Next?!
(ya da "Derin Su"da "Kumarcılara Ölüm" ve/veya Kanatsız Uçmak?!)
“Zorluklar ne kadar büyük olursa, onların altından kalkmakla erişilecek ihtişam da o derece parlak olur. Usta kaptanlar, maharetlerini ve saygınlıklarını atlatmış oldukları fırtınalarda elde etmişlerdir.”
Epiktetus
...
DURUM
İsrail / İran makas'ı kapsamında "Gordion Düğümü"?!
Yani?!
Acem / Barzan Harikalar Diyarı'ndan "En büyük hangisi?" yarışı!
Yani?!
Next?!
Hasılı:
Büyük Prusya Procesi?!
Büyük Britanya Procesi?!
Büyük Osmanlı Procesi?!
Büyük Ermeni Procesi?!
Büyük Kürt Procesi?!
Büyük İsrail Procesi?!
Büyük Putin Procesi?!
Büyük Acem Procesi?!
Büyük Avrupa (AB) Procesi?!
Yani?!
Matruşka, "En büyük"ler procesi.
"Neo Osmanlı" diyorlar, çekiyorsun altından "Büyük barzan" çıkıyor, onu çekiyorsun altından "büyük acem" çıkıyor, onu çekiyorsun altından "büyük britanya" çıkıyor, onu çekiyorsun altından "büyük israil" çıkıyor, onu çekiyorsun altından "büyük prusya" çıkıyor vs.
Kısırdöngü.
Yani?!
AKP'nin mecburiyetleri üzerinden Neo Roma'da, "herkes hayal dünyası"nda.
Ak 'dev aynası'nda kıyamet zamanlar.
Yani?!
Neo 11 Eylül süreç'i.
Kontrolsüz "güç", güç değildir.
En zayıf olduğun an en güçlü olduğun an'a tekabül eder.
Örnek, "süper güç" ABD'nin 11 Eylül'de yaşadığı korku ve/veya "güvenlik" açığı üzerinden hayalkırık'lığı!
Yani?!
Kusursuz Fırtına.
Yani?!
Bumerang zamanlar.
Enerji bazlı güvenlik arayışları kapsamında, kaos'tan çıkacak "yeni düzen" nasıl bir düzen olacak?!
Alt / üst zamanlar.
Ezcümle:
Geldikleri gibi gidecekler.
Ultra Türk Atatürk.
LARP.
Nokta.
...
JEOPOLİTİK METEO
TC Atilla Kamer:
24 TEMMUZ 2012’DE ABD ÖZEL KUVVETLERİ İLE TÜRK ÖZEL KUVVETLERİ ARASINDA ‘’SÜRESİZ İŞBİRLİĞİNİ ÖNGÖREN BİR MUTABAKAT MUHTIRASI’’ İMZALANMIŞTI.GENELKURMAY BAŞKANLIĞI VE ABD AVRUPA ÖZEL HAREKÂT KOMUTANLIĞI ARASINDA BİRLEŞİK ÖZEL HAREKÂT KUVVETLERİ TATBİKATLARININ İCRASINA İLİŞKİN MUTABAKAT MUHTIRASI !!!
MEHMETÇİK ZATEN SURİYE’YE GİRECEK!!! 24 TEMMUZ 2012’DE VARILAN MUTABAKAT GEREĞİNCE, ‘’ILIMLI MUHALİFLER’’ ADI ALTINDA BU ÜLKENİN ÖZEL KUVVETLERİ VE ABD ÖZEL KUVVETLERİ SURİYE’DE BERABER SAVAŞACAKLAR.!!!! TÜRKİYE, IŞİD’LE MÜCADELEDE 2 BİNİN ÜZERİNDE SURİYELİ MUHALİFE KENDİ TOPRAKLARINDA ASKERİ EĞİTİM VERECEK. YETKİLİLER, ASKERİ EĞİTİMİN ABD’Lİ VE TÜRK ÖZEL KUVVETLERİNCE VERİLECEĞİNİ AÇIKLADI.
İRAN’IN BAŞKENTİ TAHRAN'DAN, ZAHİDAN'A GİDEN İRAN EMNİYET GÜÇLERİ’NE AİT TURBO COMMANDER TİPİ UÇAK DÜŞTÜ. UÇAĞIN DÜŞMESİ SONUCU 7 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ.!!
AKP KURUCULARINDAN FIRAT: HÜKÜMET, AŞIRI DİNCİ GRUPLARI SİLAHLANDIRDI; AKP'Lİ KÜRTLER DE KOBANÊ İÇİN AYAKLANDI.!!!
...
VAZİYET
ABD: Türkiye İncirlik'in kullanımına izin verdi
ABD medyasında Türkiye'nin, aralarında İncirlik'teki NATO Üssü'nün de bulunduğu üsslerin, Irak ve Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı oluşturulan ABD liderliğindeki koalisyonun kullanmasını kabul ettiği ileri sürüldü.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hulisi Akar: Her türlü harbe hazır olmalıyız
Erdoğan ve Davutoğlu'nun arka planları sert'leşiyor?!
Sadıka Gül Sabancı'nın yıllar önce sattığı villası kaçak yapı çıktı. Sabancı ile evin kendisinden sonraki iki sahibine 6 aya kadar hapis istemiyle dava açıldı
Arap medyasına konuşan Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, IŞİD saldırısı sırasında Kuzey Irak'a yardım konusunda Türkiye'nin temkinli davrandığını hissettiğini belirtti.
Barzani, "Türkiye'den daha güçlü bir tavır bekliyorduk. Türkiye net ve kesin bir karar alma konusunda temkinliydi" dedi.
Kürt lider Mesud Barzani bunun gerekçelerini de, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve IŞİD'in elindeki 46 rehineye bağladı.
Türkiye'nin yardımda bulunduğunu da söyleyen Barzani, "Ama dediğim gibi Türkiye'nin tavrının daha güçlü olmasını bekliyorduk" ifadesini kullandı.
İran'dan Türkiye'ye sert mesaj
"IŞİD Alevi evlerini işaretledi!"
İslam âleminde özellikle Ehl-i Beyt dünyasında Zilhiccenin 18’i Gadir-i Hum Bayramı olarak kutlanır. 220 Ehl-i Sünnet kaynağında yer alan Gadir hadisinde yer alan Hz. Ali’nin ‘halife ilanı’ inkârı mümkün olmayan bir hakikattir
Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in ablası Afife Ünlü vefat etti.
Didik didik arandı
Barbadoslu şarkıcı Rihanna, Miami Havaalanı’nda güvenlik kontrolüne takıldı...
Rihanna, kontrol noktasındaki x-ray cihazından tam 5 kez geçti...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize'de de açıkladığı MGK hamlesinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Gülen cemaatinin terör örgütü ilan edilmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Gümüşhane gezisinde görevli polisleri taşıyan otobüs, Sivas'ın İmranlı ilçesi Kızıldağ mevkiinde devrildi. Kazada ilk belirlemelere göre 3 polis şehit oldu 30'un üzerinde polis de yaralandı
Vesayet tarih oldu
HSYK eliyle yargı üzerinde vesayet oluşturan paralel yapının etkinliği kırıldı. Paralel yapının yargı üzerindeki oyunlarını gören hakim ve savcılar, tercihlerini 'bağımsız yargı'dan yana kullandı. Seçim sonuçlarına göre, Yargıda Birlik Platformu listesinden 7 adli, 1 idari hakim ve savcı HSYK üyesi seçildi. Hezimet yaşayan paralel yapı ise idari yargıdan ancak 2 ismi HSYK'ya gönderebildi.
Skorsky düştü: 4 şehit
Eğitim için Kocaeli'den Konya'ya giden Skorsky tipi askeri helikopter Kartepe'de düştü. Gece yarısı enkazına ulaşılan helikopterdeki 2 subay ve 2 astsubay şehit oldu. Kazanın nedeni incelemeden sonra belli olacak.
Gaziantep'te bomba ve mühimmat yüklü araç alarmı
Peşmergeleri İngiltere eğitiyor
Mehdi Eker: Lastikleri Almanlar yaktırdı
Kobani protestoları sırasında Hüda Par ve HDP yanlılarının karşı karşıya gelmesinin ardından Hizbullah, PKK'yı suçladı; "Bu savaş ilanıdır, seyirci kalmayacağız... Müslüman kardeşlerimize yapılacak saldırılara en azından misli ile karşılık verileceği bilinmelidir" diye açıklama yaptı.
NASA yayınladı, dünya şaşkına döndü!
Cadılar Bayramı öncesi NASA'nın yayınladığı bir fotoğraf görenleri şaşkına çevirdi.
Zekeriya Öz, HSYK seçimleri sonrası suskunluğunu bozdu
"Hırsız olarak anılmaktansa sürülmek şereftir"
"Çalanlar, bahşiş alanlar, makara yapanlar, iftira atanlar ve milletini yalanlarla kandıran münafıklar: Mutlaka kaybedeceklerdir"
En oyu alan isim şaşırttı
HSYK seçimlerinde en çok oyu olan isim Ergenekon davası şüphelilerinden Metin Yandırmaz olması dikkat çekti.
Acun Ilıcalı'ya ilginç eleştiri: 4 kız babası buna nasıl izin verdi?
Kadın cinayetleri durdurulamıyor; 2014'ün ilk 9 ayında 207 kadın hayatını kaybetti
Güvenlik'e güvenlik yasaları?!
"Hepiniz oradaydınız ulan"!
Naylon Tezkere
Bahçeli, Milli Amerikan arabasının direksiyonunda!?
Beyoğlu'nda 90 yıldır Suriye Pasajı’ndaki küçük dükkandan yayın yapan Rum gazetesi Apoyevmatini, maddi imkansızlıklar yüzünden kapısına kilit vurdu.
...
OKUR KATKISI
Umut Sarıer:
Kitabın Adı: Kanatsız Uçmak
Yazarı: Emekli Orgeneral Edip Başer
Remzi Kitabevi
Birinci Basım: Eylül 2014
336 Sayfa
20 TL
(...)
Arka Kapak:
Emekli Orgeneral Edip Başer’in Anıları…
• Lastik ayakkabılı çocukluktan, general üniformasına…
• Menderes’in İç İşleri Bakanı’nın Harp Okulu’nda intiharına tanıklık…
• Yaşar Büyükanıt’la, okul sıralarında başlayan dostluk…
• Türk-ABD-Irak Terörle Mücadele Koordinasyon Birimi’nde Türkiye temsilciliği…
• 2’inci Ordu Komutanlığından emekliliğe giden yol…
(...)
Sayfa 9:
Atatürk'ün kaybından sonraki yıllarda bu alandaki çabalarda görülmeye başlanan ihmaller ve siyasi endişelerin eğitim sistemini etkilemeye başlaması gibi gelişmeler, bizi bugün içinde bulunduğumuz noktaya getirdi. Bu süreçte yaşananlar, cehaletin etkin olduğu bir toplumda demokrasiyi ve evrensel değerleri yaşatmanın, din dediğimiz inanç sistemlerini siyasetin dışında, bireylerin kutsalı olarak korumanın kolay olamayacağını hepimize öğretmiş olmalıdır.
Siyasetin sadece kutsal inanç alanına değil, bunun yanında orduya, yargıya, eğitim sistemine ve devlet bürokrasisine de sokulmaması gerektiği, yakın tarihimizde yaşanan olayların bize öğretmiş olması gereken bir derstir.
(...)
Sayfa 40:
Sami Bey'in İsmet Paşa'nın özel kaleminde görevli olduğu söyleniyordu. Dediğini aynen yaptım. Özenle hazırladığım, anne ve babasız olduğumu önemle belirttiğim dilekçemi alıp Darüşşafaka Lisesi'ni aramaya koyuldum.
(...)
Sayfa 47:
"19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramları Kuleli için çok özel anlam taşıyordu. Bu bayramlarda Fenerbahçe ve İnönü stadyumlarında yapılan gösterilerde en iyi olma konusunda Deniz Lisesi'yle yarış halindeydik."
(...)
Sayfa 48:
"Eşşeeek, eşşek, eşşek oğlum."
Hiç üstüme alınmadım. Herhalde sahada birileri yanlış bir hareket yapıyor, diye düşündüm. Komutan devam etti.
"Sana söylüyorum mikrofondaki eşşek." O sırada mikrofonda benden başkasının olmadığını bildiğimden hemen durup arkaya döndüm.
"Ben sana iki defa 'Ulu Atam' yazdırmıştım! Hadi bakalım baştan başla."
Ve ben bu sefer istediği gibi okuyup aferini kopardım. Fakat bu olanlar nedeniyle tribündeki Avusturya Liselilerden ve özellikle de...
(...)
Sayfa 58:
"Baharın güzellikleri içinde 27 Mayıs sabahına geldik."
(...)
Sayfa 59:
Cumhurbaşkanı Celal Bayar okul komutanının odasında, Başbakan Adnan Menderes ise bu odanın karşısında şeref salonu olarak düzenlenmiş odada misafir ediliyorlardı.
(...)
Sayfa 60:
Nöbet yerim, İçişleri Bakanı Namık Gedik ve Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes'in birlikte kaldıkları odanın kapısıydı. Ben dışarıda, sınıf arkadaşım Sadri Kral odanın iç tarafında duruyorduk.
(...)
Sayfa 60:
Daha, "Bakan kendini attı" demeye kalmadan, aşağıdaki nöbetçilerden biri silahını ateşledi.
(...)
Sayfa 61:
Pencereye yakın yatakta oturmakta olan Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, "Evladım vurulacaksın, uzak dur pencereden" diye uyarma gereği duydu.
(...)
Sayfa 63:
Diyeceğim odur ki yüzme bilmeyen hiç kimse kendisini güvenceye almadan "derin su" denemesine girişmesin.
(...)
Sayfa 65:
Bir gün okul komutanı Talat Aydemir dersimize geldi.
(...)
Sayfa 67:
Fakat birçok konuda olduğu gibi bunda da vatandaşlar gerektiği şekilde aydınlatılmamış ve Zafer Bayramı adeta askerin bayramı gibi söylenip algılanagelmişti. 29 Ekim'in de valinin bayramı ya da sivil makamların bayramı olduğu şeklinde bir anlayış hakimdi toplumda.
(...)
Sayfa 70:
Tarih, 1962'nin 22 Şubat'ını gösteriyordu.
(...)
Sayfa 70:
Neden sonra kulaktan kulağa yayılan bir haberle bunun, okul komutanımız Albay Talat Aydemir komutasında bir darbe hareketinin parçası olduğunu öğrendik.
(...)
Sayfa 71:
Kendi subaylarımız ortadan kaybolmuş, onların yerini tanımadığımız yüzler almıştı.
(...)
Sayfa 71:
Bugünlerdeki bir konuşmasında İnönü, "Harbiyeli aldatıldı" ifadesini kullanmıştı.
(...)
Sayfa 72:
İçinden geleni söyleyen ve yapan Ünal, başbakanın "Harbiyeli aldatıldı" sözüne çok alınmış. Bir çelenk yaptırıp üzerinde "HARBİYELİ ALDANMAZ" yazısıyla Taksim'de Atatürk anıtına bırakmış, küçük töreni saygı duruşuyla tamamlamış. Bunu öğrendiğimde ben de diğer birçok arkadaş gibi, "Bize neden haber vermedi ki", diye geçirmiştim içimden.
(...)
Sayfa 78:
21 Mayıs günüydü. Arkadaşlar radyodan Ankara'da yine Harbiyelilerin içinde bulunduğu bir darbe girişimi olduğunu duymuşlardı. Bunu duyduğumuz zaman çoğumuzun "eyvah" dediğini anımsıyorum. Sonuç beklendiği gibi başarısız olmuş, Kara Harp Okulu iki dönem mezun vereceği subay adaylarını kaybetmiş, darbenin lideri Albay Talat Aydemir ve arkadaşları bu hareketin bedelini çok ağır şekilde ödemişlerdi. Harp okulunda çok sevdiğimiz, vatanseverliğinden kuşku duymadığımız, komutanımız Talat Aydemir albayımızın 22 Şubat denemesinden sadece bir yıl sonra böyle bir işe tekrar girişmesinin sadece kendisinin ve birkaç arkadaşının kişisel hırslarıyla izah edenler karşısında susmak zorunda kalıyorduk.
(...)
Sayfa 111:
Yine 1959 devresi Harbiye mezunu Hilmi Özkök de Erzurum'da görevliydi ve sınavlara üçüncü kez girmeye hazırlanıyordu.
(...)
Sayfa 127:
Bu arada beni bugün fazlasıyla üzen The Sun gazetesinin manşetinden söz ettim. Bunun üzerine Jenny, "O gazeteyi İngilizlerin ne amaçla kullandığını biliyor musun?" diye sordu ve kendisi cevabını da verdi: "Tuvalet kağıdı yerine."
(...)
Sayfa 131:
Ancak Yaşar Büyükanıt, hanımların kağıt oynamasını onaylamaz, yapabileceği başka bir şeyi de olmadığından, çocukları örgütleyip, ellerine verdiği "kumarcılara ölüm" pankartıyla protesto gösterisi yaptırırdı.
(...)
Sayfa 138:
Rahmetli Güven Erkaya (sonra oramiral ve Deniz Kuvvetleri komutanı) Kıbrıs Barış Harekatı'nda Kocatepe muhribinin komutanıydı.
(...)
Sayfa 139:
Geminin batışı olayını, gözleri dolarak, uzun uzun anlattığı geceleri anımsıyorum.
(...)
Sayfa 151:
1980 yılının Haziran ayına geldiğimizde bizi yeni bir sürpriz daha bekliyordu. Temmuz başında bir yıllık süreyle ABD Kara Kuvvetleri Harp Koleji'nin eğitimine katılacaktım.
(...)
Sayfa 152:
Doğruca Carlisle'daki evimize gittik. Evet, evimize diyorum. O yıllarda Vaşington'da kara ataşesi görevinde bulunan Kurmay Yarbay Hurşit Tolon, bizden önce Carlisle'a gelmiş ve bulunabilecek en uygun evi bizim adımıza kiralamıştı.
(...)
Sayfa 158:
Amerikalı subay Albay Chuck Westfeeling yanıma geldi ve Türkçe olarak "Sevinmen gerekiyor, Türkiye'de bu gece askerin müdahalesi oldu. Kan akmasını durdurmak için birilerinin bunu yapması gerekiyordu sanıyorum" dedi.
(...)
Sayfa 169:
Sonraki günlerde Hurşit Tolon'un önerdiği bir fizik tedavi uzmanında her gün bir saat kadar süren tedavi görerek ancak 20 gün sonra normal yaşama dönebildim.
(...)
Sayfa 175:
Üstelik, köşk çevresindeki duvarlar ve demir parmaklıklar 13-15 yaşında bir çocuğun dahi üzerinden kolayca aşabileceği yükseklikteydi.
Nitekim bir gün, cumhurbaşkanının o zamanki konutunun da içinde bulunduğu pembe köşkün hemen yanındaki gül bahçesinde 16 yaşında bir kız çocuğunu yakaladı oradaki nöbetçiler.
(...)
Sayfa 201:
Milletin bunca parası, birkaç parça su borusu için, ahlaksız bir soyguncuya ödenmiş. İhtiyar köylü köyün imamını işaret ederek, "O pezevenk aha bu deyyusun da akrabası oluyor," dedi. İmam burada söze karışıp, "Evet, doğrudur vallahi, ben de Iğdırlıyım, benim hısmım olur o şerefsiz," diye doğruladı.
(...)
Sayfa 209:
Önemli bir dokümanı onaylarına sunmak üzere Genelkurmay Başkanı Torumtay Paşa'nın kapısı önünde beklerken, odadan çıkan ikinci başkan Mehmet Önder Paşa, "Edip," dedi, "boşuna bekleme, komutan istifasını imzalıyor."
(...)
Sayfa 209:
Son zamanlarda Amerikalıların kuzeyden cephe açmamız konusundaki isteğine karşı çıktığı, bu konuda Cumhurbaşkanı Özal'la ters düştüğü bilibiyordu. Fakat ben, Özal'ın, Genelkurmay başkanının istifasını göze alacak kadar bu konuda ısrarcı olacağını tahmin etmiyordum.
(...)
Sayfa 209:
Bir sonraki Genelkurmay Başkanımız Doğan Güreş Paşa hemen ertesi gün göreve başladı. Biz de elimizde kalan önemli evrakın imza blokunu değiştirip ara kademelerden yeniden parafelerini aldıktan sonra kendisine arz edebildik.
(...)
Sayfa 215:
Saddam ise yenilginin hıncını almak istercesine kuzeyde Kürtlere saldırmış, onlar da yığınlar halinde İran ve Türkiye topraklarına sığınmışlardı.
(...)
Sayfa 215:
Bu tür durumları kendi çıkarları ve özellikle de gelecek hesapları için çok iyi kullanmayı beceren İngiltere, Fransa ve ABD başta olmak üzere Batılı ülkeler göstermelik nitelikteki asker ve sivil yardım unsurlarını vakit geçirmeden bölgeye göndermişlerdi.
(...)
Sayfa 227:
Doğan Güreş Paşa çok kalender yapılı, bu özelliği söz ve davranışlarında kolayca görülebilen bir komutanımızdı.
(...)
Sayfa 227:
Bu hanımefendi (Başbakan Çiller'den söz ettiğini anlamak zor değildi) benden danışman olarak bir orgeneral istedi. "Orgeneral veremem" dedim. "Korgeneral olsun," dedi. "Onların da sayısı az ve hepsinin kilit görev yerleri var, onu da veremem. Fakat ben size bu görevi en iyi yapacak bir tümgeneralimi vereceğim" dedim.
(...)
Sayfa 234:
Terörle mücadele için Silahlı Kuvvetler'in diğer projelerine tahsis edilmiş bütçeden 19 trilyon (bugün 19 milyon) lira harcadım. Sayın hanımefendiye söyle, bu paranın derhal bütçemizde yerine konması gerekir. Aksi halde çok önemli modernizasyon projelerinde büyük gecikmelere neden oluruz. Hemen, şimdi yap bu işi!
(...)
Sayfa 236:
Benim notlarıma göre bu ziyaretten söz edilecek önemli başka bir şey yoktu. Başbakan Çiller ile Bush arasındaki görüşmenin içeriği hakkında bize bilgi verilmedi.
(...)
Sayfa 245:
Bir vesileyle gittiğim Selimiye'de komutana bu izlenimlerimi ve önerimi arz ettim. "Edip Paşa, bunlar bizim geleneğimiz haline gelmiş. Bazı şehit aileleri ve yakınları bu konuda hassastır. Hocaların kılık kıyafetine dikkat edilsin, şehit tabutunu kabir yanında daha düzgün koyacak tedbiri alınsın düşüncen tamam. Fakat diğerlerini değiştirmeye uğraşmak gereksiz" diye yanıtladı.
(...)
Sayfa 249:
Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı törenlerde sağlık işleri müdürünce temsil ederdi. Ancak bu son tören için tugay subay gazinosunun dış kapısına geldiğimde beni karşılayan kurmay başkanım, belediye başkanının geldiğini bildirdi.
(...)
Sayfa 259:
Bazı yayın organlarında zaman zaman yapılan bir yanlışlığı sırası gelmişken burada düzeltmek isterim. Orgeneraller dahil, general ve amiral atamaları Askeri Şura tarafından yapılmaz. Bu atamalar yasalarda her bir rütbe ve makam için belirlenmiş usullere göre yapılır.
(...)
Sayfa 263:
İsrail'le aramızdaki askeri ilişkiler neredeyse bütünüyle İHA satma çabası ve tank modernizasyonu projesindeki işbirliğimizle sınırlıydı.
(...)
Sayfa 278:
O gün sabahtan tüm üyeler Askeri Şura salonuna gelerek masalar üzerinde hazırlanmış imza sayfalarında kendilerine ait bölümleri imzalar. Ayrılmadan önce kendilerine, emekliye ayrılan ve bir üst rütbeye terfi eden generallerin, general rütbesine yükseltilen albayların listeleri ile yeni atama yerlerini gösteren listelerin yer aldığı birer zarf, Genelkurmay personel başkanı tarafından teslim edilir.
(...)
Sayfa 279:
Şuranın imza günü personel başkanı Korgeneral Hasan Iğsız bana ait zarfı verirken, "Çok üzgünüm komutanım," dediğinde, kuvvet komutanlığına atanma konusunda tercihin ikinci sıradaki arkadaşımızdan yana kullanıldığını anladım.
(...)
Sayfa 282:
Korunması gereken personel olduğumuz değerlendirilmiş ve Fenerbahçe'deki konutlardan bir daire tahsis edilmişti. Bu binalar beşer katlı, her birinde 140 metrekare genişliğinde on daire bulunmaktaydı. Sadece bir bina standart dışı olarak üç katlı ve daireleri çok daha geniş olarak inşa edilmişti. Hilmi Özkök Paşa bu binada boş olan bir daireye geçmemi istedi.
(...)
Sayfa 287:
Daha sonraki yıllarda Terörle Mücadele Özel Temsilciliği görevim sırasında bir toplantımızı Almanya-Stuttgard'daki ABD üssünde yapmıştık.
(...)
Sayfa 291:
Bunun üzerine düşüncemi Bedrettin Bey'e aktardım. Bu dersleri biz planlamalı, kontrol ve koordine etmeliydik. Atatürk ilkeleri ve inkılaplar konusundaki hassasiyetinden daha önce söz ettiğim "Başkan" (mütevelli heyeti başkanı olduğundan üniversite içinde kendisine böyle hitap ediliyordu) önerimi hemen ve büyük memnunlukla kabul etti.
(...)
Sayfa 302:
Bu süreçte, "Terörle Mücadele Koordinasyon Kuruluna başkanlık etmekte olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bana birkaç defa "Barzani'yle görüşmenin yararlı olacağı yönünde" telkinlerde bulunmuşlardı.
(...)
Sayfa 306:
ABD yönetiminin PKK'yla ilgili başka hesapları ve planları vardı. Kürdistan projelerinin gerçekleşmesinde bu kanlı örgüte de rol tasarlanmıştı. Türkiye'nin ve Türk toplumunun güvenliğine sürekli bir tehdit olması onları pek fazla ilgilendirmiyordu. Nasıl olsa Barzani'nin de, PKK'nın da ipleri ellerindeydi.
(...)
Sayfa 306:
Başbakanın büyük olasılıkla Dışişleri Bakanı'nı cumhurbaşkanı seçtirmek niyetinde olduğuna dair haberler dolaşıyordu.
(...)
Sayfa 307:
27 Nisan bildirisinden birkaç gün sonra, Alman Die-Welt gazetesinin Türkiye muhabiri benimle bir mülakat yapmak istediğini bildirdi.
(...)
Sayfa 307:
Daha sonra muhabir, 27 Nisan bildirisinden söz ederek şöyle bir soru yöneltti: "TSK Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını neden istemiyor?"
(...)
Sayfa 313:
Evet, terörle mücadele zor bir savaş türüdür. Onunla mücadelede devletin bütün kurumlarını seferber edeceksiniz. Mücadelenizi, caydırıcı nitelikte yasal düzenlemelerle destekleyeceksiniz. Özellikle İstihbarat ve psikolojik harekat alanlarında hiçbir fedakarlıktan kaçınmayacaksınız. Psikolojik harekat kapsamında halkınıza doğru bilgileri zamanında verecek, terörün kara propagandasından onları koruyabilecek tek şeyin, doğru bilgilerle donatılmak olduğunu bileceksiniz.
(...)
Sayfa 318:
Üzerine oturtulacak üç ana sütun ise demokrasinin ana taşıyıcılarıdır:
Hukuk (bağımsız yargı)
Laik Devlet İlkesi
Özgür Medya
...
KİTAP İZLENİM
Umut Sarıer:
Kitabı pek sevimli bulmadığımı baştan söylemeliyim.
Hakikati bilmeden kitabı okuyan, durumu alttaki gibi kabul edebilir.
Başer'in geçmiş anlatımından TSK'nın şöyle bir yer olduğu sonucu çıkıyor:
Yazın kavrulan, kışın donan.
Duş, hijyen, yemek şartlarının asgari düzeyde olduğu.
Askerin deprem, yangın dikkate alınmadan yapılmış yerlerde yattığı.
Kısa dönemlerine kötü gözle bakan, erlerle aynı muameleyi reva gören.
Buradan erlere nahoş bir muamele yapıldığını anlayabiliriz.
Subaylarına lojman, kreş ayarlayamayan.
Napoli'de lojman binasının güvenliği için mafyadan medet uman.
Kabineyi, komutanları koruması için, ateş etmeyi bilmeyen acemi askerden nöbetçi yapan.
Hudutta dürbün çalma, yabancı karasularda yabancı uyruklu adam kapma gibi tuhaf eylemlerle farkında olmadan her an savaş çıkarma tehlikesi olan.
10 sene evvel askerliğimi yaptığım dağlık hudut garnizonunda hiç lüks yoktu ancak tüm ihtiyaçlar karşılanıyordu.
Ne beklediğinize bağlı.
Kısa-uzun dönem bir çok arkadaşımız, muvazzaf ya da sözleşmeli olmayı düşünüyordu.
Demek Başer'in aksettirdiği zamandan epey mesafe katedilmiş.
(...)
Başer, kitapta Atatürk'e minnettar fakat zamanının fazla ilerisinde olan, ütopik-idealist bir karakter olarak resmetmiş.
Halkımız cehalet içinde.
Bezirganların elinde oyuncak veya olmak üzere.
Dolayısıyla kaybından hemen sonra (İnönü'den itibaren) örselenme, geriye gidiş başlıyor.
Bu durumda yapacak fazla bir şeyimiz yok; çaresiziz.
Başer, "halkla ilişkiler konusu komutanların, subayların kendi yeteneklerine ve görüşlerine bağlı olarak işliyor" diyor.
Yetenek mi görüş mü?
(...)
Kitapta iki yerde vatandaş, Başer'e direkt soru, neredeyse hesap soruyor.
1. Talat Aydemir'in başarısız darbe girişimleri:
Başer, ilkinde hocalar ve idarenin, sonrakinde arka arkaya iki dönem harbiyelilerin tasfiye olduğu bilgisini satır arasında paylaşıyor.
50 sene sonra yazdığı kitapta, 27 Mayıs sonrası TSK'dan yapılan kapsamlı tasfiyelere değinmemiş.
2. Ergenekon, Balyoz'a neden ses vermiyorsun diyen vatandaş:
Başer, vatandaşta "TSK milli ordu mudur NATO ordusu mudur" diye bir kafa karışıklığı olduğunu düşünüyor.
Vatandaşa, "milli ordudur, seninse neden Taksim'de toplanmıyorsun, Cumartesi Anneleri'ne katılmıyorsun?" diyor.
Vatandaştan genelde "biz de boş oturuyoruz, sadece konuşuyoruz" cevabını alıyormuş.
Çözüm önerisini anlayamadım.
Millet Taksim'den taşı sopayı alıp cezaevi mi basacak?
Cumartesi Anneleri bunları bir yandan motive edecek, bir yandan sıhhi hizmet ve yemek mi verecek?
Bunların yapıldığı Gezi eylemleri hakkındaki düşüncesini öğrenemiyoruz.
(...)
Kitapta en çok ismi geçenler Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt.
Başer, olumsuz düşündüğünü gizlemiyor.
"Hilmi ağabey", 2 sınıf büyük.
Kurmay akademisini ancak üçüncü denemede, Başer'le aynı sene kazanabilen.
Yüzüne karşı iyi davranıp arkadan iş çeviren.
Sinsi, olumsuz manada pazarlıkçı.
Atama silsilesi içinde üst rütbelerde Başer'in selefi.
Büyükanıt, Başer'in sınıf arkadaşı.
Eşi Filiz Hanım'a söz geçiremeyen birisi.
Filiz Hanım da olumlu bir intiba bırakmamış.
Kumarı seven, kıskanç, dedikoducu.
Görümcesine alınan arabaya öfkelenip "Başer, görümcemle (kız) yeğenimi arabayla gezdirdi" diye diğer subay hanımlarını örgütlüyor.
Büyükanıt, Başer kadar hızlı terfi edemediği için silsilede halefiyken üst rütbelerde ara açılıyor.
Velhasıl CV'si Başer'den görece zayıf bu iki subay, kuvvet komutanı ve başkan olurken birileri Başer'in önüne taş koyuyor.
Burada Hüseyin Kıvrıkoğlu ve Hasan Iğsız (personel başkanı) devreye giriyorlar.
Kıvrıkoğlu, iki yerde daha geçiyor.
Başer'in, Yaşar Nuri Öztürk'ün hayret ettiği engin din bilgisiyle yazdığı askerler için din kitabı ve şehit töreni şemasına direniyor.
Yüzüne karşı olur verip riya yapıyor.
Belki de 52 saatlik müfredatı uzun buldu.
Hurşit Tolon, gençliğinde ataşelik, levazım, ordonat işlerinde çok başarılı.
Tevekkeli değil Başer'in ikinci başkanlığında lojistik başkanı.
İlker Başbuğ için "iyi insan, o kadar" demeye getiriyor.
Başer dışında karargahtaki subaylarımızın hali buymuş.
"Çürük elma olabilir" diyenler, Başer'in yanında anca saf ve ihtiyatlı kalır.
(...)
Başer'e göre orgeneral dahil atamaları, Yüksek Askeri Şura yapmıyormuş.
Personel dairesi, yasa ve usullere göre yapıp üyeler, açılan parafeye imza atıyormuş.
Atama neticesi de son gün çıkışta kendilerine haber veriliyormuş.
Bu iş için şura toplamaya gerek var mı?
Hadi toplu imza almak için şura toplandı, sivil üyelerin ne işi var?
Ne konuşuluyor?
Başer, bunları bilen birisi olarak torununu Kuleli'ye göndermeye sıcak bakmaz herhalde.
Ya da Avusturya Lisesi ile protokol yapılsın.
Her sene düzenli gelip Kuleli'nin provasını izlesinler.
Komutanın yazdırdıklarını da sadece Başer değil, herkes okusun.
(...)
Kitapta karargahın dirlik ve düzen içinde olduğu zamanlar da var.
Özal'a direnen Torumtay istifa edince hemen ertesi gün Doğan Güreş işe başlıyor.
Evrakı aynen parafe ediyor.
Başer "isim değişti, bir şey değişmedi" demek istiyor.
Değişen şu oluyor:
Başer, Yıldırım Akbulut'a brifing verip Irak'a girmememiz gerektiğine kendi kendine ikna olmasını sağlıyor.
Torumtay'ı istifaya götüren harekat böylelikle ustaca bertaraf ediliyor.
Bu konuda kararlı Çiller döneminde, Güreş-Başer ikilisi bu defa terörü bitme noktasına getiriyor.
Belki benzer süreçten geçmekte olan bugünkü komuta kademesi örnek alabilir diye detaylı yazmış.
Sonuçta ABD bütün bu başarılardan rahatsız olacak ki Bush Çiller'le özel görüşüyor.
Kimseyle bir şey paylaşılmıyor.
Devamında Çiller kayboluyor.
Bu vazifeler esnasında İsrail, bize zorla İHA (insansız hava aracı) satmak isterken Başer, Sina'da Mısır'ın İsrail'den ele geçirdiği top mevzilerini geziyor.
"Önce bir topu kaptırmayın" diye düşünmüş olabilir.
(...)
Başer'e göre BOP yıllar önceden belli.
En azından Başer, ABD harp akademisinde okurken 15-20 yıl evvelinden durumu tespit etmiş.
Okulun Pensilvanya'da olduğunu, oraya nasıl ulaşıldığını detaylı anlatmış.
Ortadoğu'ya ilgilerinin kapsamı, enerji güvenliği ile sınırlı olamazmış.
Katılmamak mümkün değil.
Kendi güvenliği, Avrupa'nın güvenliği gibi bence önemli konulardan bahis yok.
Başer'e göre esas neden, İsrail'in güvenliği ve diğer ihtiyaçları.
Büyük Kürdistan projesini bunu sağlayacakmış.
Amerikan ordusunun 40 senelik emeği, sayısız maddi-manevi zayiatı, bu Kürt devleti içinmiş.
Haliyle hem Barzani hem PKK'nın ipi Amerika'nın elindeymiş.
Başer, bunu bir takım fotoğrafa bakarken hem peşmerge hem PKK'ya yardımı CIA'in koordine ettiğini görünce hepten anlamış.
Yardım taşıyan arabada yanda oturan adamın CIA'de çalıştığını, Amerikalı muhatabı Ralston kendi ağzıyla itiraf etmiş.
PKK kitapta Başer'in ikilemde olduğu bir konu:
Bitiren, kendisinin olduğu ekip.
Hortlatan, 2002'de Başer'in ayağını kaydıranlar ve onların atadıkları.
Barzani devleti kapsamında PKK, Türkiye'yi oyalayıcı ve minör bir ayrıntı.
İpi, Amerika'nın elinde.
Finans ve diğer kaynakları, özellikle AB ve sair Avrupa'dan.
Tedbir alalım mı, kimden bilelim belli değil.
Bilsek de yapabileceklerimiz sınırlı olduğundan bu sorunlarla, Ankara'da öngörü sahibi bir hükümet ve Brüksel'de nitelikli diplomatlarımız olursa ilgilenebilirmişiz.
Başer, bunların bizde olmadığına inandığı için sorunun çözümüyle hiç ilgilenmedi herhalde.
Sorunun Türkiye içindeki unsurlarına da temas etmemiş.
Ya da belki yok diye düşünüyor.
Yazmadığı için bilemiyoruz.
Teröre karşı en önemli silah istihbarat ve psikolojik harekatsa Başer görevdeyken bu alanlarda çok güçlü olduğumuzu varsayıyorum.
(...)
Kitapta stratejik öngörüsüyle öne çıkan bir diğer isim Abdullah Gül.
Kaç sefer "Barzani'yle görüşsek daha iyi olur diyor" Başer'e.
Başer, bire bir aynı telkini Amerikalılar'dan da duyunca bu durumu anlıyor.
Sonra beraber kararlaştırıp Amerika'ya resmi kanaldan nota veriyorlar.
Ancak Amerika'dan cevap emaresi yok.
Başer "istifa" diyor; Ralston da edecek.
"Yapacak bir şey yok" sonucu çıkıyor bu satırlardan.
Aynı günlerde Başer, Ankara'da başbakanın Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçtirmek niyetinde olduğu söylentilerini öğreniyor.
Başbakan, vaziyeti iyi okuyan, Amerika'ya nota verebilecek bir isim başta olsun diye diretti herhalde.
Bu esnada arkadaşı Büyükanıt, 27 Nisan'da başkan olarak bildiri yayımlıyor.
Durumdan vazife çıkaran Alman Die Welt gazetesi, bunu "TSK Abdullah Gül'e karşı" diye yorumluyor.
Bu gazete ya laiklikten pek anlamıyor ya da Başer'in tabiriyle Türkiye'nin yarıdan azca bir kısmı gibi bu konuda hassasiyeti yok.
Yalnız Die Welt, Almanlar'ın İngilizler'in "pespaye" The Sun'ı kullandığı biçimde kullandığı bir gazete değildir.
Alman otobanında araba sürmenin keyifli olduğu hususunda Başerle hemfikirim.
Kendisinin bahsettiği yıllarda var mıydı bilmiyorum, şimdi epeyce radar var.
Allah'tan kaptırıp gitmemek için çok uyarı oluyor.
Başer'e güncelde katılmadığım:
Belçika'da otobanlar eski.
Orada ana gündem maddesi, etnisite ve özerklik.
Flaman bölgesi zengin.
Burada yaşayan azınlık müslümanlarda pahalı alman arabaları var.
Krediyle alınıyor, önemli bir bölümü cip.
(...)
Başer, kitapta adam gibi bir demokrasimiz olmadığı için bildiriye istemeyerek de olsa katıldığını dile getiriyor.
Abdullah Gül, bunların hiç birine katılmıyor, röportaja kızıyor.
Başer, röportajda söylediklerine somut itirazı varsa duymak istiyor.
Gül, bir şey demiyor ve Başer'i görevden alıyor.
Başer'in demokrasimiz adam gibi olsa "askeri vesayettir" tanımına katılacağını söylediği 27 Nisan bildirisi ile ilgili somut itirazlarını kitaptan öğrenemiyoruz.
Akabinde Ergenekon, Balyoz gibi davalar başlıyor.
Amerika, 1 Mart'ın uzatılmış intikamı olarak bunları yapıyormuş.
Bir çuvalla intikam bitmezmiş.
Amerika hala tezkerenin geçmemesinin sorumlusunun AKP değil TSK olduğuna inanıyormuş.
O dönemin komutası ikirciksiz, sağlam bir duruş sergilese değil TSK sanki meclis, oylama çıkış kılıcı kuşanıp intikale geçecekmiş gibi bir anlatım var.
Neticede şöyle bir ana fikir uyanıyor:
Türkiye'deki 2007-2014 arası idare o kadar başarılı ki, Amerika'nın Avrupa'nın 40 yıldır kurmak için yapmadığını bırakmadığı Barzani-PKK devletini geciktirip adamları oyalıyorlar.
Bunu, büyük oranda onlardanmış gibi görünerek, bazı şeylere istemeden evet diyerek yapıyorlar.
Amerika'nın gücünü ve hedeflerini ilk elden, en iyi bilen Başer de şaşırmış olmalı.
(...)
Özgür medyada kelime bazında Başer'le birleşiyoruz.
Başer, bu bağlamda okura, Sözcü gazetesinde Emin Çölaşan'ın yeni tarihli bir röportajını örnek gösteriyor.
Röportaj verdiği diğer medya kuruluşlarını da özgür kabul ederek günümüzde sorun olmadığını düşünüyor olmalı.
Benim anladığım ise şu:
Yasama-Yürütme-Yargı'nın bütünü aslında İdare'dir.
Laiklik, İdare'nin üzerine oturduğu yazılımın ayrılmaz bir parçası.
Laiklik giderse bu İdare biter.
Daha farklı türde İdareler gelir.
Kayma, taviz olup olmadığını dışarıdan gözle izleyip uyaracak, özgür medya.
Özgürlükten kasıt, yerli-yabancı idarelerden ve başka unsurlardan özgür olmaktır.
Yozlaşarak, kuralsızlaşarak, körleşerek demokrat, laik, özgür, imanlı ya da güvenli olunmaz.
Bunlar birbirine zıt şeylerdir.
Hangi taraf ağır basıyorsa diğer taraf ortadan kalkar.
Kitapta Başer'in teamül dışı erken emekliliğinden tek nasiplenen Dalan'ın üniversitesi.
Zarfı veren Hasan Iğsız'la neredeyse aynı anda kendisini arayan eğitimci "Başkan", Başer'i transfer etmeden önce Atatürk İnkılabı dersleri kaos içerisindeymiş.
Umarım Başer sonrası bu ders, ehil öğretmenlerce müfredata uygun olarak anlatılıyordur.
Kendisi bu sene 31 Ağustos'da oradan emekli olmuş.
Laiklik, demokrasi diye bir derdi olanların, önce oraya el atmasında fayda var.
Başer de artık herhalde tam emekliliğe geçmek istediğinden alelacele kitabı piyasaya sürüp röportajları verip manevi vazifesini tamamlamış oldu.
...
OKUR GÖRÜŞ
özgürce:
Davutoğlu bence kanlı satranç değil, kanlı mangala oynamak istiyor.
Mangala oyun tahtası üzerinde karşılıklı 6′şar adet olmak üzere 12 küçük kuyu ve her oyuncunun taşlarını toplayacağı birer büyük hazine bulunmaktadır. Mangala Oyunu 48 taş ile oynanır.
Oyuncular 48 taşı her bir kuyuya 4′er adet olmak üzere dağıtırlar. Oyunda her oyuncunun önünde bulunan yan yana 6 küçük kuyu, o oyuncunun bölgesidir. Karşısında bulunan 6 küçük kuyu rakibinin bölgesidir. Oyuncular hazinelerinde en fazla taşı biriktirmeye çalışırlar. Oyun sonunda en çok taşı toplayan oyuncu oyun setini kazanmış olur.
Satranç mertçe oynanan bir oyundur, hile kaldırmaz ama mangala çok su kaldırır. Taşlar avuçla dağıtılır, kuyular vardır, hazine vardır, bir koyup üç almak vardır vs.
Muhteşem yüzyıl dizisinde Süleyman, öldürdüğü oğlu Mustafa ile mangala oynamıştı.
Özal Körfez Savaşı sırasında bir koyup üç almaya heveslenmişti ama, ancak 3′ün birini almıştı!..
Kısacası tarih tekerrür ediyor ve şeytanla halvete girme arzuları ise bitmek, tükenmek bilmiyor!..
...
Hasan Kekeme:
sayin ozgurturk size iyi gunler dilerim ve yine bi soruyla sizi mesgul etmek istiyorum
the essek i imami haini takunyaliyi... ne dersek diyelim bu sizofreni ulkeyi karistrmak isteyenler niye tasfiye etsinki bundan iyisini asla bulamazlar nasilsa acaba bizim uzunu goturecekler duygusinu bizlere pompalayip perde arkasinda pispirik oynayarak bolunmeyi son surat devam ettrmekteler midir bu haini vatanseverler bu isbirligi ile gercekten salavatlayabilecekmi kolay gelsin
...
Sayın Okur,
Sayın Kekeme,
Bu soruya çok cevap yazdım, büyük satranç tahtası'nda şık'lar ortada.
Özetle:
"Geldikleri gibi gidecekler."
Nokta.
Selamlar
HM
...
Çolak Ali:
Sayin kekeme dikkat sayın mahmud ve oda tv gibi yapilanmalar İsrail e hizmet ediyor ister istemez !
...
Hasan Kekeme:
aptallar bi kackez adam olan bikez hata yapar vatan savunmasi noktasinda ben hata bile olsa hmo ile ayni safta hata !!! yapmayi goze aliyorum ama yinede uyarmissiniz ilginiz icin tesekkurler sayin colak.
...
Sayın (Çolak) Okur;
“Millî egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.”
Gazi Mustafa Kemal, 1923
İlgi ve katkı için teşekkürler.
Nokta.
HM
...
Serdar:
Bölünmeyeceğiz, bu vatanı bölmek isteyenlere kefen'i giydireceğiz.
AKP'li, MHP'li, CHP'li, DSP'li, BBP'li, SP'li, vatana sadık kürt delikanlılar da dahil.
2014 realitesi?!
Öteki'den kasıt, vatana ihanet eden, kula kulluk eden, kendi menfaati adına milli güvenlik sorunu yaratan ar'sızlar.
Ölmeden uslanmayacak olanlar.
tek zerre günahı olan herkes cezasını çekmeli, acıam insaf olmadan en ağır şekilde. vatan nasıl satılır nasıl satanlara yardım yapılır son sözlerınde herkes itiraf etmelı bu vatan kanla alındı kanla devam ettirilir..
==
TBMM'de temizlik şart.
kim delikanlı kim değil görmek içim meclıs içindede bir iç savas olabılır mesela bakalım kım vatan sever kım hain izlerken çözeriz
====
"Bu dosya ile ilgili üzerimde çok baskı var, aleyhinize karar vermek durumundayım, real - politik."
Bu süre içinde evimize, ailemize yapılan tacizler de cabası!
Mustafa kemal yaşarken yada vefatından sonra yada kahpe ihanet surecınde neler görduyse, neo Atatürk sizde bi o kadar gordunuz sonuc Atatürkler bu vatan için özeldir ve intikamları için Türk Gençliği herzaman hazırdır
========
Amaç geçmişin muhasebesini yapmak değil.
Devlet fil hafızalıdır , hersey tek tek kayıt altında ve hesap zamanı yaklaştıkça ellatlar ellerını ovuşturuyor , gazamız mubarek olsun artık , vatanı satanda ölür yedi sülaleside
...
Sayın Okur;
"Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" diyelim ve yazalım:
1. Verilen mücadelenin bir kısmının canlı tanığısınız.
2. Gaz'la değil, buz gibi akılla iş görülüyor.
3. Zamanında ikazlara dudak bükenler bugün cıyaklıyorsa so what?!
Basit soru:
Neden HM'yi ciddi'ye alıyor olabilirler?
Elcevap:
Mağdur olduğu için mi, işsiz gazeteci olduğu için mi, iyi analiz, tespitler yaptığı için mi?!
Sanmam!
Bunlardan çok fazla var, kaldı ki, çok değerli analistler var, HM onların tırnağı olamaz, böyle bir iddiam da yok.
Mağdur için genel tanım, aptal olmasaydı o hallere düşmeseydi'dir.
Çok duydum.
Ezik olmak, çaresiz olmak, legalist olmak, beşerdir şaşar'ların adalet dağıtacağına inanmak için Pollyanna olmak gerekir.
Lirik yazıyor olmam saf olduğum manasına gelmez.
İstihbarat servisleri yönetmek için kirli adam ya da sapkın ama nitelikli adam isterler, temiz adam sevmezler.
Neden?!
Anlamaz oyun'u bozar, ters oyuncudur.
Ne var ki, süreç, Kıyamet yani dünya savaşı ise ve ortalık'ı BOP götürüyor ise o zaman nitelikli loser'a ihtiyaç duyulur.
Bu tür dönemlerde bir deli ya da tam tanımı ile zırdeli'ye ihtiyaç vardır.
Neden?!
Eşek arısı kovanına çomak sokmak için.
Herkes ister ki, biri çıksın "kamu'nun vicdanı olsun, hakikat ne ise onu seslendirsin, söylesin" ama kendilerine bir şey olmasın.
Seyirci / Oyuncu farkı.
Hakikat'i zor zamanlarda seslendirenlerin çok düşmanı olur.
Normal, stabil dönemlerde seslendirenler ise ölür, sadece tasfiye edilme kararı alınan konularda temizliğe izin verilir.
"Araf zamanlar" için de geçerlidir bu yüksek matematik.
Güç'ü güç'e yetene.
Taraf'lar son kazan'anana kadar susar, kim ayak'ta kalmış ise ona bağlılıklarını sunarlar.
Yani?!
Sistem kirlenmiş ise sistem'deki herkes de kirlenmiştir.
İstesen de istemesen de hakikat budur.
"Alo Fatih" bir realite!
Sistem'de kalmayı kabul eden ya Erdal Şafak olur ya da Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı, Hıncal Uluç, Fehmi Koru, Uğur Dündar vs.
Bu noktada doğru soru; "Ne adına sistem içindesin ya da ne adına sistem dışında kaldın?" sorusudur.
Görüldü ve anlaşıldı ki, üç maymun oynayan malum zevat "lüküs hayat" için sistem içinde kalmış, bu yüzden kalem kırmamış.
Bana söyledikleri gibi dert ekmek derdi, geçim derdi değil.
Son ana kadar beklemişler, niye, sinek'ten yağ çıkartıp "kedi boku"ndan lüküs kahve (moka) içmek için.
Allah adamın aklını almasın.
Tercih meselesi.
Herkesin yol'u kendine.
İntikam ise hikaye; İsrail / İran makası kapsamında; "hedef"teler.
Akıl'ları varsa "takas"la çıkarlar, yoksası ortada.
Kaldı ki, gayr-ı nizami harp kuralları içinde işgal edilmiş bir devletin subayı olarak Samsun'a çıkartılan ve "geçmişi olmayan" Mustafa Kemal de böyle biriydi.
Çanakkale'de başarılı olduğu ve adı Enver Paşa'nın üstüne çıktığı için dönemin şartları gereği rakipleri tarafından cezalandırılmış, işsiz bırakılmıştır.
Politik olmadığı, dosdoğru konuştuğu için dönemin Bab-ı Ali'si için istenmeyen adam'dır.
Mücadele arkadaşları için dahi o bir "bilinmeyen"dir O.
Sonrası malum.
Her şey aslına rücu etti.
Gazi hak ettiği yere çıktı, düşmanla işbirliği yapanların işe yaramaz kısmı mezar'a, işe yarar kısmı Yahya Kemal gibi ihtiyaç'a binaen kapı önündeki köpek gibi kullanıldı, tozlu ayakkabı öptü.
Sözün özü:
HM'den korkan, nefret eden çok ise nüans şurada:
Kişisel değil, ülkesel, ilkesel mücadele veriyorum, diye çok yazdım.
Yazmış, onca zorluğuna rağmen yazabilmiş isek hikaye ortada:
Uyandırmak!
Vatandaşı kirli oyunlara karşı uyarmak, en başta da devletin içini naçizane aydınlatmak!
HİÇ'lik mesabesinden yazıyorum diye çok vurgu yaptım.
Kaldı ki, "Türk" olmak demek, "adalet, cesaret, feraset" demek ise Allah'ın izni ile mücadele'nin seyri ortada.
Birileri beğensin sevsin diye yazmadık, Hakk yolunda neye inandı isek o yol'da yürüdük.
Çözüm kapsamında, kanlı satranç'ın ucu gözüktü.
Laf'ın bittiği yerdeyiz.
Bundan sonrası kamuoyunu uyandırmak.
Milli güvenlik eksenli yeni medya düzeni ve/veya medya'ya sokmama konusunda inatçı olan kaldı ise adını yek'ten yazacak, kaldı ise güç'ünü ortaya koyacak, İsrail / İran makas'ından çıkabildi ise "Nedir, ne değildir"ine bakmak da mümkün.
Horoz öttüğü için sabah olmaz, gün ışımaya başladığı "sabah" olduğu için horoz öter.
Her daim abartmadan "neyi neden yaptığını" bilerek hareket etmek elzem.
“Teslim olmaktansa, perişanlığa düşün daha iyi!”
Nietzsche
Selamlar
HM
...
Serdar:
Neden HM'yi ciddi'ye alıyor olabilirler?
HİÇ'lik mesabesinden yazıyorum diye çok vurgu yaptım
===========
ben 2002 yılında askerdeyim jandarma asayiş ve istihbarat şube müdürlerinin şöförlugunu yapıyordum , komutanlarımız kısa mesafede olan lojmanlara yada görevlere giderken 2 araba gereksız yakıt masraf olmasın dıye genelde tek araba cıkarlardı, uzun yolda olursak gecelerı sürekli nöbet tuttugum için yolda uyumamam için uzun sohbetler ederdik yine böyle birgunde sinagoklar patlatılmıstı, komutanımız alışverıs yaparken ben haberı beyaz eşyacı camından ızlemıstım, arabaya bındıgımızde komutanım istanbulda patlamalar oldu büyük israıl startı verıldı sanırım dedıgımde şaşırarak nasıl yanı dıye sormustu,
bende akp ve o cenahın tum elemanlarının asıl görevlerınden , büyük israılın kurulma amacına ülkenın bu gunlerdekı gündemine kadar birçok konudan tahmınlerımı bildiklerımı anlatmıstım , en son komutanımız bana sen bunları nerden bılıyorsun dıye sormustu aslında bilme kısmı okudugum kitaplar ve internetten merak edıp arastırdıgım kısımlardan kaynaklıydı ama ben kuran ve dunya sıyasetını karsılastırarak dunyanın iyi bir döneme gırmedıgını 3. dunya savasının yakın oldugunu düşünüyordum, daha sonrakı zamanlardada olaylarda tahmınlerımde benı hiç şaşırtmadı ınsanlar gündemdeki olaylardan kısa vadelı iyi kotu seyler olacak tahmınlerı yaparken , ben her parcanın 3. dunya savası ıcın hazırlanan oyunlar oldugunun farkındaydım, net üstünden bloglar , siyası gruplar eskı chat formatında siyası sohbet odalarını takıp ederdım ama birturlu ıstedıgım derınlıkte yazılar bulamamıstım en son yine netten tanıdıgım bir arkadasımın tavsıyesı uzerıne yazılarınızla tanıstım, işte o zaman düşündüğüm herseyın gercek oldugunu yanılmadıgımı anladım sonrasıda mağlum yazılarınız ve son durum ...
Akıl , analiz yeteneği , tecrube, bilgi vs kavramların ötesi bir durumunuz var aslında,
birilerinden olacakları öğrenmek yada vahi ile ülkeler ve dünya kaderini öncelerden bilir gibi, sizi anlamayanlar inanmayanlar sadece rol yaptı daha zamanı var bize denk gelmez gibi bahaneler bulup salağa yattı , ben 20 yaşında bi gençken 1 2 yıllık net ustunden öğrendıklerımle bu gunlerı tamamen tahmın edebıldıysem , oyunun içindekılerın etmemesı ımkansız, daha öncede dedıgım gıbı cahillikten kandırılmıslıktan yanlıs yola sapma dönemı çok oldu, herkes bilerek isteyerek gönullu sekılde vatana islama insanlığa ihanet ediyor
medya'ya sokmama konusunda inatçı olan kaldı ise adını yek'ten yazacak lüks bir araba almak çoğu zaman zevk içindir ama yaptıgınız iş te kulanmak yada daha hızlı olup zaman kazanmak gibi vs durumlarda ihtiyaca dönüşür,
en hızlısı, en rahatına ihtiyac duyarsınız, artık olay keyfı yada zevk meselesınden çıkmıs en değerlı olan, ıhtıyac olmuştur, işte sizin medyaya dönüşünüzde böyle bir durumda , siz bu işte en iyi olanların en başındasınız, süreçte verılen mucadele yazılar ortada eniyisiniz demekte sakınca yok, sizi medyanın basına getırmek belı guc kazandırırdı belkı çok para kazandırırdı ama şu anda tek neden var acil ihtiyaç durumundasınız , medya için tek şans sizsiniz. basında oldugunuz gazetede tv için demıyorum genel olarak tüm medya için acil ihtiyacsınız, siz oldugunu kurumu duzeltırken diğerlerıde mecburen düzelecek , düzeltilcek .
medya düzelir millet düzelir, akıllanır , uyanır , bozulma insanın içinde olsada medyanın etkısı %50dir
Allah size ülke için uzun ömür versın , bu süreç uzunmu surecek yoksa bir gecede herkes ölüp 1 gunde hersey normalemı dönecek bılmıyorum ama tek bıldıgım süreç bittiğinde hersey sizinle baslamalı
Siz Atatürk sünüz , Devletsiniz ve gerçek anlamda yeni türkiye medyası , siytaset , iş dünyası sizin ve sizin gibi insanları aklıyla bilgisiyle devam etmelı, 2. bır hatalı yola çıkıs yada zaman kaybı şansımız yok, ülkeyı bırkez daha temızlıcez ve bundan sonra kırlenenlerı temızlemek yerıne , kırlenmeyı önlemek lazım , bu kahpe sureclerın önune gecmenın tek yolu bu
...
Ve...
Son olarak...
Sayın Okur;
Eyvallah.
Hakkımızda hayırlısı ne ise o olsun.
Teşekkür.
Nokta.
13 Ekim 2014
Hayrullah Mahmud