konuşanlar hakkında, harsi, askeri, siyasi, içtimai ve
inzibati sebeplerle, İcra Vekilleri Heyeti Kararıyla, Dahiliye Vekili
lüzumlu görülen tedbirleri almaya mecburdur.*
*Toplu olmamak şartıyla başka yerlere nakil ve vatandaşlıktan iskat etmek de
bu tedbirler içindedir.*
* *
*C ) Kasabalarda ve şehirde yerleşen ecnebilerin tutarı, belediye sınırları
içindeki bütün nüfus tutarının yüzde onunu geçemez ve ayrı mahalle
kurulamaz.*
* *
*İskan Kanunun hedefine süratle ulaşması açısından Türkiye üç mıntıkaya
bölünmüştür.*
* *
* Madde 1 : Türkiyede Türk Kültürüne bağlılık dolayısıyla, nüfus oturuş ve
yayılışının bu kanuna uygun olarak İcra Vekillerince yapılacak programa göre
düzeltilmesi, Dahiliye Vekilliğine verilmiştir.*
* *
*Madde 2 : Dahiliye Vekilliğince yapılıp, İcra Heyetince tasdik olunacak
haritaya göre, Türkiye iskan bakımından üç nevi mıntıkaya ayrılır:*
**
* 1 numaralı mıntıkalar :Türk Kültürlü nüfusun tekasüfü istenilen yerlerdir.
*
* 2 numaralı mıntıkalar : Türk Kültürüne temsili istenilen yerlerdir.*
* 3 numaralı mıntıkalar : Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik,
inzibat sebepleriyle boşaltılması istenilen ve iskan ve ikamet yasak
edilen yerlerdir.*
* *
*Yukarıda yazılan iskan mıntıkalarının tasdikli haritasında, zamanla ortaya
çıkacak ihtiyaca göre değişiklikler yapılması, Dahiliye Vekilleri Heyeti
Kararına bağlıdır.*
* *
*Kürtler konusunda Türk Ulusuna servis edilen yalanlardan biri de, İstiklal
Savaşını Kürtlerle birlikte yaptığımız palavrasıdır !*
*Mustafa Kamal, Kürtlerin kan yapısındaki bozukluğu çok iyi biliyordu
! Tarih, bu bozuk kanlıların Türklere karşı gerçekleştirdikleri kalleşlikler
ile doludur ! *
*Türkün Son Başbuğu Mustafa Kamal, Kürtlerin asla güvenilmemesi gereken
tescilli hainler olduklarını, keskin Türk zekasını kullanarak, tarihe, bir
daha, bir daha, bir daha kaydettirmiştir !*
*Bakın Mustafa Kamal Nutukta neler söylüyor:*
**
* "Beyler, tarih söz götürmez bir biçimde ortaya koymuştur ki, büyük işlerde
başarı için, yeteneği ve gücü sarsılmaz bir başkanın varlığı çok gereklidir.
Bütün devlet büyüklerinin umutsuzluk ve güçsüzlük içinde kaldığı bir
sırada, "Yurtseverim" diyen binbir çeşit kişinin, binbir türlü davranış ve
inanç gösterdiği kargaşalı bir zamanda, danışmalarla birçok saygın ve erkli
kişilerin sözlerine uyma zorunluluğuna inanmakla, sağlam ve esaslı ve
özellikle sert yürünebilir mi ? Tarihte buna ulaşmış bir topluluk
gösterilebilir mi ?*
*İkincisi beyler, ulus, ülke, siyasa ve ordu yöneticiliğine hiç bulaşmamış
ve bu alanda değeri belirmemiş ve denenmemiş gelişigüzel kişilerin,
örneğin: Erzincanlı bir Nakşi Şeyhi ve Mutkili gibi zavallılardan da
kurulabilecek herhangi bir temsilciler kuruluna söz konusu durum ve görev
bırakılabilir miydi ?*
* *
*İstiklal Savaşı başlangıcında, Milli Güçleri idare etmek üzere, 24 Ağustos
1919 tarihinde oluşturulan Heyet-i Temsiliyede yer alanların isimlerine,
belgeler üzerinde bakanlar, İstiklal Savaşını, Türklerle Kürtlerin birlikte
yaptıklarını zannederler normal olarak ancak, gerçekler çok başkadır !*
*İstiklal Savaşının bu sözde önder kadrosu içindeki İşgal Kuvvetleri adına
çalışan Truva Atlarının asıl görevleri, Mustafa Kamala karşı savaşıp,
savaşın Türkler tarafından kaybedilmesini sağlamaktı ! Mesela: Mutki Aşireti
Reisi Hacı Mustafa Bey, Bitlisli Kürt Milletvekili Yusuf Ziya Bey, Nasturi
İsyanını bastırmakla görevli Birlik içinde Fırka Komutanı olarak görev alan
İhsan Nuri, Vanlı Kasım, Tevfik Cemal ve Teğmen Ali Rıza da aynı zamanda
Kürt Azadi Cemiyetinin üyeleridirler. Teğmen Ali Rıza, Nasturi İsyanlarında
Kürt kökenli 270 asker ile Kürtler tarafına geçmiş ve Mustafa Kamala karşı
savaşmıştır ! Nasturi İsyanlarının da İngiliz destek ve yardımlarıyla
gerçekleştirildiğini unutmayalım ! Sıvas Kongresinin toplanma çalışmaları
esnasında başlatılan Koçgiri İsyanları da Kürtlerin, Mustafa Kamala karşı
nasıl maskeli bir mücadele sürdürdüklerinin kanıtlarından biridir ! Kürt
Asiretlerinin ağaları, şeyhleri başta İngilizler olmak üzere Fransızlar,
Yunanlılar,Ermeniler ve Ruslarla da işbirliği içinde olmuşlardır ve çoğu
İngiliz Ajanı alçaklardır ! Damat Ferit Paşa denilen engerek soyu Truva atı
da, bir yandan Kürt Teali Cemiyeti, diğer yandan Yüksek Komiser De Roberck
ile gizli görüşmeler yapıyor, Sevr şartları gereğince, 15 bin kişilik
Kürt Silahlı Gücünün kurulmasını ve Mustafa Kamalın Komutasındaki Türk
Ordusuna karşı savaşılmasını istiyordu !*
*Mustafa Kamalın idam emrini veren de Kürt Mustafa Paşadır ! Kürt Mustafa
Paşanın eniştesi olan Kürt İzzet Bey( ki bu yılan da Heyet-i Temsiliye
içerisine sızmıştı ) İstanbul Hükümetinin İçişleri Bakanıdır ve İngiliz
Ajanıdır ! Yeğeni Şerif Paşa ise KürT Teali Cemiyetinin Paris temsilcisidir
!*
* *
*İngiliz Gizli Belgelerinin birinde şunlar yazmaktadır :*
*Kürtlere her ne kadar inanmasak da, onları kullanmamız çıkarlarımız
gereğidir.*
* *
*
28 Kasım 1919*
*

Kindson
*
* *
*Kürtler bütün ümitlerini, İngiliz Hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara
Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri
Mustafa Kemal Paşaya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar. *
**
*
9 Aralık 1919*
*
Yüksek Komiser Robeck*
* *
*Uyan Türk Ulusu !*
*İçimizdeki bu hainleri destekleyenler içinde, Asil Türk Kanı taşıyan tek
bir Türk yoktur !*
* Son 30 yıldır da, ASALA ve PKK adıyla, Türk Ulusuna Türk Toprakları
üzerinde SOYKIRIM uygulaya devam eden bu Türk Düşmanlarını iyi tanıyalım
! Kimdir bu işbirlikçi Türk düşmaları!?*
*Dinciler+Kürtçüler+Azınlıklar . İşte Türk Ulusu, Türk Devleti Türkiye
Cumhuriyeti ve Türkün Son başbuğu Mareşal Mustafa Kamal düşmanları
bunlardır !*
* *
*Şimdiiiiiiiiii !!!!!!!!!!!!!! Bu alayı devşirme Türk Düşmanlarına diyoruz
ki;*
*Siz istediğiniz kadar Anayasa yapın, Türk Ulusu asla tanımayacaktır !*
*80 yıldır parça parça ortadan kaldırdığınız" İSKAN KANUNUNU" yeniden
devreye sokacağız ve Türk Anayasasında" İDAM ve VATANDAŞLIKTAN
ATMA" değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler arasında
olacaklardır ! Kendinize, Türk Topraklarında, tek ayağınızın basacağı yer
bile bulamayacaksınız !*
* *
*BAŞBUĞUMUZ ULU ATATÜRKE, OLMADIK İFTİRALARI ATIP, SALDIRANLAR, ATATÜRKÜN
ÇIKATTIRDIĞI İSKAN KANUNLARINI İYİ İNCELESİNLER VE ULU TÜRK ULUSUNUN ONA
NEDEN" ATATÜRK" ADINI VERDİĞİNİ, ATATÜRKÜN BAL GİBİ TÜRKÇÜ OLDUĞUNU, O KÖR
GÖZLERİNE VE AHMAK BEYİNLERİNE İYİ SOKSUNLAR !*
* *
*ASLITÜRKDEN AYBÜKEN*

 

Gnd: sahiplenelim

RE: (oybirligi) aslan avı çıldırmış bu insanlar ....

Bu "Insanlar" KATiL!

_____

From: oybi...@googlegroups.com [mailto:oybi...@googlegroups.com] On
Behalf Of Ahmetrobin
Sent: Wednesday, May 06, 2009 1:55 AM
Subject: (oybirligi) aslan avı çıldırmış bu insanlar ....

http://blog.milliyet.com.tr/ahmetrobin
adresinden şiir ve yazılarımı görebilirsiniz

Mutluluk bize değil,biz mutluluğa uzağız.
Ahmet İdiz.

Başarılı olmak için kendinle yarış
Ahmet İdiz

Hayatta en kötü şey; Kendi hatalarını görmezden gelip başkalarında hata
aramaktır.
Ahmet İdiz..

Gnd: Necla Şener

KANALBiZ Yine Susturulmak Isteniyor

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: ekin ekin eki...@hotmail.com


------------------------------

ampulün f tipi yönetim tarzı.hukuk tanımaz,sadece kendilerinden olan
cemaatlere hizmet veren abd ve ab güdümlü ampulün sahte demokratlığının bir
yansıması.
17 mayısta tandoğanda cumhuriyet mitinginde buluşmak umuduyla.

*Kanalbiz de susturulmak isteniyor!**

Sevgili Kanalbiz izleyicileri;

4 Nisan 2009 akşamından beri Kanalbiz yayınlarını uydu alıcılarından
izleyemiyorsunuz. Yayınlarımızı Türksat uydusurdan alarak aktaran D-Smart
dijital platformundan da Kanalbiz izlenemiyor. Şu anda sadece Digiturk
platformundan yayın yapabiliyoruz.

Bildiğiniz gibi, Kanalbiz'i kuran çekirdek kadro, yaklaşık 1 yıl önce
Kanaltürk televizyonunu yayınlıyor ve yönetiyordu. Kanaltürk, bir
hükümet-cemaat operasyonuyla ele geçirildikten sonra şimdi de Kanalbiz
susturulmak isteniyor.

Bu yeni saldırının nedenini sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Önce kısa bir bilgi verelim; Kanaltürk'ün satışı sırasında, sözleşme gereği
bizim elimizde kalan Euroturk frekansı üzerinden Kanalbiz yayınlarını
gerçekleştiriyorduk. Ancak, Kanaltürk'ü ele geçiren ve Fethullah Gülen'e
yakınlığıyla tanınan Koza-İpek Grubu, bu frekansın da kendilerine ait
olduğunu iddia ediyordu. Bu sorun Kanalbiz ile Koza-İpek Grubu arasında
uzlaşmayla sonuçlandırılamadığından, çözüm için hukuki süreç başlatıldı.

Ancak, hukuki süreç sonuçlanmadan Koza-İpek Grubu Türksat'a gönderdiği bir
yazı ile kullandığımız frekansın kendilerine ait olduğunu iddia ederek
Kanalbiz yayınının kesilmesini istedi. Hükümetin kontrolündeki Türksat
yönetimi de bu talebi, doğru olup olmadığını araştırmadan ve başlatılan
hukuki sürecin sonuçlanmasını beklemeden hemen yerine getirdi.

Öyle anlaşılıyor ki, her geçen gün daha yaygın bir izleyici kitlesine
ulaşarak alternatif televizyon kanalı haline gelen; kadrosuna kattığı yeni
isimlerle dikkatleri çeken ve daha da önemlisi yaptığı muhalif yayınlarıyla
hükümeti ve cemaat çevrelerini rahatsız eden Kanalbiz planlı şekilde
susturulmak isteniyor. Uyguladıkları reklam ambargosu ve mali kuşatma ile
sonuç alamayanlar, her konuda olduğu gibi bu alanda da hukuk dışı yöntemlere
başvurmaktan kaçınmıyorlar.

İşte AKP hükümetinin ve cemaatin hoşgörü ve demokrasi anlayışı! İşte basın
özgürlüğü!

Bu durumu şiddetle protesto ediyoruz.

Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki; önümüze konulan bütün engelleri
Kanalbiz izleyicilerinin desteğiyle aşacağız. Özgürlük ve demokrasi
mücadelesini sürdüreceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Saygılarımızla,

Yayın Kurulu

 

 

Gnd: Necla Şener

Türkiye'nin Avrupa'da yeri yok

*Biz zaten biliyoruz. meraklısıda değiliz,,, körler sağırlar anlasın. çıkın
gürük birliğinden kapatın pazarlarınızı pacaları nasıl tutuşur ozaman. nerde
bunu görecek yapacak babayiğit..*

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: anadoluhaber <foreve...@gmail.com>
Tarih: 11 Mayıs 2009 Pazartesi 11:17
Konu: Türkiye'nin Avrupa'da yeri yok
Kime:

--
Türkiye'nin Avrupa'da yeri yok Kategori:
GUNCEL<http://anadoluhaber.blogcu.com/GUNCEL/>

<http://anadoluhaber.blogspot.com/2009/05/turkiyenin-avrupada-yeri-yok.html>Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ''Türkiye'ye Avrupa'da yer yok'' dedi.TF1 ve
France 2 kanallarına demeç veren Sarkozy, Türkiye'yle Avrupa arasında birlik
değil ortaklık fikrini tekrarladı. Sarkozy, '' Türkiye'nin Avrupa'da yeri
olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Türkiye Küçük Asya'da...''
dedi.*<http://anadoluhaber.blogspot.com/2009/05/turkiyenin-avrupada-yeri-yok.html>

 

Gnd: Necla Şener

 

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: anadoluhaber foreve...@gmail.com


Sivilleri katleden ABD askerleri yargılansın

<http://anadoluhaber.blogspot.com/2009/05/sivilleri-katleden-abd-askerleri.html>
Kabil'de toplanan üniversite öğrencileri, 100'den fazla sivilin can verdiği
Amerikan saldırılarını protesto etti
Gösteriye katılan öğrenciler "*Amerika: Dünyanın en büyük teröristi" yazılı
pankartlar taşıdı. *

PRENSLER AVLANMAK İÇİN AFGANİSTAN'A GELİYORLAR

Afganistan'da durumun çok kötü olduğunu dile getiren Ali Şahin; "İşler
Afganlılar için olduğu kadar Amerika, NATO ve ISAF için de yolunda gitmiyor.
İşgalin üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen, koalisyon güçleri ve Amerika
destekli Karzai Hükümeti Afganistan'ın sadece % 30'unu güçlükle kontrol
altında tutabiliyor.

 

Gnd: Necla Şener

 

---------- Forwarded message ----------
From: ahmet göker adg...@hotmail.com

SERMAYEYİ HALK TABANINA YAYARSANIZ BU ÜLKE EN KISA ZAMANDA KURTULUR...


Artık ses tellerim bozuldu,,, ve yazmaya karar verdim.

Halkımız hala 80 öncesi, sağ sol ve laik antilaik takıntılarından
kurtulamamış bir geri kültüre sahip anlaşılan.

Devleti yiyen, kendi takımından ise, tepkisiz ve haksızlığa taraf olacak
kadar sabit görüşlü,

Devlet için, hayatını ortaya koyan kişi, şayet karşı taraftan ise, can
düşmanı olarak görülüyor.

Bu çekişme içinde, Yahudi Amerikancılar, ektikleri fitnenin meyvelerini
toplarken, Ülkemiz gerçekten yok olma sürecine girdi.

SERBEST İTHALAT kanunu siz çıkarmadınız, ancak uygulamayı görmüyormusunuz?

Batmayı durduracak önlemleri niye almıyorsunuz? (yoksa batırmanız şartıyla
mı icazet aldınız? ) başa geldiğinizde 40 milyar dış borcumuz vardı,, her
şeyi sattınız,, üstüne üstlük 300 milyar dolar dış borcu kucağımızda
bulduk.

Bu ülke nin sahibi yok mu?

SİZİ YÖNETENLER, DAHİ GAFLET VE DELALET İÇİNDE BULUNABİLİRLER sözünü ben
mi söyledim?

Bu gidişata dur diyen vatanseverleri, sadece sağcı olmadıkları için
Ergenekon parolasıyla, pasifize ederek, Amerikan amcanızın önünü mü açmak
istiyorsunuz? Bugün onları, size karşı zayıflatırlar, yarında kendileri
sizi yok ederler.

Fabrikalarımız, topraklarımız, yabancılara satılmış, tüm bankalar İngiliz
yahudisinin eline geçmişse, serbest ithalatla, son fabrikalarımızda
kapanıyorsa,

Bunlara karşı gelenler, Terörist mi oldular,
( Irak taki kuvayi milliyeciler gibi)

Geminin batmasınımı seyredelim? ruhsuzlar gibi

BU batmak değilse, batmak nasıl oluyor ? lütfen anlatın işi olan genç mi
var?

Varsa, asgari ücretli delikanlıya, kızınızı versenize.

Aile ahlakımızda bitti.

Siz Almanya'mısınız? Teknolojide markamısınız?

İş veremediğine işsizlik ücreti veren Sosyalamtlarınızmı var?

Her vatandaşınız ekonomik devlet güvencesi altındamı ki, kendinizi ayni
kategoriye sokuyorsunuz ( serbest ithalat) için.

Çin'de elektrik devletten

Hammadde devletten

Ev devletten

Sadece 125 Milyon Çin'linin kimliği yani sigortası yokken,

Hala düşük ücret politikası ile, İhracat ülkesi olacağız, yalanını iddia
ederek, bu sistemi ne kadar devam ettirmeyi düşünüyorsunuz????

Dış ticaret açığı, 500 ü geçince bende bir şey yapamam diyor,, hocam.

Ben bilmiyorsam, işbirlikçi yalı ekonomistlerine değil, gerçek ekonomi
profesörleri Mete Gündoğan, Başkanımız Numan Kurtulmuş beye sorun (Hileli
para düzenini)

Batan Amerikan Bankasının batırdığı söylenilen para miktarı 700 Milyar
Dolar

Türkiye 'nin bütçesi ne kadar???? 200 Milyar dolar.

Mümkünmü ??

Amerikan amcam kağıt basınca değer? ( En fazla dış ticaret açığı olan ülke)

Türkiye'ninki değer olmuyormu?

Bir Milyon TL,,. ertesi gün Bir YTL olmadımı?

İDDİA EDİYORUM Türkiye 3 ayda kurtulur....

Derviş Dalgalı, dalgacı kurun, tersini uygulayın, Sadece sabit kur ile veya
Euro'ya paranızı,, 1 Euro = 2 YTL. Ye endeksleyin. (sabit kur a dönün)

Bütçenizi 5 Katına çıkarın ( Bütçe halktan 1 yılda geri dönen paradır )

Yeşil kağıt karşılığı, verdiğiniz işletmeleri, mavi kağıt vererek geri
alın.

Yakıtınızı, elektriğinizi, v.s Almanya ile ayni sabit fiyata sabitleyin

Yüksek ücret politikasına geçin,, Japonya gibi

Üretimi Türkiye'de yapılan, malların ithalatını yasaklayın

20 Milyon Türk ailesine tüketim için para verin

Sadece iç pazara dönün, bol tüketim, bol üretim sonucu istihdam ve
zenginliğe kavuşun (Son fabrikalarımızda yok olmadan)

Niye anlamak istemiyorsunuz kağıt para hilesini, Hıristiyanlar kullanırken,
İşbirlikçileri aracılığıyla Müslümanlara kullandırmıyorlar.

Türkiye' mizin geleceğinin en büyük tehlikesi Siyonist güdümündeki
ABD.dir

Türkiye'deki işbirlikçileri de yok edilmediği sürece

Menderes i de astırtırlar

Kürtlere de bizi öldürtürler

İncirliği kullanarak, bizi İran'ada bombalatırlar

Kredi vererek, faizle sömürüp, ekonomimizide yok edebilirler. (Döviz ithalat
içindir, Müteahitine YTL ile ödeme yapıyorsan , Niye Dolar kredisi alıp
,faiz ödüyorsun?.)

Çocuklarınız, bu şartlamı dünya bankasında iş buluyorlar? Bizimkiler
işsizde....

Kısacası ABD.. koynumuzdaki engerek yılanıdır, refleksleri tahmin
edilemez.

Zehirle, uyuştuk, ölünce,, çok geç olacak...

Bizi bu yılanla yaşamaya mahkum edenlere lanet olsun. Cennet yüzü
görmesinler.


--- ahmet dogan simsek *<ahmetdog...@gmail.com>* schrieb am *Mo,
11.5.2009:


Von: ahmet dogan simsek <ahmetdog...@gmail.com>
Betreff: [ MILLI GORUS ] 'Stratokrasi'
An:
Datum: Montag, 11. Mai 2009, 10:00

Kürşat Bumin
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Bir kere daha Castoriadis, bir kere daha 'Stratokrasi' Yunan asıllı,
İstanbul doğumlu Fransız filozof Castoriadis'den bir kere daha söz etmiştim.
İlgi alanları son derece çeşitli bu filozof, 1948'den itibaren sol içindeki
önyargıları dinamitlemeyi sürdürenlerin başında geliyordu. Castoriadis,
totaliter rejimleri anlamamız için bize yol gösterenlerin de başındaydı. Bir
yandan kaçınılmaz olarak ortaya bir 'kumanda merkezi' çıkaran ve dolayısıyla
totaliter karakter taşıyan bütün tarihsel determinizmlere karşı çıkarken,
bir ufuk olarak da gerçek anlamda devrimci bir toplumsal felsefe ve
antropoloji kurmaya yönelmişti. "Devrimi bir varış değil bir çıkış olarak
düşünmenin" peşindeydi. Eserinin büyük bölümü şimdi artık "tarih olan"
Sovyetler Birliği türünde totaliter bir rejimi anlamaya hasredilmişti.
Önceden bir kere daha söylediğim gibi, onun başta 1956 Macaristan devrimi
olmak üzere meşru başkaldırıları analizi, kuru bir metin olmaktan son derece
uzak, son derece heyecan vericiydi aynı zamanda. Yeri gelmişken
Castoriadis'in farklı sosyal ve politik alanları karşılaştırmak için
geliştirdiği "otonom toplum-heteronom toplum"" kavramlarını da hatırlayalım.
"Otonom toplum", bir bakıma, varlık nedenini kendisi üreten toplumdu. Yani
kurumlarının, yasalarının kendi ürünü olduğunu bilen, bunları sorgulayabilen
ve gerekirse değiştirebilen toplumdu. Hayal gücü, bakış açısı, politik
yaratıcılık, tartışma ve karşı çıkmada çeşitliliğin yaşandığı bir toplum.
Oysa "heterenom toplum", kuruluşunu, kuruluşunun ilkelerini bir biçimde
"aşkın" bir nedenle açıklıyor, varlığını "mesajlar"den "emirler"den
hareketle doğruluyor ve meşrulaştırıyordu. Bu mesaj ve emirler
sosyal-politik alanın dışında yer alıyordu, "aşkın" karakterdeydi. Neyse de;
bunlar, hakkında uzun tartışmaları gerektiren zor konular. Benim bu güzel
Mayıs sabahı Castoriadis'i hatırlatmamın nedeni filozofun son dönemlerinde
ortaya attığı başka bir kavramdan, "stratokrasi" kavramından (tekrar) söz
etmek. Filozof, 80'li yılların başında "Bir tek Rusya yok, iki tane var. Bir
tek Rus ekonomisi ve üretimi yok, iki tane var. Bir 'sivil' Rusya hayatı,
üretimi ve ekonomisi ve bir de 'askeri' Rusya hayatı, üretimi ve ekonomisi
var" diyordu. Dönemin Sovyetler Birliği, bir tarafta uzayda gezinen bir
süper askeri güç, öte yanda halkına gerekli buğdayı depolayabilmekten aciz
bir ülke. Her şey, "askeri toplum"un büyük Rus toplumu içinde "ayrı bir
toplum" oluşturduğuna işaret ediyordu. Bu devletin adı "stratokrasi"
(yunanca stratos=ordu) olmalıydı. Filozofun bu kavramdan hareketle sorduğu
soru da şu idi: Rus toplumu gerçekte "parti-devlet"in mi yoksa
stratokrasinin yönetiminde mi yaşıyordu? Şimdi de gelelim sorumuza: Ülkemizdeki
sistemin adı da "stratokrasi" midir? Ben bu sorunun cevabını "hem evet hem
hayır" diye cevaplayacağım. "Hayır", çünkü Türkiye'deki sistem -tabii ki-
eskinin Sovyetler Birliği'nde karşımıza çıkan manzaradan önemli farklılıklar
barındırmaktadı r. "Stratokrasi"nin yerinden ettiği bir "parti-devlet"ten
söz etmek 1950'ye kadar son derece meşru ise de, sonrası için bir anlam
ifade etmemektedir. "Evet", çünkü unutmamak gerekir ki, 27 Mayıs 1960'dan
itibaren, geride kalan 10 yıl içinde gücünü ve önemini kaybetmiş olan "parti
-devlet"in yeri ordu ile doldurulmaya çalışılmıştır. Daha doğrusu, tek parti
döneminin "parti-devlet"inin kendisine yüklediği misyon, ordu tarafından
devralınmıştır. "Hayır", çünkü Türkiye -tabii ki- epeyce bir zamandır,
Castoriadis'in "stratokrasi" olarak adlandırdığı Soyvetler Birliği'nin son
döneminde bile izine rastlanmayan demokratik ilkeler, kurumlar vs ile
donanmıştır. "Evet", çünkü var olan "çok partili sistem"e rağmen, söz konusu
sivil kurumların toplumun bugünü ve geleceğine dair politikaları
üstlenmelerine eskiden olduğu gibi bugün de ordunun değişmez bir biçimde
belirlenen "kararlılığı" ve "görevleri" ve "inancı"nın çizdiği alan içinde
izin verilmektedir. Sonuç olarak, Türkiye'deki sistemden doğrudan
"stratokrasi" olarak söz edilmesi yanlış ve kaba bir nitelendirme olmasına
rağmen, sistemimizin bu kavrama çok da yabancı olduğu ileri sürülemez.
("stratokrasimsi" mi desek acaba!) Eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın bir
TV programında yaptığı "Bu rejimin tek muhafızı asker midir? (...) Ama bu
yapılmayınca iş askere kalınca, askerin de yapacağı tek şey kalıyor: Silahı
eline almak" açıklaması muhakkak ki, "stratokrasimsi"yi epeyce
sollamaktadır. Büyükanıt'ın müellifi olmaktan dolayı gurur duyduğu "27 Nisan
Bildirisi"nde yer alan şu sözlere gelince: "Türk Silahlı Kuvvetleri, bu
niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık
görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını
muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir." Bu
sözler bırakın "sollama"yı, "stratokrasi"nin güzel tanımlarından
birisidir. "Kamuoyuna
saygıyla bildirilir."
<http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=11.05.2009&y=KursatBumin>

 

Gnd: erkekergenekon

KÜRTLER BU ÜLKEYE NE VERDİ?

'Posta' Gazetesinin Ankara temsilcisi Hakan Çelik'in yazısı:
BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM

Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?''
Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur?
Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır?


Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve
kendilerine verilmiş en büyük hak olan ''BU GÜZEL ÜLKENİN,
TÜRKİYE'NİN VATANDAŞI OLMAK HAKKINI'' bir kenara iterek, etnik
köken üzerinden ırkçılık yapmayı tercih eden bu kitle, bu
ülkeye ne vermiştir ve bu sapkın anlayışla ne verebilir ?

Kürtlere soruyorum; neden terör sizde, beşik kertmesi sizde,
kız çocuklarını başlık parası adetiyle adeta bir eşya gibi
alıp-satmak adeti sizde, her türlü yasadışı işin altından
çoğunlukla Kürtler çıkmakta, kapkaç sizde, gasp sizde, ''NAMUS
CİNAYETLERİ'' sizde, kaçakçılık sizde, uyuşturucu ticareti
sizde, bu ülkenin vatandaşı olmayı sindirememek hastalığı
sizde, vur-kır-gasp et anlayışı sizde, ÖZELEŞTİRİ yapmamak
sizde, nedensiz aşağılık kompleksi sizde, başına kuş pislese
devleti ve diğer insanları suçlamak sizde, herşeyi devletten
beklemek sizde, asimile edildiği yalanını söyleyip, 21. yüzyıl
Türkiyesi'nde tek kelime Türkçe bilmeyen milyonlarca insan
sizde, emperyalist devletlerin size sahte bir mazi
yapıştırması neticesinde Anadolu'da hiçbir zaman varolmayan,
sözde gasp edilmiş hayali bir anavatanınız olduğu yalanını
yaymak yine sizde.

Bu ülkeye hiçbir şey vermeden, kaba kuvvet ve vandalizmle,
terör ile toprak gasp etmeye çalışma ahlaksızlığı sizde,
diyaloğu ve insani ilişkileri es geçip, yakıp yıkarak bu
ülkeyi bölmeye çalışmak sizde, Avrupa'ya gidip Türkiye
Cumhuriyeti ve onun şanlı ordusu Türk Silahlı Kuvvetleri
hakkında her türlü asılsız yalanları söylemek, bana işkence
yaptılar, baskı yaptılar, dilimizi konuşamıyoruz, fırsat
eşitliği yok gibi mesnetsiz yalanları söyleyerek siyasi
mülteci statüsüyle o Avrupa ülkelerine kapağı atmak, bir
parazit gibi yaşayıp oralarda da suç işlemek sizde, sizlerde....

Avrupa'da Türkiye'yi şikayet etmek sözkonusu olunca ''ben
Kürdüm'' demek, ama cebinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği ile
Avrupa ülkelerinden herhangi birinde suçüstü yakalandığınızda
''ben Türküm'' demek üçkağıtçılığı sizde, çapulcu terör
örgütüne her türlü desteği verip, demokrasi ve insan
haklarından bahsetmek, ''şiddeti kınıyorum'' demek sizde, bu
yalanları söyleyip bizleri de enayi zannedip, aptal yerine
koymaya çalışmak terbiyesizliğ i ve alçaklığı sizde, bu ülkede
yaşayan onlarca farklı etnik kökenden milyonlarca insan, etnik
kökenleriyle ilgili en ufak bir sıkıntı çekmezken, özgürce
siyaset yapabilirken, milletvekili ve hatta Başbakan bile
olabilirken, verdiğimiz Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonucu elde
edilmiş Cumhuriyetimizin kazanımlarını içlerine sindiremeyen
sömürgeci, etnik soykırımcı, emperyalist devletlerin maşası ve
tetikçisi olmak düzenbazlığı NEDEN hep sizde ?

Lütfen bu sorulara yanıt verin, tabii verebilirseniz. ..

Bu memlekete bugüne kadar ne verdiniz de, ne istiyorsunuz ?

Eğitim diyorsunuz; öğretmen öldüren terör örgütünün
katillerini ve elebaşını lider, siyasi irade kabul ediyorsunuz.

Dilimizi konuşamıyoruz diyorsunuz; o halde bugüne kadar
Türkiye'nin çeşitli kentlerinde açılmış ''Kürtçe Kursları''
sözde dil öğrenmeye susamış sizlerin ilgisizliği sonucunda
neden kapandı ?

Siyasi platformda temsil hakkı diyorsunuz; siyasetinizi etnik
ırkçılığa ve bölücülüğe dayalı söylemler, eylemler ve
politikalar üzerine kuruyorsunuz.

Yarattığınız terörden 30 bin insan can veriyor... En ufak bir
özeleştiri, en ufak bir günah çıkarma yapmıyorsunuz.

Sizlerin canı can da, bu ülkeyi ve içinde yaşayan masum
insanları terörden korumak için hayatını hiçe sayıp şehit olan
ana kuzularının, evlatlarımızın canı patlıcan mı?

İstanbul'da sokaktaki vatandaşlara saldırmak, molotof kokteyli
atmak, otobüs yakmak, polise ve sade vatandaşlara, kadınlara,
ufacık çocuklara ''kaldırım taşları'' atıp kafalarını yarmak
neyin protestosu? Hangi köhne düşüncenin, hangi barbar
anlayışın dışavurumu?

Bugüne kadar hangi ''Kürt kökenli'' Türk vatandaşına; hop! sen
Kürtsün şu şehre giremezsin, şu işi yapamazsın, şu mesleği
icra edemezsin denmiş veya denmekte?

Bu ülkenin en çok para kazanan insanları çoğunlukla Kürt
kökenli şarkıcılar, eğlence yeri sahipleri, işadamları,
ticaret erbabı, turistik otel sahipleri, eğlence dünyasında;
tv'de, gazinolarda iş yapan isimler (İbrahim Tatlıses, Özcan
Deniz, Ceylan, Yılmaz Erdoğan vs.) değil mi?

Hani ne oldu ''fırsat eşitsizliği yalanınıza?'' İşin doğrusu,
sizin sorununuz bu ülkeyi terör ile, vurarak, kırarak bölmek!
Bir oldu-bitti yaratarak bu güzelim memleketi parçalamaktır.
Bu kadar basit. Şu çıplak gerçeği artık ilkokula giden küçücük
çocuklar bile anlayabilmektedirler.

''KÜRT'' kökenli vatandaşlarımız, eğer bunca kan ve gözyaşı
dökülmesine sebep olan bu BÖLÜCÜ IRKÇI TERÖRİSTLERİ hala
destekliyorlarsa, KUSURU DEVLETTE DEĞİL, KENDİLERİNDE
ARAMALIDIRLAR!

Meydanlarda eller hep zafer işareti, ellerde 30 bin
insanımızın katili kanlı terör örgütü PKK'nın afişleri,
terörist başı Apo'nun posterleri, yakarız-yıkarız tehditleri
ve herkesin malumu ülkemizdeki büyük kentlerde meydana gelen
şu terör olayları...

Çapulcu terör örgütünün hazırladığı ''Şemdinli fiyaskosundan'
' sonra, ellerine para vererek sokaklara salıp polisimize,
güvenlik güçlerimize, halkımıza taş ve molotof kokteyli
attırdığı küçücük çocuklar...

Çocuğunu terör örgütünün militan olarak kullanmasına müsade
ediyorsan, bu kaos ve terör yöntemlerinden medet umuyorsan ve
bu yolla bu ülkeyi böleriz, sözde ülkemizi de kurarız diye
düşünüyorsan, canın yandığında veya meydanlara saldığın,
yak-yık-kır-dök evladım dediğin çocuğunu kendi ellerinle ateşe
attığında da bunu devlete fatura edemezsin.

Demokrasiden bahsedip, teröre yol açmak ? İnsan öldürüp hak
talep etmek? Bu ne yaman çelişki...

Hak isteyen, hukuk isteyen önce bu ülkenin bütünlüğüne, bu
ülkenin insanlarına, toplum kurallarına SAYGI gösterecek.
Ülkesine katkıda bulunacak. İNSAN gibi davranacak, yakmayacak,
yıkmayacak.

Kısacası; TERÖRİST ile arasındaki farkı yine bizzat KENDİSİ
ortaya koyacak. Bu ülkenin güzel insanlarını kendisine
inandıracak.

Kürt toplumu yüzyıllardır kendisini sömüren, geri bıraktıran,
kulun kula kulluk ettiği ''FEODAL DÜZEN'' denen ilkel
sistemden ne zaman vazgeçecek? Ne zaman HANIM FERTLERİNE
gereken ''ÖZGÜRLÜĞÜ'' teslim edecek? Ve neden ülkede en yüksek
kadın intiharları Batman'da? Neden aile içi şiddet sorununda
ve TÖRE CİNAYETİ denen illette ekseriyetle Kürt kökenli
insanların yaşadığı iller başı çekmekte? Büyük şehirlerde
kapkaç ve bu tür illegal suçları işleyip, elde edilen yasadışı
geliri Terör örgütüne aktarma suçu neden hep Kürt kökenli
çocuk ve gençlerde görülmekte? Neden, neden, neden?

Kürdüm diyen sizler, acaba bu KUSURLARINIZI hallettiniz mi ki,
TÜRKLERİ pervasızca eleştiriyorsunuz? Size yer, yaşam hakkı,
hak-hukuk vermekten başka ne yapmış bu ülkenin vatandaşları?

Güzel bir atasözü vardır. ''GÖZÜNDEKİ ÇÖPÜ GÖRMEZ, ELALEME
ŞAŞI DER!''

Bu özlü söz ülkemizin içine düşürülmeye çalışıldığı ''Kürt
fesadını'' ne de güzel anlatıyor değil mi?

HAKAN ÇELİK
LÜFTEN ÇOĞUNLUĞUN OKUMASINI SAĞLAYALIM!!!

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 13, 2009, 2:14:30 AM5/13/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: Söylev

Nazilli'nin büyük sırrı ne?-Köylere Kürtçe isimler verilebilecek!

Dünyaya uzun yaşamın sırrını verecek

Nüfusuna oranlandığında 90 yaş üzeri yaşlısıyla Avrupa standartlarının
üzerinde bulunan ve Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gerontoloji
(Yaşlılık Bilimi) Bölümü tarafından merkez kurularak uzun yaşamın sırrı
araştırılan Aydın'ın Nazilli ilçesi, yeniden yapılanıyor. Bu yapılanmayla
beraber uzun yaşamın sırrı çözülecek.

Nüfusunun her 100 kişisinden 23'ü 60 yaş ve üzerinde olan, 90 yaş üzerinde
161 sağlıklı yaşlısıyla Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi)
Bölümü'nün "Türkiye'nin Yaşlılık Şampiyonu" ilan ettiği Nazilli'de,
yaşlılığın sırrına ilişkin çalışmaların bir yıl içinde ilan edilmesi
bekleniyor.

Nazilli Kaymakamı Caner Yıldız, çalışmanın sonuçlarının alınmasından sonra
bilimsel dergilerde yayınlanacağını, ardından uluslararası makalelerin
çıkacağını belirterek, "Sanıyorum çok yakın zamanda dünyadan çok sayıda
insanın buraya yerleşmek için talepleri olacak. Çünkü uzun ömür ve gençlik
dediğimizde her şey duruyor, insanlar buna önem veriyor" dedi.

 

Gnd: Ahmetrobin

 

FIKRALAR:))) yüzünüzden gülücük eksik olmasın arkadaşlar) Ahmet İdiz..

HAFTALARIZIN GÜZEL GÜZEL GEÇMESİ DİLEKLERİMLE...:)))
*Çocuk dua eder........

*Allah'ım lütfen yarın babaannem ölsün....
> *Bunu babası işitir ama seslenmez ve ertesi gün babaannesi ölür.......
> *Çocuk yine yarın dedem ölsün der.....

*Aynen babası tekrar duyar ve ertesi gün ölür.......

*Çocuk bu seferde babam ölsün diye dua eder.....

*Adam bunu da duyar ve bir korku sarar sabaha kadar uyuyamaz..

*Ertesi günde ölümü bekler fakat ölmez...

Akşam eve
geldiğinde hanımını ağlamaklı bulur hanım ne oldu.*

Ne olacak bey
bizim kapıcı ölmüş........:)

 

* * * *iki bebek battaniyelerin
> altında oturuyormuş biri diğerine sormuş;*

*- Sen erkek bebek misin kız bebek mi?*

Öteki;*

 *- Bilmiyorum, nasıl anlarız ki?*
> *Diğeri;*

*- Ben biliyorum akıllım demiş ve*

*Ötekinin battaniyesinin altına kafasını sokuvermiş 2-3 saniye sonra kafasını dışarı çıkarmış veeee*

*gülümşemiş.*

*- Sen kız bebeksin bende erkek*
> *Öteki;*

*- Ama nereden anladın?*

*-Çok kolay akıllım senin
> patiklerin pembe benim kiler mavi........:)

 

 

* *Bilim adamları 3 fare üstünde 3 ülkenin içkilerinin etkisini test ediyorlarmış.*
> *Fransız içkisini içen fare küt düşmüş.*

*İngiliz içkisini içen fare de küt diye düşmüş.*

*En son fareye Türk rakısı içirmişler, fare biraz sallandıktan sonra haykırmış:* *- Heyyytttt getirin lan kediyiiiiiiiiiiiiiiiiiiii.....................:)*


> ** *Fizik imtihanında sorulan soruları bilmeyen Erol,*
> *boş kağıt vermenin öğretmene hakaret olduğunu düşünerek şu dörtlüğü
> yazar ve öğretmene teslim eder:*

*- YÜRÜ BOŞ KAĞIT YÜRÜ,* * HOCANIN
> YANINA VARDA GEL,* * İKİ ZAYIFIM VAR İDİ, ÜÇ OLDU MU SOR DA GEL?*
> *Dörtlüğü okuyan öğretmen*

*-ŞİİRİN GÜZEL ŞİİR* * BÖYLE ŞİİR GENE
> YAZ* *BU KAFA SENDE İKEN AYRILMAYIZ BİZ BU
> YAZ.......................:) *

 

*Cenaze arabasının şöförü
> araç boş iken yoldan geçen kıza laf atmış:*

 *- Yavrum gel gezdireyim seni arabamla*

*Kız da:*

- Hıhhh bununla mı gezdireceksin demiş.*

*Şöförde:*

*- Kızım millet bu arabaya binmek için ölüyor beeeee demiş....................:) *

 

*Temelin hiç evlenmemiş
> kızı ölüyor temel mezar taşına şunların yazılmasını istiyor:*

 *- Bakire doğdu bir döne, bakire yaşadı çok sene, bakire öldü fakire, temel kızı
> fadime.........*

 *Mezarcı bu yazıyı çok uzun buluyor ve uğraşmamak için şunları yazıyor:

* *-Temel kızı fadime açılmadan iade....................:) *

 

 

Gnd: Ahmetrobin

GARİP HUYLARIMIZ YURDUM İNSANI İŞTE:))))

* NEDEN BOZULAN otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara
mültecilermiş gibi bakarız?*

**

* Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet
olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?*

**

*Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız?*

**

* Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene "öğretmenim" diye
seslenirken 6. sınıfta bir anda "hocam" diye seslenmeye başlar?*

**

* Neden sınavlarda "3 yanlış bir doğruyu götürür" şeklinde bir uygulama ile
cezalandırılır da; "3 doğruyu bil, bir doğru da bizden" gibi bir kampanya
başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?*

**

* Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında
kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız
için midir?*

**

* Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya "10 dakika sonra dönücem"
yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız?*

**

* Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin
izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik
anketimize göre )*

**

* Düğünlerde neden "Dom dom kurşunu" ile göbek atılmaktadır? "Bir avcı
vurdur beni, bin avcı yedi beni" gibi sözlerle kendinden geçen başka bir
millet var mıdır?*

**

* Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi,
pazar-ertesi)*

**

* Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden "indi-bindi" olarak
tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?*

**

* Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden "kabul ediyorum" ya da "kabul
etmiyorum" seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan
sonra "kabul etmiyorum" seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur?*

**

* Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep "ti" dir? Bulmacaları
hazırlayan arkadaşlar hiç "ti" diye ses çıkaran boru görmüşler midir?*

**
* Neden ilanlarda "doktordan temiz araba" şeklinde yazılır? Hipokrat
yemininde "arabamı temiz kullanacağım" diye bir madde mi vardır?*

 

Gnd: Hulan Türk

Türk Askerine kurulan 59 yıl önceki TUZAK ve ABD Ordusunda Ermeni tercümanlar !!!!!!!!!!!!

Dost ve müttefiklerimiz ! Buyrun..........*


Kimden: nor...@haber3.coM
Tarih: 12 Mayıs 2009 Salı 19:38

*Arkadaşınızın notu:*
ilginize

*Arkadaşınızın tavsiye ettiği içerik*

Los Angeles'ta bir araya gelen Koreli ve Türk gaziler, Türk ordusunun
tercümanlar tarafından aldatıldığını ileri sürdü.

Kunurİ Savaşı, Türkiye'nin NATO üyeliği için 1950'de asker gönderdiği Kore
Savaşı'nda Çin Ordusu ve Kuzey Kore birliklerine karşı direndiği en önemli
muhabereydi. 26-29 Kasım arasında devam eden çatışmalarda Türk birliğinin
direnişi sayesinde cephenin çökmesini engellendi. Türk tugayı, müttefiklere
çekilmek için gereken 3 günü kazandırmış, kendisi de zaiyat vermesine rağmen
kuşatmayı yararak imhadan kurtulmuştur. Bu muharebede tugayın toplam zayiatı
767 subay, astsubay ve er olmuştu. İşte Türk ordusunun Kore Savaşı'nda
ABD'den sonra en büyük kaybı vermesine de neden olan bu savaşla ilgili
önceki gün ABD'nin Los Angeles kentinde bir araya gelen Koreli ve Türk
gaziler çok ilgiç bir iddia ortaya attı.

*5 bine karşı 500 bin*

Mermileri biten Türk askerlerinin kılıç ve süngüleriyle hatta bir ara
yumruklarıyla Çinli askerleri harap ettiklerini ve çemberi yarmayı
başardığını ifade eden Koreli gazilere göre Türk asklerlerinden kimsenin
Korece ve İngilizce bilmemesinden dolayı Amerikan ordusu Türkçe bilen Ermeni
tercümanlar tutmuştu. Los Angeles'ta yaşayan emekli binbaşı Vedat Aslay,
Ermenilerin Türklere verdiği yanlış bilgi yüzünden, büyük kayıplar
verildiğini dile getirirken Koreli Albay Kwang J. Yang da olayı şöyle
anlattı: Kore savaşının bittiği varsayılarak ve ülkelerinde Christmas'a
yetişmek isteyen Amerikan ordusu geri çekilmeye başlamıştı. Ancak Çin ordusu
500 bin kişilik bir güçle saldırdı. Amerikan askerleri çekilmek üzereyken
Ermeni tercümanlar Türklere haber vermedi. Türkler 5 bin kişilik güç ile 500
bin kişilik Çin ordusuyla karşı karşıya kaldı. Etrafı sarılmış olmasına
rağmen 2 bin 400'ü çemberi yarmayı başardı. Geri kalanları ise esir ve şehit
düştü.

Vatan

Sadece Nato’ ya girebilmek için binlerce askerini “saldım çayıra mevlam kayıra” mantığıyla dilini, iklimini ve coğrafyasını bilmediği bir yere savaşa gönderirsen, üstüne üstlük tercümanın da Ermeni olursa böyle olur. Bizler de “Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü askeri” diyenlere daha çoook kızar dururuz. M.A.

 

 

Gnd: erkekgenekon

 

büyük Bİ DERDİN OLDUĞUNDA
RABBİNE ELLLERİNİ AÇIP
"YA RAB ÇOK BÜYÜK Bİ DERDİM VAR" deme
DERDİNE DÖNÜP:
"BENİM ÇOK BÜYÜK BİR RABBİM VAR" de

 

gnd: kotanlartr

HITTİN KORKUSU ve SONU GELMEZ YALANLAR

------------------------------
12 May 2009 10:20:20 -0700
From: kale...@hotmail.com
To: kotan...@googlegroups.com

Subject: [farkedilenler] HITTİN KORKUSU ve SONU GELMEZ YALANLAR

<http://2.bp.blogspot.com/_xONiVQv276I/Sgmve7D7SSI/AAAAAAAABeI/z93zmzOiMEM/s1600-h/knesset...bmp>
<http://2.bp.blogspot.com/_xONiVQv276I/SgmvAhsUUEI/AAAAAAAABeA/359KasiDe_0/s1600-h/kanki.jpg>

Ermenileri kullanarak; Türkiye’yi *Holokost* benzeri “soykırım yalanı” ile
köşeye sıkıştırmaya çalışan Siyonistler ABD’deki lobilerini sanki İsrail’den
bağımsızmış gibi göstererek kumpasa almaya çalışıyor. ABD Yahudi lobileri
ermeni soykırımı yalanına “vardır” derken Siyonistlerin merkezi “yoktur”
diyerek dengeyi sağlıyor.

On yıllardır Türkiye kamuoyunu bu tip oyunlarla kandıranlar yine aynı
yalanlarına devam ediyorlar.

Böylece Ermeniler yine kullanılıyor, Türkiye’deki Yahudi ve İngiliz
madalyalıları, İsrail yandaşlarının eli güçleniyor, temiz kalpli Türk
halkına da “Siyonist İsrail sizin dostunuzdur” yalan imajı veriliyor.

Unutulmamalıdır ki bu coğrafyanın en kanlı emperyalisti ve batı
emperyalistlerin coğrafyamızdaki karargâhı İsrail’dir.

Ne güzel kumpas değil mi?

Yersen kardeşim.

Yeme…

KNESSET’TEN ERMENİ TASARISINA RET

*İsrail Meclisi Knesset muhalefetteki sol görüşlü Meretz Partisi’nin
parlamentoya sunduğu “Ermeni Soykırımı’nı tanımaya” ilişkin yasa tasarısını
görüşmeyi red etti. *

Meretz'in grup başkanı *Haim Oron* tarafından hazırlanan ve sunulan tasarı
1915 olaylarının Soykırım olarak tanınması amacıyla mecliste görüşülmesini
amaçlıyordu. Tasarıyı İsrail Hükümeti adına yanıtlamakla görevlendirilen
Çevre Bakanı *Gilad Erdan* hükümetin karşı görüşünü iletirken şu noktalara
değindi: “1915 olayları duygu yoğunluğu yüksek hassas bir konu. Bu savaşta
hayatını kaybedenleri anmak gereklidir. Ancak hükümetimizin görüşü bu
tasarının siyasi tartışmalarla değil tarihçiler tarafından
görüşülmesidir” dedi.
İsrail’de bulunan Ermeni toplumu temsilcilerinin de izlediği oturum
sırasında Erdan, *“İsrail’in bu meselede taraf haline getirilmemesi” *konusunda
uyarıda bulundu. Tasarı hükümeti oluşturan *Likud, Evimiz İsrail, İşçi
Partisi ve muhalefetten Kadima partisinin oylarıyla red edildi.*

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, daha önce İsrail’in, Türkiye ve
Ermenistan’ın ölümlerin niteliğine ilişkin uyuşmazlıkları diyalog yoluyla
çözmesi gerektiği yolundaki tavrını bir kez daha yinelemişti. Kudüs’ün, 1915
olaylarını “soykırım” olarak adlandırmanın Ermenistan ve Türkiye arasındaki
sorunların çözümüne katkı sağlamayacağı görüşü vurgulanmıştı. İsrail’li
liderlerin zaman zaman Soykırım Tasarısının ABD Senato’sundan geçmemesi için
Türkiye adına Yahudi Lobilerine telkinde bulunduğu medyaya yansımıştı.

ABD’deki Yahudi lobisinin, Ermeni ve Yunan lobilerinin Kongre’de Türkiye
çıkarlarına karşı yaptıkları baskılarla mücadelede yıllarca Türkiye’nin en
büyük destekçisi olduğu biliniyor.

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

Almanya ve Fransa: "Türkiye'yi AB'ye istemiyoruz"

ALMANYA: "TÜRKİYE'NİN BURADA YERİ YOK"

Berlin'de Potsdamer Platz'da (Potsdam Meydanı) ''Almanya-Fransa Buluşması'' adı altında bir etkinlik düzenlendi.

Etkinliğe Almanya Başbakanı Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Pöttering de katıldı.
Angela Merkel, başkanlığını yaptığı Hristiyan Demokrat Birlik Partisi'nin (CDU) gençlik kolu olan ''Genç Birlik'' tarafından düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, Almanya ve Fransa'nın güçlü bir Avrupa için birlikte çalıştıklarına vurgu yaparak, ''Türkiye'yle imtiyazlı ortaklığa 'evet', AB üyeliğine 'hayır' diyoruz'' dedi.

Merkel, AB'nin sürekli bir şekilde genişlemesinin, ancak bu arada hareket kabiliyetini yitirmesinin anlamsız olduğunu söyledi.

''Genç Birlik'' Başkanı Philipp Messfelder, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'ye yönelik sert ifadeler kullanarak, ''Avrupa'nın ortak değerler temelinde kurulmasını istiyoruz. Türkiye'nin burada yeri yok'' şeklinde konuştu.

Messfelder, Sarkozy'ye de bu konudaki ortak tutumundan dolayı teşekkür etti. Sarkozy ise, Merkel'i överek Fransa ve Almanya arasındaki iş birliğinin tüm AB için çok önemli olduğunu ve güçlü bir Avrupa istediklerini söyledi.

Pöttering de, kısa bir selamlama konuşması yaparak, ortak Avrupa'nın önemine vurgu yaptı. Etkinliğe katılan ''Genç Birlik'' üyelerinden biri de ''Türkiye'yle ortaklığa evet, üyeliğe hayır'' yazılı bir pankart taşıdı.

FRANSA: "TÜRKİYE KÜÇÜK ASYA'DA"

TF1 ve France 2 kanallarına demeç veren Sarkozy, Türkiye'yle Avrupa arasında birlik değil ortaklık fikrini tekrarladı. Sarkozy, '' Türkiye'nin Avrupa'da yeri olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Türkiye Küçük Asya'da...'' dedi.

 

gnd: erdemak

ARAMIZDA AÇIK SECIK

Bizim büyüklerimiz en önemli şeyleri "uçarken" söylüyorlar.
Uçağın göstergesinde "Hız 12.600 Feet, Yükseklik 9800 metre, Dışarıdaki
sıcaklık -51 Derece" yazarken Sayın Abdullah Gül açıklıyor :
-Yakında iyi şeyler olacak."
Egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olan ama bundan haberi olmayan halk
soruyor.
-Ne olacak ?
-İyi şeyler olacak.

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 14, 2009, 12:56:25 PM5/14/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: Ata kızı

 

ARSIZ KADININ TEKİYİM...

keske boyle bı ımkan olsada herkes ıcınden geldıgı gıbı yasayabılse.... oyle
guzel anlatmıstı yazarımız her kımse ınsanın ıcı gıdıyor ama kosulları
ozellıkle en yakınları buna ızın vermeyınce yaramazlıklarıyla mutlu olmak
bır yana dusundugu ıcın bıle suclanabılıyor ınsan....

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: AHMET AVCI <23ahm...@gmail.com>
Tarih: 13 Mayıs 2009 Çarşamba 15:07
Konu: ARSIZ KADININ TEKİYİM...
Kime:


*Ne yazık ki yazarını bilmiyorum.*
*Ama yazan çok güzel yazmış...*
*@@*
**
**
*Arsız kadının tekiyim... *

*Makyajımı yapmadan sokağa çıkmamak,

Saçlarımı her zaman bakımlı tutmak,

Ahım gitmiş vahım kalmışken bile kendimi kadın gibi
hissetmek istiyorum.

Tırnaklarım her zaman kırmızı ojeli, dudaklarımda nar
kırmızısı rujum,

En şişko halimde bile kot giymek istiyorum.

Arkadaşlarımla komşuculuk oynamak istiyorum.

Kahkaham yeri göğü inleten, ağzımın kenarındaki çizgiler artık gülmekten ve
konuşmaktan iyice belirginleşmişken bile mimikleri abartılı, eli kolu hiç
durmayan bir kadın olmak istiyorum.

Mitinglere elimde bastonum, kolumda torunum katılmak,

Eşin dostun yardımıyla pankart açmak,

Yağmur altında bacak ağrıları içinde kıvranarak konser izlemek istiyorum.

Kar yağınca torunlarımı çağırıp düşüp kalçamı kırmadan karla oynaşabilmek
için, "Koşun kar getirin, kartopu atalım evi batıralım, sonra
temizlersiniz!"
demek istiyorum.

En yakın arkadaşımın aldığı güzelim dut ağacımın altında, dizlerimizde
kareli battaniyelerimiz,

Fonda U2,

Elimizde en sevdiğimiz ve bir türlü vakit bulup okuyamadığımız kitaplar,

Sehpamızda rakı, meze ve balıklar,

Gözlerimizde burnumuzun ucuna düşmüş kırmızı kemik gözlüklerimizle,

İki sayfa okuyup kıkırdayarak dedikodu yapmak,

Hayatı kutlamak,

Erkekleri çekiştirmek,

Yakalanınca da kızaran yanaklarımızdan makas alınmasını istiyorum.

Camları kalınlaşmış gözlüklerimle, hala kendi arabamı kullanmak, hatalı
sollama yapan yaramazlara camı açıp el kol hareketleriyle kızmak istiyorum.

Torunlarımın aşk hikayelerini dinlerken, onlara acayip fikirler vermek
istiyorum.

Onların en afacan sırdaşı ben olayım istiyorum.

Kendi yaramazlıklarımı anlatıp anlatıp "Siz de yapın çok eğlenceli, anne
babanız kızarsa bana yollayın!" diyerek onları şımartmak istiyorum.

O yaşımda erik ağacının tepesine çıkıp erik toplamak istiyorum!

Çağlayı tuza banıp yemekten dilim her bahar yara olsun istiyorum!

Arkadaşlarıma en olmadık şakaları yapıp, çocuklarımı utandırmak istiyorum.

Ellerim titrediğinde klavyede rahatça yazabilmek için, Apple' a mektup yazıp
her bir klavye tuşunu kafam kadar yapmalarını talep eden, ilk Türk kadını
olmak
istiyorum.

Gece vakti dalgalı denize girip boğulacak olduğum için zar zor kurtarılıp
kocamdan azar işitmek,*

*
Gecenin köründe uyanıp "Uykum kaçtı, midemde gaz var kalk yürüyüşe gidelim!"
deyip uykusunu böldüğüm için, şap şup öpülmek istiyorum.

En pörsük halimde bile bana baktığında hayat arkadaşım,*


*Kendimi her halimde güzel hissettiren o afacan aşık gülüşünü görmek,*


*Anında yaramazca gözlerim dolu bir cevap vermek istiyorum. *


*En geç yaşımda, bugünkü kadar aşık olmaya devam etmek istiyorum.

Büyüyünce ben,

Hala küçücük bir çocuk gibi,

İçimden geldiği gibi yaşamak istiyorum.*

--
Saygılarımla,
Nagihan Battal

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

Nazım Hikmet Ran

 

Gnd: Ata kızı

 

Mütişşşşş.


Bugüne kadar eminim cok guzel iletiler aldiniz.
Amma boyle hem muzigi hem goruntusuyle hem de siirleriyle
bir sürü secme imkani olan flash-animasyonli iletiyi gormediniz,
dinlemediniz... kesin..

iletiye tiklayin, listeyi acin ve secin..
Ve sonuna kadar izleyerek dinleyin.
Herkesin begenisini kazanacak sesli-siirler var.


http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm

http://www.tomsuk.name.tr/flash_animasyon.htm

 

--
Saygılarımla,
Nagihan Battal

 

Gnd: Necla Şener

 

silahlar koruculara ait değilmiş.. naberr

Katliam silahlarını devlet vermemiş
Mardin'deki katliamda kullanılan silahların balistik raporu açıklandı

Mardin'de 44 kişinin öldürüldüğü olayda kullanılan silahların korucu silahı
olmadığı belirlendi. Olay sonrası koruculardan toplanan 32 adet silahın
balistik incelemesinde, olayda kullanılmadığı tespit edildi.

Mardin'in Mazıdağı İlçesi'ne bağlı Bilge Köyü'nde 44 kişinin hayatını
kaybettiği olay sonrası, köyde koruculuk yapan Çelebi ailesine ait 32 adet
silaha incelenmek üzere el konulmuştu. Silahlar, balistik incelemesi
yapılmak üzere Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı Kriminal Şube
Müdürlüğü'ne gönderilmişti.

Kriminal Şube Müdürlüğü'nde yapılan inceleme sonucunda 32 adet silahın
katliamda kullanılmadığı ortaya çıktı. Olayda 6 adet silahın kullanıldığı
belirlenirken, bu silahları akaryakıt ticareti yapan zanlıların Kuzey
Irak'tan getirdiği tahmin ediliyor. Olayda kullanılan 6 silahtan 4'ünün
cinayetlerde kullanıldığı, 2 silahla ise katliam gerçekleştirilmeden önce
evin yanında bulunan elektrik trafosuna ateş açıldığı boş kovanlardan tespit
edildi.

ATALAY 'KORUCU SİLAHI' DEMİŞTİ

İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ertesi günü Ankara'da yaptığı
açıklamada, "Hem ölen korucular var, hem de zanlılar arasında korucular var.
Silahlar da korucu silahı" şeklinde konuşmuştu. (Habertürk)

 

 

Gnd: Necla Şener

 

Önce EVİNİZİN ÖNÜNÜ TEMİZLEYİN...

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Timur Eren timur_e...@yahoo.com

--- On *Wed, 5/13/09, Selçuk Bağrışen <s_bagri...@hotmail.com>* wrote:

*ÖNCE BİRAZ KONUŞALIM MI ?* **
*Batılı dost ve müttefiklerimizin bizden ısrarla istedikleri şeyleri hepimiz
biliyoruz. Ben de onlardan benzer şeyler istiyorum. Madem ki dost ve
müttefikiz, eşitiz demektir, di mi ?*


*İŞTE LİSTEM:*


*Fransa'dan: Hiç olmazsa Bask bölgesi ile Brötonların topraklarına
bağımsızlık verin.*
*İspanya'dan: En azından Basklara ve Katalonlara bağımsızlık verin.*
*İtalya'dan: Garibaldi öncesi bağımsız cumhuriyetler İtalyası'na geri dönün.
Yok olmaz diyorsanız, bari bırakın da Sardenya ve Sicilya bağımsız olsun.*
*Yunanistan'dan: Epir bölgesi ezelden beri Arnavutluğun parçası olmak ister,
bırakın şunları. Makedonya'ya da yan gözle bakmaktan vazgeçin. Batı
Trakya'dan bahsetmeme bile gerek yok. *
*Rusya'dan: Dünya kadar özerk cumhuriyet var orada. Çoğu da Türk asıllı.
Bırakın ne halleri varsa görsünler.*
*İngiltere'den: İskoçya'yı, Kuzey İrlanda'yı, Galler'i serbest bıraksanıza.
Adamlar asırlardır bağımsızlık istiyor. Hele o Falkland dediğiniz taaa
bilmem neredeki adadan size ne ? *
*Finlandiya'dan: Sizden bir talebim olabileceğini beklemiyordunuz değil mi ?
Şu Laponlar'a bağımsızlık versenize.*
*Belçika'dan: Valonlar ve Flamanlar olarak resmen ayrısınız. El insaf !
Ayrılın be kardeşim, ayrılın, bağımsız iki devlet olun da kavga bitsin.*
*Kanada'dan: Orada iki devlet görmek istiyorum. Birisi muhakkak Fransız
Kanadası olmalı. De Gaulle "Yaşasın Hür Quebec" diye bağırıyordu, yalan mı ?
*
*ABD'den: Saymakla bitmeyecek. Özetle; eyaletlere bölünün. Amerika Birleşik
Devletleri'ni tarihe gömün. Meselâ "Teksas Cumhuriyeti" kulağa ne güzel
geliyor.*


*Bizden Ermeni soykırımını kabul edip özür dilememizi, onlara toprak
vermemizi istiyorsunuz. Olur. *
*Olur ama siz önden buyursanız ? *
*İspanyol ve Portekizli arkadaşlar: Maya, İnka ve Aztek meselesini konuşalım
mı ?*
*Amerikalı dostlar: Kızılderilileri konuşalım mı ?*
*Fransız kardeşlerimiz: Cezayir'i konuşalım mı ?*
*Belçika millet: Kongo'yu konuşalım mı ?*
*Ey İngilizler: Sizinle konuşacak o kadar çok şey var ki ! Buralara
sığmazsınız...*
*Bütün bunları ne zaman konuşuruz, o zaman bizden istediğiniz şeyleri de
tartışırız..*

 

Gnd: Ahmetrobin

 

ARKADAŞLAR İKİ TAKIMIDA TEBRİK EDİYORUM GÜZEL MAÇ OYNADILAR GÜLEN TARAF
BEŞİKTAŞ OLDU.BEŞİKTAŞA TEBRİKLER BİR GALATASARAYLI OLARAK
AHMET İDİZ..

 

Gnd: Necla Şener

 

Ambulansta özelleştirme can yakacak !

"Geçtiğimiz yıl tartışmalı bir şekilde üç aylığına özelleştirilen 112 Acil
Servis noktaları, bugün gerçekleştirilecek yeni bir ihaleyle tekrar
gündemde.

112'nin doğası gereği bir kamu hizmeti olarak tasarlanmış olması ve özel
sektörün işletmesine uygun bir faaliyet alanı olmaması. Hal böyleyken 112
acil servis hizmetleri, İstanbul'dan ve bazı Anadolu kentlerinden başlamak
üzere gün geçtikçe daha fazla bölünüp parçalanarak özelleştirilmeye
çalışılıyor. Sorunlar kamu hizmetinin yetersizliğinden değil, sermayenin bu
kamu hizmetine müdahalesinden kaynaklanıyor.
http://www.turksagliksen.org.tr/content/view/3453/26/

Yine Koç Holding
Ambulansları Ford Otosan, yakıtlarını da OPET sağlıyor. Her iki şirket de
Koç Holding bünyesinde bulunuyor. Bu projenin tüm araçlarını ve yakıtını
neden tek bir patrondan almak zorunda olduğu kolay açıklanabilir bir şey
değil. Ancak sonuçta yıllardır Otosan'ın, bakanlığın istediği araç
standardlarını karşılayabilecek tek yerli üretici olması başarılmış durumda.

Yine ambulans donanımları tedarikinde bir tekel haline gelmiş olan EMS
şirketinin AKP'li bakanlık bürokrasisiyle yakın ilişkiler kurduğu iddiaları
bu alanla ilgili bütün kesimlerde duyuluyor.

Albayraklar iştahla beklemede
Her özelleştirmede yaptığı ataklarla yoktan bir imparatorluk kuran AKP
yakını Albayraklar şirketinin ambulans özelleştirmesi işinde de büyük pay
kapmak için hazırlandığı iddia ediliyor.

Özelleştirme başladı
Geçtiğimiz yıllarda Adana'da başlayan ambulans özelleştirmesi, ihaleye
katılanların ciddi anlaşmazlıkları ve iptal başvuruları sonrası
başarısızlıkla sonuçlandı. 2006 sonunda ilk kez Bursa'da iki istasyon
özelleştirildi. Ancak bu özelleştirme sonrası ortaya çıkan tablo oldukça
çarpıcı. Halk sağlığı uzmanları, standart bir ambulans istasyonunun (bu
istasyonlardan İstanbul'da 80 tane bulunuyor) maliyetinin aylık 50 bin YTL
olduğunu belirtiyorlar. İhale sonucu ise çok çarpıcı. İhaleyi alan patron,
devletten ayda 22 milyar YTL alarak ilgili istasyonlarda ambulans hizmeti
verebileceği taahhüdünde bulunmuş ve bu da bakanlık tarafından kabul edilmiş
durumda!

Eşit, parasız sağlık hizmetinin önemli bir bileşeni, insan hayatının
saniyelere ve özel uzmanlıklara bağlı olduğu bir alan, AKP'nin bakanlığının
icraatlarıyla hızla büyük bir insanlık dramına doğru yol alıyor.
http://arsiv.sol.org.tr/index.php?yazino=9894
www.turksagliksen.org.tr
Kaynak: www.turksagliksen.org.tr

 

Gnd: Ata kızı

 

OKYANUS YÜREKLİ DOSTLARA
*

**
*Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır
buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.

Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrını
yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu
göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.

Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti. Dereye
verdi. Dere biraz daha yavaş olsada nehirden , o da götürdü suyun sırrını
bir başka bilinmeze... Çağlayanlar, şelaleler, akarsular.. Hepsi
kayboluyordu bir anda. Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanus a
kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla,
ırmaklarla... okyanusa taşındığını.

Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm
sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.
Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....
Geçen karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu. Çok uğraştım
konuşturamadım. Ben tam giderken "Dur !'' dedi su. Durdum! *
* *
*Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! Taşıyamazlar,
kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar.' ' dedi.

Çevrenizde OKYANUS yürekli dostlarinizın olmasi dilegimle *

 

Gnd: Hulan Türk

DAVET

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Rumeli - Balkan Turkleri Federasyonu <
rumelibalkantur...@yahoo.com>
Tarih: 13 Mayıs 2009 Çarşamba 23:40
Konu: [rumelililer-Rumeli Turkleri] DAVET
Kime: rumel...@yahoogroups.com


Saygideger Dostumuz ,

Balkanlarda ve Turkiye'de yasayan siz degerli kardeslerimizle
birlikteligimizin ve Turk Dunyasina Rumelinin seslenisinin ifadesi
olacak kongremize katilimlariniz bizler icin onur vesilesi olacaktir.


*Suheyl COBANOGLU
Rumeli Balkan Federasyonu
Genel Baskani*

Tarih......: 17 MAYIS 2009/Pazar
Saat.......: 10.00
Yer .......: Topkapi Eresin Otel-ISTANBUL

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

 

Taksim tezgahı ++ Emperyalistlerle elele 1 Mayıs mitingi yapılır mı?

Emperyalistlerle elele 1 Mayıs mitingi yapılır mı?

İşçi sınıfı sömürüye karşı değil midir?
En büyük sömürücüler olan emperyalistlere karşı değil midir?
"Taksim yasağını deldik" palavrasıyla emperyalist AB'nin gözlemcilerinin arkasına takılarak 1 Mayıs yürüyüşü yapılabilir mi?
AB aşkıyla gözleri kararmış olan DİSK, KESK ve diğerleri dünyada ilk defa böyle bir rezilliği gerçekleştirmiş oldular.

"Taksim yasağını deldik" dediğiniz şey, AKP'nin solcu(!)ları AB'nin kuyruğuna takarak UŞAKLAŞTIRMA manevrası ve sizin de buna yardımcı olmanızdan başka bir şey değil.
Aynen "Hepimiz Ermeniyiz" yaygaraları ile ABD Konsolosunun, AB komiserlerinin, Ermeni subayının arkasından yürüdüğünüz gibi, bu defa da sahte "Yaşasın 1 Mayıs" çığlıkları ile AB emperyalizminin gözlemci güruhunun arkasından yürüdünüz.
Sadece kendiniz yürümekle kalmadınız, sizi "solcu" zanneden iyi niyetli işçileri de kandırdınız, onları da AB'nin kuyruğuna taktınız

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Taksim tezgâhı

Her şey son derece açık cereyan etti. DİSK ve KESK yöneticileri 1500 kişilik "makul" bir kalabalığın Taksim'e girmesi konusunda Polisle daha önceden anlaşmış idiler.

Avrupa parasıyla sendikacılık yapan DİSK ile kendi kitlesinden her geçen gün daha fazla kopan KESK; önlerinde Avrupa'dan gelen gözlemciler, Polisle yapılan anlaşma uyarınca dura yürüye yavaş yavaş Taksime doğru ilerlerken, Şişli'nin arka sokaklarındaki çatışma görüntüleri ekranlara yansıtılmaya devam etti.

Ve böylece sanki DİSK ve KESK'in Taksime yürüyüşlerinin büyük bir mücadele ile gerçekleştiği mesajı ustaca bir kurguyla Türkiye'ye verildi.

Öte yanda, ne Kadıköy'de toplanan onbinlerce işçinin coşkulu bayramı, ne de Türkiye'nin dört bir yanındaki diğer kutlamalardan en ufak bir haber verilmedi.

Ertesi gün bütün gazetelerde de esas olarak Taksim vardı. "Şanlı Direniş" başarıya ulaşmıştı! "Tabu yıkılmıştı!" 32 yıl aradan sonra nihayet emekçiler yeniden Taksim'e ulaşmıştı.

SERVER TANİLLİ'YE YAPILAN TERBİYESİZLİK

Önlerine Avrupa Birliği'nden gelen temsilcileri alarak yürüyenler, elinde Mustafa Balbay ve Erol Manisalı ile dayanışma içinde olduğunu belirten bir döviz taşıyan Server Tanilli'ye tahammül edemediler.

Uyardılar ve dövizi kapattırdılar. TANİLLİ'NİN SAKAT ARABASINI TEKMELEDİLER.

Böylece Taksim diye tutturanların gerçekte Ergenekon Tertibinin yanında yer aldıkları bir kez daha ortaya çıktı.

Yani Türkiye'nin kaderini belirleyecek tertipte, Hükümet ile Taksimciler omuz omuza.

Ortaya çıkan tablo şudur: AKP, Fetbaz Hoca kliği, AB temsilcileri, finansmanı Batılılar tarafından sağlanan kuruluşlar ve bütün bunların basındaki sözcüleri el birliği ile bir Taksim senaryosu yazmış ve başarıyla sahnelemişlerdir.

Provokasyon grupları da bu tür oyunlarda her zaman olduğu gibi figüranlık görevlerini yerine getirmişlerdir.

Taksim gürültüsü, ülkenin temel sorunların üzerine gidilmesini engellemek içindi.

Türkiye emekçi sınıflarının hareketi, bu ayak bağlarından kurtulduğu ölçüde gerçek amacına ulaşma doğrultusunda mücadeleyi ilerletebilecektir.

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

Kaynak:

Mehmet Bedri Gültekin

 

Gnd: Hulan Türk

etnik açılım...ABD nin resmi dili

Prof.dr. Nurullah Aydın

 

 

 

ABD’nin Resmi dili ve etnik açılım!

 

Güneydoğu’da kan akmaya devam ederken herkes kendine göre, bağlı olduğu ülke istihbarat ülke sözcülüğüne göre yorumlar analizler yapıyor.

 

Bir kesime göre bölge sorunu bir etnik kimlik sorunu ve talepler makul ölçüde yerine getirilmeli. Diğer kesime göre ise bu ülkenin bölünüş sürecini hızlandırır.

 

Gazeteci Hasan Cemal’in ülkeyi yönetenlerin bilgisi dahilinde yaptığı röportaj ve terör başının Kandilden verdiği mesajlarla İmralı’dakinin verdiği mesajlar karar verilen bir düşüncenin öncü yansımaları olarak yankı yaptı.

 

Türk kelimesini ağzına almamaya özen gösteren ve Türk kelimesine tepkisini geçmişte vurgulayan devletin zirvesi ise açıkça iyi şeyler olacak deyimini kullanıyor.

 

Abdullah Gül’ün fırsat dediği şeyin ne olduğunu bilmiyoruz. Belki yakında açıklar. açıklayacaktır.

 

Fırsat dedi, üzerinden kaç gün geçti başkada bir şey demedi. Anlaşılan Gül’ün söylediğini, icra makamı anladı, o gerçekleştirecek.

 

AKP iktidarı, Kürtçe açılıma hazırlanıyor. Nedir onlar derseniz, sayalım.

- Kürt Enstitülerinin kurulması

- Yerel televizyonlarda Kürtçe sınır saati kalkacak

- Kürtçe okullarda seçmeli ders olacak

 

Peki yarın öbür gün her etnik unsur benzeri talep de bulunursa, hayır mı denilecek?

 

Baksanıza Kürtçe TRT şeş de program yapılıyor Kırmança’nın Diyarbakır ağzıyla . Peki Diyarbakılılar ve diğer bölge halkı anlıyor mu hayır. Ya ne yaptılar bu kez Zazaca da yayın yaptılar o da bölgede dinlemedi, anlaşılamadı. Şimdi ise Sorhanice yayın yapacaklar. Böylece sürüp gidecek. Çünkü Kürtçe dil diye bir şey yok. Ağızlar, lehçeler var ve birbirini anlayamayan topluluklar var.

 

100 yıldır Vatikan, Oslo, Paris, Telaviv, Erivan, Kürdoloji enstitüleri uğramasına rağmen Kürtçe gramer oluşturamadılar.

 

Şimdi ise Türkiye’de yeni dil oluşturmaya çalışıyorlar.

 

Türkiye’nin başka konusu yok mu dersiniz? Var hem de ne sorunlar! Ancak meclisteki ve meclis dışı akademisyen ve gazeteci tayfası aldıkları işbirlikçilik paraları karşılığında Türkiye’nin onca sorununu bırakmış bu konuda ahkam kesip, iktidara yol gösteriyor gündemi meşgul etmeye çabalıyorlar. Ne diyelim!

 

Bakın; A.B.D. nin Resmi Dili ne?

İspanyolca ABD’nin kuruluşundan beri bir gereklilikti. Güney İspanyolca konuştuğu için okullarda, kamu hayatında, iş hayatında iki dil birlikte kullanıldı: İngilizce, İspanyolca.

 

Güneyden alınan göçler de dahil edilince Amerika’nın yaklaşık 350 milyon nüfusunun yaklaşık 1/3ünün (110 milyon) ana dili İspanyolca’dır.

ABD 2007’de  İngilizce Dil Birliği Kanunu'nu çıkardı.

 

Kanun Gerekçeleri: 

- eğitim ve resmî yazışma masraflarından  tasarruf sağlama,

- ülkedeki azgelişmiş bölgelerin dil farkı nedeniyle geride kalmalarını önleme,  (Birleşmiş Milletlerin resmi dil için kullandığı gerekçe budur, buna atıf yapıyor)

- İngilizce’nin ABD’deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgu” olduğu gerçeğinin kabul edilmesi.

 

Kanun’un bazı Maddeleri:

- Kamu ve özel tüm işyerlerinde İngilizce kullanılması,

- Vatandaşlık başvurularının Güvenlikten Sorumlu Bakanlığa verilen “İngilizce bilme şartını yerine getirme” yetkisine göre işlem görmesi.

 

Şimdi ABD buna titizlikle yönelirken, Avrupa birliği projesine rağmen, her Avrupa ülkesi kendi merkezli yayın ve eğitim ısrarında iken Türkiye’ye ne oluyor?

 

Sahi Türkiye’yi kimler yönetiyor ? Bir kez daha sorgulayın olmaz mı? Ancak şu dini değerler şablonunu bir tarafa bırakarak gerçeklere göre değerlendirin olmaz mı?

 

Günün sözü: Geçmişte yaşayanın geleceği olmayacağı gibi geçmişini bilmeyenin de geleceği belirsizdir.

 

 

Gnd: Ali Serdar Bolat

 

Mardin katliamında PKK'nın silahları kullanılmış

13.05.2009 - 18:36
Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde 44 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili olarak koruculardan toplanan 32 adet silahın balistik incelemesi tamamlandı.
İnceleme sonucunda koruculara ait silahların katliamda kullanılmadığı ortaya çıktı

MARDİN / Mardin Mazıdağı Bilge köyünde korucu olan Çelebi ailesi fertlerine ait 32 adet silah olay sonrası koruculardan toplanarak, balistik incelemesi yapılmak üzere Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı'na gönderilmişti.

Jandarma Bölge Komutanlığı Kriminal Şube Müdürlüğü'nde balistik incelemeleri yapılan 32 adet silah temiz çıktı.

Yapılan incelemeler sonucunda, daha önce PKK terör örgütünün kullandığı 6 adet silahın Bilge köyü katliamında kullanıldığı saptandı.
Olayla ilgili inceleme devam ediyor. (İHA)
http://www.gazeteport.com.tr/GUNCEL/NEWS/GP_457077

 

 

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 15, 2009, 2:44:49 AM5/15/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: refhan irtem

 

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: figen <fgn...@gmail.com>
Tarih: 15 Mayıs 2009 Cuma 00:31
Konu: {Demokratız-biz}, Kanalbiz de susturulmak isteniyor!
Kime:


Kanalbiz de susturulmak isteniyor!

Sevgili Kanalbiz izleyicileri;


4 Mayıs 2009 akşamından beri Kanalbiz yayınlarını uydu alıcılarından
izleyemiyorsunuz. Yayınlarımızı Türksat uydusundan alarak aktaran


D-Smart dijital platformundan da Kanalbiz izlenemiyor. Şu anda sadece
Digiturk platformundan yayın yapabiliyoruz.

Bildiğiniz gibi, Kanalbiz'i kuran çekirdek kadro, yaklaşık 1 yıl önce
Kanaltürk televizyonunu yayınlıyor ve yönetiyordu. Kanaltürk, bir
hükümet-cemaat operasyonuyla ele geçirildikten sonra şimdi de Kanalbiz
susturulmak isteniyor.

Bu yeni saldırının nedenini sizlerle yaplaşmak istiyoruz.

Saygılarımızla.

Yayın Kurulu

 

Gnd: Hulan Türk

Her TÜRK Asker Doğar

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: nor...@haber3.com
Tarih: 15 Mayıs 2009 Cuma 00:44
Konu: Her TÜRK Asker Doğar
Kime: gulseve...@gmail.com


*Arkadaşınızın notu:*
ilginize

*Arkadaşınızın tavsiye ettiği içerik*
Onlar da asker oldu

 

Gnd: Hulan Türk

Ziya Gökalp'in kendi kaleminden kendisinin ve Diyarbakır'ın TÜRKLÜĞÜ

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Şifa Suyu <kadigolu

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: tuncay demirbaş
Tarih: 13 Mayıs 2009 Çarşamba 13:14

Ziya Gökalp'in kendi kaleminden kendisinin ve Diyarbakır'ın TÜRKLÜĞÜ

Milliyetin tâyini, keyfe tâbi' bir mes'ele değil, ilmen halli lâzım
gelen bir mes'eledir. Ben gençliğimde tahsil için, ilk defa İstanbul'a
gittiğim zaman, bu ilmî tahkikata (soruşturmaya) başlamak
mecburiyetinde kaldım: Çünkü orada eskiden kalmış fena bir itiyada
tebean, bütün Karadeniz Arnavut dedikleri gibi, benim gibi vilâyet-i
şarkiye ahalisinden bulunanlara da Kürt milliyetini izafe ettiklerini
gördüm. O zamana kadar, kendimi hissen Türk sanıyordum. Fakat bu
zannım, ilmî bir tahkike [araştırmaya] müstenit değildi [dayanmış
değildi]. Hakikati bulabilmek için, bir taraftan Türklüğü, diğer
cihetten Kürtlüğü tetkike başladım. Evvel emirde lisandan başladım.
Diyarbekir şehrinde, ana lisan Türkçe olmakla beraber, her fert biraz
Kürtçe de bilir. Lisandaki bu ikilik, iki suretten biriyle
açıklanabilirdi: Ya Diyarbekir'in Türkçesi bir Kürt Türkçesiydi yahut
Diyarbekir'in Kürtçesi bir Türk Kürtçesiydi. Lisanî tetkiklerim
gösterdi ki, Diyarbekir'in Türkçesi, Bağdat'tan ta Adana'ya, Bakû'ya,
Tebriz'e kadar imtidat eden (uzanan) tabii bir lisandan, yani
Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azerî lehçesinden
ibarettir: Bu lisanda hiçbir sunî'lik yoktur. Binaenaleyh, Kürtlerin
tahrif ettiği (bozduğu) bir Türkçe değildir. (Diyarbekir lisanının
Azerî Türkçesi olması, şehirlerin Osmanlı Hükümetinin tesiriyle Türkçe
konuştuğu iddiasını da esasından çürütür. Çünkü öyle olsaydı, bu
şehirlerde konuşulan lisanın, Osmanlı lehçesi olması lâzım gelirdi).

Diyarbekirlilerin mahdut kelimelerden ibaret olarak söyledikleri
Kürtçeye gelince, bu lisanın köylerde konuşulan fasih Kürtçeden farklı
olduğunu gördüm. Kürtçe, Farisînin akrabası olduğu hâlde, nahiv
[sentaks] itibariyle hiç ona benzemez. Çünkü Farisîde bulunmadığı
halde, Kürtçede, hem tezkîr [erkeklik] ve te'nis[dişilik] hem de
Arapçada ve Lâtincede olduğu gibi, i'rab [kelime sonunda harf
değişmesi] vardır. Demek ki, Kürtçe, Türk lisanına nispetle daha
mürekkep, daha karışıktır. Türkler, kendi lisanlarında tezkîr te'nis,
ı'rab gibi ahvale müsadif olmadıklarından, Kürtçenin bu gibi
hususiyetlerine nüfuz edememeleri iktiza ederdi. Filhakika, vâkıalar
bu suretle cereyan etmiş, Diyarbekirliler Kürtçenin tezkir, te'nis,
ı'rab kaidelerini tamamıyla hazır edip, Kürt nahvini Türk sarfına
[dilbilgisine] uydurarak, sunî bir Kürtçe icat etmişler. Bu Kürtçeye
"Türk Kürtçesi" namını vermek gayet doğru olur. Lisaniyat (Lengüistik)
nokta-i nazarından gayet mühim olan bu vakıa, Diyarbekirlilerin Türk
olduğuna en büyük bir delildir. Bundan başka, Diyarbekirliler bu
lisanı yalnız Kürtlerle konuştukları zaman kullanırlar. Kendi
aralarında yalnız Türkçe konuşurlar. Diyarbekirlilerin gûya bildikleri
bu düzme Kürtçenin kelimelerine gelince, bunlar da gayet mahduttur. Bu
sebeple, boşlukları Türkçe kelimelerle doldururlar. Zaten, Birçoğunun
bildiği Kürtçe kelimeler "gel, git" gibi birkaç tabire münhasırdır.

Diyarbekirlilerin Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de
mezhep sahasında buldum. Diyarbekir'in hakikî ahalisi bütün Türkler
gibi Hanefi'dirler. Kürtler ise, umumiyetle Şâfiîdirler. Bu iki alâmet-
i mümeyyize, yalnız Diyarbekir halkına mahsus değildir. Şark ve Cenup
vilâyetlerimizdeki bütün şehirlerin ahalisi Kürtçeyi Diyarbekirliler
gibi tahrif ederek söylerler ve Hanefî olmak alametiyle Şâfiî
Kürtlerden ayrılırlar. Bunlardan başka, elbise, yemek, bina ve mobilya
gibi harsa veâdetlere taalluk eden hususlarda da, arada derin farklar
vardır. Bu alâmetler, bana Diyarbekirlilerin Türk olduğunu gösterdiği
gibi, babamın iki dedesinin birkaç batın evvel Çermik'ten, yani bir
Türk muhitinden geldiklerine nazaran, ırkan da Türk neslinden olduğunu
anladım.

Ziya Göklap

Küçük Mecmûa, Yıl: 1, Sayı: 29, 25 Aralık 1338 [1922], S.1-6

 

Gnd: baslan

 

CHP'den Adli Tıp için araştırma önergesi /Öymen: Mayından temizlenen topraklar köylüye verilsin/Darbe Tiyatrosu.../‘Darbeperver biri değilim’

bahattin aslan

 

RÜYALAR DA SANSÜRDE
Bir parkta sabahlayan fakir bir adam, günün ilk ışıkları ile gözlerini açınca karşısında bir polisin durduğunu görerek irkilir:

--- Yoksa rüyamda ne gördüğümü anladılar mı?..
*
Düşleri anlaşılmaz kılmanın bir yolu bulunmalıL(((((((((
15 Mayıs 2009
Bahattin Aslan
Öymen: Mayından temizlenen topraklar köylüye verilsin
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Suriye sınırında mayından temizlenecek toprakların, o bölgedeki topraksız köylüye dağıtılmasını istedi. Öymen, toprakların mayından temizlenme parasının ise "Başbakan'a bir uçak eksik alınarak" karşılanması önerisinde bulundu.
ANKA
Ankara - TBMM'de görüşülen yasal düzenlemeyle ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "Mayından temizlenecek Suriye sınırındaki topraklar bizimdir. O bölgedeki insanlarımızındır. Bu nedenle Suriye sınırında mayından temizlenecek topraklar o bölgedeki topraksız köylüye dağıtılmalıdır" diye konuştu.
Bu yöntemin bölge insanının, aş ve iş bulmasına da yardımcı olacağını savunan Öymen, "Hükümet ise bu toprakların mayından temizlenmesini muhtemelen bir İsrailli firmaya vermeyi düşünmektedir. Hem de yarım yüzyıllığına. Herkes şunu iyi bilmelidir ki eğer o topraklar yarım yüzyıllığına bir yabancıya verilirse bir daha geri alınamaz" dedi.
Öymen bir gazetecinin "Mayından temizleme masrafı 40-50 milyon dolarmış bunun için veriliyormuş" sorusunu ise şöyle yanıtladı.
"Türkiye 40-50 milyon doları mı bulamıyor. Bunun için mi o toprakları yarım yüzyıllığına yabancılara veriliyor. Öyleyse benim bir önerim var. Mayından temizleme parasını Başbakan'a bir uçak eksik alarak karşılayalım. Uçaklarından biri de eksik olsun. Hükümet mangalda kül bırakmıyor; 'Kürt asıllı vatandaşlarımızın hakları' diye. Başbakan her gün konuşuyor. Güneydoğudaki insanlarımızın toprakları, bu topraklar üzerindeki hakları yarım yüzyıllığına yabancı bir şirkete verilerek mi korunacak? Böyle mi iş sahası yaratılacak?"
Öymen, "Daha önce Genelkurmay temizlesin diye bir karar alınmıştı. Bu karar neden değişti?" sorusunu da, "Onu biz Hükümete soruyoruz. Siz de sorun. Hükümet neden daha önce alınan kararlar doğrultusunda Genelkurmay değil de Maliye Bakanlığı aracılığıyla bu işi yapmaya çalışıyor? Mayın temizleme işinde Maliye Bakanlığı'nın Genelkurmay'dan, Millî Savunma'dan daha tecrübeli olduğunu söylemek olacak iş mi?. Biz de bu sorunun yanıtını arıyoruz. Çünkü hiçbir kimse bizi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi döşediği mayınları temizleyemeyeceğine inandıramaz" sözleriyle yanıtladı.
 
14 Mayıs 2009
 
***
CHP'den Adli Tıp için araştırma önergesi
CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur bilirkişilik ve Adli Tıp Kurumu'nun incelenmesi için Meclis Araştırma Önergesi verdi. Önergede Adli Tıp hizmetlerinin bilirkişilik hizmetlerinin en önemli kısmını oluşturduğuna dikkat çekildi.
ANKA
Ankara - CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur bilirkişilik ve Adli Tıp Kurumu'nun incelenmesi için Meclis Araştırma Önergesi verdi. Meclis Başkanlığı'na sunulan araştırma önergesinin gerekçesinde, bilirkişilik yapılanmasının sağlıklı ve hızlı işleyişinin hukuk sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu belirtildi.
Adli Tıp hizmetlerinin bilirkişilik hizmetlerinin en önemli kısmını oluşturduğuna dikkat çekilen önergede, "Ülkemizde bu hizmet Adli Tıp Kurumu ve üniversitelerin ilgili birimleri tarafından sunulmaktadır. Ancak son günlerde kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratan ve çokça tartışılan çeşitli davalarda Adli Tıp Kurumu'nun tutumu, kurumun işlerliğini tekrar tartışmaya açmıştır." denildi.
Kurul'un liyakat ilkesi yerine kayırmacılığa dayanan bir tutumla kadrolaştığı ve uzmanlara sunacakları raporların içeriği konusunda baskı yapıldığı iddialarının gündeme geldiği kaydedilen önergede kamuoyunda 'Üzmez Davası' olarak bilinen bir davada Kurul'un mağdur hakkında 'ruh sağlığı bozulmamıştır' yönünde rapor verdiği hatırlatıldı. Adli Tıp Kurumu'nun 6'ncı İhtisas Kurulu üyesi ve Kurul'un tek çocuk psikiyatrı olan Doç. Dr. Ayten Erdoğan'ın baskı gördüğünü belirterek istifa ettiği belirtilen Önergede şöyle denildi:
"İnsan hakları çerçevesinde değerlendirilen mağdur, sanık ve hasta hakları açısından kurumlararası işbirliği ile bölgesel adli tıp yapılanmalarının güçlendirilmesi, dolayısıyla adli rapor sürecinin hızlandırılması ve niteliğinin artırılması gereklilikten öte bir zorunluluktur. Adli top hizmetlerinin hızlı ve kaliteli sunumu için tüm kişi ve kuruluşlar üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Ayrıca Kurum'un siyasi baskı ve siyasi kadrolaşmadan uzak bir işleyişe geri dönmesi sağlanmalıdır. Adli Tıp Kurumu'nda bilimsel uluslar arası güncel, genel kabul edilen muayene ve inceleme yöntemlerinden uzak, örneği bulunmayan AB tarafından da raporlarında eleştirilen yapılanma bir an önce tasfiye edilmeli, ihtisas dairelerinde siyasi kadrolaşma ve liyakattan uzak yapılanma, çalışma ve muayene yöntemleri ve koşullarının, hasta hakları ve insan hakları çerçevesinde incelenebilmesi ve
çözüm önerilirin uzman görüşlerine de başvurularak tartışılması amacıyla Meclis araştırması açılmasının uygun olacağı düşünülmektedir."
14 Mayıs 2009
***
"Ceza, kaçak yapılara göz yumanlara da uygulansın"
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, ''kaçak yapı yapanlara uygulanan cezanın, bu yapılara göz yumanlara da uygulanması gerektiğini'' bildirdi.
AA
İstanbul- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, yaptığı yazılı açıklamada, yerel seçimler sonrasında Ümraniye, Sultanbeyli, Başakşehir gibi kaçak yapılaşmanın yoğun olduğu bölgelerde yaşanan ve silahla yaralanmalara kadar varan olaylara neden olan yıkımların, ceza anlamında tek taraflı kaldığını kaydetti.
''Yerel Yönetimler Yasası''nın 184. maddesinin kaçak yapı yapana olduğu kadar, yaptırana ve yapılmasına göz yumana da ceza öngördüğünü bildiren Tekin, gecekondu yapanlara cezalarının evleri başlarına yıkılarak verildiğini belirtti. Tekin, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
''Her biri apartmana dönüşen ve yapımı aylar süren bu kaçak yapıları seçim öncesinde görmezden gelen belediye başkanlarına neden ceza uygulanmıyor? İçişleri Bakanı'na soruyorum, bu konuda iki yönlü cezayı öngören 'Yerel Yönetimler Yasası'nın 184. maddesi neden uygulanmıyor? İstanbul'da bu ceza bugüne kadar kimlere uygulandı? Hangi belediye başkanları bu konuda soruşturma geçirdi, haklarında dava açıldı ve hangileri ceza aldı? Seçim öncesi üç beş yoksulun oyunu almak için bilerek bu gecekonduların yapılmasına göz yumanların, seçim sonrasında giriştikleri acımasız yıkımlar dikkat çekici ve düşündürücüdür. Kaçak yapı yapana uygulanan ceza, oy uğruna bu yapılara göz yumanlara da uygulansın. Merak ediyorum, seçim öncesi oy için yapımına göz yumulan bu gecekondu apartmanların yıkımına gösterilen hassasiyet, su havzalarındaki kaçak yapılar konusunda da gösterilecek mi?''
 
14 Mayıs 2009
***

Cumhuriyet 15.05.2009


PENCERE
İLHAN SELÇUK
Darbe Tiyatrosu...
Birkaç günden beri bizim evlere şenlik medyamızda tartışılan bir haber var:
“- Ferhan Şensoy sahneden darbe çağrısı yaptı...”
Şu darbe öyküsü artık Ergenekonlaştı, komikleşti, gülünçleşti, Feto’laştı, AKP’leşti, RTE’leşti, karikatürleşti...
Ne var ki mizahlaşan darbe edebiyatını dinci faşizmin softalığına dönüştüren ham ervah eksik değil...
*
Bu ham ervahtan biri ünlü tiyatrocumuz Ferhan Şensoy’un sahneye koyduğu oyuna gitmiş ve olayı ciddi bir gazete haberine dönüştürmüş:
“- Ferhan Şensoy sahneden darbe çağrısı yaptı; seyirciler protesto ettiler...”
Tiyatro sahnesinden darbe çağrısı...
Medyada haber...
Ve yorum...
Sanırım artık kafayı tam yedik, iyice zıvanadan çıktık...
*
Ama, asıl sorun ne?..
Bu toplum, mizahı Nasrettin Hoca, Bektaşi Baba fıkralarıyla benimsemiştir...
Hiciv..
Gırgır..
Nükte gırladır...
Ve ne oldu bize ki geleneğimizde, göreneğimizde espri anlayışı bu kadar köklüyken dinci faşizmin hoşgörüsüz molla kafasına şartlanıyoruz...
Darbenin mizahına ciddiyetle bakan kafa toplumda egemenleşirse demokratik özgürlükler nasıl yaşanacak?..
*
Yalakalıktan ne mizah çıkar..
Ne komedi..
Ne karikatür..
Molla ve softa kafasında zekâya, hicve, taşlamaya, nükteye yer yoktur...
Karikatür ne zaman gündeme girdi?..
Aydınlanmayla, laiklikle, demokrasiyle zamandaştır karikatür...
Yalakadan karikatürist çıkar mı?..
*
Türkiye’de dincilik ya da İslamcılık, tiyatro sahnesinde bile darbecilik kuşkusundan dem vuruyor...
Ferhan Şensoy’un işi zorlaştı...
Tiyatromuzun bu kendine özgü değeri, sahnede yutkuncuk olursa kimse şaşmasın...
Zamane dinciliği kendine özgü bir toplum yaratmaya başladı bile...

***

Cumhuriyet 15.05.2009


‘Darbeperver biri değilim’
Tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy, “Fername” adlı oyunuyla darbe çağrısı yaptığı iddialarına tepki gösterdi. Hiçbir zaman “darbeperver biri” olmadığını vurgulayan Şensoy, haberleştirilen iddiaların, “internette dolaşan asılsız bilgilerden yola çıkılarak” hazırlandığına dikkat çekti. SELCEN AKSEL’in haberi
Fername’ oyununda ‘darbe çağrısı’ yaptığı iddia edilen Şensoy ‘Yapılanlar kasıtlı’ dedi
‘Asla darbeden yana olmadım’
SELCEN AKSEL
“Fername” adlı oyunuyla darbe çağrısı yaptığı iddilarına tepki gösteren tiyatro sanatçısı Ferhan Şensoy, hiçbir zaman “darbeperver biri” olmadığını söyledi. Eskişehir’deki sahnelenen oyununda yer aldığı iddia edilen darbe repliklerinin de oyunda bulunmadığını belirten Şensoy, haberleştirilen iddiaların, “internette dolaşan asılsız bilgilerden yola çıkılarak” hazırlandığına dikkat çekti.
Haberlerde asılsız bir iddiaya yer veriliyor ve Şensoy’un Eskişehir’de sahnelediği oyununda, “(...) Bu ülkenin darbe vakti geldi fakat asker bir şey yapmıyor. 1980’de yapılan darbe sırf Kenan Paşa’nın resim merakından dolayı yapıldı. Darbe yapacaksanız şimdi yapın” sözlerine yer verdiği iddia ediliyordu. Haberde, ayrıca bazı izleyicilerin alkışladığı, bazılarının da salonu terk ettiği belirtiliyordu. Yaptığı basın açıklamasında Şensoy, haberde konu edilen repliklerin oyununda yer almadığını, söz edildiği gibi bazı seyircilerin de salonu terk etmesinin söz konusu olmadığını vurguluyordu. Konuya ilişkin görüştüğümüz Ferhan Şensoy’un söylediği gibi, “bu haber internette dolaşan asılsız bir iddiadan yola çıkılarak” hazırlanmıştı. Ve kimse Şensoy’u arayıp doğrulamak gereği duymamıştı. Bu haber üzerinden tartışmalar sürdü; yine Şensoy’un da dikkat
çektiği gibi, yorum yapanların çoğu da aslında oyunu izlememişlerdi.
Şensoy, bugüne dek gerek tiyatro adına yaptıkları, gerekse duruşuyla “hiçbir şekilde darbeperver biri” olmadığının bilinmesi gerektiğini söylüyor. “Bu habere malzeme olan iddia kasıtlı olarak ortaya atılmış olmalı” diyen Şensoy, iddia konusu edilen sözlerin her yönüyle kendi üslubuna aykırı olduğunun da altını çiziyor. “30 yıldır çizgim, dünya görüşüm belli. Ortaoyuncular her zaman muhalif bir tiyatro olmuştur ve dünya görüşü açıktır...”
İkinci yanlış anlaşılma
Aydınlanma ülküsünün derinden hissedildiği yıllara özlemi yansıtan, Şensoy’un mizahi yaklaşımıyla politik konulara eğildiği bu oyun da aynı çizgide... Şensoy, 2006 yılında, oyunu sahnelemeye başlamasından çok zaman geçmeden benzer bir yanlış anlamayla karşılaştığını belirtiyor bu noktada. Sanatçı, “darbelerle alay ettiği sözleri yanlış anlaşıldığından”, oyuna “darbe istemiyorum, asker istemiyor, ben niye isteyeyim?” sözlerini eklediğini belirtiyor.
Tüm bu yanlış anlamalara rağmen “mizahın önemli bir silah” olduğunu belirten Şensoy, “Toplumsal konulara teğet geçen bir mizah anlayışını düşünemiyorum, toplumsal olmayana sanat diyemiyorum. Bir konuyu dramatik olarak anlattığınızda salondan çok büyük bir tepki almazsınız. Sessizce izlerler, alkışın gücüne göre, ne kadar eğlendiklerini bir nebze anlarsınız. Komedi öyle değildir. Siz söylediğiniz zaman salonda gülme patlıyorsa tamam... Tepkiyi görürsünüz. Amacına ulaşmıştır o metin, o cümle, o oyun” diyor.
Bazen en acıklı şeyleri güldürerek anlatan Ferhan Şensoy, “Seyircinin önüne düşmeyeceksin” diyor. En yalın deyimiyle ustası Münir Özkul’un dediği gibi “Sahnenin cömert köşesinden sözünü anlatıyor” aslında.

Ferhan Şensoy.
 
***

Cumhuriyet 15.05.2009


ADD’DEN 17 MAYIS ÇAĞRISI
‘Cumhuriyete sahip çıkmaya çağırıyoruz’
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Sekreteri Suay Karaman, “17 Mayıs’ta yurttaşlarımızı sosyal hukuk devletimize, demokratik, laik Cumhuriyetimize, ulusal birliğimize ve tam bağımsızlığımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.
ADD Genel Sekreteri Suay Karaman, dün Sakarya Caddesi’nde, ADD öncülüğünde, aralarında Cumhuriyet Kadınları Derneği, gazetemiz okurları (CUMOK), Eğitim-İş, Devlet Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı (TOBAV), 68’liler Birliği Vakfı, Ankara Kadın Ressamlar Derneği, Basın Mensupları Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası, Türk Hukuk Kurumu ve TEMA’nın da bulunduğu 130 sivil toplum örgütünün desteğiyle, 17 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirilecek Cumhuriyet Mitingi’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, 14 Nisan Çalışma Grubu Dönem Sözcüsü Haluk Yalvaç, Ankara CUMOK, Ulusal Kanal Ankara Temsilcisi Fikret Akfırat, Türkiye Gençlik Birliği Başkanı Osman Yılmaz, Ulusal Hekim Birliği Genel Sekreteri Tanju Topçu, eski ADD Genel Başkan Yardımcısı Tevfik Kızgınkaya, İşçi Partisi Genel Başkan
Yardımcısı Bülent Esinoğlu, Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar ve Müzik Eğitimcileri Derneği Başkanı Refik Saydam da Karaman’ın açıklamasına destek vermek üzere Sakarya Caddesi’ne geldi. “Cumhuriyet Mitingleri Sürüyor” yazılı pankartın önünde açıklama yapan Karaman, daha önce ADD tarafından yapılan basın açıklamalarında, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve siyasal durum karşısında duydukları endişeleri dile getirdiklerini belirtti.
Karaman, “Bu amaçla yasal başvuru yaparak 17 Mayıs Pazar günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda Cumhuriyet Mitingi düzenleyeceğimizi duyurmuştuk. Bu düşünceler temelinde, ulusal egemenlik hak ve sorumluluğumuzla, Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliğine sahip çıkmayı, yaşamsal bir sorumluluk olarak görmekteyiz. Bu konudaki görüşlerimizi ülkemizi yönetenlere duyurmayı, demokrasinin bizlere yüklediği bir yurttaşlık görevi sayıyoruz” dedi.
Mitinge ilişkin yapılan karalama kampanyalarına karşı yasal haklarını kullanacaklarını söyleyen Karaman, “17 Mayıs’ta yurttaşlarımızı sosyal hukuk devletimize, demokratik, laik Cumhuriyetimize, ulusal birliğimize ve tam bağımsızlığımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz” diye konuştu.
 

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 16, 2009, 2:33:14 AM5/16/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: Tevfik Kaymaz

 

*GAVURA ALLERJİ*
*
*Çok değil sanıyordum ama epey olmuş 28 seneyi aşmış.
Çocukluğumda Rahmetli Babaannemi çok fazla kızdırdığımda bana nasıl
bağırdığını hatırlıyorum.

*Seni Moskof gavuru seniiiii .*

Yaklaşık 3 sene önce 95 yaşında vefaat etti kendisi.

Ozamanlar hiç bir anlam veremezdim. Bu Moskof gavuru da ne demek? diye bile
düşünmezdim. Sadece bana çok kızıldığında duyduğum bir azar çeşidiydi bu....

Bunun anlamını sonradan çok iyi öğrendiğim yer ise yıllar sonra Erzurumda
askerlik yaptığım birliğin hudutları içinde bulunan Aziziye tabyaları oldu.
Nedense artık Nene hatun dan bahsedildiğinde bu kez de aklıma babaannem
gelir oldu.

Nene hatun un mezarı da Aziziye topçu tabyalarının bulunduğu
bölgededir......


Yazının devamını okumak için alltaki linkten sitemizi ziyaret ediniz...
http://ciddiyizbiz.biz/index.php?topic=1563.0

 

 

Gnd: Necla Şener

hatırlamakta fayda var..

*TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASASI*
*Kanun no: 2709 Kabul Tarihi: 7 Kasım 1982*

(*Resmî Gazete,* 9 Kasım 1982, Sayı 17863, Mükerrer)

* *

*BAŞLANGIÇ (Değişik: 23.7.1995-4121/1 md.)*

Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez
bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz
önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve
O'nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak,
Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile
çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk
Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir
kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun
icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına
gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak
Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin,
Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün
tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları
ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin
gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya
kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve
sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk
düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu
yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve
kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve
millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve
hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla
ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat
talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve
mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet
sevgisine emanet ve tevdi olunur.

*BİRİNCİ KISIM*

*Genel Esaslar*

*I. Devletin şekli*

*MADDE 1*.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

*II. Cumhuriyetin nitelikleri*

*MADDE 2*.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devletidir.

*III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti*

*MADDE 3*.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı "İstiklal Marşı"dır.

Başkenti Ankara'dır.

*IV. Değiştirilemeyecek hükümler*

*MADDE 4*.- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet
olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve
3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

* V. Devletin temel amaç ve görevleri*

*MADDE 5*.- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını
ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel
hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır.

*VI. Egemenlik*

*MADDE 6*.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa
bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet
yetkisi kullanamaz.

 

Gnd: Ata kızı

Can Yücel'den

*Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin...* * *
*
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile.*
*
*
*
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,**
Seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de **
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, *
*Hatta üşü hava soğuksa...*
*
*
*
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla** ,köpek görürsen okşa **,**
çocuk görürsen yanağından makas al.**
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
Sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde*
*Kimler kapını tıklattı? *
*
*
*
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.**
**
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,
eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..**
**
Arkadaşım,**
Hayat bu... Daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun! *

*Can Yücel *

 

Gnd: Necla Şener

 

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Tekbayrak tunc...@gmail.com


Tekbayraktan Sarkisyana Tokat Gibi Cevap


Karabağ Azerbaycan toprağı ve tüm Türk Devletlerin meselesidir. Türkiyeyi
konunun dışına itecek gücü bulabilmeniz mümkün değil. Siz tarihi kaynaklara
dayanmayan sözde soykırımı, dünyada sizi 1900'lü yılların başında kullanan,
Kan bağınızın bile bulunmadığı ülkeler tarafından tanınması için
uğraşacaksınız, biz kan bağımız olan Azerbaycan Milletinin toprağını işgal
etmiş ve 613 kardeşimizi katletmiş sizleri kendi halinize bırakacağız.

Kaldıki sizin çizilmiş sınırınız Karabağ'ıda terk etseniz kalan sınırların
çok altında. O topraklarında Azerbaycana verilemsini talep edeceğimiz günler
yakındır.

Sarkisyan! tarihini beilne ve sahip çıkan, bağımsız türk devletlerinin
birlikte hareket etmesini amaçlayan ve "TEKBAYRAK ALTINDA BULUŞALIM" sloganı
ile var olan biz Tekbayrakçılar oldukça, sen saçmalıklarınla yaşayacaksın.

Yazının devamına www.tekbayrak.com dan ulaşabilirsiniz.


Çok değerli arkadaşlarım. Yukarıdaki Haberi mail yolu ile dağıtmanızı talep
ediyorum.

 

Gnd: Necla Şener

Bastilliyi geçti, diri giren ölü çıkıyor

Ergenekon operasyonunun 12. dalgasında gözaltına alınan ve yaklaşık 1 aydır
Silivri Cezaevi'nde tutuklu bulunan gazetemiz yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı
bugün kontrol için Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirilecek.

Kalbinde büyüme ve kanında pıhtılaşma tespit edilen Cumhuriyet gazetesi
yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı'nın, kalp atış hızının ölçülebilmesi için
göğsüne holter takılacak. Testlerin yapılmasının ardından Manisalı'nın,
hastaneye yatırılıp yatırılmayacağına karar verilecek.

Prof. Dr. Manisalı, tahlillerinin İstanbul'da yapılabilmesi için cezaevi
yönetimine başvuruda bulunmuştu. Pazartesi günü sabah saatlerinde Haseki
Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'ne özel birtakım testlerin
yapılabilmesi için getirilen Manisalı, gerekli tetkiklerin yapılmasının
ardından öğle saatlerinde Silivri Cezaevi'ne gönderilmişti. Daha önce kısmi
felç geçiren Manisalı'nın düzenli fizik tedavisi gördüğü, bu imkânın
cezaevinde olmadığı, yeniden felç geçirme riskinin olabileceği
belirtilmişti.

İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nde geçen ay anjiyo olan Başkent
Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın ise durumunda değişiklik
olmadığı belirtildi.

Cumhuriyet

 

Gnd: oencel

17 mayis mitingi ve dinci saldirilar la ilgili bir yazi

Ramazan Öncel`in Ergenekon ile ilgili ilginc yazisina asagidaki likten ulasabilirsiniz.

 

gnd: Hulan Türk

Mayınlı Arazilerin temizlenmesi

Kimden: FAZLI KÖKSAL
Tarih: 15 Mayıs 2009 Cuma 07:58
Konu: Mayınlı Arazilerin temizlenmesi
Kime:


Suriye kara sınırında bulunan mayınlar ile patlamamış mühimmatın
temizlenmesi, imha edilmesi ve bu suretle elde edilecek arazilerin tarımsal
amaçlı kullanılması amacıyla hazırlanan Kanun Tasarısı TBMM'nin 89.
Birleşiminde görüşülmeye başladı...

Yabancılara Toprak Satışı,
Türkiye İsrail İlişkileri,
İsrail'in "Vadedilmiş Topraklar" hayali,
Güneydoğu Sorunu,
Avrupa Birliği,
Türk Tarım Politikası...

Gibi konulara ilgi duyan her Türk Aydının; bu kanunun görüşmelerinden,
özellikle de Sayın Onur ÖYMEN ile Sayın Kamil Erdal SİPAHİ'nin
konuşmalarından haberdar olmalarının gerekli olduğunu düşünüyorum...

Onur ÖYMEN ile Kamil Erdal SİPAHİ'nin konuşma metinlerine ulaşmak için
<http://fazlikoksal.blogspot.com/>

 

 

Gnd: enis akdag

 

*Ahmet Taner Kışlalıdan.
*


------

NİÇİN KEMALİSTİM?"

Öykümüz Kurtuluş Savaşı yıllarında başlar.

Kahramanlarımızın ilki, Paris-İstanbul arasında trenle mekik dokuyan genç
bir Türk işadamı. Macaristan'da genç bir bayanla tanışır.
Evlenme teklif eder ve evlenirler.

İzmirli işadamı, olayı ailesine açamaz. Macaristan'da bir kızı olur.
Kızına Nermin adını verir..

Nermin büyümekte, Mustafa Kemal'in yaptıklarını, gazetelerden heyecanla
izlemektedir.

Baba İzmir'de ölür. Aile, geçim sıkıntısına düşer.14 yaşındaki Nermin,
Macaristan'da paralı olan öğrenimini sürdüremez olur.

Mustafa Kemal'in ülkesinde eğitim parasızdır.

Nermin, baba yurduna gitmeye karar verir.
Annesinin haberi olmadan Türk Büyükelçiliği'ne başvurur. Ona bir pasaportla
birlikte, eline durumunu açıklayan bir de Türkçe mektup verirler. Başı
sıkıştığında, derdini anlatamadığında o mektubu gösterecektir.

Olayı öğrenen annesi de ona destek verir. Üçüncü mevki bir tren
kompartımanının tahta sıraları üzerinde, günlerce sürecek bir yolculuk
başlar.

Tren, Türkiye topraklarına girer. Gümrük memurları, elinde Türk pasaportu
olan ama Türkçe bilmeyen bu çocuğun durumunu çok ilginç bulur, giriş izni de
hemen verilir.

Öykü uzun...

Küçük Nermin, İstanbul'da bir yandan Almanca dersleri verirken öte yandan
Türkçe öğrenir. Mustafa Kemal'in parasız kıldığı eğitim olanaklarından
yararlanır.
İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Gazetecilik yapar. Türkçe'nin
arkasından İngilizce ve Fransızca da öğrenmiştir.

Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne asistan olur. Çağdaş siyaset biliminin
Türkiye'ye girmesine öncülük edenler arasında yer alır.

Gün olur, Türkçesinin bozuk olduğunu öne sürerek öğretim üyeliğinden
atılmasını isteyenler çıkar.

Tükenmez bir enerji ve heyecanla, gençlere bir şeyler verme isteğini
yitirmez. Uluslararası toplantılarda Türkiye'yi, Türk kadınını, Mustafa
Kemal'i savunur, savunur, savunur...

Bir oğlu olmuş, adını da Mustafa Kemal koymuştur...

Prof. Nermin Abadan-Unat, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki son dersini
bundan dört yıl önce verirken aralarında benim de bulunduğum bir grup eski
öğrencisi de sınıftaydı. Kimisi profesör, kimisi doçent, kimisi çiçeği
burnunda araştırma görevlisi. Deniz Baykal da sonradan yetişmişti.

Son dersin sonunda, nefes bile almaya korkarak dinlediğimiz yukarıdaki yaşam
öyküsünü anlattı bize...
Ve sözlerini şöyle noktaladı:
- Ben yurdumu kendi irademle seçtim. Mustafa Kemal olmasaydı, belki ben de
olmazdım. Niçin Kemalist olduğumu, öyle sanıyorum ki artık
anlamışsınızdır...

Çok etkilendiğim bu öyküyü yazdığımda, sonunu şöyle bağlamıştım: "Bu
sözleri, parası olanlara Bilkent'i, olmayanlara Süleymancı yurtlarını
gösterenlere adıyoruz..."

Bakıyorum da aradan geçen zamanda, ne Nermin Hoca'nın öyküsü güncelliğini
yitirmiş, ne de benim altına düştüğüm not...

Tıpkı giderek daha güncel, daha gerçek, daha anlamlı olan Mustafa Kemal'in
kendisi gibi!..

Ahmet Taner KIŞLALI
Cumhuriyet, 15 Kasım 1992

 

Gnd: Necla Şener

Bizler için aynaya bakma vakti... Neye göre İslami medya?

*Onlara islami medya demek islama hakarettir, onlar olsa olsa şeytanın
askerleridir. Müslüman olsalar hak hukuk adalet ve insanlık gözetirler.
içleri kinle dolu müşriklerden başka bir şey değiller.*

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Ümit KAYA a.umi...@gmail.com


*Bizler için aynaya bakma vakti**!*

*Ümit KAYA*

Neye göre İslami medya? Bunu belirlemede, bu adı yakıştırmada ki ölçü nedir?


Lütfen herkes önyargılardan uzak bir şekilde yazıyı okusun ve cevabını
kendine versin.

Evet, nedir İslami Medya?

Vakit gazetesinin insanların üzerine İslam adına ( ! ) saldırması mıdır?

Zaman gazetesinin Ergenekon davasında neler olup bittiğini akşamdan sabaha
manşet yapması mıdır?

Ülkemizde birçok vahim durum cereyan ederken Kanal 7'de Mahmut Tuncer'e
vıcık vıcık bir programda göbek attırmak mıdır?

Yazının devamı için *Tıklayınız <http://www.haber5.com/articles?id=191>*

 

Gnd: Necla Şener

 

*Cumhuriyet mitingi korkusu*

15-05-2009 07:52
'Mitinge katılanlar hakkında polis işlem yapacak' diyen Samanyolu TV'ye
inceleme...

Samanyolu televizyonunun, pazar günü Ankara'da Atatürkçü Düşünce Derneği
(ADD) öncülüğünde düzenlenecek "Cumhuriyet mitingi"nin "Ergenekon mitingi"
olduğu ve mitinge katılanların görüntülerinin tespit edileceği yönündeki
yayınları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından incelemeye
alındı

Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri ise, mitinge katılanlarla ilgili işlem
yapılması durumunun söz konusu olmayacağını belirtti.

Samanyolu televizyonunun, miting ile iddialarda bulunulan haber bülteni ile
ilgili olarak RTÜK uzmanlarının inceleme başlattığı belirtildi.

CHP'li RTÜK üyesi Şaban Sevinç, "O yayın hakkında uzmanlarımız inceleme
yapıyor. Rapor hazırlayıp Kurul'a gönderecekler" dedi. Sevinç, yayınların
incelenmesinin ardından Samanyolu televizyonuna ilişkin bir kapatma gelip
gelmeyeceği sorusu üzerine, "Cezalar bizde aşamalı uygulanıyor. Suçu birinci
kez işlemişse başka ceza... İkinci kez işlemişse, üçüncü kez işlemişse
cezalar değişiyor. Suçu daha önce işlemiş mi işlememiş mi, bunları
bilmiyorum?" diye konuştu.

Emniyet: Demokratik hak

Milliyet Gazetesi'nden Mithat Yurdakul'un haberine göre; Ankara Emniyet
Müdürlüğü yetkilileri ise, "Bu demokratik bir haktır. Miting, bu demokratik
hak doğrultusunda yapılacak. Şu ana kadar bize verilmiş bir talimat yok.
Ancak, mitingde suç unsuru oluşması halinde daha sonradan savcılıktan
gelecek talimata göre işlem yapılabilir" dedi.

ADD Genel Sekreteri Suay Karaman ise, "Mitinge katılacak yurttaşlarımıza
bazı çevrelerce yöneltilen tüm karalama ve suçlamaların sahipleri hakkında
gerekli yasal işlemlere başladığımızı kamuoyumuzun bilgisine sunarız" dedi.

Mitinge katılacak öğrenci konseyleri arasında, kamuoyunda Fethullah Gülen
cemaatine yakınlığıyla bilinen Fatih Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin de
bulunması dikkati çekti. 196

 

 

Mehmet AYDINER

unread,
May 17, 2009, 7:12:08 AM5/17/09
to oybi...@googlegroups.com

Gnd: kotanlartr

 

SS2 Sürecine Girdik // Bülent Esinoğlu

 

Bülent Esinoğlu bulent...@ttmail.com

 16 Mayıs 2009 Cumartesi 18:23

 

Bülent Esinoğlu <bulente...@gmail.com>

 

 

 

SS2 Sürecine Girdik

Bülent Esinoğlu

Halk arasında, çocuktan al haberi, diye bir deyim var.

Geçen hafta, CIA’nın gelini Yasemin Çongar, Pentagon’a girmek ile övünen Cengiz Çandar, Orduya karşı açtığı savaş ile Yeni Şafak Gazetesinde köşe bulmuş Ali Bayramoğlu, sözleşmiş gibi aynı şeyleri yazdılar.

Özeti iki noktada toplamak mümkün. Dış mesele olarak Ermenistan, iç mesele olarak ta Ergenekon Tertibi ve PKK’nın siyasallaşmasıdır.

Denilen şudur. “PKK istese de, istemese de, Türkiye istese de, istemese de, Türkiye’de bazı şeyler değişecek. Bu değişimi uluslararası (siz onu Amerika diye okuyun) güçler gerçekleştirecektir.”

Bu durum, “Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler için de, Ergenekon içinde geçerlidir.”

Aslında bir süreçten, başka bir sürece geçtiğimizi söylenmektedir.

Amerikan emperyalizmi, Ortadoğu da kurmak istediği yeni düzen ve sınırlar için bu süreci açıklarken, şöyle demişti.

Ya ikna yolu ile seve, seve benim dediklerimi yaparsınız (SS1), ya da ben, zorla istediklerimi yaptırırım.( SS2)

SS1 ve SS2 modelleri, Büyük Ortadoğu Projesinin inşa süreci olarak karşımıza çıkmıştı. Yukarda adı geçen kişiler ve işbirlikçi medya tarafından SS1 ve SS2 diye dillendirilmişti.

Ermenistan Türkiye ilişkileri için önce SS1 modeli uygulandı. Ancak, ABD bundan sonuç alamadı. Hatta şimdiye kadar tepe, tepe kullandığı Erdoğan’ı kullanamadı. Veya Erdoğan’ın 70 milyonluk Türk Halkını karşısına almaya cesaret edememesinden, Ermeni meselesi istedikleri gibi gerçekleşmedi.

Adı geçen yazarların söylediklerinden, anlıyoruz ki, Amerika yürüttüğü baskı politikalarını, devletin tepesindeki başka kişiler ile yürütecek. Baskıyı da alenileştirecek.

Anlatmaya çalıştığım ikinci süreç ile ilgili Ali Bayramoğlu, bir başka yorum daha getirmiş.

Bayramoğlu, Erdoğan’a Ergenekon ile mücadele etmesi hususunda akıl verdikten sora; “eğer Ergenekon Tertibinde geri adım atarsan veya uzlaşmaya kalkarsan seni de Ergenekoncuların yanına koyarlar.”

Tabi, kimin Erdoğan’ı Ergenekoncuların yanına göndereceğini söylemiyor.

Ancak biz biliyoruz ki, Ergenekon Tertibinin arkasında ki asıl güç Amerika’dır.

Amerika ve Avrupa’nın hesabı şudur. “Türk Ordusunun direncini, darbe iddiaları ve Ergenekon Tertibi ile ortadan kaldırdım. Şimdi zorla yaptıracağım işlere sıra geldi.”

Hesaplarında gene bir yanlış var. Denkleme Türk Halkını dâhil etmiyorlar.

16.5.2009, bulente...@gmail.com

 

 

Gnd: Efe Zeybek

 

 

Ergenekon sanığı Sayın açlık grevinde
15/05/2009

Ergenekon davası kapsamında tutuklu yargılanan sanıklardan Doç.Dr.
Ümit Sayın, avukatları aracılığıyla basın mensuplarını yazılı bir
açıklama dağıttı

Sayın, suçsuz yere hapiste tutulduğu gerekçesiyle 10 Mayıs 2009'dan
itibaren açlık grevine başladığını söyledi. Kendi el yazısıyla kaleme
aldığı yazıda, yaklaşık 15 aydır ne suç işlediğini bilmeden tutuklu
bulunduğunu belirten Sayın,"Sözde Ergenekon örgütünün üyesi olmak ve
halkı isyana teşvik ile suçlanıyorum. Birkaç kişinin telefon
numarasının üzerimden çıkması nedeniyle sözde Ergenekon örgütüne üye
sayılıyorum. Birkaç telefon görüşmesi nedeniyle de halkı isyana teşvik
etmiş sayılıyorum. İki kişinin telefon görüşmesiyle halk isyana teşvik
edilmez. Bu davayı ya da soruşturmayı yaptıran güç gerçek Ergenekon ve
gladyodur. Buradan ya ölüm çıkacak ya da dirim" dedi.
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=936060&Date=16.05.2009&CategoryID=77

"Ya ölüm çıkacak, ya dirim"


Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Doç. Dr. Ümit Sayın, açlık
grevine başladı.

Sayın, avukatlar aracılığı ile basın mensuplarına gönderdiği yazılı
açıklamada, "Suçsuz yere hapiste tutulduğu için 10 Mayıs 2009'dan
itibaren açlık grevine başladığını" bildirdi. Açıklamada, "Buradan ya
ölüm çıkacak, ya dirim" diyen Sayın, hakkındaki suçlamaları da
reddetti.

21 Şubat tarihindeki Ergenekon'un dördüncü dalgasında gözaltına alınan
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü görevlisi Doç. Dr. Ümit Sayın
daha önce birçok kez 85 yaşında olan ölüm döşeğinde olan annesini son
kez görmek için tahliyesini talep etmiş ancak mahkeme heyeti bu talebi
reddetmişti. Doç Dr. Sayın cezaevinde psikolojik tedavi de görmeye
başlamıştı. İşte tam da bu durum içinde Sayın'ın annesi vefat etti
ancak Sayın'ın yakınları ve avukatı Mehmet Aytekin bu acılı haberi
Sayın'dan uzun süre sakladı. Mahkeme heyetine annesinin öldüğünü bir
ay önce öğrendiğini ve bu yüzden 10 Mayıs'ta açlık grevine başladığını
açıklayan Ümit Sayın'ın açıklamasında "Buradan ya ölüm çıkacak, ya
dirim" yazılı...
Kaynak: http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Ya_olum_cikacak_ya_dirim&tarih=16.05.2009&Newsid=238614&Categoryid=1

 

 

Gnd: Necla Şener

Kirli gazetecilik ve Güneydoğu

*hasan cemal türk/ ılımlı islam federe devleti savunucularındandı. Diğer bir
yaklaşımla dinci bölücülerdendir... doğaldır.*

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: Tuncer Bahcivan <tuncer....@gmail.com>
Tarih: 15 Mayıs 2009 Cuma 22:28

http://gazeteci.tv/yazarDetay.asp?GuvenlikID=65O67O71O70O

 

 

gnd: Necla Şener

HAMDOLSUN TEROR DEGIL TORE - AHMET BERHAN YILMAZ

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Kimden: necla şener nsen...@gmail.com


* Bölücülerin işine gelmedi sanırım, zira bu haberin üstüne gitmemeyi tercih
ettiler.. hatta yayınlamadılar özellitle lafınıda etmiyorlar.. çünkü bu olay
koruculuk sistemini kaldırmak için düzenlenmiş bir danışıklı döğüştü..*


silahlarını devlet vermemiş
Mardin'deki katliamda kullanılan silahların balistik raporu açıklandı
Mardin'de 44 kişinin öldürüldüğü olayda kullanılan silahların korucu silahı
olmadığı belirlendi. Olay sonrası koruculardan toplanan 32 adet silahın
balistik incelemesinde, olayda kullanılmadığı tespit edildi.
Mardin'in Mazıdağı İlçesi'ne bağlı Bilge Köyü'nde 44 kişinin hayatını
kaybettiği olay sonrası, köyde koruculuk yapan Çelebi ailesine ait 32 adet
silaha incelenmek üzere el konulmuştu. Silahlar, balistik incelemesi
yapılmak üzere Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı Kriminal Şube
Müdürlüğü'ne gönderilmişti.
Kriminal Şube Müdürlüğü'nde yapılan inceleme sonucunda 32 adet silahın
katliamda kullanılmadığı ortaya çıktı. Olayda 6 adet silahın kullanıldığı
belirlenirken, bu silahları akaryakıt ticareti yapan zanlıların Kuzey
Irak'tan getirdiği tahmin ediliyor. Olayda kullanılan 6 silahtan 4'ünün
cinayetlerde kullanıldığı, 2 silahla ise katliam gerçekleştirilmeden önce
evin yanında bulunan elektrik trafosuna ateş açıldığı boş kovanlardan tespit
edildi.
ATALAY 'KORUCU SİLAHI' DEMİŞTİ
İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın ertesi günü Ankara'da yaptığı
açıklamada, "Hem ölen korucular var, hem de zanlılar arasında korucular var.
Silahlar da korucu silahı" şeklinde konuşmuştu. (Habertürk)

11 Mayıs 2009 Pazartesi 12:42 tarihinde AHMET BERHAN YILMAZ <
aber...@yahoo.co.uk> yazdı:


>
> *HAMDOLSUN TERÖR DEĞİL TÖRE*
>
> *http://www.palandokengazetesi.net/haber_detay.asp?News=12538*
>
> *AHMET BERHAN YILMAZ*
>
> Öldürülen kırk dört can, bu bir katliam,
>
> Bu terör değil de nedir?
>
> Öldürülen analar, bacılar, yeğenler, kuzenler, hamile bayanlar,
>
> Bu bir vahşet, terör değil de nedir bu?
>
> Empati bile yapılamıyor,
>
> Değil olanları ve onları anlamak,
>
> İzahı bile mümkün değil buna nasıl töre diyerek geçeceğiz?
>
> Tamamen yanlış bile olsa ortada ne namus davası var, ne kan davası,
>
> Bal gibi terör hem de en acısından, hem de en gerçeğinden.
>
> Bu vatanda insanlık yeniden tariflenmeli ve anlatılmalı insanlara,
>
> Bu topraklarda din yeniden tariflenmeli ve öğretilmeli hepimize.
>
> Neyin günah, neyin haram, neyin yasak olduğu anlatılmalı.
>
> Kendini tanrı yerine koyarak insanlara "öldürün" emrini verenler ve
> liderini, şeyhini, ağasını putlaştırıp onların emirlerini kayıtsız, şartsız
> yerine getirenlerin hepsi çıkarılıp bu şirk batağından özgürlüğe
> kavuşturulmalı kendileri ve beyinleri.
>
> O bölgedeki insanların ve aslında hepimizin bu vahşiliği nasıl olup da
> kanıksadığımızı, neden bu hale geldiğimizi anlatmalı birileri bizlere.
>
> Onları anlamak ve olanları çözmek yerine o insanlara, o bebelere neden
> sadece acıdığımızı ve onların karşısında kendimizi nereye koyduğumuzu
> birileri izah etmeli bizlere.
>
> Üstelik bu katliamın; o bölgede yıllardır süregelen vahşetin, terörün bir
> uzantısı ve onun getirdiği inançsızlığın ve insafsızlığın bir sonucu
> olduğunu inkâr etmeden yapılmalı bütün bunlar.
>
> *AHMET BERHAN YILMAZ*

 

 

 

Gnd: refhan irtem

 

ATATÜRK VE SUBAYLIK

http://www.dho.edu.tr/

 


--
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
Mustafa Kemal Atatürk
Askere uzanan diller çürüsün,eller kırılsın
amin..

 

Gnd: Hulan Türk

SİYON MADALYASİ TASİYANLAR ATATÜRK'Ü AĞIZLARINA ALAMAZLAR..

ÖZGÜN İLETİ SAYIN AYBÜKEN SÜREYYA..*

*YÜREĞİNE,RUHUNA,BİLEĞİNE SAĞLIK*

*Kime neyi yutturmaya kalkiyorsunuz siz, Ey Turk Dusmanlari, Ey Turkiye
Cumhuriyeti Dusmanlari,Ey Turk Yurdu Dusmanlari, Ey Turk Bayragi Du
smanlari, Ey Ataturk Dusmanlari ! ?*
*Siz mi Ataturkcusunuz, siz mi Turksunuz, siz mi Vatanperversiniz !?*
*Hadi oradan sahtekarlar, hadi oradan maskeli, gizli-asikar Siyon
Sovalyeleri !*

*Ataturk Mandaci miydi ? Hayir !*
*Ataturk Sagci miydi ? Hayir !*
*Ataturk Solcu muydu ? Hayir !*
*Ataturk Dinci miydi ? Hayir !*
*Ataturk Partizan miydi ? Hayir !*
*Ataturk kureselci miydi ? Hayir !*
*Ataturk dinci miydi ? Hayir !*
*Ataturk Lions muydu ? Hayir !*
*Ataturk Roteryan miydi ? Hayir !*
*Ataturk Mason muydu ? Hayir !*

*Ataturk gogsu uzerinde, Buyuk Turk Milletinin O'na verdigi, Gazilik
Unvaninin nisani olan Istiklal Madalyasi tasidi, Siyon Madalyalari degil ! *

*Ataturk, Turk Bagimsizliginin mucadelesini verdi ! Ya siz, kimlerinin
bagimsizligini tesis etmenin cabasini veriyorsunuz !? Kimlerin tesis
edilmis bagimsizliklarinin koruyuculugunu yapiyorsunuz !? *
*Ataturk, sizin gibi " Cevir kazi yanmasin" siyasetiyle, Turk Milletine riya
yapmadi, Turk Devletini takiyye yaparak yonetmedi !*
*Turkluk adina,Turkiye Cumhuriyeti adina,Turk Yurdu adina,Ataturk'un
gerceklestirdigi Tam Bagimsizlik Temellerine dayananTurk Devrimi
Adina,Ataturkculuk adina o yilan dillerinizi egip-bukerek konustugunuz
hicbir sozunuz tarafinizdan eyleme gecirilmemistir, nedeeeenn !?*
*Cunku sizler sahtekarsiniz da ondan !*

* Ataturk," Hatti mudafaa yoktur, sath-i mudafaa vardir, o satih butun
vatandir dedi, savasti ve kazandi !*
*Ataturk, Tam Bagimsizlik dedi ve Turkiye Cumhuriyeti Devletinin Temellerini
bu Ilke'ye kayitsiz sartsiz bagli kalarak atti !*
*Ataturk, " Benim manevi mirasim akil ve bilimdir, Hayatta en hakiki mursit
ilimdir " dedi ve Bilimin Mursitlerini, Muridlerini yetistirecek olan
Egitim Sistemini, Tevhid-i Tedrisat ile baslatti !*
*Ataturk kalkinmayi Yurt sathinda baslatacak olan alt yapiyi kurdu ve
kalkinma hamlesini Yurt sathinda baslatti !*
*Ataturk, Turkiye Cumhuriyeti seyhler,asiretler,dervisler, mollalar
Cumhuriyeti olmayacaktir dedi, Tekkeleri, Zaviyeleri ve Mason Localarini
kapatti !*
*Neden kapatti Mason Localarini ? Cunkuuu Tekkeler ve zaviyeler Siyon'un
arka bahceleridir ve Ataturk butun bu odaklarin iclerinde fitne-fesat
uretildigini acikca ilan etmistir !*

*Pekiiiiiii, sizle neler soylediniz, neler yaptiniz !?*
*Once Mason Localarini actiniz !*
*Arkadan Tarikat-cemaat yuvalarini actiniz !*
*Sonra Imam Hatip furyasini baslattiniz !*
*Butun bunlari elbirligi ile gerceklestirirken de;*
*Kiminiz ciktiniz, biz sagciyiz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz solcuyuz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz kureselciyiz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, bizim milliyetimiz yoktur, biz ummetciyiz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz diyalogcuyuz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz Medeniyettler arasi ittifakcilariz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz Turkiye'yi pazarliyoruz dediniz !*
*Kiminiz ciktiniz, biz BOP'un Esbaskaniyiz dediniz !*
*Kiminiz de, (onlar cok iyi bilir kendilerini ) arada gostermelik ciliz
sesler cikartip hakikatta gormemezlikten, duymamazliktan geldiniz ! **Ve
hic utanmadan,isbirligi yaparak birlikte gerceklestirdiginiz bu
ihanetlerinizi, yine hepbirlikte Turkiye'nin Milli Menfaatleri olarak
dillendirdiniz !*

*Hepiniz, evet hepiniz Siyon'a hizmet ettiniiiizz !!!!!*


*Sizler, Ataturk'un, Turk Kulturu ve Tam Bagimsizlik Temelleri uzerine
insaa ettigi Turkiye Cumhuriyetinin gercekten sahibi ve savunucusu
olsaydiniz,bugun bu topraklarda, bir tek Karsi Devrimci bulmak mumkun
olamazdi !*
*Sizler gercekten Ataturkcu olsaydiniz, Turkiye asiretlerin,Tarikatlarin,
boluculerin cenneti haline gelemezdi ! Ataturk'un resimleri Brovelerden
cikartilamazdi, Okullarindan, Holdinglerinden Ataturk'un Bustunu
kaldirip,daha dun Turk Yurdunu isgal edenlerin Bayraklarini yaniiiiii AB
Bayraklarini cekenler olamazdi, TBMM, Turk dusmani, Ataturk dusmani,Turkiye
Cumhuriyeti dusmani cemaatlerin, boluculerin,devsirmelerin, Masonlarin
meclisi haline gelemezdi ! 10 Kasimlarda, 23 Nisanlarda, 19 Mayislarda, 29
ekimlerde,30 Agustoslarda Ataturk'un heykellerine Masonlarin, Lionslarin,
Roteryanlarin celenkleri konulamazdi, Masonik Sembollerini uzerlerinde
asikare tasiyarak Anitkabire giremezledi ! Butun bu ihanetler olurken
sesini cikartmayanlar Turk olamazlar ki Ataturkcu olabilsinler !*
*Soyleyin bakalim Ey Cumhuriyet Muhafizlari, Ey Ataturkculer; Bir Devletin
topraklarinda, yabanci bir devletin kac tane Buyukelciligi Olur !?*

*Cevap verin Turk Milletine, kivirmadan konusun ! Turk Devleti Turkiye
Cumhuriyeti Topraklarinda kac ABD Buyukelciligi var ve bunun anlami nedir !?
*

*Soylediklerimin aksini iddia edebilecek bir babayigit var mi aranizda !?*

*Herkes agizindan cikani ve cikacak olani iyi kontrol etsin, ozellikle
birilerine onemle hatirlatilir !*

*ASLITURKDEN AYBUKEN*


( EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ TÜRK MİLLETİNİNDİR)
İLELEBET....SONSUZA...KADAR

 

Gnd: Hulan Türk

 

Prof.Dr. Nurullah Aydın

 

 

 

 

Ulusalcılık ve İşbirlikçilik!

 

Türkiye’de bir çok kesim kendi kendine kimlik tanımlaması yapmaktadır.

 

Ulusalcılık, eşittir aşırı sağcılık mı yoksa işbirlikçiliğin karşıtı mı?! Birçok kesim farklı yorumlar yapıyor.

 

Türkiye gündeminde taraflar netleşmeye başladı gibi. İşbirlikçiler ve vatanseverlik ayrımı ön plana çıkmaya başladı. Ulusalcılık da, milliyetçilik de, muhafazakarlık da, demokratlık ta, sosyal demokratlık ta, liberallik te irtifa kaybetmiş durumda.

 

19. yüzyılda Avrupa’da Hausner’in geliştirdiği materyalist milliyetçilik anlayışı sosyal hayatımızda hakim kılınmak isteniyor.

 

Bir çok olay üzerine hiçbir araştırma yapmadan o geride kaldı, hangi çağda yaşıyorsun derken aslına bu da materyalist, Vülgermateryalizmin veya milliyetçi materyalizmin veya bugünkü adıyla işbirlikçi milliyetçiliğin en güzel ifadesidir.

 

Ulusal milliyetçilik diye Türkçe olmayan bir tabir kullanılır mı? Birçok kişi hayır  diyor ve ulusal milliyetçilik değil, materyalist milliyetçilik diyor.

 

Peki materyalist milliyetçilik olur mu? Olur. Materyalist milliyetçilik vardır. Çevrenizdeki bazı milliyetçilik ahkamı kesenlere dikkat edin. Görürsünüz.

 

Oysa; Milliyetçilik bir millete mensubiyet duymaktır. Bunun materyalizm boyutu yaşam felsefesi açısındandır. Ülkeyi sevmek tamam da, yaşam felsefen materyalistse sen milliyetçi materyalistsin .

 

Metafizik düşünce yoluyla insanlığa eklenen bir şey var mı? Bir tane iyi şey var mıdır? Yaptıkları aklın yolunu kesmek bilimi engellemek sosyal hayatı akıldışı taşlaşmış bir karanlık dehlize çevirmek. Irkçılık, bağnaz dincilik, din ve mezhep savaşları içten içe var..

 

Milliyetçiliğin, ülke sevgisi dışındaki açılımlarına karşı duran milliyetçidir. Kafatasçılık değil vatanseverlik önemlidir. Burada etnik farklılık önemini yitirir..

 

İslamcı materyalist olan var mı? AKP ile bu da oldu. Kendi tabirleriyle materyalist muhafazakarlar var artık.

 

Tabii, buradaki her üç sıfatı da evrensel anlamlarında kullanıyorum.

 

Yani, öteki korkusunu ve nefretini körüklemek, ırkçılığı ve şovenizmi kışkırtmak, içe kapanmacılığı yüceltmek, liberal ve özgürlükçü değerleri reddetmek, otoritarizmden totalitarizme meyletmek ve militarizmle flört etmek gibi, en temel unsurlar gündemde!

 

Tüm bunlar, klasik milliyetçilik de dahil, geleneksel sağın muhafazakar değerlerini çığrından çıkartarak onları aşırı, gerici ve faşizan kılan unsurlardır.

 

Dolayısıyla, sağ tanımını da izafileştirmek gerekiyor.

 

Zira, liberal Locke ve Tocqueville’yi; hatta daha otoriter bir Renan veya Jünger’i bile kapsayan ve modern insanlığın büyük birikimleri arasında yer alan o içerikli sağ sıfatına eklemek gerekir.

 

Yine; şahıslarda Mussolini’den Franco’ya; örgütlerde ise Hırvat "ustaşi"den Macar oklu salip’e olduğu gibi, ulusalcılık da tıpkı diğer uç gericilikler gibi, muhafazakar sağın evrimciliğini reddederek, bir anlamda onu devrimcileştirmişlerdir.

 

Yani, legalle illegal arasında bocaladıkları ve birinden diğerine geçmek anını kolladıkları içindir ki de, yine o sağ’ın, aşırı kategorisine girmiş oluyorlar.

 

Zaten de her şey ortada, Avrupacı, Amerikancı, Rusçu, Arapçı taife tıpkı ağababaları gibi, neo çizgide buluşuyorlar.

 

Muhafazakarlığı, Materyalistliği, Dinciliği ya da Ulusalcılığı evrensel terminolojideki yerine oturtmak ve onun tarihteki benzerlerini vurgulamak, gerçeğin ancak bir bölümünü yansıtıyor. Teorik bir tahlilden öteye gitmiyor.

 

Zira, bizdeki ulusalcı - neo-ittihatçı akım ulusal da değil! Dincilik din değil, Avrupacılık Avrupanın insanı değerleri değil, Amerikancılık Amerika’nın özgürlükçülüğünü refahçılığını değil. Asla ve asla değil! Her biri tanım getirmesine rağmen aslında her şeyiyle, çok boyutlu ve ahtapot kollu bir uluslararası enternasyonal’in içinde yer alıyorlar.

 

Özellikle; Etnik ve kültürel bağlılarının yaptığı Eurofil, dolar zenginlerinin ve kariyer heveslilerinin yaptığı Amerikofil yanında ulusalcılar’ın öncülüğünü yaptığı şu Rusofil hayranlık ve tapınıcılığı modası yeniden başladı.

 

Türkiye Devleti odaklı Türk Milleti merkezli düşüncenin yeniden kimlik ve etkinlik kazanması ise kaçınılmaz gerçekliktir.

 

Türk Milleti’nin tarihi yol arkadaşları olan bir çok halk, 100 yıldan beri teker teker ayrılsa da yeniden büyük buluşma kaçınılmazdır.!

 

Günün Sözü: Kendin olmadığın sürece, sendeler, sarsılır, hayal kırıklığı yaşarsın.

 

 

NOT: Sayın İlhan Dülger’in bahsettiği makale olup olmadığını bilmiyorum. Çünkü kendisi bir sitem yazısı göndermişler ama makalenin adını vermemişler o nedenle yukarıdaki makaleyi, gönderen Sayın G.Eyüboğlu İrhan’ın gönderdiği gibi yayınlıyorum. M.A.

 

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages