Haziran Antrakt'ı ve/veya Dengesiz Denge: Acem Barzan KIYAMET?!

52 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Apr 3, 2015, 12:32:42 AM4/3/15
to Hayrullah Mahmud ÖZGÜR, oybi...@googlegroups.com, cumhuriye...@yahoogroups.com, Istiklal Türker, Ÿfffffffffffdzzet emre aygen, zeynepay...@mynet.com, erdenk...@yahoo.com, Yusuf Demir, Hicran Karabudak, Mehmet Sökmen Tv - Video Prodüksiyon, Serdar Ünsal, Ender ARIHAN, adnan ışık, BY, Miraç Kavala, TARIK ATAN, serd...@gmail.com, Serdar Usta, Umut Sarıer
Haziran Antrakt'ı ve/veya Dengesiz Denge: Acem Barzan KIYAMET?!

“Bozgunculuk yapacak insanlara hoşgörü ve büyüklük göstermek; bir milletin mutluluğuna, şerefine, namusuna göz dikmiş insanlara hoşgörü  göstermek olur ki, hiçbir zaman, hiçbir kişi  buna müsaade edemez. Hiç kimse buna müsaade etmek hakkına sahip değildir ve siz de olmamalısınız.”
Mareşal Mustafa Kemal Atatürk
“İnanmak istemeyeni hiçbir mantık inandıramaz!” 
Cenap Şahabeddin
...
HAARP'METEO
TC Atilla Kamer:
HAVA KUVVETLERİ KOMUTANI ORGENERAL AKIN ÖZTÜRK, ŞÖYLE KONUŞTU:
"ASİMETRİK BİR SAVAŞ VAR. PLANLAYICILARIN DOĞRU KARAR VERMESİ GEREKİYOR. ANCAK HER NE KADAR FARKLI SİLAHLAR GELİŞTİRSE DE BU GELİŞMELERE KARŞI YİNE EN ÖNEMLİ SİLAHIN EĞİTİLMİŞ PERSONELDİ. GELECEĞİN HAVACILARI İÇİN İYİ BİR EĞİTİM PROGRAMI YAPILMAK ZORUNDADIR. PERSONELE YAPILAN YATIRIM, GELECEĞE DÖNÜK ÇOK ÖNEMLİDİR. İNANDIRILMIŞ VE EĞİTİLMİŞ PERSONELDEN DAHA İYİ BİR SİLAH YOKTUR"
TARİHİN GÖRMEDİĞİ TÜM KOLPAÇİNOLAR KARAKOLDA TOPLANIYOR!!!
YAPTIĞINA ŞANTAJ DERLER BÖYLE AŞKA MONTAJ DERLER!!!
ARINÇ: MONTAJ BAŞKANLIK SİSTEMİ OLMAZ !!!
FRANKFURTER RUNDSCHAU GAZETESİNİN “ERDOĞAN’IN SİSTEMİ SALLANIYOR” BAŞLIĞI ALTINDA YAYINLADIĞI, FRANK NORDHAUSEN İMZALI YORUMUNDA ÖZETLE ŞU GÖRÜŞLER YER ALIYOR:
“KARŞI KOYULMASI İMKANSIZMIŞ GİBİ GÖRÜNEN AKP FIRTINAYA YAKALANDI…’’
İTALYAN CORRİERE DELLA SERA GAZETESİ İNTERNET SİTESİNDE ANTONİO FERRARİ İMZASIYLA YAYINLANAN, "TÜRKİYE: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN SİYASİ KRİZİNİN SİNYALİ ŞİDDET" BAŞLIKLI HABERDE İLGİNÇ İDDİALARA YER VERİLDİ. ERDOĞAN'IN 'KİBİRLİ' VE 'MEGALOMAN' OLARAK TANIMLANDIĞI HABERDE, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE BAŞBAKAN DAVUTOĞLU ARASINDA ÇATIŞMA YAŞANDIĞI İDDİA EDİLDİ.!!!
TUNUS, SURİYE İLE 2012'DE KESİLEN DİPLOMATİK İLİŞKİLERİ TEKRAR BAŞLATIYOR. DIŞİŞLERİ BAKANI TAYYİB BEKKUŞ, "SURİYE'YE KONSOLOS YA DA MASLAHATGÜZAR GÖNDERECEĞİZ” 
ARAP BAHARI BAŞLADIĞI YERDE FİNİSH !!! TUNUS DIŞİŞLERİ BAKANI TAYYİB BEKKUŞ, “TÜRKİYE’NİN TUNUS’TA TERÖRİZME DESTEK VERMESİNİ İSTEMİYORUZ” DEDİ.
BEKKUŞ, “TÜRKİYE’DEKİ BÜYÜKELÇİMİZDEN, TÜRK YETKİLİLERE MÜSLÜMAN ÜLKE TÜRKİYE’NİN DOLAYLI YA DA DOĞRUDAN TERÖRİSTLERİN GEÇİŞLERİNİ KOLAYLAŞTIRARAK LİBYA’DA TERÖRİZMİ DESTEKLEMESİNİ İSTEMEDİĞİMİZİ AKTARMASINI İSTEDİK” DEDİ.
 TARİH BÖYLE GERİ ZEKALI BEYİNSİZLERİN ŞERRİNDEN TÜM DÜNYAYI KORUSUN!!! ARAPLAR İSMET YILMAZ’IN BABASININ OĞLUYAAAA….!!!! ÖNCEKİ GÜN AMERİKA’NIN SESİ’NİN, "EĞİTTİĞİNİZ KİŞİLERİN IŞİD'E KATILIP KATILMAYACAĞI KONUSUNDA NASIL BİR DENETİM YAPACAKSINIZ?" SORUSUNU YANITLAYAN İSMET YILMAZ, “EĞİTECEĞİMİZ KİŞİLERİ AMERİKA’YLA ORTAK İŞBİRLİĞİNDE SEÇECEĞİZ. DOLAYISIYLA ‘ONLARIN GÜVENDİĞİ, BİZİM GÜVENDİĞİMİZ, ORAYA KATILMAZ’ DİYE DÜŞÜNÜYORUZ” Mİ ACABA???????????????
...
DURUM
Haber şu:
İran ve 5+1 ülkeleri arasında süren nükleer müzakerelerde uzlaşma
Soru şu:
Adsız "Almanlar'ın Neo Afrika Haritası ve/veya İran ile B..." kaydınıza yeni bir yorum yaptı: 
Batı-İran anlaşması neticesinde İran ile savaş ihtimali ortadan kalktı diyebilir miyiz? Eğer öyle ise artik malum kesimden bir alacağı kalmayan güçler sürecin finalini çok daha çabuk mu getireceklerdir? 
Okur Yazar katkısı şu:
Mino Can: Kişisel düşüncemdir, bakışımda göremediğim / unsurlardan kaynaklı hatalar olabilir: 
Rusya, Çin'e 2. Pearl Harbor vakası yaşatabilir, AB ile güven sorunlarını aşacaklar gibi duruyor. Bir yandan yarı Japon yarı ABD'li kumandan Çin hakkında uyarı yapıyor. Nuh'un gemisine ELM kriterlerini sağlayanlar binebilecek. Japonya'ya kısa çubuk çıkmış gibi gözüküyor. Dünya çapında kontrollü nüfus planlaması teşvik edilmediği için hır gür olmadan bir çözüm ortada gözükmüyor. 
İsrail, kendi çıkarları uğruna küresel sermaye'nin "kaçabileceği" ülkelerle de iş tuttuğu için böyle bir yaptırıma maruz kalmış olabilir. Ayrıca İran, petrolü azalan Arabistan'a karşı koz olarak kullanılabilir. Almanya, geçmişinden dolayı elini kirletmek istemiyor. Güvenilir ve ELM kriterlerini başarıyla uygulayacak ülkelerle yürümekten yanalar sanki.
ABD, kendi kıtasında hegemonluğa geçerken, yavaş yavaş küredeki konumunu Almanya'ya bırakacak. Tabi bu arada Afrika'da Çin'i durdurmak zorunda. O yüzden Asya - Pasifik ve Af-Pak bölgeleri önemli. Fazlalıkları kimlik siyasetiyle çözeceklerse Ferguson olayları mumla aranır hale gelecek, hatta Obama bu gelişmeler için özel sipariş başkan yapıldıysa... 
Tabi bu düzende Picot - Sykes'ın akıbeti ne olacak? Bizim kısıtlı kaynaklar döneminde cankurtaran filikamız Musul - Kerkük bölgesi mi olacak, yoksa AB enerji köprüsü süreci üstünden kotamız mı bulunacak. İsrail'in "deli" hareketler yapması ihtimali (Pentagon'un İsrail nükleer sırlarındaki gizliliği kaldırmasını da hesaba katarak) nasıl engellenecek? Türkiye'nin garantörlüğünü kabul edecek mi gibi sorular da mevcut. 
İngiltere bu durumda Arabistan'a İran faktörü varken nasıl hakim olacak?. İngiltere de Ortadoğu ve Afrika operasyonlarını ödenekler üzerinden başka ülkelere hallettiriyordu (maalesef Türkiye'deki kimi odaklar da teşne oldu) Hatta BBC'nin en çok izlenen otomobil programında bile özellikle Afrika'da Çin'in yararlılığı ve Arap Yarımadası bölgesi sıklıkla işleniyordu... Kavga bankalardan ringe taşındıkça, İngiltere, küresel sermaye'nin gücüyle ne kadar ilerleyebilir? Rio Tinto, İngiltere'yi kurtarır mı? 
Rezerv paylaşımında da tahminde bulunayım, mutlaka hatalar olacaktır. Bu rezervler gerçekten katkılı enerji üretimi (1. tip kaynağa bağlı kalmadan verimli enerji üretimi) gerçekleşene kadar idareli rezervler olacak. 
Güney Avrupa: Kuzey Afrika rezervleri
Kuzey Avrupa: Rusya + Norveç + Kuzey Buz bölgesi + Ortadoğu? 
ABD: Kuzey - Güney Amerika + Orta Afrika
Japonya: Pasifik + posası çıkarılmış Çin (?)
İngiltere: Commonwealth madenleri ve Arap Yarımadası ??
Almanya - İngiltere arasındaki çekişmenin sonucu 2 kez uzatmalara gitmiş, birinde Bismarck'ın görevinden alınması, ikincisi de Hitler'in ırkçı yaklaşımlarından dolayı hedef sapması küreye 2 Dünya Savaşı'na malolmuş. Bu sırada Rus - Japon ve ABD arasında Pasifik çekişmesinin galibi sonuçlanmış ama süreç sabit kalmadı geçen yıllarla... 
Bu seferki durum çok daha ciddi, pazar payı kavgası yerine mevzu hayatta kalmak üzerine... 
AB ile enerji güvenliğinin sağlanması Türkiye'yi kürede en iyi pozisyon almış gruba koyacak, umarım bu yönde ilerleme olur. Diğer seçenek korkunç ve bölgesel güçleri birbirine çarpıştırıp kendi işini gören İngiltere lehine...
YORUM şu:
Kıymetli 'okur yazar'ımızı Mino Can'ın satırlarına naçizane katkı:
Öncelikle:
Varyag'ı Çin'e kim hediye etti ise final süreç'inde derin Çin o aks'ta!
Bavyera. 
Devamla:
Dengesiz denge ve/veya Kıyamet'e İMECE.
Ortada "sulh" getirecek, enerji bazlı dünyalar savaşı'na "dur" diyecek, kayan eksen'i güvenlik altına alacak bir "çözüm" yok!
Peki ya ne var?!
Neo Mısır patlaması.
Başka?!
Neo Avrupa'da şikeli HAARP?!
Başka?!
Düşen LAİK bir çizgi çok sert olarak "vira, viya, bismillah!"
Anlaşılmadı ise daha açık yazalım:
28 Şubat çarpması.
ABD'de, topal ördek Obama üzerinden konuşan kim, Bush'giller!
Londra'nın güvenlik'ini saplayamayan yapı, İran üzerinden Euro bölgesi sorunsalını çözmeye hazır: Oksimoron!
Kel'in ilacı olsa kendi başına sürer, misal ise emsal ortada.
Yani?!
"Yok hükmünde" bir hamle ve/veya hamle'nin ağırlığı olması için Türkiye'deki tablo'nun değişmesi elzem.
Kedi  / Fare HAARP'i.
Mısır'da olduğu gibi, Mursi gidip Sisi gelmez ise İran kontrol edilemez.
Başka?!
Ukrayna makas'ı.
ABD, AB bir uç'undan çekti, Rusya diğer uç'undan ülke parçalandı, buna rağmen "denge" sağlanmış değil!
Başka?!
Suriye makas'ı?!
Ya Esad gidecek ya da Esad'ı kafaya takan Davutoğlu, Erdoğan vb.
Başka?!
Yemen makas'ı?!
İsrail / İran arasında Türkiye'nin taraf olması ve savaşması isteniyor!
Başka?!
NATO'dan Barzan familya, PKK, AKP vs IŞİD'e karşı savaşmaya hazır!
"İran ve 5+1 ülkeleri arasında süren nükleer müzakerelerde uzlaşma" başlıklı haber'i, Neo 31 Mart güncesi ve/veya güldürmeyen 1 Nisan Başkanlık şakası üzerinden okuyacak olursanız,hem Türkiye hem de Dünya'nın harp'te olduğu çıkar ortaya.
Londra'nın güvenlik'ini sağlayamayan TANAP'ın güvenlik'ini nasıl sağlasın?!
Kandil'in eteklerinde petrol arayanlar,  final süreç'inin güldürmeyen son şakası!
Başka?!
Neo Saddam Erdoğan ile Arınç, Gül, Gülen Davutoğlu makas'ı çok sert açılıyor!
Davutoğlu'gil familya Londra, Barzan, Acem hattında!
Türkiye'deki Yahudiler güven'de değil!
İsrail, İran'a çok sert cevap verdi, savaşma'ya hazır şu mana:
Sıcak yaz güncesi, Türkiye'nin Mursi'si ip'in uç'unda!
Birinci hamle: Erdoğan operasyonu! 28 Şubat 1 çarpması!
Stratfor senaryo'dan kaynaklı 2. hamle: Büyük barzan kürt ermeni devleti için İran'la Türkiye savaş'ı.
Hamle 3: Bu hamle'ye gelene kadar zaten KIYAMET! IŞİD, eşzamanlı Türkiye'yi vuracak, PKK saldıracak, DHKP-C ses getiren suikastler yapacak, MI9'dan 21 Mart nevruz ateş'i.
Başka?!
ABD / Rusya makas'ı!?
Yani?!
Bavyera, AB üzerinden, enerji bazlı güvenlik'i "savaşmadan" sağlamaya hazır, istekli!
Londra da, BOP'un "toksik varlıklar"ı üzerinden, "İran eli" ile ters vurup "28 Şubat çarpması" bağlamında, TANAP vs yol'u ile Sisi Mısır, İran, F'Türkiye, Barzan, Ukrayna hattı'nda yeni bir "güvenlik koridoru" oluşturmak istiyor!
Ne var ki, her zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Hasılı:
Deprem güçlendirme!
2004 Haziran güncesinden kaynaklı kor'düğüm.
Anlaşılmadı!
O zaman daha açık yazalım:
"Dengesiz denge" kapsamında, her iki eksen de kendi denge'sini dayatmak, ayağa kaldırmak için çok sert biçecek, İsrail / İran makas'ı bu mana!
"Takas'sız çıkış yok" şu mana:
AB süreç'i Kaf Dağı'nın ardında ve/veya Neo Nuh'un gemisinde herkese yetecek koltuk yok, adam asmaca final süreç'i, çok kanlı.
HAF.
Hey?!
Yani?!
Onlar tuzak kurdu, Allah da tuzak kurdu.
Yine mi olmadı, daha açık ifade ile "Alman kilidi İngiliz anahtarı ile çözülmez!" desek yeterli olur mu?!
Yani?!
Batı Roma, enerji bazlı güvenlik açığı üreten ve/veya Londra'da güvenlik açığına sebebiyet veren, terörle iç içe geçmiş yapıları İsrail / İran makas'ı üzerinden tasfiye ediyor!
İp'e dolanmış Almanlar da, "Görmedim, duymadım, haberim yok" diyor, vücud dili üzerinden AB'yi işaret ediyor!
Başka?!
1 Mart Tezkeresi öç güncesi, "Hepiniz oradaydınız ulan" ve / veya kimler oradaydı, kimler seyirci kaldı'dan mülhem, Yemen makas'ı.
Türkiye'nin içinde yaşadığı coğrafyada, Sykes - Picot öldü!
Yenisi inşa edilene kadar İran "mahallenin delisi", İsrail "fedaisi"!
Ak ya da F Türkiye ise "deli" ile "veli" arasında gidip gelen "dengesiz"!
Netice:
Uzun zaman önce yazdık, biz bataklığı ve/veya cehennem'i satın aldık.
Karga'dan korksaydık darı ekmezdik vesselam.
Ezcümle:
Uyanın beyler hanımlar, bu bir dünya savaşı!
Ortada "anlaşma, sulh, uzlaşı" yok!
Antrakt, Haziran'a kadar kısa devre arası!
Bilakis, medyatik gazlama üzerinden malum küresel isimler tribünlere oynuyor!
BOP'un şeytan'ları "şeytan" taş'latıyor!:))
Anlaşılmadı ise şöyle söyleyelim:
2004 Haziran süreç'inde satan'lar, 2015 haziran süreç'inde İsrail / İran makas'ında!
BALYOZ.
Not: Bu hikaye'de Almanlar'a ne diye çaktın diye hislenen olursa cevap ortada: Almanlar kaybettiği için 1. Dünya Savaşı'nı kaybettik, çevirmedikleri fırıldak kalmadı! Neo Dünya Savaşı'nı Almanlar kazandığı için bizler de kazandık ve/veya enerji bazlı güvenlik kapsamında Rusya'dan başlayıp Avrupa'nın içine kadar uzanan biz'lerin de bir Neo Afrika haritası var, her savaş'ta kullanıyoruz, başta sorun yaratsa da hep işgörüyor; nokta!:))
Deli, deli'yi görünce ne yaparsa, Alman'ın hesap o hesap!
"Tamam" deyin, su'yuna gidin, başımıza işler açmasın bu mana.
Devletler Oyunu 'final sahnesi'nde her hamle ölümcül.
Soru:
Yaşayan ölüler kim'ler?!
Nokta.
...
VAZİYET
Bugün'deki yazı şu:
Sakın şeytanın izinden gitmeyin
İblis, “Ben” diyerek şeytanlaşmıştı. Bu gün de her vesileyle benlik davası güden insanoğlunun yaptığı bundan çok farklı değildir. Kendisi farkında olmasa bile, insan ne zaman böyle bir gaflet ve dalalete düşse, o büyük üstadı ve kadim ortağı şeytan, mutlaka yanındadır.
“Allah buyurdu: Söyle bakayım, Sana emrettiğim halde, secde etmene mani nedir? İblis: Ben ondan daha üstünüm; çünkü Sen beni ateşten, onu ise bir çamur parçasından yarattın.” (A’raf, 7/12)
SÖZÜN ÖZÜ
1. En büyük tehlike, insana en yakın olan fakat fark edilemeyendir.
2. Şeytanın düşmanlığı, haset ve kin kaynaklıdır.
3. Şeytan, hatırlatır, kışkırtır, günaha davet eder.
YORUM şu:
Hangi iblis'in?!
Final süreç'inde o kadar çok şeytan var ki!
Gerçek şeytan ortaya çıkıp, "ben böyle şeytan'lar görmedim" dese yeri var!
Nüans?!
"Sakın şeytan'ın izinden gitmeyin" diyen de bir "satan / şeytan" ise hikayenin sonu nerede biter?!
Neo Nuh Tufanı!
Neo Lut Kavmi'nin sonu!
Neo Pompei!
Ezcümle:
1979 + 1 süreç'i.
RAP... RAP... RAP...
Nokta.
...
FİNAL SÜREÇ'i: "ABD Başkanı Barack Obama: Eğer İran hile yaparsa" dedi, Bush'giller dönüyor başlığına dikkat çekti ve/veya Londra'nın güvenlik'ini sağlayamayanlar İran'ı denetleyebilir mi?! 
ABD Başkanı Barack Obama: Eğer İran hile yaparsa...
ANLAŞMAYA GÖRE:
1- İran santrifüjlerini 2/3 oranında azaltacak.
2- 15 yıl boyunca uranyum stoğu %3,67'yi geçemeyecek. 
3- İran elindeki uranyum stoğunu 15 içinde azaltacak.
4- İran 15 yıl boyunca yeni tesis kuramayacak.
5-Fordo nükleer tesisi 15 yıl boyunca güçlendirilmeyecek. 
6- Bu tesis teknik araştırma tesisine dönüştülecek. 
7- İran'a bu şartlara uyma zorunluluğu koyuldu yoksa ABD ve BM ihlal halinde İran anlaşmayı askıya alabilecek.
8- IAEA'nın (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) tüm nükleer tesislere erişimi olacak. İnceleme uzmanlarının 25 yıl boyunca madenlere erişimi olacak. 
9-Santrifüjler sürekli gözlem/ izleme altında olacak.
10- ABD'nin terörle ilgili maddeleri geçerliliğini koruyor. 
İSVİÇRE’nin Lozan Kenti’nde P5+1 (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya) ülkeleri ile Tahran Yönetimi arasında sekiz gündür aralıksız süren müzakereler, dün akşam saatlerinde bir sonuca ulaştı. Ve tarafların kendi kendilerine belirledikleri 31 Mart tarihi aşıldığı halde, 30 Haziran 2015’e kadar nihai bir anlaşmaya kavuşması beklenen mutabakat çerçevesi ortaya çıktı.
İŞTE ANLAŞMANIN ŞARTLARI
* İran, elindeki santrifüjleri 3’te 2 azaltacak. Böylece sayı 19 binden 6104’e düşecek. Bunların da 10 yıl boyunca sadece 5060’ı zenginleştirme faaliyetinde bulunacak.
* İran, 15 yıl boyunca elindeki uranyum stoklarını yüzde 3.67’den fazla zenginleştirmeyecek.
* İran elindeki 10 bin kg düşük zenginleştirilmiş uranyumu azaltıp, 15 yıl boyunca sadece yüzde 3.67 zenginleştirilmiş olarak 300 kg uranyum bulunduracak.
* İran 15 yıl boyunca yeni zenginleştirme tesisi kurmamayı da kabul etti.
* İran’ın şu anda 2-3 ay olan, nükleer silah için malzeme edinme süresi bir yıla uzatılacak. Ve bu süre en az 10 yıl boyunca geçerli olacak.
* İran, Fordo tesisinde en az 15 yıl uranyum zenginleştirmeyecek. İran, Fordo’yu araştırma merkezi, fizik, teknoloji gibi barışçıl alanlarda çalışan bir tesise dönüştürecek.
* İran, sadece Natanz’da uranyum zenginleştirme faaliyeti yürütecek. Natanz’daki 1000 adet 2. nesil santrifüjleri sökecek ve bunları 10 yıl boyunca UAEA’nın gözetiminde tutacak.
* UAEA’nın Natanz, Fordo dahil İran’ın tüm nükleer tesislerine düzenli erişimi olacak. Müfettişlerin, İran’ın nükleer programını destekleyen tedarik zincirlerine de erişimi olacak. İran, deklare edilmiş veya edilmemiş olsun UAEA’ya geniş teftiş yetkileri tanıyan Ek Protokolü uygulamayı kabul etti.
* İran, nükleer silah yapımında kullanılabilecek plütonyum üreten Arak’taki ağır su reaktörünü P5+1’in kabul edeceği şekilde yeniden tasarlamayı ve inşa etmeyi kabul etti.
* İran taahhütlerine uyarsa yaptırımlar yumuşatılacak. UAEA’nın bunu doğrulamasının ardından ABD ve AB’nin nükleer program ilişkili yaptırımları askıya alınacak. İhlal olursa yaptırımlar anında yeniden devreye girecek. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkan tüm yaptırımlar da İran’ın anlaşma şartlarını yerine getirmesinin hemen ardından kaldırılacak.
İSRAİL'DEN ANLAŞMAYA TEPKİ
İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney'in, ABD Başkanı Barack Obama'nın Ekim ayında gönderdiği mektuba yanıt verdiği bildirildi. İranlı bir diplomatı kaynak gösteren Wall Street Journal, Hamaney'in cevabi mektubu geçtiğimiz haftalarda yazdığını belirtti.
İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın nükleer müzakerelerde anlaşma sağlanamaması durumunda askeri seçeneklerin masada kalmaya devam edeceği yönündeki açıklamalarını, “İçi boş ve değersiz sözler” şeklinde nitelendirdi.
 İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesud Cezayiri de, Carter’ın açıklamalarını, “Amerikalıların masadaki askeri seçeneğini çok uzun zaman önce bayatladı. Askeri seçeneğin sadece kendi ellerinde olduğunu sanan ABD’li bazı makamlar büyük bir yanılgı içerisindeler” sözleriyle eleştirdi. ABD Savunma Bakanı Carter,  İran ile 5+1 ülkeleri arasında devam eden nükleer müzakerelerden anlaşma çıkmazsa askeri seçeneğin masada kalmaya devam edeceğini söylemişti. 
Arınç: Hiçbirimiz antisemitik düşüncelere sahip değiliz. Antisemitizm Türkiye’de hiçbir zaman zemin bulmamıştır. Bununla da iftihar ediyoruz. Doğrudan doğruya bir Yahudi karşıtlığının ya da bir inanç olarak Musevi karşıtlığının Türkiye’de hiç kimsede bulamazsınız.
İsrail'den İran açıklaması: Askeri harekat masada!
İşte madde madde öldürücü ihmaller
Terör, Organize Suçla Mücadele uzmanı Eski Emniyet Müdürü Anadolu Atayün, Savcı Kiraz’ın şehit olduğu DHKP-C eylemi öncesinde istihbarat zaafiyeti, sonrasında ise onlarca operasyon hatası yapıldığını söyledi.
Terörist Elif Kalsen, ‘Canlı bomba ilan edildim' diye polislerden şikayetçi olmuştu (ve/veya F'polis Silivri'de odak'taki isim RTE?!)
Sandık sonuçlarıyla oynanırsa 7 Haziran son seçim olabilir
Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 7 Haziran’dan sonra Türkiye’yi koalisyon döneminin beklediğini, seçim sonuçları ile oynanması halinde ise ülkede belki de son seçimin yapılacağını söyledi. 1946 seçimlerinde uygulanan ‘açık oy, gizli sayım’ sistemini hatırlatan Günay, “Bu kulağa mizah gibi gelebilir ama mizah değil, tarih tekerrür edebilir.” uyarısında bulundu.
Özel güvenlik kaldırılmalı
Yurt genelindeki elektrik kesintisi ile Savcı Kiraz’ın öldürüldüğü terör eyleminin art arda yaşanmasını detaylı bir şekilde araştıracaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, avukatların adalet saraylarına girerken aranması gerektiğini söyledi. Adalet sarayındaki terör saldırısı ile ilgili muhalefetin yaptığı açıklamaları eleştiren Erdoğan, özel güvenliklerin tamamen kaldırılması gerektiğini de ifade etti
Apo’yu sorgulayan komutan Hasan Atilla Uğur aday adaylığını açıkladı
Balyoz tertibine destek olan yazarlar
Taraf gazetesinin yayınlarıyla başlayan Balyoz tertibinde Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görülen Balyoz Davası karara bağlandı. Davada yargılanan tüm sanıklar beraat etti. Tertip süresince Balyoz’da yargılananlar hakkında en ağır yazıları yazıp türlü suçlamalarda bulunan yandaş basın ve Cemaat basını, beraat kararlarını küçük gördü. Köşe yazarları ise şimdilik sessiz. Peki daha önce neler demişlerdi, gelin hatırlayalım:
Hürriyet'e yasak getirmek
Toplam 67 yıldır yayın hayatında olan Hürriyet gazetesi önceki gün Başbakan Prof. Ahmet Davutoğlu’nun bir yasaklamasına maruz kalmıştır. Muhabirlerimizin teröristlerce şehit edilen Savcı Mehmet Selim Kiraz için düzenlenen cenaze törenine katılıp görevlerini yerine getirmeleri, Davutoğlu’nun bu konuda verdiği talimatı uygulayan Başbakanlık korumaları tarafından engellenmiştir. 
Biz sadece gazeteciliğimizi yapmak istiyoruz. Meslektaşlarımızın polisler tarafından köşe başlarında işlerini yapmaktan alıkonması gibi tedbirlere, yasaklamalara muhatap olmak istemiyoruz. Ayrıca vatan sevgimizi kimsenin sorgulamasına izin verecek de değiliz.
Cumhuriyet'ten bir bomba transfer daha (ve/veya Dündar mı Say'ın ipini çekti yoksa her ikisi de kendi iplerini mi çekti?!)
JİTEM davasında tahliye kararı 
Cizre'de 1993-1995 yılları arasında yaşanan 20 faili meçhul cinayetten haklarında dava açılan sanıklardan Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak'ın adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliyesine karar verildi.
...
OKUR GÖRÜŞ
nhizal:
o yorumcu odatv nin Y-ODATV olduğunu yeni mi fark etmiş. biz niye ordan kopup kendinize yeni yelkenler taktık?
aslında iyide olduk. burda çizgimiz beli yurtseverliğimizi sorgulayacak hesap sıoracak kimse yok aramızda.
...
as:
bu arada, MUZAFFER TEKİN abime çok üzüldüm, ömrü yetmedi bu godoşların mahkemelerde ciyaklamalarını seyretmeye. çok güzel insandı. harbiden.
nur içinde yatsın.
...
fatma gürman:
ilkbaharda çiçek açan ağaçlar eğer don yerlerse meyve veremiyorlar …atatürkçü cumhuriyet vatansever bir evladını daha toprağa verdi…ışıklar içinde yatsın muzaffer tekin…ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun, o yattıkça allah onun gibi düşünen ve yobazlığa karşı direnenlere uzun ömür versin…
...
fehimli mestan:
Muzaffer Tekin, bu dönemim şehitlerinden. Yüz ifadesinden bile ne kadar centilmen bir insan olduğu anlaşılıyordu. Herkese baş sağlığı diliyorum. Nur içinde yatsın! :(
...
nhizal:
hayret, nihat genç ayşe ablalarının uğur abilerinin odatv sinde yazmaya devam ediyor?
bu nasıl bir çizgi?
...
fatma gürman:
çember sakal bıraktığından beri lâik bir dünya için mücadelede şüpheliler listesine dahil olmuştur…
...
fehimli mestan:
İçinde müthiş hikayelerin olduğu son kitabı “Tek Tabanca”nın kapağındaki yazıların da Arapça’yı çağrıştırdığını unutmayalım.
...
as:
bizzat tanıdığım ve bir kaç sohbetimiz olan HINCAL ULUÇ abimiz güven demiş. hımmmmm. (şahsen kıyağını yaşamışımdır, kiğılı konfeksiyondan yaptığım ve borcumun tamamını ödediğim bir olayda franchise mağaza kiğılıya ödeme yapmamış, kapıma jandarma geldi, 4 asker G-4 le, başlarında uzman çavuş, beylikdüzü jandarma bölgesiydi, neymiş, adreste olup olmadığımı tesbit ediyorlarmış, lan iyi ki emekli asker tarafımız var, hasarsız atlattık). 1.200.000 borcum olmuş 14 milyar. ödedim kardeşim. hukuk bürosu abdullah kiğılı beyin, “ödemedin, söke söke alırız” diyor. ben tanıyorum ya hıncal abiyi, yazdım bir mail, anlattım durumu, o günkü sabah köşesini buna ayırdı. kiğılı beni aradı, genel müdürlükte buluştuk, halloldu mevzu. ben de cevaben teşekkür ettim hıncal abimize, onu da yayınladı köşesinde ve ilave etti. “bak abdullah, bu iki yazı milyar milyar reklamla ölçülmez, okuyucu-yazar-işadamı, bana da bu adama da borçlusun” diyerek.
güven buydu o zaman.
ben sabah gazetesini ilk çıktığı günden beri alan bir okurdum, ve çok mutlu olmuştum emekli bir asker, hukuku bir ara-hırsız vasıtasıyla çiğnenmeye çalışılan bir vatandaş olarak.
HELAL OLSUN BE dediydim, anlatmıştım çevremde.
sonra gazete değişmeye başladı.
okay gönensin ayak değiştirdi ilk.
sonra bir yazarla kavga etti hıncal abi, ve çok haklıydı, tanıdığıma mutluydum.
sonra bir “emre aköz” denen bir sarhoş militan düştü sayfalara.
karısının ismi “nur çintay” dı.
kalender ordu evi yazısı yazmıştı çintay, kocası emre aköz de bazı satırlarını alıntılamıştı. KABATAŞ’TA BAŞÖRTÜLÜ BACIMI DİKTİLER in ilk provasıydı o yazı.
hıncal uluç’a mail yazdım (bende hala durur), atın şu adamı gazeteden manasına. büyük kavga çıkarttı, fakat attıramadı, ve kendisi eridi. ben gidiyorum, benim gibi onbinler gidecek, sen de mum gibi sönüp gideceksin dediğimde bana cevaben “acı patlıcanı kırağı çalmaz” yazmıştı.
şimdi güven arıyor ha?
nur çintay’ın, emre aköz’ün nerede olduğunu bilen var mı?
ama hıncal uluç’un nerelere savrulmamaya çalışıp çabasının yetmediği yerler var.
ne zaman yazmışız, 2005, ne zaman kopmuşuz 2009, sene kaç, 2015.
15 yaş büyüksün benden baba, bu sana ayırdığım satırlar milyar-milyar ölçeğinde, sevgili hemşerim HMÖ ve bana borçlusun.
siktiret, ACI PATLICANI KIRAĞI ÇALMAZ.
hazır anmışken..
yıllarca. bu günler aklınıza gelmiyorken…..
SİZ CAN, BİZ PATLICANDIK.
HALA PATLICANIZ, HEM DE EN ACISINDAN…
ali ihsan seyhan
ELCEVAP;
Sayın Seyhan, 
Kıymetli okur,
1. Hıncal Uluç "usta" yazardır. Kıvraktır. Nüans?! Hayatta herkesin birilerine bir şekilde iyilik ya da kötülüğü dokunmuştur. Ankara'da ayakkabılarımı boyayan yaşlı adam Menderes'ten gördüğü iyiliği anlata anlata bitiremezdi, o sırada neo Menderes'i yerden yere vuran yazılar nakşediyordum. Misal bu emsal başka: Sabah 2007 sonrası Gül üzerinden Çankaya saflaşması ve baş'aşağı! Hıncal Uluç da en büyük kolpacı. Hangi Hıncal?! Londra, Çiller, 28 şubat 1, Gülen, Sarıgül, Beykoz! Başka?! Fenerbahçe'den Kığılı. Yetmez ama evet ise hikaye, dilemma ortada.
2. Sabah'ta, Vatan ayrışması yaşandığında, Zafer Mutlu, Tayfun Devecioğlu ekibi topladı gitti. Hıncal Uluç da o ara çakma Fenerbahçeli Ergun Babahan'ı yönetmen yaptı, benim köşeyi kapatıp Emre Aköz'ü yazar yaptı! Bence sorun yoktu, zaten sigortasız çalışıyordum. Yani?! Dinç Bilgin Sabah'ın başına yeniden kimi getireyim diye Hıncal Uluç'a sordu, o da operasyonunu yaptı! Vatan ayrışmasından sonra Uluç, kademeli olarak Sabah'ın 1 numarası oldu! 2007'den sonra gelen ağam giden paşam yani davul birilerinin boynunda asılı Hıncal Uluç ise baş'tokmakçı! Emre Aköz'ü, biat etmediğim için natura ortada, Sabah'a yazar yaptı ayağına dolandı. Aköz, ters adamdır ama sohbeti sıkı adamdır, eğlencelidir, yazar olarak kabızdır, malum.
3. Sana yapılmasını istemediğin hareketi başkasına da yapmayacaksın! Hıncal Uluç'u Sabah'ta sıkıştırdıklarında, köşesinden anons yaptığında yazdım, yazar olarak naçizane sahip çıktım. O ne yaptı, aynı yazıyı köşesinde tekrarladı. Sonra ne oldu, abisi Öcal Uluç "ara konuş" dedi, aradım, ego bu, bana teşekkür etmek için beni bir başkasının organize ettiği ve davetli olmadığım bir basın yemeğine davet etti. Laubalilik diz boyu! Haliyle gitmedim, durumu da abisine yani hocama ilettim. Saygı duydu çekildi. 2007 öncesinde "Asker geliyor" diye askere yaltaklanan şöhret, 2007 sonrasında "asker bitmiş, Hayrullah seni yanlış yönlendiriyor" diye abisine çıkıştı. Orada makas açıldı, nihayet'inde abisi hocam Öcal Uluç'la da yol'larımız ayrıldı, ağır konuştu, saygımı bozmadan cevap verdim, sonra Hıncal Uluç abisine çıkıştı, "biz sana öyle mi yap" dedik diye. Burası şark sofrası, Sarıgül'e destek çakan kalem, seçim sonrası anında tornistan vs.
4. Kin tutmam, iş ile arkadaşlığı hep ayrı tutarım. Yönetsel üslubum, sevmesem de beni sevmese de işini iyi yapan adamı baştacı yaparım, işini kötü yapan adam dostum, arkadaşım da olsa kapı'nın önüne koyarım. AKP "bizdensin" diyenler üzerinden hem çöktü, hem de ülkeyi çökertti. "Üç kuruşluk iş verdin bir de çalışacak mıyız" diyen kafa ile işim olmaz! Hıncal Uluç yıpranmış olsa da hala iyi bir yazar! Neo Lale Devri'nin tanık ağaç'ı. Devlet Bahçeli gibi ne eşi var, ne çocuğu ne de torunu! Eyvallahsız yazabilecek kadar kıdemli ama çürüyen Bab-ı Ali'den kaynaklı meslek hastalığı! Meydanı boş bulunca cirit oynat, meydan dolunca ağlaş.
Hasılı:
Geçmiş geçmişte kaldı!
Hababam Sınıfı'nın müdürü Kel Mahmut gibi söyleyeyim:
1. Kopya çekeriz diyen varsa bilsin ki, kopya çektirmem.
2. Davul boynumda asılı ise tokmak'ı da ben tıklatırım. Lüzumsuz yorgunluğa izin vermem
3. Kıdem, tecrübeye saygı, liyakat esas.
4. Fenerbahçe'de tanıdığım var, dayım var diyene "Dayını da al gel, oynayabiliyorsa senin yerine oynasın, oynayamaz diyorsan benim yerime oynasın, o da olmaz diyorsan, işini yap, yan toplara girme" derim.
Sözün özü:
Zafer Mutlu gitti Sabah bitmedi, Güngör Mengi gitti bitmedi, Erdal Şafak'a rağmen bitmedi, hayatını Sabah'a küfrederek geçirmiş Fatih Altaylı yönetmenken de Sabah bitmedi.
Hıncal Uluç giderse de bitmez, izne çıkartıp test etmek mümkün! 
Engin Ardıç vb.
Devir değişti, şartlar değişti. 
Fatih Altaylı'nın Sabah'a yönetmen olması, Davutoğlu'nun CHP'ye genel başkan olması gibi bir şey! 
Nüans?! 
Hıncal Uluç, Sabah'ın gizli yönetmeni!
O da bitti.
Ömrü vefa ettiği sürece yazmak istiyor ise şirret'lik yapmayacak,verilen vazife ne ise yapacak ya da katlanan varsa o hangi medya ise orada yazacak, çizecek, sataşacak vs.
Ezcümle:
Mezarlıklar nice vazgeçilmez ile dolu.
Hıncal Uluç gibi usta yazarlar hikaye bu nokta'ya gelmeden uyanmış olsa idi, okuru uyandırmış olsa idi hiç kor'düğüm olur muydu?!
Naçizane, siyasi iktidardan talimatla "işsiz" bıraktırılan "gazeteci" Hayrullah Mahmud, çocuğunun nafakasına el konulan bu satırları yazarı "bu ülkede sansür var, andıç'lıyorlar, rövanş alıyorlar" dediğinde, Ergenekon dalgalarında haykırırken "Laik Türkiye'ye, Atatürk'e saldırı" diye internet kafelerden yazarken, Hıncal Uluç köşesinden "Ben istediğimi yazabiliyorum" diye demokrasi güvenlik mavrası yapmıyor muydu?!
star'da bizi görevden aldıklarında, Engin Ardıç da benzer üslubu takınmıştı:
"Psikopat başyazar" demiş ardından da eklemişti; "ben yazıyorum sansür falan yok" diye!
Gazeteci kolpası boldur!
Bu kadar çabuk işsiz kalınabiliyorsa, yazarken alkışlayanlar gaz verenler, işsiz kalınca arazi oluyorsa, normaldir ve/veya herkes kendi yolunda!
Şimdilerde icradan satılık Mardan Palas'ta davet usulü ma'aile konaklayıp beğenmedim diye yazmak, manken kızın bacaklarını boynuna dolayıp poz kesmek hangi gazetecilik'in ürünü!?
Daha açık ifade ile o gün bunları söylerken korkmayanlar bugün korkak oldu ise süreç ortada:
Tren bir geçti, iki geçti, şimdi sıra onların üzerinden geçmesine gelince feryat figan!
Hıncal Uluç vb yazarlar da İsrail / İran makas'ında, çıkabilirlerse haz'bahçeden çıksınlar.
Gazetecilik'te çıta'yı yükseltirim, atlayan atlar, atlayamayanlar ise kendi mahalli liginde oynar.
Böyle bakmak da mümkün.
Selamlar
HM
...
Kitabın adı: Yavuz Donat'ın Vitrin'inden / Sandıktan İhtilale
Yazarı: Yavuz Donat
Bilgi Yayınevi
Birinci Basım, Nisan 1987
İkinci Basım, Haziran 1987
576 sayfa
2 TL
(...)
Sayfa 29:
1977...
Milli gelirden fert başına düşen pay 1200 dolardı.
Enflasyon da yüzde 24.
Yıla girerken dolar 15 liraydı, yılsonunda 19 lira 75 kuruşa yükselmişti.
Benzin 4 lira 40 kuruştu.
İşsizlik, bugünkünün yarısıydı; 1,5 milyon.
7 milyon ton buğday depolardaydı.
Kalkınma hızı yüzde 8'di.
Ve asgari ücretle çalışan bir işçi, bir ekmek almak için 14 dakika çalışıyordu. Bugünse, 42 dakika.
İşte 1977...
(...)
Sayfa 32:
Türkeş, Tv haberlerini seyrediyordu.
Spiker, bir liderin demecini okuyordu. Bir ara "Komünizme karşıyız... ezeceğiz... mücadele edeceğiz..." gibi sözler spikerin dudaklarından dökülünce, yakın çevresinden biri Türkeş'e şöyle dedi:
"Biz iktidar olamadık ama fikirlerimiz iktidar oldu. Bakın Tv'deki şu sözlere."
Türkeş gülümsedi:
"Söylediğin doğru... Ama sadece fikrimizin iktidar olması yetmez. Bizim de iktidar olmamız lazım."
(...)
Sayfa 37:
27 MAYIS NOTLARI
(...)
Sayfa 56:
AP kulisinde Bursa Milletvekili Özer Yılmaz, etrafındaki 8-10 kişiye fıkra anlatıyordu:
"Bektaşi camiye gitmiş... Bakmış ki cemaat, bir kabadayının arkasında namaza durmuş... 'Yahu bu nasıl iştir' diye namazdan sonra, cemaate sormuş: 
'Kendinize imam yapacak başka kimse bulamadınız mı?'
'Yahu Bektaşi... Bu kabadayı hep kavga çıkarırdı. Şimdi kendini imam yaptık. Kavgadan gürültüden kurtulduk.'.."
Özer Yılmaz fıkrayı anlatıyor, "Bunun hükümetle ilgisi nedir?" diye soranlara da şu cevabı veriyordu:
"Kavgayı çıkaran CHP idi. Şimdi CHP hükümet oldu, kavga gürültü durur."
(...)
Sayfa 84:
BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL (Isparta): Sayın Başkan, yüce Meclisin sayın üyeleri. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
NURİ ÇELİK YAZICIOĞLU (Çankırı CHP): Lazım değil bize.
BAŞBAKAN SÜLEYMAN DEMİREL (Devamla): Allah'ın selamını, saygısını da almazsanız ona bir şey demek mümkün değil. Alın bunu alın. Buraya çıkıp ne diyelim yani? Saygı ile selamlıyoruz demeyip de. (Gürültüler) 
(...)
Sayfa 133:
MATARACI'NIN MİLLLETVEKİLİ OLUŞUNUN HİKAYESİDİR
(...)
Sayfa 142:
Bakanlar Kurulu toplantısında, bakanların çoğu İçişleri Bakanı Korkut Özal'a yüklenmiş:
"Korkut Bey İstanbul'da her gün bir banka soyuluyor."
"İstanbul'da asayiş sıfır."
"İstanbul'daki polisleri başka vilayetlere niçin tayin etmiyorsunuz? Hepsi çöreklenmiş.""
Korkut Özal cevap vermiş:
"İstanbul'daki polisleri görevden alamıyorum. Zira görevden almayı düşündüğüm adam gidiyor, doktordan rapor alıyor. Raporlu adama da dokunamıyorum. İşte Sağlık Bakanı Cengiz Gökçek buradadır. Raporu veren onun bakanlığından maaş alan doktordur."
(...)
Sayfa 161:
Demirel'i düşüren Bülent Ecevit, başbakan olmuştu.
AP'den istifa eden milletvekilleri de bakan olmuşlardı.
Demirel'i ziyaret edip sorduk:
"Hani arkadaşlarınıza güveniyordunuz?.. Hani AP'den istifa olmayacaktı?.."
"Sana bir fıkra anlatayım" dedi Demirel.
Köylünün biri çapa yapıyormuş. Uzaktan gelen bir adam sormuş:
"Dayı falanca köye nereden gidilir?"
"Aha şu yoldan..."
"Ama dayı, önce başka köylüye sordum, o da başka yol gösterdi."
"Sen hele o yoldan git de başına geleceği gör..."
"Neden dayı?"
"Benim gösterdiğim yol köye gider. Öteki yol ise uçuruma..."
Fıkrayı anlatan Demirel "yorumu da" yaptı:
"Ben arkadaşlarıma, 'Aha şu yoldan gidin' dedim. Bir kısmı dinlemedi, Ecevit'in dediği yoldan gittiler. Sonlarını birlikte göreceğiz."
(...)
Sayfa 208:
Hamido'nun ölümü Meclis'te bomba gibi patladı.
(...)
Sayfa 210:
Ecevit, 1977 erken seçiminden sonra azınlık hükümetini kurmuştu. CHP Genel Yönetim Kurulu toplantısında Uğur Alacakaptan'dan söz istedi:
"Biz meydanlarda mahkeme kararlarına saygıdan bahsederek oy istedik. İsmail Cem olayını da seçim kampanyası sırasında kullandık. Şimdi hükümeti kurduğumuza göre Cem'in durumu ne olacak? Onunla ilgili mahkeme kararını uygulayacak mıyız, uygulamayacak mıyız?"
Soğuk bir hava esti. Recai İskenderoğlu konuştu:
"Uğur Hoca haklı. Cem'in avukatı gelse bize dese ki, 'Sizi de mi mahkeme kararını uygulamadığınız için savcılığa şikayet edeyim? Ne cevap veririz?"
Ecevit, şartları öne sürüp olumlu veya olumsuz bir tavır takınılmasını istedi. Söz Turan Güneş'e geldi:
"Ben ne olacağını şimdi söyleyeyim hepinize. İsmail Cem'le ilgili Danıştay kararını uygulamayacağız. Biz buraya Anayasa semineri yapmaya gelmedik. Politika yapmaya geldik. Bu kararın uygulanmasına cevaz yoktur."
Turan hoca haklı çıktı. Hakikaten karar uygulanmadı.
Cem'e başka işler teklif edildi. O kabul etmedi. Kabul edeceği bir iş bulundu:
UNESCO nezdinde elçilik. Bu teklif de Çankaya Köşkü'nden geri döndü.
(...)
Sayfa 214:
KAMRAN İNAN'IN EŞİ MÜSLÜMAN OLDU
(...)
Sayfa 240:
LİDERLER NASIL KORUNUYOR?
...
Başbakan Bülent Ecevit'i 183 kişi korur.
...
MHP lideri Alpaslan Türkeş'i 8 kişi korur.
...
MSP Genel Başkanı Prof. Necmettin Erbakan'ı koruyan ekip 8 kişiden oluşmuştur.
...
Gelelim Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel'in nasıl korunduğuna?
Demirel'in Başbakanlıktan ayrıldığı zaman "Yakın korunması ve ikametgahında nöbet tutulması" için 22 kişilik ekip görevlendirilmişti.
...
"Beyefendi sizin koruma müdürlüğünüzden alınıp Bölge Trafiğine verildim. Hakkınızı helal edin."
"Helal olsun kardeşim. Başarılar dilerim. Yine beklerim. Fakat nasıl olur? Kimse bana bir şey sormadı. Allah Allaaaah... Ben Başbakanken kimsenin koruma müdürüne karışmazdım. Şimdi benim koruma müdürümü neden alıyorlar? Allah, Allah..."
(...)
Sayfa 243:
Deniz Baykal neden rakıyı susuz içiyor? Hiç doğru değil. Ülser yapar. Fakat bu da sakın politika geleneği olmasın? Hani Başbakan Bülent Ecevit'in midesinde ülser var ya...
(...)
Sayfa 321:
ÖLÜM İLANLARI
ACI BİR KAYIP
Yemen eşrafından, Habeşistan muhacirlerinden iken Brezilya'ya yerleşmiş ve Türk kahvesi olarak dünyaya hükmetmiş, bazen bir fincanda kırk yıl hatırı kalan, bazen de telvesine fallar açılıp kapanan, nohutun gayrımeşru eşi, soya fasulyesinin kardeşi, tiryakilerin rüya ve hayal kaynağı,
(ESMER ZADE KAHVE)
yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak vefat eylemiştir. Acımız büyüktür.
FİNCANCILAR DERNEĞİ
(...)
Sayfa 323:
KAYBIMIZ
Tanınmış Anadolu tütün ailesinden merhum Harman Bey ile mütevveffiye Madam Serkldoryan'ın oğulları, merhume Maltepe Hanımefendisinin eşi, merhume beyazuç Samsun'un ikiz kardeşi, merhum Yenice'nin dayısı, merhume Gelincik ile Bahar'ın kayınpederi ve merhum Bafra ile Birinci'nin dedeleri.
BÜTÜN TİRYAKİLERİN GÖZBEBEĞİ
KARADENİZ EŞRAFINDAN 
SARI UÇLU SAMSUN
müptela olduğu hastalıktan kurtarılamayarak rahmet-i rahmana kavuşmuştur. Cenazesi Samsun'a gönderilecek ve yarın öğle namazını müteakip Tekel Mezarlığı'na gömülecektir. Tiryakilerin onulmaz acısını paylaşırız. 
TÜTÜN ÜRETİCİLERİ ADINA TUNCAY MATARACI
Not: Cenaze töreni süresince Marlboro yakılmaması rica olunur.
(...)
Sayfa 340:
DEMİREL'İN İSTİHBARATI
Süleyman Demirel, şu son gelişmelerden haberdar mıydı, değil miydi?
Herkes bunu merak ediyor.
Demirel ise susuyor.
(...)
Sayfa 323:
ECEVİT'İN İSTİHBARATI
Ecevit, altılar muhtırasından bir gece önce, Adam Malik şerefine verdiği kokteyldeydi.
Ve ertesi sabah...
Muhtırayı, açıklamadan bir buçuk saat önce öğrendi.
(...)
Sayfa 342:
KORUTÜRK'ÜN İSTİHBARATI
Cumhurbaşkanı seçilişinin yıldönümü münasebetiyle Çankaya Köşkü'nün üst kademe yöneticilerini odasına çağırmış, "Artık son çalışma yılıma girdim. Allah ömür verdiyse bir yıl sonra Cumhurbaşkanlığım sona erecek, evime çekileceğim" demişti.
Ve sonra da...
"Bu hükümetin ömrü, benim buradaki ömrümden kısa görünüyor" diye devam etmişti.
İşte bu da Cumhurbaşkanı'nın istihbaratı.
(...)
Sayfa 359:
10 Haziran 1979
KULİSTEKİ ŞİİR
Hilmi İşgüzar'ın istifasından sonra...
Meclis'te bir dörtlük elden ele dolaştı durdu.
İçinde İşgüzar'ın adı yoktu.
Ama işgüzar anlatıyordu.
Okumak ister misiniz?
Bataklıkta tümsek oldum.
Başkaları bastı geçti,
İşte geldim, gidiyorum,
Şen olasın Sinop şehri.
(...)
Sayfa 386:
"Sayın Jean Yves Haydar, Türkiye ile Fransa arasındaki farkları söyler misiniz?"
"Fransa'da parlamento binası küçük. Türkiye'de ise çok büyük ve modern. Bir başka fark, İstanbul'un Paris'ten çok güzel oluşu."
(...)
Sayfa 409:
3 Kasım 1979
EMANUELLA VE 5 POLİTİKACI
Gün: 27 Ekim 1978 Cuma
Yer: Kavaklıdere Sineması
Film: Emanuella
Şahit: Sinemanın yanındaki plakçı
Olay: 5 parlamenter, plakçı dükkanına girdi. Başladılar konuşmaya:
"Film başlasın öyle girelim."
"Evet evet... Bir tanıdık çıkar rezil oluruz."
"Önce birimiz gidip biletleri alalım."
"Birimiz de çevreyi kontrol edelim. Bizi tanıyacak kimse var mı, bakalım."
"Sinemaya topluca değil, ayrı ayrı girelim."
Sonuç: 5 parlamenter, sinemaya ayrı ayrı girdiler, seks filmini seyrettiler.
(...)
Sayfa 427:
Padişah şaşırmış: "Yahu, dün aynı patlıcanı metheden sen değil miydin?"
Vezir ayağa kalkmış: "Ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum padişahım" cevabını vermiş.
(...)
Sayfa 435:
ANARŞİNİN BÖYLESİ
Başbakan evden çıkarken "Anarşiyi önleyeceğiz" diyor.
Öğleye doğru bir demeç:
"Anarşiyi önleyeceğiz."
Derken...
Grup konuşması:
"Anarşiyi önleyeceğiz."
Sonra...
Cumhurbaşkanı ile görüşme:
"Anarşiyiz önleyeceğiz."
Bu sürüp gidiyor.
(...)
Sayfa 449:
Şubat 19.
CGP Genel Başkanı Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu ile sohbet ettik:
"Hocam bu parlamento aritmetiğinden nasıl bir cumhurbaşkanı çıkar?"
"Cumhurbaşkanı seçiminde parlamentonun göstereceği isabet Türkiye'nin kaderini etkileyecektir."
Ve Feyzioğlu şöyle devam etmişti:
"... Türkiye'nin uzun sürecek bir Cumhurbaşkanı bunalımına tahammülü yoktur."
Hoca bazı şeyleri biliyordu ve hissediyordu.
Nitekim 12 Eylül'den sonra, başbakanlık için ilk düşünülen de o olmamış mıydı?
(...)
Sayfa 452:
Gazetenin birinci sayfasından 31 Ağustos günü yayımlandı.
Yani 1 Eylül'den tam 12 gün önce...
Demirel şöyle diyordu:
"... Türkiye'deki bunalım, rejim bunalımı haline gelmeden seçimle aşılmalıdır... Erken seçim emri zaruri hale gelmiştir... Türkiye önemli bir bunalımın içindedir. Bu bunalım Meclis bunalımıdır. Parlamentoda son günlerde cereyan edenler son derece ümit kırıcıdır. Parlamento müessesinin kaderi ile oynamaktadır... Türk siyasi hayatına istikrar getirmek bakımından seçimi ben zaruri görüyorum..."
(...)
Sayfa 452:
TOFAŞ firması "zırhlı Murat otomobil" imaline başladı.
 (...)
Sayfa 454:
Mektup mu?
Muhtıra mı?
Uyarı mı?
Hangisi?!
Aradan günler geçti, hala "isim" konamadı.
Onun için bu konuya girmiyoruz.
Hele önce ismi konsun.
Ayrıca... Meclis kulislerinde herkes şunu söylüyor.
"Belliydi."
"Böyle olacağını ben söylemiştim."
"Aslında ben önceden söylemiştim."
"Olacağı buydu."
"Benim yaptığım gündemdışı konuşmayı dinleseydi bu olmazdı."
"Ben daha önce söylemiştim."
Yani, Demirel, Ecevit dışında herkes, her şeyi biliyormuş.
Bir de muhatap meselesi var.
Muhalefet milletvekilleri, iktidar milletvekillerine şöyle diyor:
"Aldınız mı muhtırayı?"
İktidar milletvekilleri de muhalefettekilere el işareti yapıyor:
"Aldınız mı muhtırayı?"
Veya AP ve CHP milletvekilleri biraraya gelip, küçük partilerin milletvekillerine dönüyorlar:
"Aslında muhtıra size verildi."
Zaman geçip gidiyor.
(...)
Sayfa 470:
ÇANKAYA DOSYASI
İsterseniz cumhurbaşkanlığı için kulislerde adı geçen 12 kişiyi sırayla sunalım:
1. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren.
2. Cumhuriyet Senatosu Başkanı Sabri Çağlayangil.
3. Millet Meclisi Başkanı Cahit Karakaş.
4. AP Genel Başkan Yardımcısı Sadettin Bilgiç.
5. CHP Senatörü Muhsin Batur.
6. Eski Bakanlardan Nihat Erim.
7. Kontenjan Senatörü Metin Toker.
8. CHP Senatörü Muhittin Taylan.
9. Kontenjan Senatörü Hilmi Fırat.
10. Kontenjan Senatörü Zeyyat Baykara.
11. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk.
12. Başbakan Süleyman Demirel.
(...)
Sayfa 490:
2 Nisan 1980
HAYSİYET NASIL KORUNUR?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde çıkan olaylardan birkaç örnek ister misiniz?
"Çaycı Cemil Efendi."
"Ne içki içer, ne tütün, adayımız Şükrü Bütün."
"Uydurma aday istemiyoruz."
"Ne İsa'yı isteriz, ne de Musa'yı."
"Ciddiyet beyler."
"Hanım cumhurbaşkanı istiyoruz."
"Hülya Koçyiğit."
Ve... Bir oy pusulası daha:
"Meclisin haysiyetini koruyalım."
Koruyalım korumasına da... Bu oy pusulalarını yazanlar, Meclisin içinde mi dışında mı?
Önce bu soruya cevap arayalım.
(...)
Sayfa 503:
Erbakan Hoca zaman zaman şöyle der:
"İran'a davet edildim ama işlerim çok gidemiyorum."
(...)
Sayfa 504:
Ve anlaşıldı ki... Ortada ne davet vardır ne de İran'ın üçüncü defa ısrarı.
Heyete dahil olan birkaç kişi Erbakan'ın kapısını çaldı:
"Hocam yaptığınız doğru mu?"
"Haşaa aziz ve muhterem kardeşim haşaa... İran'dan bir mesaj geldi. Şöyle diyorlar: Hocam, buraya gündüz vakti gel ki, sana büyük bir karşılama töreni yapalım. Oysa, bizim gideceğimiz uçak İran'a gece varıyor. Onun için seyahati iptal ettim. Gündüz giden uçak bulur bulmaz seyahate çıkacağım."
(...)
Sayfa 532:
Politikacının biri, cenaze namazı sırasında, ölen şahsın kulağına eğilip bir şeyler fısıldamış.
Herkes merak etmiş:
"Ölünün kulağına neler söyledin?"
"Hiiiç."
"Nasıl hiç?"
"Hiç işte canım, Anayasa Komisyonu'ndaki çalışmaları anlattım. 'Öteki dünyada bizi soranlara komisyonun halini anlat. Türkiye'nin durumunu artık onlar düşünür' dedim. O kadar..."
Kitabın adı: 12 Eylül'de Kazanan Bir Gazeteci
Yazarı: Nazlı Ilıcak
Doğan Egmont Yayıncılık
1. Baskı: Eylül 2012
16 TL
235 sayfa
(...)
ARKA KAPAK: 11 Eylül 1980 Perşembe günü öğle vakti. Meclis Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil'in telefonu çaldı. Arayan Süleyman Demirel'di. "Askeri canipten iyi haber almıyorum. Hazırlıkları varmış. Nereye kadar gideceklerini, ne yapacaklarını kestiremiyorum. Saat beşte gelecek zatın ağzını yokla" dedi. Saat beşte Genelkurmay Başkanı Kenan Evren Çankaya Köşkü'ne geldi. Evren gittikten sonra, Demirel Çağlayangil'i aradı. Çağlayangil "Her seferki ziyaretlerinden çok farklı. Aşırı saygı ve ilgi içindeydi. Bu neyi ifade ediyorsa yorumlamasını size bırakıyorum" dedi. Demirel şu cevabı verdi: "Anlattığın gibiyse, daha bir haftamız var."Ama o akşam, 11 Eylül'ü 12 Eylül'e bağlayan gece darbe oldu. 12 Eylül Cuma günü akşamüstü, Evren, Çağlayangil'i aradı. "Sayın Başkanım" dedi, "Dün size geldim; hadiselerden bahsedemedim. Beni anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyorum. Siz de kabul edersiniz ki, başka çare yoktu." Kenan Evren'in son çare olarak gördüğü "12 Eylül cumhuriyeti koruma ve kollama harekâtı"nın üzerinden 32 yıl geçti. Belki de Türk siyasi tarihinin pek çok açıdan iz bırakan en önemli müdahalesi olan, sonuçları bugün bile devam eden 12 Eylül darbesini Nazlı Ilıcak bilinmeyen yönleriyle anlatıyor. Askeri müdahaleden tekrar çok partili hayata geçene kadar politik arena tam bir cadı kazanıydı. Gazeteci Nazlı Ilıcak da, hem iktidar savaşlarının çok yakın tanığı, hem de darbeye karşı duruşuyla mağduruydu. Ilıcak'ın yazdığı Tercüman gazetesi defalarca kapatıldı, Ilıcak da üç ay hapse mahkûm oldu. Nazlı Ilıcak 12 Eylül Kazanında Bir Gazeteci'de tarihi gerçeklere tanıklık ediyor; iktidar savaşlarını, hükümet kurma çalışmalarını, Zincirbozan'da alıkonulan Süleyman Demirel'le mektuplaşmalarını, Sağmalcılar Cezaevi'ndeki günlerini okurla paylaşıyor.  Çok tartışılan bir dönemin perde arkasını deneyimli bir gazeteci ve darbe mağdurunun kaleminden okumak için kaçırılmaz bir fırsat.
(...)
Sayfa 18:
Sovyetler Birliği güdümündeki Dev Yol'un Fatsa'yı ele geçirmesi; Deniz Gezmiş'in adam kaçırması, banka soyması, Mahir Çayan'ın İsrail Başkonsolosu Elrom'u kaçırıp öldürmesi... Eylemler masumiyetini kaybetmişti. Yaygın şiddet olayları, Türkiye'de anarşik bir ortam doğurmuştu. Solcu gençlik, onun karşısına çıkarılan ülkücü gençlik, kutuplaşan siyaset, onlara ayak uyduran medya, 12 Eylül'e giden yolda aslında herkes, hepimiz sorumluyuz.
(...)
Sayfa 26:
"Dinsiz devlet yıkılacak elbet!"
"Şeriat hakkımız, Anayasa Kur'andır."
"Şeriat hakkımız söke söke alırız."
"Yaşasın İslam devleti hakkımız."
"Ya şeriat ya ölüm."
"Tek halife tek devlet."
"Cihadımız, devletimizi kuruncaya dek."
(...)
Sayfa 35:
Evren ertesi gün Türkiye'ye döndü ve "Yurtdışında bana 'Hala bir cumhurbaşkanı dahi seçemediniz' diyorlar" diyerek şikayetini dile getirdi.
(...)
Sayfa 36:
"Kadayıfın altı kızarıyor!"
(...)
Sayfa 37:
"Bayrak Planı"!
(...)
Sayfa 42: 
16. İdam cezaları hemen tasdik edilecek.
(...)
Sayfa 90:
Demirel, mesajı Mehmet Yazar'a iletecek şahsa "İş bulaşık" şeklinde bir ifade kullanmıştı. "İş bulaşık", ne çok iyi, ne çok kötü" manasına geliyordu.
(...)
Sayfa 114:
Dertlendikçe dertlendim. Hissiyatımı Demirel'e anlatayım, ona içimi dökeyim istedim. Şartların getirdiği o umutsuzluk içinde şu mektubu kaleme aldım:
"15 Haziran 1983
Beyefendi,
Bu gece uykum kaçtı..."
(...)
Sayfa 121:
28 Temmuz 1983
Dün akşam Sakıp Sabancı'nın evindeydik. 
(...)
Sayfa 124:
Demirel: Türk Devleti, Türk Milleti'ne aittir. Türk Milleti, Türk Devleti'nin dolgu malzemesi veya onun (keyfini çatması), keyfini sürmesi için var değildir.
(...)
Sayfa 138:
Doğru Yol ve SODEP seçimlere sokulmadı. Demirel bu olayı, İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlediği bir hikayeyle yorumluyordu:
Nazlı Hanım,
Bugün 19 radyosundaki veto haberleri üzerine Sayın ihsan Sabri Çağlayangil, aşağıdaki hikayeyi anlattı: Osmanlı devrinde bir yerden bir yere gitmek için izin lazımmış. Adamın biri İstanbul'da karakola müracaat etmiş. Silistre'ye gitmek için izin istemiş. Komiser alaylı imiş. Silistre nasıl yazılır bilmiyormuş. Müracaat sahibine, izin kağıdını doldurup, imzalayarak vermiş. Kağıdı alan adam bakmış ki, Silivri yazıyor. Çünkü komiser ancak Silivri yazmasını biliyormuş. Adam "Ben Silivri'ye değil, Silistre'ye gitmek istiyorum" diye itirazda bulunmuş. Komiser kızmış. (Affedersiniz) "B..k mu var Silistre'de. İşte imlaya gelmiyor. Git Silivri'ye" demiş. 
Şurada söylemeye lüzum yok ki (Milli Güvenlik Konseyi) komiser rolünde (MDP) Silivri'yi temsil ediyor. Silistre açıkta kaldı. 
Sevgi ve saygılar.
Süleyman Demirel
(...)
Sayfa 139:
"Her gece, iki gündüz arasındadır!"
(...)
Sayfa 141:
24 Ağustos 1983,
Beyefendi,
... Size savcılıkta verdiğim ifadeyi anlatayım.
(...)
Sayfa 142:
Bizim çevre gelişmelerden memnun değil... Duyduğuma göre, Eczacıbaşı ve Vehbi Koç, MDP'ye  bakan arıyorlarmış. Feyyaz Berker, o yumuşak haline rağmen size bağlı görünüyor ve bu ifadeden çekinmiyor. Şarık Tara da öyle. Hatta Şarık Bey, geçenlerde bize gelmişti. Dedi ki, "Biz Turgut Özal'ı destekliyoruz ama işin iyisi Özal'ın başbakan olması değildir. Keşke Demirel Başbakan olsa, Özal yine onun yanında çalışsa."
(...)
Sayfa 149:
"Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır."
(...)
Sayfa 150:
"Gerçi diz çöküp bir yanlışı söylemeye mecbur tutuldu ama yerinden doğrulurken, ayağını vurarak, "Her şeye rağmen dünya dönüyor" demekten kendini alamadı. Galileo, öyle de dese, böyle de dese, dünya dönmeye devam etmiyor mu?"
(...)
Sayfa 150:
Bedii Faik, 14 Eylül 1980, Hürriyet
Epitetos'un efendisi onun bacağını burarak eğleniyordu.
- Buruyorsun ama kırılacak, dedi Epitetos.
Efendi eğlencesine devam etti ve az sonra bacak kırıldı.
- Sana söylemiştim, dedi Epitetos, işte kırdın.
Genç demokrasimizi de nicelerimiz böyle burmuşlardır!
(...)
Sayfa 175:
Tercüman ilk defa "Sertleşen Hava ve Basın" başlıklı 25 Ekim 1981 tarihli yazım dolayısıyla kapatıldı.
(...)
Sayfa 178:
Diktatörlük ve hürriyet üzerine söylenmiş birçok güzel söz mevcuttur.
"Tiran, hassasiyet ve bağımsızlığa düşkün olan kimselerden daima nefret eder. Çünkü o bütün şan ve şerefin yalnız kendisine ait olmasını ister. onun için böyle kimseleri, kendi inhisarında olan şeyleri çiğnemiş sayar."
Aristo - Politika
"Bir diktatörlük rejiminde, korkaklık muhtelif şekillere bürünür. Korkak ve alçak insan evvela tevekkülle susar ve gitgide bayağılaşarak, neticede vicdanının tasvip etmediği inanlara ve hareketlere karşı ateşli hayranlık gösterilerinde bulunur."
Combo - Les Dictatures
"İnsanların, kendi elinde daha itaatkar birer alet haline gelmeleri için onları cüceleştiren bir devlet, sonunda anlayacaktır ki, küçük insanlarla gerçekten büyük işler başarmaya imkan yoktur."
John Stuart Mill - On Liberty
(...)
Sayfa 184:
Fransa'da III. Napolyon, halka "Evet, oylarınız hem beni 10 sene için başkan yapacak, hem de hazırlayacağım anayasayı tasvip etme anlamına gelecek" demiş. Böylece 1851'de, Napolyon ile anayasa birlikte oylanmış.
(...)
Sayfa 188:
Ziya Paşa, "Asiyab-ı devleti bir har da olsa döndürür"; (Devlet çarkını "Eşek" de olsa döndürür) derken, devlet çarkının, kim gelirse gelsin dönmeye devam edeceğini söylüyordu.
(...)
Sayfa 191:
Hikaye meşhurdur. Adamın birinin devrin padişahına hizmeti geçer. Padişah memnun, kendisine ne istediğini sorar. Adam: 
"Padişahım bu araba gezintisine çıktığınızda beni yanınıza alınız. Sonra kulağıma eğilip, küfür edersiniz der.
Padişah şaşırır:
"Neden küfredeyim? Senin hizmetini ben mükafatlandırmak istiyorum.
Beriki ısrarlı:
"Ziyanı yok. Siz kulağıma eğilip bana küfredeceksiniz."
Padişah adamın ricasını kabul eder ve bir gezintide onu yanına alır, zaman zaman usulca kulağına eğilerek küfreder.
Gezinti biter, padişah merakla sorar:
"Neden böyle yapmamı istedin? Söyle bakalım?"
"Efendim. Etraftan bakanlar nasıl olsa, sizin bana küfrettiğinizi duymayacaklar, sadece kulağıma bir şeyler fısıldadığınızı görecekler. Benim bazı sırlarınızı paylaşacak kadar sizinle samimi olduğumu düşünecekler.
...
Ve...
Son olarak...
Antrakt?!
Antrakt, Tiyatro ve benzeri sahne sanatlarında, iki perde arasında geçen zaman, verilen ara. iki perde (bölüm) arası anlamına gelen Fransızca Entr'acte sözcüğünden Türkçeye olduğu gibi girmiştir. Aynı anlamı ifade eden sözcükler İngilizce'de "intermission", Almanca'da "Zwischenspiel", İtalyanca'da "Intermezzo" (öyle arası manasına da gelir. HM) İspanyolca'da "Intermedio"dur.
Bu kapsamda:
Cehennem'i satın almak?!
Temel Vatikan'da gezerken upuzun bir kuyruk görür. 
"Nedir bu kuyruk?" diye sorduğunda; kuyruğun diğer ucunun kiliseye uzandığını ve Vatikan Kilisesi tarafından cennetin parça parça satıldığını, 1000 dolar verenin de cennet'ten bir parça satın alabildiğini öğrenir.
Kuyruğu takip edip kiliseye ulaşır, kapıdaki görevlilere, "Ben cehennemi satın almak istiyorum" der.
"Olmaz burada cehennem satışımız yok, cennet'ten bir parça almak istiyorsan da sıraya gir" derler. 
Temel cehennemi almakta kararlıdır ve ısrarını da sürdürür. 
Kapıda Temel'i ikna edemeyen görevliler, içerde Papa'ya durumu anlatırlar.
Papa gülerek;
"Gidin sorun bakalım cehennemin tümüne ne kadar veriyormuş bu akılsız adam" der. 
Kapıya inip Temel'e sorarlar, "10.000 dolar veririm" der. 
Papa, Temel'i içeri çağırtır, hazırlattığı evrağı da Temel'e imzalatıp 10.000 dolarını da aldıktan sonra arkasından gülerek uğurlarlar. 
Dışarı çıkan Temel, kapıda günlerdir cennet'ten bir parça satın almak için bekleyen binlerce kişiye elindeki belgeyi gösterip, "Eyyyy uşaklar; cehennemin tümünü ben satın aldım, artık cennet için uğraşmanıza gerek kalmadı, dağılabilirsiniz" der.
Sonra ne oldu dersiniz.
Cennet satışları sıfırlayan Papa ve ekibi 10.000 dolara sattığı cehennemi Temel'den geri alabilmek için hala pazarlık etmekte.
Son durum:
Temel 10 milyon dolarda ısrarcı.
Papa, beş katını ödemeye hazır.
Ezcümle:
Vakti zamanında, tufan öncesinde, "Cehennem'i satın aldık" dedik, varsın gerisini "Cennet'i pazarlayanlar" düşünsün!
“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”
Başkomutan (Mareşal) Mustafa Kemal Atatürk
Nokta.

3 Nisan 2015
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages