AMERİKAN CİNNETİ ve/veya 11 Eylül Amerika'yı Nasıl Değiştirdi?!

366 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Nov 5, 2020, 6:47:38 AM11/5/20
to oybi...@googlegroups.com
AMERİKAN CİNNETİ ve/veya 11 Eylül Amerika'yı Nasıl Değiştirdi?!

ARŞİV'DEN KİTAP ÖZETİ
Kitabın adı: AMERİKAN CİNNETİ
11 Eylül Amerika'yı Nasıl Değiştirdi? 
Yazarı: Zeynep Atikkan
Yapı Kredi Yayınları
1. Baskı: İstanbul, Eylül 2006
5 TL
496 sayfa
(...)
Sayfa 31:
Yeni Dünya Düzeni
"İnsanlık tarihi savaştır."
Winston Churchill
"Savaş aldatmacadır."
Sun Tzu
(...)
Sayfa 50:
1997'de görüştüğüm Avrupa'nın en önemli düşünürlerinden Edgar Morin, "Bosna'yı kabullenmek mümkün değil. İsyan ediyorum. Utanıyorum" demişti bana. Morin'e göre Avrupa'nın büyük düşünmesi gerektiğini Bosna gerçeği göstermişti. Aynı söyleşide Morin, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik karakteri nedeniyle AB'ye girmesinin önemini vurgulamıştı.
(...)
Sayfa 63:
Toplumsal tarih alanındaki çalışmalarıyla tanınan Fransız araştırmacı Emmanuel Todd, Amerikan ordusunun 90'lardan itibaren artan küçük ölçekli saldırılarını "teatral mikro militarizm" diye tanımlamakta. Todd'a göre Clinton döneminde başlayan bu gösteriler George W. Bush zamanında Afganistan ve Irak'ta devam etti:
"ABD dünyadaki büyük güçleri kontrol edemiyor. Endüstride Japonya ve Avrupa'ya yaslanıyor. Sovyet İmparatorluğu çöktükten sonra 'şer ekseni' gibi çarpıcı isimler altında bir sürü çelimsiz ülkeye imparatorluk taslamaya çalışıyor. Savunmasız ülkelere karşı ambargo koyuyor. Esamesi okunmayan orduları bombalıyor."
(...)
Sayfa 72:
Aslında 11 Eylül'den önce Amerika'da yayınlanan raporlar, Pentagon'un 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş ihtilaflarına endeksli olduğu, Soğuk Savaş zihniyeti'nin 21. yüzyılın sorunlarını kavramaya yetmediği uyarısını yapıyordu.
(...)
Sayfa 74:
George W. Bush 2 Kasım 2004 seçimlerinde toplumun tehdit algılamasını kullanarak yeniden iktidara geldi.
(...)
Sayfa 81:
Özel sektör savaşçılarının profili nedir? Japon Siyasi Araştırma Enstitüsü Başkanı Chalmers Johnson'a bakılırsa bu sektörde genellikle emekli subaylar istihdam edilmekte:
"Emekli subaylar, savaş meraklıları, savaş hastaları. Soğuk Savaş sona erdikten sonra ordudaki işini kaybeden ama bu bünyeden ayrılmak istemeyenler. Bu şirketlerin kurucuları yeni emekliye ayrılmış üst rütbeli subaylar ve Yeşil Bereli komandolar. Örneğin, yabancı ülkelerde askeri birlikleri eğiten Military Professional Resources İnc. adlı şirketin kurucuları arasında Körfez Savaşı sırasında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olarak görev yapmış, emekli general Carl E. Vuono, Avrupa'daki Amerikan Birlikleri eski Komutanı Emekli Ron Griffith ve daha pek çok emekli general vardı."
(...)
Sayfa 81:
Chalmers Johnson'ın profilini çizdiği özel askeri firma personelini dünya Ebu Gureyp hapishanesindeki işkenceler sırasında tanıdı. İşkencecilerin bir kısmı bu özel sektör askerleriydi. Felluce'ye saldıran Amerikan birlikleri içinde en gözü kara olanlar gene bu özel savaşçılardı.
(...)
Sayfa 95:
"Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, özgürlüğü korumak, özgürlüğü yaymayı gerektiriyor."
George W. Bush
"Tanrı bana El Kaide'yi vur dedi, vurdum. Sonra Saddam'ı vurmamı istedi, onu da yaptım. Şimdi de Ortadoğu sorununu çözmeye kararlıyım."
George W. Bush
24 Haziran 2003, Haaretz gazetesi, İsrail
Yıl 2000. ABD'de 21. yüzyılın ilk Başkanlık seçim kampanyası.
(...)
Sayfa 100:
Tıpkı 1941'de olduğu gibi; Pearl Harbor'dan önce Amerikan halkı 2. Dünya Savaşı'na girmek istemiyordu. Pearl Harbor saldırısından sonra toplum Amerika'nın savaşa girmesine hazırdı.
(...)
Sayfa 103:
11 Eylül'ü izleyen günlerde Amerika'da toplumsal tepki "Bir şey yapılmalı. ABD kararlı davranmalı" şeklindeydi.
(...)
Sayfa 107:
21. yüzyılda Amerika'nın askeri stratejisiyle ilgili bir panelde, "Avrupa, Rusya'dan huzursuz olmaya başlarsa ABD ne yapar?" şeklindeki bir soruyu bir stratejist şöyle yanıtlıyordu: "Avrupa mı? Kendi başlarının çaresine baksınlar. Bizden bu kadar!"
(...)
Sayfa 109:
Roosevelt - Churchill Kurdu, Bush - Blair Yıkıyor!
(...)
Sayfa 127:
Gazeteci Ross Douhat'nın işaret ettiği gibi:
"Katrina, bir anti - 11 Eylül. 11 Eylül'de sekreterler, finansçılar ölüm karşısında eşitti. Katrina sınıf ve ırk farkını su yüzüne çıkardı."
(...)
Sayfa 129:
2005 yılında yeni realizm gaza basıyordu. Realist ekolün verdiği mesajların anafikri şöyleydi: ABD Körfez'den çekilirse Suudi Arabistan'ın El Kaide ile mücadele etmesi kolaylaşır." "İlle de benim dediğim olacak" diye ortaya çıkmak dünyada ve özellikle de İslam dünyasında öfke yaratıyor.
(...)
Sayfa 179:
Theodore Roosevelt, Deniz Harp Akademisi'nde yaptığı bir konuşmada "Tarihte hükmetmiş ırklar hep savaşçı ırklardır. Barışın zaferi, hiçbir zaman savaşın zaferi kadar görkemli olmamıştır" demişti. Bu sözlerin yeni muhafazakar (neo - con) ideolojiye ilham kaynağı olduğu tartışılmaz.
(...)
Sayfa 219:
Cheney dün de "görevimiz tehlike" diyen bir insandı. Gazeteci James Mann'in, George W. Bush hükümetinin anatomisini anlatan The Rice of the Vulcans: The History of Bush's War Cabinet (Şahinlerin Yükselişi: Bush'un Savaş Kabinesi'nin Gerçek Hikayesi) adlı kitabında belirttiği gibi, Sovyetler çöktükten sonra Dick Cheney, şimdiki tehlike Sovyetler Birliği'nin gücünden değil, zaafından kaynaklanıyor" dememiş miydi? Cheney, 11 Eylül'ü, Amerika'ya nükleer bomba atılmış gibi algıladı. Ya da öyle izlenim verdi. Günlerce kayboldu. Ortaya çıktığında ise görüntüsü hiç de anlatılanlara benzemiyordu. Yanlış yaptırmaz denen bilge adam metamorfoza uğramış, ideologlaşmıştı. Sanki Cheney artık bir neocon'du!
(...)
Sayfa 224:
Neocon grubun içinde Benjamin Netanyahu'ya akıl vermek için rapor hazırlayanlar bile bulunuyor. Richard Perle, Douglas Feith ve David Wurmser'in 8 Temmuz 1996 yılında İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya gönderdikleri "Beyaz Sayfa: Ülkeyi Sağlama Almak İçin Yeni Bir Stateji" adlı raporda; Yaser Arafat ile bütün iplerin kopartılması, Oslo Antlaşması'nın rafa kaldırılması, bölgenin Saddam Hüseyin'den kurtarılması, Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan hükümetlerinin destabilize edilmesi, Türkiye ve Ürdün ile yakın işbirliği kurulması isteniyordu. Raporda ayrıca, "İsrail, sosyalist ekonomik politikalardan ve İsrail - Filistin barış süreci yükünden kendisini kurtarmalı. Filistinlilerle ve onların Arap destekçileriyle savaşmalı. Ve Ortadoğu'daki güç dengelerini değiştirerek İsrail'in güvenliği sağlanmalı" deniliyordu.
(...)
Sayfa 235:
"Amerika'nın toprak ihtirası yok. Biz imparatorluk sevdasında değiliz. ABD, ulusu ve insanlık için kendisini özgürlüğe adamıştır."
George W. Bush, Kasım 2002
(...)
Sayfa 258:
Batı'da Aile Kavgası: Nikah Kaldı, Evlilik Bitti
"Berlin Duvarı ile beraber birleşik ve ahenkli Batı da yıkıldı."
Robert Kagan
(...)
Sayfa 272:
Ortadoğu'ya AB Modeli
Yıl 2005. Bush yönetiminin geri kaymaya başladığı yıl. 2005 yıında Avrupa Birliği de kendi varoluş sorunlarıyla yüzleşiyor. Fransa ve Hollanda'da Avrupa Anayasası'nın reddedilmesi, Türkiye'nin tam üyeliği konusunda pek çok Avrupa liderliğinin verdiği "yaşlı refleksler", varoş isyanları, globalleşmeyi göğüslemekteki titreklikler. Yoksa beklenmedik sorunlar karşısında AB havlu mu atıyor?
(...)
Sayfa 272:
Oysa Irak Savaşı sırasında Washington AB'yi "eski" ve "yeni" Avrupa diye ikiye ayırmamış mıydı?
(...)
Sayfa 276:
Stratejist François Heisbourg'a göre "ABD'nin önceliği İran'da rejimin değişmesi. Oysa hiçbir koşulda İran'ın nükleer silah sahibi olması istenmiyor."
(...)
Sayfa 281:
"Siz de Ulu Tanrı'ya inanıyorsunuz ve ben de Ulu Tanrı'ya inanıyorum. Bu bakımdan muhteşem ortalar olacağız."
ABD Başkanı George W. Bush'tan
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a
(...)
Sayfa 285:
Başkan Bush'un yakın çevresindekilerin inanç dünyasına gelince özel hayatını ön plana çıkartmamaya özen gösteren Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Metodist Kilisesi'ne mensup. Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice'ın babası rahip. Gazeteci Denise Hawkins'e göre Başkan Bush'un ilk dönemindeki Ulusal Güvenlik danışmanı Condeleezza Rice'ın adı İtalyanca müzik terimi "con dolcezza"dan esinlenmiş. "Con dolcezza" müziği tatlı, yumuşak, latif bir üslupla çalmak demek. Rice piyanoyu "con dolcezza" çalıyor olabilir. Ama 21. yüzyılda ulusal güvenlik ve dış politikasını şekillendirirken pek "con dolcezza" değil! Stanford Üniversitesi'nin rektör yardımcılığını yapan Rice'ı tanıyan akademisyenlerden Rice portresi çizmelerini istediğimde "Hayata siyah - beyaz diye bakar, onun için gri alan yoktur. Hele birisine taktı mı, o kişinin işi bitmiştir" demişlerdi.
(...)
Sayfa 303:
Britanya İmparatorluğu ve Evanjelikler
(...)
Sayfa 306:
Denilebilir ki Amerikan Kiliseleri arasında Irak Savaşı'na karşı görünürde büyük bir uzlaşı mevcuttu. Bir tek istisna ile Jimmy Carter'ın da belirttiği gibi Güneyli Baptistler Irak Savaşı'nı desteklediler. 
(...)
Sayfa 312:
Kıyamet Edebiyatı
Soğuk Savaş sonrasını tanımlayan yeni gerçekler bunlar: 
"Bu iyidir ya da bu kötüdür diye spekülasyona girmek gereksiz, çünkü bu gerçekleşiyor ve hikmeti ya da cazibesi hakkında ne hüküm verirsek verelim bu gelişme devam edecek."
(...)
Sayfa 316:
2004 seçimlerinden sonra Demokratlar arasında başlayan tartışmalara sol kesime yakın din adamı Jim Wallis şu sözlerle katılmıştı:
"Köktendinciliğin panzehirinin laiklik olduğu düşünülür. Bu çok büyük bir yanılgı. Kötü dine yanıt laiklik değil, daha iyi dindir."
Demokratlar hala daha iyi dinin arayışındalar.
(...)
Sayfa 321:
11 Eylül Toplumu Yaratılırken
"Özgür toplumlarda sansürün dehası, resmi yasak olmaksızın hoşa gitmeyen düşünceleri susturabilmesi ve rahatsız edici gerçekleri karanlıkta tutabilmesidir."
George Orwell
"Irak'ın işgali bir eşkıyalıktır. Uluslararası hukuk düzeni kavramını hiçe sayan hoyrat bir devlet terörüdür. İşgal, arka arkaya yalanlardan, medyayı ve dolayısıyla halkı düzeysizce aldatmacalardan esinlenen keyfi bir askeri harekattır."
Harold Pinter
2005 Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması
(...)
Sayfa 323:
Çünkü ortaya yeni bir toplum, 11 Eylül toplumu çıktı. Amerikalıların yüzde 62'si haftada en az bir kez 11 Eylül'ü ve olası saldırıyı düşünmeye başladı. Ve halkın yüzde 90'ı, Amerika'nın bundan sonra terörizm tehdidiyle yaşayacağına inandırıldı.
(...)
Sayfa 337:
Terörizm korkusuyla, gelecek endişesiyle, kıyamet dehşetiyle vs... Clinton dönemi annelerinin 11 Eylül'den sonra uğradığı metamorfozun farklı versiyonlarına toplumun her kesiminde rastlamak mümkün. Amerikalı stratejistler Irak Savaşı'nda düşmanı şoke edip dehşete düşürme taktiğini kullandılar (shock and awe). Bunun Amerikan halkına yönelik versiyonu ise sanki "korkut ve yönet"ti. Oysa Amerikalılar Franklin Roosevelt'in "korkudan başka korkacak bir şeyimiz yoktur" sözüyle pek iftihar eder.
(...)
Sayfa 339:
Yoksa dehşet ortamı, gazeteci Thomas Friedman'ın tabiriyle 11 Eylül bağımlılığı mı yarattı?
(...)
Sayfa 344:
Muhafazakar söyleme göre "30 yıllık nihilizm bitti". Amerikalıar derin rehavetten çıktı. Milliyetçiliği, dindarlığı, bayrağı... Kısaca kendilerini buldular.
(...)
Sayfa 359:
Başkan Bush ve çevresinin eleştirilemeyen 11 Eylül yorumuyla Amerika yanlış bir savaşa sürüklendi. Oysa 11 Eylül sonrası, Amerikalıların övündüğü tartışma ortamına en fazla ihtiyaç duyulan dönemdi. İtfaiyeciler gibi aydınlara da her zaman ihtiyaç duyulmayabilir ama onlar kritik anların vazgeçilmezleridir.
(...)
Sayfa 368: 
"Restoranımız patetes kızartmasının adını değiştirmedi. Adı French fries olmaya devam ediyor."
(...)
Sayfa 373:
Medya, Bush'u Yeniden Yaratıyor
(...)
Sayfa 384:
11 Eylül Gazeteciliği: Yeni Normallere Doğru
Günümüzde Amerikan medyası hem siyasetin hem de hükümetin parçası.
(...)
Sayfa 385:
"İnsan, seks ve yatak odası dedikoduları yazmak zorunda kalınca kendisiyle iftihar edemiyor. Eve gidip çocuğumla paylaşabileceğim konular değil bunlar. Şimdi oğlum bana Afganistan hakkında sorular yöneltiliyor. Yaptığım işle onur duyuyorum!"
(...)
Sayfa 393:
Amerikan Medyası Irak Savaşı'nda
"Savaş önce gerçeği kurban eder."
Senatör Hiram Johnson, 1917
(...)
Sayfa 393:
Medyanın hali 2000 yılı Başkanlık seçimlerinde Demokratların adayı Al Gore'un gözünden kaçmamış olmalı ki, "Medya bugünlerde çok garipleşti. Önemli medya kuruluşları Cumhuriyetçi Parti'nin sanki bir parçası ve malı oldu" diyordu.
(...)
Sayfa 395:
Gerçeği Biz Yaratırız
(...)
Sayfa 396:
20. yüzyıl tarihi, önleyici savaşların neden olduğu felaketlerle dolu. 1914'te Rus ordusunun modernleşmesi üzerine Kaiser II. Guillaume'un Almanya'yı önleyici savaşa sürüklemesi, Hitler'in de Kızıl Ordu'nun güçlenmesi üzerine Sovyetler Birliği'ne karşı önleyici savaş ilan etmesi gibi.
(...)
Sayfa 399:
Bush yönetimi "Gerçeği biz yaratırız" demişti ama üçüncü yılında Irak Savaşı'nın gerçeği artık ortaya çıkıyordu.
(...)
Sayfa 401:
Powell'ın dışarıda satamadığı Irak Savaşı çok geçmeden yeniden iç piyasaya sürüldü. Irak Savaşı'nın medya pazarlamacıları gene işbaşındaydı. Powell'ın konuşmasının ertesi günü muhafazakar The Wall Street Journal, "Savaş her şeyden önce Amerika'nın nefsi müdafaasıdır" diyerek savaşın haklılığını kanıtlamaya çalışıyordu.
USA Today gazetesi, Dışişleri Bakanı Powell'ın performansına alkış tuttu. 
Bush yönetimine genelde muhalefet eden The New York Times ise Irak'a müdaheleden yanaydı.
(...)
Sayfa 401:
Amerikan medyası, kitle imha silahları konusunda gazetecilik ilkelerine yönelik ihanetleriyle yüzleşmiş değil.
(...)
Sayfa 401:
Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ise Vanity Fair dergisiyle yaptığı söyleşide, "Irak'ta silah aramanın sadece bürokratik bir bahane" olduğunu belirtmekten çekinmedi.
(...)
Sayfa 403:
Irak Savaşı ve Büyük İletişim Senaryosu
Irak Savaşı'nın iletişim senaryosunun önemli bir başlığı "embedded (iliştirilmiş) gazetecilikti. Üç bin gazeteci, savaşı takip etmek üzere Amerikan yönetimine başvurdu. Bunların yaklaşık 500'ü "iliştirilmiş" olarak Amerikan askeri birliklerinin koruması altında habercilik yaptı.
(...)
Sayfa 405:
Saldırgan Barınağı: YALAN
"Siyaset dili, yalanları gerçek gibi göstermek üzere dizayn edilir."
George Orwell
(...)
Sayfa 406:
Emmanuel Todd, "İyi yönetilen dinamik bir toplumun küçük 'yalanları' kaldırabileceği, düşüş sürecine girmiş toplumların ise büyük yalanların peşine takılabileceği" düşüncesindeydi.
(...)
Sayfa 408:
Rice'a göre "ABD'nin misyonu terörizme karşı savaş değil, demokrasi mücadelesi!"
(...)
Sayfa 410:
Ve 2006 ylında yayınlanan revize edilmiş Bush Doktrini'nde yeni tehdit şöyle tanımlandı: "20. yüzyılda faşizm ve komünizm tehdidine karşı özgürlüğün kazandığı zafere tanık olduk. Bu sefer de laik felsefe üzerine oturmayan ve onurlu bir dini saptıran yeni bir totaliter ideoloji dünyayı tehdit ediyor." Artık tehdidin adı konmuştu. Huntingtonizm süratle zihinlere yerleşiyordu.
(...)
Sayfa 420:
Miller, "Libby'nin" adını verince hapisten çıktı. Ve ifadesinde, Libby'nin kendisine sadece Wilson'ın eşinin bir CIA ajanı olduğunu söylediğini, adını vermediğini belirtti.
Bütün bunlar Irak Savaşı'nın bir tür Susurluk cephesini yansıtmakta. Bu, aynı zamanda Amerikan medyasının da Susurluk'u idi. Gazetecilik her şeyden önce ilişkilerde mesafe mesleğidir. Bir gazeteci kendisini bir köstebek senaryosu içinde bulursa bunun adı gazetecilikten başka her şeydir!
(...)
Sayfa 421:
Christiane Amanpour: "Susturulduk. Hayır. Kendimizi Susturduk."
(...)
Sayfa 423:
Cumhuriyetçilere yakın Fox News kanalının Amanpour'un bu sözlerine tepkisi gecikmedi: "Bush tetikçisi olarak görülmek El Kaide'nin sözcüsü olmaktan yeğdir."
(...)
Sayfa 435:
... bu oportünizm hikayesini New York Times yazarı Maureen Dowd şöyle anlatıyordu:
"Eğer Bush dünyasının mensubu iseniz her şey mubah. Eğer onları eleştiriyorsanız işiniz bitmiş demektir. Bush'un çevresi gazetecilere karşı 'cihat' açtı. Bazı gazetecileri satın alıp yönetimin propogandasını yaptırıyorlar. Gazetecilik yapmak isteyenleri hapse attırıyorlar ve yerine 'sahtelerini' alıyorlar."
(...)
Sayfa 436:
Foxifikasyon; yeni gazetecilik kültürünün adı esasında! Halkı eğlendiren, oyalayan ve ideolojik mesaj bombardımanıyla radikal gündemin haberciliğini yapan bir tarz. Kullandığı dil, gerektiği zaman yabancı düşmanlığını körüklüyor, saldırgan ve küstah olabiliyor. Görüşlerini paylaşmadığı meslektaşlarına küfür ederek saldırıyor.
(...)
Sayfa 438:
Fox televizyonunun sahibi, 70'lerindeki global medya imparatoru Rupert Murdoch, 11 Eylül'den sonra yaptığı açıklamada "Vatanperverlik görevim neyi gerektiriyorsa onu yapacağım" dememiş miydi? Fox News, 11 Eylül ortamını eline avucuna alıyordu, yoğuruyordu.
(...)
Sayfa 445:
Süper Güç Makas Değiştirince
(...)
Sayfa 449:
Bu mesajlar 11 Eylül patalojisiyle birleşince, ABD'de dükkanlarda, "Bu işyerinde  İngilizce sipariş alınır" yazıları görüşmeye başlandı. 1950'ler Türkiyesi'nin "Vatandaş Türkçe Konuş" kampanyalarını andıran gelişmelerdi bunlar. 
(...)
Sayfa 451:
Yani beyaz adamın 21. yüzyıldaki uygarlık projesi. "Ortadoğu'ya demokrasi pazarlaması", demokrasi kavramını hızla "outlet" malı haline getirmekte! Bugün Ortadoğu'ya demokrasi götürme dendi mi akla Guantanamo, Ebu Gureyp geliyor. 
(...)
Sayfa 455:
Bu kitapta amacım, durumdan vazife çıkarmak değil gazetecilik görevini yerine getirmek, yani cinneti sergilemekti. Cinnet ile cinayet birbirine o kadar yakın olabiliyor ki!
(...)
Sayfa 467:
CABAL: Yeni muhafazakarlar için İngilizce "cabal" sözcüğü kullanılıyor. Cabal, 1667 ve 1673 yılları arasında İngiltere Kralı II Charles'in yanında ülkeyi yöneten beş kişilik gruba verilen ad. Siyasi bir amaç için bir araya gelmiş komplocu, gizli gruplar anlamına gelen bir kavram.
(...)
Sayfa 476:
HOLLANDA: ABD ve AB küresel ekonomisinin iki büyük itici gücü. Birlikte dünyadaki ticaret ve sermaye hareketlerinin yarısını oluşturuyorlar. ABD ile Avrupa'nun karşılıklı iş hacmi 2,5 trilyon dolar. Bu ekonomik yapı 12 milyon insana iş sağlıyor. Son sekiz yılda ABD'nin Hollanda'da yaptığı yatırım, Meksika'ya yönelik yatırımın iki misliydi. Çin'e yönelik yatırımından on misli fazlaydı. Bu zaman diliminde, Avrupalılar sadece Teksas'a, Amerika'nın bütün Japonya'ya yaptığından daha çok yatırım yaptılar. ABD Ticaret Bakanlığı verilerine göre bugün Amerika'nın Doğu Avrupa'daki yatırımları Çin'den yüzde 60 daha fazla. 16.6 milyar dolara karşılık 10.3 milyar dolar Avrupa, Amerika'ya giren yatırımların yüzde 75'ini sağlıyor. Bu aynı zamanda büyük bir istihdam kapısı. Sadece, Siemens 70 bin Amerikalı'yı istihdam ediyor. 
Kaynak: William Drozdiak, "The North Atlantic Drift", Foreing Affairs, Ocak - Şubat 2005
(...)
Sayfa 485:
Reilly Center for Media ve Public, Affairs'in, Mart 2002'de yaptığı bir kamuoyu yoklamasına göre 11 Eylül saldırılarından altı ay sonra Amerikalılar hangi kurumlara güven duyuyorlar? Birinci sırada Başkan ve Yürütme, ikinci sırada Kongre yani Yasama, üçüncü sırada ise Yargı var. Diğerlerine gelince şu sırayı izliyorlar: Asker, din, eğitim, sendikalar, basın ve televizyon.
(...)
Sayfa 486:
John McCain, Cumhuriyetçi Arizona Senatörü ve Vietnam Savaşı'nda uzun yıllar savaş esiri olarak işkence gören eski bir pilot. 2000 yılında Bush'a karşı Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adaylarındandı ve 2008 seçimleri için adaylığı sözkonusu. Bill Bennet, Reagan döneminin eğitim bakanlığını yapmış Cumhuriyetçi Parti'nin önemli muhafazakar ideologlarından biri.

5 Kasım 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages