"Alo Erdal" ya da bir SABAH fantazi'si?!

66 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Feb 15, 2014, 8:02:49 AM2/15/14
to Hayrullah Mahmud ÖZGÜR, Cemil Kıvanç, oybi...@googlegroups.com, cumhuriye...@yahoogroups.com, Fikrin VarMi, Istiklal Türker, ÿfffffffffffdzzet emre aygen, mustafa altinay, Umut SARIER, Tarik Atan, serdar usta, Serdar Demir, Serdar Demir, zeynepay...@mynet.com, erdenk...@yahoo.com, Yusuf Demir, Hicran Karabudak, Mehmet SÖKMEN, serdar unsal, Ender Arıhan, adnan ışık, B-Y B-Y, mirac...@gmail.com, TARIK ATAN, Emre KULCANAY, Dursun YASSIKAYA
"Alo Erdal" ya da bir SABAH fantazi'si?!

Tehirli "2012 Acem Kıyamet Takvim'i"?!
Duvar'daki acem tüfek ya da Çehov hatırlatması?!
Özde Laik Çankaya Günce'si?!
...
Meteo: 28 Şubat Çiçek açtı.
Matruşka?!
Deniz Feneri kapalı!
Onlar tuzak kurdu, Allah da tuzak kurdu, Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Bazı okur'larımın "en azından ses ver" ricası kapsamında, karanlık'ın içinden laflamaya devam ediyoruz.
Deniz Feneri kapalı, Ay Işığı sohbetleri?!
...
Turkuvaz Sabah?!
“Demokratik bir rejimde, basın yalan söy­lerse, rejim de ölüme mahkum olur!”
Pierre Lazareff
AKP'nin geliş öncesi...
Fenerli Ergun Babahan, Dinç Bilgin'in meslekteki vicdan, zeka ve ahlak düzeyini yansıtan yazı işleri haber elemanı.
Mazi'den bir yaprak...
Sabah'ta Vatan ayrışması olmuş.
Tayfun Devecioğlu ile Elif Ergu sorunsalı üzerinden ters düşmüşüz.
Devecioğlu'nun yeri bende her zaman ayrıdır, o ayrı konu.
Neyse, Hıncal Uluç, Dinç Bilgin'le anlaşıp Ergun Babahan'ı gazetenin başına getirdi, benim köşeyi kapattırıp Emre Aköz'e köşe açtırdı, sebep biat etmemek.
Sonra hem Aköz hem de Babahan'dan hak ettiği ilgiyi gördü!:))
Babahan ortada dolaşıyor, herkesle konuşuyor ben hariç.
Erdal Şafak her zaman konjonktürün adamı, kaypak, Güngör Mengi'nin yerine köşe yazıyor, imzasını atıyor, sayfaları tek başına kimseyle paylaşmadan bağlıyor, işgüzar, bildiğiniz vasat hamal.
Sabah ise o sırada, Melis Alphan'ın annesi Deniz Hanım'ın deyişi ile Nişantaşı değil Nişantaş'ından şu anki Şişecam'ın olduğu eski binaya doğru taşınıyor.
Değerli kardeşimiz Umut'un babası İlker Sarıer'in odasındayız, iki 70'lik viski şişesi bitmiş, gecenin bir vakti, millet maymuna dönmüş.
Sarhoş olmadan, dağıtmadan çok içmesini bilen birisiyim, kaldı ki içen biri de değilim, içenlerin yanında (Sedat Sertoğlu, Erdal Bilallar, Erdal Şafak, Aydoğan Kaçıra vb) ayık kalmayı orada öğrendim.
Neden, "Öpücem abijim, kapı neredeydi" durumlarına düşmemek için!:))
O halleri en iyi bizleri kapı'ya doğru yolcu eden kardeşimiz Serdar (Demir) bilir.
Önay Bilgin geldi, duvarları sökülmüş odada içen yazar tayfasına sordu, "Sağlam mısınız" diye, İlker Abi konuşmayı denedi, dil dönmedi, sarıldı, öptü, güldü vs.
Sertoğlu birkaç kelime etti.
Kaçıra dilinin döndüğünce birkaç kelime etti.
Önay, her zamanki spor kıyafetleri içinde rahattı, bana da sordu:
"Sağlam mısın?" diye.
Aynı rahatlıkta, iki yıldır sigortasız çalışan, maaşı düzeltilmemiş, bu istekleri reddedilmiş, beş parça iş yapan biri olarak dedim ki, "Peki ya siz sağlam mısınız?"
İlker abi bir anda ayıldı.
Önay "sağlamız" dedi, "göreceğiz" dedim.
Kaldı ki, o süreç'te Önay, Bengüç Özerdem'in, Korcan Karar'la ilgili olarak Vedat Yenerer'in kitabına anlattığı "fantezi don" hikayesiyle ilgili köşeme yaptığım alıntı üzerinden eğlenmekteydi.
Kısaca hikayeyi özetleyeyim.
Korcan, Diyarbakır'da temiz iç çamaşırı kalmadığı için İtalya'dan getirdiği fantezi donunu giyer ve yatar, gece tuvalete kalkan savaş muhabiri değerli dostumuz Bengüç Özerdem de bakar ki, Korcan'ın kıçı parlıyor, inanamaz, aynı zamanda anlamaz, Korcan'ı dürtüp uyandırır, "Kalk oğlum kıçına nur yağdı" der.
Korcan da her zamanki çok bilmiş havasında "O parlayan fantezi don" der ve uyumaya kaldığı yerden devam eder.
Bengüç'ün kitaba anlattığı hikaye bu!
Altına benim eklediğim not ise şu:
"PKK'lılar baskın yapıp Korcan'ın kaçırsalardı ne olurdu, düşünmek dahi istemiyorum!"
O zaman da çok güldüm şimdi de gülerim, fantezisi bile başlıbaşına film konusu.
Korcan yetenekli, başarılı bir gazeteci, eksik tek yanı kendisiyle dalga geçemeyecek kadar snop Güneri Cıvaoğlu taklidi yapması!
Misal; Mehmet Sarışın da çok iyi gazetecidir, her zaman kendisini küçümseyen Korcan'la dalgasını geçer, Çeşme'de gördük yüz vermedin der, o da tokyo terlikle dolaşana selam mı verilirmiş der, Sarışın da yazlık yerde senin gibi smokin'le mi dolaşmalıydık deyip inceden dalgasını geçer
Neden inceden çünkü patron'un arkadaşıdır canını sıkmaya gelmez.
Yazı yayınlandığında her zamanki gibi sabah kahvelerimizle laflıyorduk, Önay Bilgin heyecanla geldi, yazı işleri katından içeri girdi, durumu özetledi, çok güldük, rica etti, sabah'a kadar Cüneyt Ortam'la Korcan'a yapmadık şaka bırakmamışlar, haliyle Korcan da deliye dönmüş.
Atv'ye indik, Mehmet Tezkan her zaman olduğu gibi kaplumbağa, kafa içerde, sinsi, Korcan beni gördü dellendi, Önay'ın anasına küfretti tv haber merkezinin ortasında, hani şu milletin a'sına diyorlar ya, Korcan nokta atış yaptı, Önay Bilgin de diyor ki ne dese cevap verme benim hatırım için, özür dile, konu kapansın.
Bengüç diyor ki, yazıyı yazmasını rica eden benim, şimdi yeni işe başladık, ben bu adamı döverim, yine kovulurum, ne desem faydasız, her şey kilit.
Özür dilenecek bir şey yok ama Korcan bu kanaması tutmuş.
Herkesin içinde Korcan'dan onu üzdüğümüz için özür diledim, konu kapansın diye.
Ne var ki, Korcan tehdit etti, bağırdı çağırdı, "Bu bana yapılır mı, asarım keserim, döverim biçerim" vs diye, ki özendiği Güneri Cıvaoğlu'nun o sırada otel odalarında unuttuğu don'una kadar faş edilmedik hüneri kalmamıştı, Çiller önünde eteklenen haliyse bambaşka.
Cüneyt Ortam, bu olaydan birkaç yıl sonra, ilişki yaşadığı benim eski bir hanım arkadaşıma anlatmış, HM'den biz de çekiniyorduk, diğer gazetecilere benzemiyor, patrona dahi kafa tutan biriydi vs diye.
Bunlar yaşanırken, Sabah her gün yeni bir olayla çalkalanıyordu.
Ufuk Güldemir'le HaberTürk'te ters düştüğümüzde Korcan Karar yazısını ikinci sayfaya manşet yapmıştı, sayfaya da Sarışın güzel yerleştirmişti.
Güldemir o sırada Kenan Erçetingöz'ün gazeteye getirdiği manken'den bozma yazar'la halvet olacağım diye "araştırmacı yazar" adı altında ön sayfaya bir anons koydu, naçizane köşe yazan bir fani olarak bende bunu eleştirdim.
Kıyamet oradan koptu, eksi solcu ya da devrimci taze ha(z)cı liberal gazeteciler, parayı bulduklarında ne yaptıkları ortada, köşeye sıkıştılar mı da hepsinden aynı terane: Bir zamanlar Cumhuriyet'te...
Mumcu'nun adını ananlar, verdiği mücadeleye saygı duymuş olsa idiler, hiç hikaye bu noktaya gelir miydi!?
F'ticani & Narko PKK & Enerji bazlı Barzan koalisyonu!
Korcan'ın "fantezi don"u Sabah'taki bir dönem'in hikayesidir.
Negatif anlamda değil, Avrupa'nın göbeğindeki bir haberin peşinden kalkıp, yeni valiz hazırlamadan Hakkari'deki bir başka haberin peşine koşan haberci'nin, gazeteci'nin hikayesi.
Patron'la arkadaşlık, kompleks üzerinden bakmasa, Korcan da Bengüç'ün kitaba anlattığı hikayeye doğru yerinden bakar, gülerdi.
Vedat kitabının reklamını yaptı ama hiçbir işe yaramadı.
Netice; o zor günlerde Erdal Şafak sürekli "AKP'ye çakma, yazma, görmezden gel" diyor.
"Alo Fatih" kolpası yapan medya için söylenecek çok şey var.
"Alo Erdal" vs.
Ne de olsa Erdoğan'ın geliş süreci.
"Anadolu İhtilali" başlığını atma süreç'i!
Erdoğan o günlerden birinde Sabah'ı ziyarete geldi, patronun odasına yazarları davet ettiler, ben hariç.
Kaldı ki, Erdoğan'dan AKP'nin kuruluş ilanı süreç'inde Sabah adına söyleşi istemişim, ilk söyleşiyi Hasan Cemal'e vermiş, Milliyet'te manşet olmuş, bu yüzden özel kalemi'ne Allah ne verdi ise saydırmışım.
Geri adım atmayınca köşeyi kapattılar.
Nail Keçili'nin eşi ile Taylan Morava'nın eşleri Dinç Bilgin'in eşine demişler ki, "Biz HM'yi okuyorduk ne diye köşeyi kapattınız" bunun üzerine aynı köşe Günaydın'da yeniden açıldı.
Daha hafif konular yaz dediler, fantezi don'u yazdık, TEKEL yazıları falan derken ortalık karıştı, köşe kapandı!:))
Sırtını hanım okurlara yaslamanın faydaları diyen çıkabilir, ne var ki adı geçen hanım okurların yüzünü bir defa dahi görmüş değilim, Dinç Bey'in kızı Esra hariç, o da en sıkı okurum, takipçim, destekçimdi.
Özetle o süreç de hızlı bitti, Günaydın sayfası da kapandı.
Bir mektup yazıp durumu Dinç Bilgin'e izah ettim, öncesinde Önay Bey'le konuştum, çözüm üretmekten uzaktı, Olay Tan mektubu gördü "kovulursun" dedi, ben de onur duyarım, hiçbir iyilik cezasız kalmaz sözü kayda geçsin diye pası açtım, karar onların dedim.
Çiller'in Merkez Bankası Müdürü Yaman Törüner yönetimdeydi, odasına çağırdı "Hayrullah Bey, Dinç Bey sizi çok seviyor ama şartları düzeltmesi mümkün değil" dedi, bende "Tabii ki bu cevabınızı anlayışla karşılarım, zaten başka cevap da beklemiyorum, geri adım atmayacağım son kararınızı duymak istiyorum" dedim, çıkış kapısını gösterdiler.
Real-politik!
Bu sırada, beni sevdiğini söyleyen Dinç Bilgin'le hayatımda bir defa görüşmüşlüğüm var, Devecioğlu'nun odasına beni çağırıp "Ahmet Necdet Sezer hakkında yazmaya devam et" demişti, bende bunun üzerine "ne yazacağım, yazacağım kadarını yazdım" demiştim, o da "Önemli değil sen hatırlatmaya devam et" demişti.
Sonrasında Yavuz Donat'la hapishane çıkışı Ankara'da yaptığı ziyaretten bahsedip "Askerler seni seviyor, köşeni beğeniyor" diye not düşmüştü.
"28 Şubat 1000 yıl sürecek" diyen Hüseyin Kıvrıkoğlu, Genelkurmay'ın baş'ında idi, yani benimle Kıvrıkoğlu arasında bir rabıta var mı, varsa ne güzel kullanırız havasında bir vücud diline sahipti.
Sonra baktılar ki, beğeni okur düzeyin kapı'yı gösterdiler.
Belki de, Erdoğan'ın geliş süreç'i ile baba oğul Bilgin'ler, bir anda asker'e olan inanç'larını kaybettiler.
Çiller, Çevik Bir, Erdoğan, Gül, Gülen aynı kare içinde olduğu halde, 28 Şubat'a rağmen Erdoğan geliyor havası vardı o günlerde gazete içinde!
Dinç Bilgin'i Kıvrıkoğlu'na götüren Yavuz Donat'la Sabah'ın Ankara Bürosu'nda günlerden bir gün laflarken, "Hayrullah, Mehmet Barlas ağır yıpranmış, üzerine çok gidilen bir gazeteci yazar, ona benzeyen başkaları da var ama nedense ona hiç yüklenmiyorlar, sebebini hiç düşündün mü?" diye sormuştu.
Bu konuşmaya sebep olan konu da, Barlas'la ilgili o sırada yazdığım "Patates Adamlar" başlıklı yazı.
Bu soruyu bana soran ünlü gazetecinin, Ankara'da, "Yüzde 10 Yavuz" diye tanındığını bilmem yeniden hatırlatmama gerek var mı!?
Hülasa, şimdi Çiçek'le fazla haşır neşir Yavuz Donat, Barlas'a karşılık kendisini yıpranmamış örnek olarak bana gösteriyordu.
Bende cevap olarak kendisine şu cevabı vermiştim:
"Haklısınız! Ne var ki her şeyin bir zamanı var, her kim ne hak etmişse layığını bulur, buna inanır bunu söylerim." 
Lafı bilerek uzattım.
Sabah gazetecilik meslek hayatımda benim ailem gibi idi, en tepeden en alt kata kadar orada çok değerli insanlar, mesai arkadaşları tanıdım.
1994'te ise İkitelli'deki binada sandalye üzerinde çok yattım, sabah'ladım, sonra matbaa'nın çalışanları ile aynı yerde duş aldım, tıraş oldum, kimse bilmedi orada gecelediğimi, her zaman işe aynı heyecanla başladım.
Mesaisi meşakkatli olsa da, sada'sı hoştur.
Sözün özü:
Bu satırları neden yazdım?!
Elcevap:
Ergun Babahan, t24'teki köşesinde soruyor:
"İslam’da yalan söylemek caiz mi Sayın Erdoğan!"
Soru bu!
Sadece soru işareti eksik, ünlem üzerinden ateist demokrat devrimci gazeteci olarak cevap'ı kendisi vermiş.
Devrimci olmak bu kadar basit mi?!
Geçtik.
Babahan'da yürek tavşan yüreği, soru'yu sormak için herkes'in Erdoğan'ın üstüne çullanmasını beklemiş.
Oysaki, Erdoğan "Başbakan" olmadan önce Sabah'ı ziyaret ettiğinde yüzüne karşı aynı soruyu sorabilirdi.
Akbil, mülkiye müfettişi raporları ne ararsan vardı hakkında, Erdal Bilallar dizi yapmıştı.
Aynı zamanda, telefonda Necati Doğru'nun yazıişlerini inleten Erdoğan'la yaptığı kavgalar vardı, vurdurmazsan namertsin diye devam eden, yazılar arşivde saklıydı.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum, Sabah'ta AKP, Erdoğan'ın geliş sürecinde yazdığım yazılar, gül'ün dikeni değil!
Buna rağmen "Alo Fatih" demişler, yazıları kesmeye çalışmışlar, buna rağmen yazmışım, neticede de kovulmuşum, yandan çarklı Fatih (Altaylı).
Bedel ödemeden makam sahibi olunursa, makam fani'ye bedel ödetir!
AKP iktidarında kolpa yapan gazteciler, Erdoğan'dan önce tek tek dökülüyor.
Kaldı ki, Sabah'taki yazılar gazeteci yazısı, analitik de değil, uyarı metni gibi draje.
Bundan dahi rahatsız olan bir Ergun Babahan'ın bugün soru sormaya hakkı var mı, varsa o soru için geç değil mi; hem de AKP iktidarında yalakalık yaparken hem köşesini hem de koltuğunu kaybetmiş biri olarak.
Misal, Sarıgül'e sorsa anlarım, neden?
Erdoğan geçmiş hikaye, final süreç'inde ihanet faturasını taksim ediyor, üleştiriyor.
Neyse, sonrasında Sabah'tan Habertürk'e, oradan da star'a geçtim.
2003'te, 29 Ekim resepsiyonundan çıktık, bir lokantada Can Ataklı ile yemekteyiz.
Sabah'ta köşe yazan Ömer Çelik arka masamda, yanında Yavuz Onursal var, karşısında Kenan Sönmez, Ergun Babahan yemek yiyorlar.
Yavuz abi geldi dedi ki, "Hayrullah yarın Sabah'ta seninle ilgili bir haber çıkacak, Uzan'a geçilen bir mektup, BDDK'da bir avukat tanıdık falanla ilgili", teşekkür ettim.
O sırada Kanal D'nin başında olan Fatih Altaylı, Habertürk'teki resmimi kullanıp yayın yaptı, kötü gazeteci diye, işin doğrusunu anlatan açıklama yaptım Sabah yayınlamadı, Altaylı "çiş değil kaka" diye yazdı, Dinç Bilgin telefona çıkmadı o sırada yatla turdaydı, Erdal Şafak telefondan kaçtı, Ergun ise sayfaya açıklama metni koydurtmadı, yeteneksizliğinin öç'ünü aldı.
Ne de olsa Hayrullah Mahmud onların dediği gibi batmamış, çıkmıştı, işini de iyi yapıyordu.
Literatürde tam karşılığı "Pasif agrasif" olan Can Ataklı, kendisini satıp Uzan'a ulaşmaya çalıştığıma inandırıldı, dostluğumuz yara aldı, yapılan hücumu görmezden geldi, sonra star'da köşe açıldı, kendi kendimi savunmak zorunda kaldım, o günden bugüne de yazıyorum.
Can Ataklı başta olmak üzere de kimsenin yerine gelmedim, kendi kulvarımda ilerliyorum.
Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır, buna her daim inanırım.
Ergun Babahan o gün Erdoğan Sabah'ı ziyaret ettiğinde patronun odasına diğer yazarlarla birlikte davet etmiş olsa hikaye nasıl olurdu kapalı kapılar ardında kumpas kuran, mankenin bacaklarını boynunan dolayıp millete etik dersi veren usta gazeteci Hıncal Uluç, ne dersin bu hususta!?
Biat sadece Allah'a edilir, kula kulluk edilmez, hikayenin final'i ortada.
Konjonktürel güç'e, anlık menfaate, şöhrete oynayanlar tek tek dökülüyor.
Medya'nın itibarı bir gün'de yok olmadı, güneş gören kardan adam gibi an be an eridi ise hikaye ortada.
İnandığı dava uğruna ölen, asılan fikir, eylem adamları, aydınlanmacılar, bazı gazeteciler bunun kolpasını yapsın diye acı çekip kelle vermemiş olsa gerekler.
"Şu Hayrullah Mahmud olmasa Neo Lale Devri ne güzel geçerdi" diye söyleyen zevat için söylüyorum, ulusal güvenlik olmadan demokrasi olmaz, demokrasinin olmadığı yerde basın hürriyet'inden bahsedilemez.
Medyadaki cıyaklama bir sonuç, orantısız zenginleşmenin, kalem'in iffetini satılığa çıkarmanın neticesi!
Kalem fahişesi de olsa kimse sahiplenmez, onları av'layan istihbarat servisleri dışında, işe yaramaz hale dönüşmüş iseler birilerine musallat edip ip çektirirler.
Bilinmeyen bir son değil!
Can Ataklı "Vicdan azabı gibi adamsın" derdi, medya'nın vicdanı olmazsa, kalmazsa ne olduğu ortada.
Kabataş vak'ası, "Silivri kumpası"ndan farksız, eğer mağdur'san, mağdur olduğunu sen ispatla!
Sözün özü:
Allah şaşırtmasın ne de olsa hepimiz nefis'li fanileriz.
Bir Yaradan var, tüm oyunlar onun eseri.
Hiçbir şey sebepsiz değil.
En büyük oyun bozan da, oyun kuran da Allah!
Aksi iddiası olan var ise "Sabah örneği" ortada.
Nereden nereye!
"İntikam soğuk yenen yemek" ise Dinç Bilgin'e soru:
28 Şubat linki yeniden ayağa kalktı ve siz 28 Şubat itirafçısı olarak medya medya dolaştırıldınız. Ne var ki, sizi itirafçı olarak kullanan Çiller, Gülen, Gül, Gökçek, Çiçek, Eymür maaile 28 Şubat parantezi içinde, misyon'larına uygun hareket ediyor. Size medya'da görev verilmedi ise sebebi nedir?!
Katharsis?!
Yaşadıklarından ders almak, yeni bir insan olarak doğmak.
Olmayan bu.
Ergun Babahan, Yılmaz Özdil, Erdal Şafak, Fatih Çekirge vb isimlerin hepsi Sabah, Yeni Asır kültüründen gelme.
Ben de öyle.
Fark nereden!?
Fark şurada:
En başından bu yana bu tarz gazetecileri sevmiyorum ama gazetecilik mesleğini seviyorum.
Görünen ve anlaşılan o ki, Bilgin ailesinde, eski okurum Esra Hanım'dan başka patronluğa namzet isim kalmamış.
Mehmet Baransu'nun gazeteciliğine övgü düzen'e yeni dönem medyasında yer verirler mi?!
Bilmem, bilemem, kapı'ları zorlayıp cevap arayanlar isterlerse Yavuz Donat üzerinden Kıvrıkoğlu'na sorup sorusuna cevap arayabilir.
Kaldı ki, Fatih Çekirge de bir model; AKP iktidarındaki 28 Şubat 1 koalisyonun simgesi, izli mermisi.
Dinç Bilgin'in yazı işlerinin başında yönetmen olarak Hıncal Uluç'la birlikte arkaladığı Ergun Babahan'ın yetiştirdiği İsmail Yuvacan Vatan'ın baş'ında, 'yetenek'i ortada; Ergun'un Sabah'ta 1994 krizi sonrası tüm sayfaları üstüne yıktığı Cumhuriyet'ten gelme arşivci hamal Necdet Doğan Hürriyet'te, haber hatırlatma dışında özel bir yeteneği yok!
Dinç Bilgin medya'ya dönmekten bahsediyor ama kendisine kote edilen gazeteciler ortada ve iş'lemeye devam ediyorlar
İsmet Paşa'nın deyişi ile şimdiye kadar yaptıkları ne ise bundan sonra yapacakları da odur misali emsal ise söz'ün bittiği yer, işte bu yer.
Ezcümle:
"Alo Erdal", "Alo Ergun" hattı Çiller zaman'ında ve/veya Erdoğan Başbakanlık'a yürürken Sabah'ta kurulmadı mı?!
Erdoğan iktidara gelirken Ergun Babahan gibi soru sormayanların, Erdal Şafak gibi sansür'cülük yapanların, yeni dönem medya'sında yer almaya hakları var mı, var ise neden yer alamıyorlar?!
Sarıgül ve arka fon resmi ortada.
İlker Sarıer ayrı konu, Dinç Bilgin'in kalem'i Ergun Babahan soru sormak için 10 yıl kadar geç kalmadı mı?!
Yeni süreç'i eski süreç'in adamları istese de inşa edemez.
Aksi yönde iddiası olan varsa, işte hendek işte deve.
Vs vs vs...
Nokta.
...
Okur'a cevap verdim:
YCF Editör:
Sayın Atan, yorumunuzu biraz daha yumuşak bir uslupla yazarsanız, yanlış anlamalar önlenir ve gereksiz kırgınlıklara meydan vermez.
Sonuçta aynı saftayız.YANLIŞ ANLAMALAR KONUSUNDA BİRAZ DAHA HOŞGÖRÜLÜ OLMAMIZ GEREKMEZ Mİ?
...
Sayın Editör;
“pkk lı kadın vekiller iyi giyiniyor mesela ” dan şimdide ” pkk lı vekiller iyi muhalefet yapıyor ” bla bla sı acaba bu site de ne gibi bir işe yarar?ne amaçlanıyor ?
narko-terörcülerle ulusalcılar arasında(!)dirsek teması gayretimi ?
bu neyin tezgahı şimdi?
cidden mide bulandırıcı !
pkk her yerde demek isteniyor belkide ama , anlaşılan o ki özerk bile olsalar gidip hakkaride , erbilde diyarbakırda , yaşamayacakları burda kalıp kanser hücresi gibi vucudu (!) yok etmeye çalışacakları ortada !
Üslup bu!
Benim ne yazdığım ortada, cevap da!
Üslup hoş değil.
Bu üslup’u hoşgörüp cevap’a takılmak doğru değil!
Kaldı ki, o cevap en yumuşatılmış hali.
kızıl-elma rumuz bir iddia içinde ise devamını getirmeli, bir şeylerin cevabını aramak ise niyet, üslup sakat, soru eksik.
Hülasa:
Yayınlayıp yayınlamamak da sizin takdiriniz.
Ezcümle:
Altan Tan’ın seslendirdiği doğru’yu bana cevap yazan adres’in seslendirmesi gerekmez mi?!
Üslub-u beyan ayniyle insan.
(Yazı bana aittir, sayın Atan'ın iletmek, paylaşmak, yerleştirmek dışında hiçbir katkısı yoktur.)
Not: Yan toplara anlamadan, dinlemeden girmemek elzem'dir.
Selamlar.
HM
...
Zalim:
Rica ederiz, hakaret, kürtcülük ve dincilik yapilmayan tüm yorumlarda yayinlaniyor. Ayrica sadece senin degil benimde hepimizinde bazi yorumlari sansüre girebiliyor.
...
Sayın Okur,
Bir başka okur'a cevap vermiş olsanız da bu ifadeler önemli.
Erdoğan da olsa 'sansür'baş'lığını sizin kadar güzel izah edemezdi.
Demek ki, adı "Devrim" de olsa, "sansür" hep varolacak, sizi dahi sansürlemişler!
"Alo Fatih" vaziyetleri!:))
İstifa, siyan etmeyi düşünmediniz mi sansür'e, taciz'e maruz kaldığınızda?!:))
Oysaki, sansür'süz her şeyin tartışıldığı bir ülke özlemi içindeydik hepimiz, AKP gidecek sansür bitecek.
Ne var ki, heyhat Zalim'i bile sansürlemişler, ironi yapıp "Hepimiz Zalim'iz" diye Taksim'e yürüsek anlayan çıkar mı?!
Buraya kadar olan standart cevap'tı, şimdi işin gırgırı:
Zalim'i bu kadar çaresiz, itirafçı bir halde yakalamışken, nokta'lamadan geçmek olmaz:
Bay Zalim, neden; AKP'ye Basın Enformasyon Genel Müdür olmayı düşünmüyorsun'uz?!
Bakış açınızı çok bilimsel bulduk, lütfen Almanlar'la da paylaşın ki, bizim kadar AB demokrasisi de feyz alsın.
İmza: Başbakanlık:))
Kör'le yatan şaşı kalkar, diye buna denir sayın okur:))
Atasözleri bunun için var.
Selamlar.
HM
...
Yazı şu:
Ergenekon cinayetleri?!
Soru şu:
Kim, neyin mesajı'nı vermek istiyor!?
Misal:
Çiçek'e dönmezseniz, Silivri'den çok cenaze çıkar!
Mümkün!
Ne var ki; 30 Mart'a kadar çok zaman var.
Silivri'den önce CHP'nin tabanındaki parçalanmayı durdurmak için Sarıgül'e rüzgar yaptırmak amacıyla büyük cenazeler, suikastler öngörülüyor.
Sarıgül'ün en önde yürüyeceği, duygusal iklim üzerinden CHP'deki özde laik tasfiyeyi körelteceği, kendi adına oy'a dönüştüreceği.
Ertuğrul Özkök, yarını bekleyemeden muhakkak önceden yazar nasılsa hikayeyi.
Vesselam.
...
Mahir Kaynak!?
Kendi ifadesi ile tahmin isabet yüzdesi, 100 üzerinden 30!
Yani, görmediği için değil söyleyemediğinden.
O yüzden Kaynak, gazeteci sütununda köşe yazıyor, biz ise sakıncalı!?
Kaynak, bugünkü menkıbesinde özetle diyor ki, AB'yi unutun, bölgesel güç'e devam, tık tık!
Yazının öztürkçesi, 28 Şubat ayağa kalktı, köşeye sıkıştık, S.O.S.?!.
Medya üzerinden dikkatli okuma yapan herkes ne'yin ayağa kalktığının, hangi süreç'in konuştuğunun çok net farkında.
Misal, bölgesel güç olmaktan bahsedip, faş edilen konuşma kayıtlarına bakıldığında Erdoğan'ın ihale, inşaat işleri dışında bir iş'le ilgilenmediği çok açık.
Belediyelerden, ihalelerden sorumlu Başbakan.
Hal böyleyken...
Esad başta olmak üzere, İran'ın, İsrail'in, hatta Barzani'nin ve hatta PKK'nın AKP'nin konuşma kayıtlarına sahip olduğu bir ortamda, hangi bölgesel güç merkezi?!
Mavra güzel de, varsa yetenek yeni mahalle'de görmek isteriz.
Almanlar asker istiyor, Merkel çocuk pornocusu bakan'larla cebelleşiyor.
Madem istihbari darbe ortamının içinden geçiyoruz, MİT de hikayeyi doğru yönetiyor, o zaman bölgesel güç olan irade adına temizleyin gülen dinlemecileri.
Misal, mafya Edgar Hoover'ın eşcinsel olduğu bilgisine ulaşmıştı, yıllarca FBI'yı parmağında oynattı, giz'e sahip olmak böyle bir şey, yeni mahalle bölgesinden yazan sayın okur.
Geçmişte Hoover örneğini verdiğimde Emre Taner anlamamış, ben evli ve çocukluyum o tarife uygun değilim demiş, mesaj'ı yanlış okumuştu.
Şimdi de korgeneral Kaynak'tan aynı açıklama gelmesin diye söylüyorum, MİT'te sızıntı var, paketlemek elzem.
Haziran'a kadar Kraliçe rüzgarı, ister kar'dan adam yapıp topu oynayın isterseniz rüzgar'a karşı tükürün, çiş yapın, hava'nın muhalefet seviyesi'ni ölçün!:))
Saddam'laştırılan ve/veya Hitler'leşen RTE baharı.
...
Sexus Politicus?!
Çocuk Pornosu, Alman Bakan'ının kellesini aldı, peki ya Türkiye'de listede kimler var?!
...
Bu'günlük'le buraya kadar.
Nokta.

15 Şubat 2014, Cumartesi
Özgür'TÜRK
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages