Ak Apartman’ın sokağından izlenimler ve/veya Blair, '1 Mart Tezkeresi'ni işaret etti?!
“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir!”
Atatürk, 11 Ağustos 1929
…
Yer: Nişantaşı.
Günlerden Cumartesi.
İlkokuldan mezun olan kızımın karne günü / diploma heyecanını paylaşmak ve yüksek şöhret soruşturmacı gazeteci Nedim Şener’in açtığı davada hazır bulunmak kapsamında İstanbul’dayım.
Eski dostlarla buluşmak için Nişantaşı’ndayım.
Vakit buluşma saati için erken olduğundan, Citys’in karşısındaki, Sabah’ın eski binasının önünden yukarı doğru turluyorum.
Her zamanki karşılaşmamızda olduğu gibi Doğan Medya Grubu’nun Cumhurbaşkanı adayı, oğlu star’dan kovulan Hürriyet yazarı Taha Akyol ve eşi el ele tutuşmuş, başları önlerine eğik bir halde cadde’den aşağı yürümekteler.
Oysaki, potansiyel cumhurbaşkanı adayı baş’ını dik tutmalı, okurun, seçmenin gözlerinin içine bakarak yürümeli.
Ne de olsa yüksek kozmopolit, AKP iktidarında ise “yüksek paçoz zevkler”in merkez üssüne dönüşmüş, dünya batsa umrunda olmayacak bir cadde’nin yüksek kaldırım’ında yürüyorlar.
Yüksek kolpacı “katalog hukukçu” (!) eyyamcı yazar, temsil ‘gözler kalbin aynasıdır’dan mülhem vatandaş’ın kalbini, zihnini okumalı!
Nerde.
Eski zaman gelinlik kızlar gibi baş hep öne eğik, hayırlı kısmet peşinde.
Özal gitti, Çiller geldi, o gitti Erdoğan, kısmetse yenisi.
Ne de olsa, AKP üzerinden Türkiye’ye gelen terör, diktatörlük vb “yüksek demokrasi” unsurları, kalemlerini kişisel çıkarları için kiralayan, doğru zamanda doğru uyarıları yapmayan, testi kırıldıktan sonra yol gösteren Akyol’gil familyanın eseri.
Başın önüne eğik yürüyecek isen neden bu semtte ikamet’te ısrarlısın ve/veya Bağcılar, Üsküdar vb semtler de İstanbul il sınırları içinde.
Okumak cehaleti alır, gerisi vs vs vs.
Caddeyi boydan boya turlayıp, arkadaşlarımla buluşma noktasına doğru ilerliyorum.
Buluşma noktamız Atiye sokak, ev kahve (House cafe).
Karşımızda Ak Apartman’ın giriş’inde merkez sağ’dan Çiller’in oğlunun işlettiği mekan var, yanında da merkez sağ’ın diğer ismi Mesut Yılmaz’ın oğlunun işlettiği mekan vardı, Ak Apartman’da Çiller & Yılmaz koalisyonu.
Şimdilerde o koalisyon bozulmuş.
Yılmaz ailesi Ak Apartman’dan ayrılmış, restoranı bırakmış, şimdi ise bizim Perşembe Grubu’ndan Özer (Tansu) Çiller’in yalı komşusu Taylan Morava’nın yakın dostu Berkay Bey’in oğlu orayı işletmekteymiş.
Oturduğumuz “Ev Kahve”de, servis de mutfak da hak getire, dökülmekte.
Bir söylediğini üç defa tekrar etmeden ilgilenen yok.
Kapının girişinde mini etekli genç hanımlar sokağa çıkıp etrafı çapkınca kesmekte, teşhirci.
Sokağın başından Hürriyet yazarı erkeksi Ayşe Arman gözüktü, saçları dik, topuklar yüksek, boy da daha yükselmiş, fark etmemek imkansız, etek kısa, bacaklar diriliğini kaybetmiş, sarkma’ya dönmüş, yaşlanıyor.
Neden akıl, duruş, iş resmi değil de vücud resmi, verdiği profil öyle.
“Ben vücudumla gazetecilik yaparım” havasında.
Mümkün.
İddia bu iddia ise Odatv gazlaması ile emekli paşa ya da erkekten dönme ünlülere sarılmak iş değil, iş’in büyüğü Musul’da. Gitsin İŞİD’çilere sarılıp poz kessin, söyleşi yapsın bakalım, manşet’teki başlık ne diye açılıyor.
“Ayşe Arman’ın baş’ı nerede bacakları nerede!?”
Ya da Ayşe Arman’ın çakması Ömür Gedik, El Kaide’li militanlarla söyleşsin, yatağa girmeyi denesin, haber videosu nasıl şekillenir?!
Neyse…
Ayşe Arman bizim masayı habercilik heyecanı ile kesti, selamsız, baktı ki manşetlik ona sarılacak söyleşecek iş çıkmaz, hızla ev kahve’nin kapalı kısmına doğru geçmek için apartmanın cümle kapısından içeri doğru yüksek topuğunu basıp gözden kayboldu.
Sokak’ın bir ucundan diğer ucuna doğru temaşa / teyakkuz halindeyiz.
Konumumuz, milli güvenlik.
Tepeden tırnağa siyah giymiş, gözler hariç her yeri kapalı hanımlardan biri gelip diğeri geçiyor, yanlarında ise sakallı muhafazakar giyimli Arap erkekler.
Masadaki en yaşlı benim, arkadaşlarım ise nüfus kağıdına bakılacak olursa yaşları 70’in üstünde ama ruhları genç.
Takılıyorum, “yalakalık yapmak isteyen medya için dört dörtlük fotoğraf, tepeden tırnağa kapalı olanla, memesinden kıçına kadar açık dolaşan kadın halleri yanyana. İfrat / tefrit dedikleri bu olsa gerek.”
Gülüyorlar.
Ev Kahve’nin içinde olduğu sokak olmuş umumhane’den mülhem yüksek kaldırım.
“Biz her gün bu manzara içinde nefes almaya çalışıyoruz, eskiden bu sokak dolmuşçular sokağı idi şimdi yüksek kaldırım’dan farksız, ne ararsan bu sokakta.”
BOP’eşbaşı muhafazakar (!) AKP & Gülen iktidarında, siyasal laik’i de siyasal İslamcısı da yüksek haz, yüksek lüküs tüketim peşinde.
Her iki kesim de kendine göre içinde bulunduğu durum’u açıklayabilir ama her iki kesim’i aynı sokak’ta volta atmaya iten duygu nedir, cevabı aranması gerekli soru bu.
Donu gözüken, memeler tişörtten dışarı fırlak ile gözleri hariç her yeri kapalı kadın’ı bu cadde üzerinden birleştiren duygu nedir, gizli / açık, Ayşe Arman, Ahmet Hakan vb için yeni yazı konusu.
Berbat öğle yemeği sonrası, pasaj’a ilerleyip Aşşk kahve’nin karşısındaki mekanda bir kahve, puro içimlik süre nefesleniyoruz.
Duvar kıyısında Mahir Kaynak’ın kızı Deniz Ülke Arıboğan, tablet’i ile haşı neşir.
“Ben senin babanı tanırım, yanlış arazi’de gözlem yapıyorsun” diye takılmak da mümkün, ne var ki AKP iktidarındaki performansları ortada, katkı gereksiz.
Bizim masada Musul’u, İŞİD’i, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini uzun metraj konuştuk, medya’nın halleri üzerine de lafladık.
Gazete adına açıklama yapan, yazan, Kelebek’ten Cengiz Semercioğlu’nun Hürriyet’in yeni başyazarı olduğu konusunda görüş birliğine vardık.
Hasılı:
Nişantaşı’ndan yansıyan içi boşalmış “beyaz yakalı lüküs tüketen profil”i güven vermiyor.
Güvenlikli bir coğrafya değil.
Neden?!
Sokağın başından sonuna kadar istihbari anlamda bir konuşlanış var.
Dilenci görünümlü 5. Kol’culardan tutun da, her anlamda güvenlik zafiyeti sözkonusu, detaylar lüküs beyaz yakalı okur için lüzumsuz.
Masadaki ak saçlılardan eski bir tanıdık, sokağı ele geçiren dilenci, tacizci, mendil satıcısı vb meçhul tipler için geçenlerde yabancı ülkenin rezidans’ını koruyan bir polis’i ikaz ettiğini, onun da kendisine “Alo 155”i aramasını tavsiye ettiğini söyleyip feveran etti.
Bu sözler üzerine, “Polis bu sokağa çıkan dilencinin arkasının boş olmadığını bilecek kadar tecrübeli, daha geçenlerde mafya çatışmasına müdahale etmek için koşan bir polis’i kalbinden vurdular, kimin umrunda oldu, güvenlik bedava bir şey değil, bayrak indi, konsolos ve çalışanlar rehin, Nişantaş’ında yaşayanların huzuru, keyfi kaçmadan Türkiye’ye, bölgeye huzur gelmez; kaldı ki, polis karakolu sokağın ortasında, buna rağmen cadde çıfıt çarşısına dönmüş ise başta AKP ile kazan & kazan oynayan koalisyon ortaklarına ve Irak başta olmak üzere çevreye kuşbakışı bakmak elzem. Silivri’ye “kumpas” üzerinden laik Türkiye’nin yüz’lerini topladıklarında da Nişantaşı, Bebek, AVM vb yerlerde hayat tıkırında idi, hasılı madem kuru yediler gaz yaptı diye şikayet etmeyecekler. Nişantaşı dilenciler tarafından ele geçirildi ise varoşlarda para bitti, yardım akmıyor, yetersiz, onlar da bu caddeden nemalanmak istiyor olamaz mı?! Kaldı ki, varoşların rol modeli, padişah’ı RTE değil mi?! Yani geminin dibi delik. İstihbarat savaşları üzerinden bakılacak olursa Nişantaşı, Bebek vb yerler yanmaya hazır, böyle bakmak da mümkün.”
Masadaki diğer ak saçlı dostumuz Sözcü almak üzere bayiye doğru ilerledi, Türk Bayrağı ve Atatürk resimli poster almak için.
Musul üzerinden Türkiye yangın yerine dönmeye hazırlanırken tablo budur.
Görmeden inanmayanlar, anlamayanlar, anladığını yanlış anlayanlar vs vs vs.
Nokta.
…
FOTO’DURUM ANALİZ?!
Pollyanna Musul’da?!
ENSTANTANE 1:
İŞİD, TÜRKİYE’Yİ VURACAK!
Kendisini IŞİD komutanı olarak tanıtan ve kimliği bilinmeyen şahıs, cep telefonu ile kaydedilen görüntülerde "Burada Rusya, Çin, Suriye, Lübnan, Hizb-u şeytanıyla dört toplulukla birlikte savaşıyoruz" ifadelerini kullandığı duyuluyor.
Türk olduğu ileri sürülen IŞİD komutanı, "Amerika şöyle diyor, 'ya bizdensiniz ya onlardan' evet biz de öyle diyoruz, ya bizdensiniz iman edenlerden ya da kafirler safındasınız" sözleriyle konuşmasına devam ediyor.
Çoğu zaman uykusuz, aç susuz çatıştıklarını belirten şahıs “Tüm kafirler bu topraklarda yok olacak” mesajı veriyor.
(…)
ENSTANTANE 2:
IŞİD, “PKK & AKP” KOALİSYONUNU TEDİRGİN ETTİ!
KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan, Musul’da 49 Türkiye Konsolosluğu görevlisinin IŞİD tarafından rehin alınması hakkında ilginç iddialarda bulundu.
IRAK’I ÜÇE BÖLECEKLER
“Bunlar (IŞİD), Musul’u, Tikrit’i aldı. Yeni bir durum oluştu Irak’ta. Galiba Irak’ı üçe bölecekler. Bu, büyük derin bir plan. Ancak bu durumdan kürt kazanımları ortaya çıktı. Musul’daki yüzde 30-35 Kürt de şehri terk ediyor. Bu iyi değildir.”
AKP KENDİNİ TEMİZE ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR
Türkiye IŞİD’i destekledi. Türkiye aslında rahat. Bunu biliyorlardı (konsolosluk baskınını). Ama bir şey yapmadılar. Dünyaya bunlarla ilişkimiz yok imajı vermeye çalışıyorlar. Vay, konsolosumuzu aldılar, diyerek biz bunlarla birlikte değilimiz mesajı vermek istiyorlar. Kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar. Türkiye rahattır. Muhtemelen yakında bırakacaklar. Biz Türkiye’nin, El Nusra ve IŞİD ile ilişkisi olduğunu biliyoruz. AKP’nin ve Davutoğlu’nun yanlış siyaseti nedeniyle Türkiye zor durumda kaldı. Bunu herkes görüyor.
TÜRKİYE’DE EYLEM YAPABİLİRLER
Kim IŞİD ile birlikte olursa tehlike oluyor. Türkiye için de bu göründü. IŞİD Türkiye için tehlikedir. Türkiye içinde en az 3 bin kişi onlarla.. Yani Türkiye içinde de eylem yapabilirler. Geçenlerde Serekaniye’de 9 kişi öldü. Yarısı Türkiye’dendi, Çerkez falandı...Türkiye bu konuda yanlış hesap yapmıştır.
Bunlar Kürtler için tehlikedir. Bundan dolayı Kürtler bir olmalıdır. Mevcut şartlarda Kürtler hem güneyde hem de Rojava da hem kuzey de ve doğuda başarılı olabilirler. Aslında bunlar Kürt birliğini fark etti...
IŞİD’in Kuzey Irak’ta güçlenmesi en çok PKK’ya zarar verecektir. Eğer Türkiye bundan doğru sonuç çıkarırsa Kürt meselesinde doğru adımlar atmalı. Bu yolla PKK’yı kuşatamazlar. Böyle planlarla derinleşenler kazdıkları çukura kendileri düşerler. IŞİD ile ortaya çıkan hareketi herkes doğru değerlendirsin.”
(…)
ENSTANTANE 3:
PKK, PAZARLIK MASASINDA!
Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK’lı bazı isimlere yurda dönüp mahkemede ifade vermeleri halinde ''Tutuklanmama güvencesi'' verirken, Diyarbakır 2. Ağır Ceza mahkemesi aynı sanıklardan Remzi Kartal için yakalama emri çıkardı ve Türkiye'deki mallarına el konulabileceğini bildirdi.
(…)
ENSTANTANE 4:
LONDRA’DAN MESAJ: HAYALDİ; AKP & GÜLEN İKTİDARINDA “KÜRDİSTAN” GERÇEK OLDU!
İngiltere'de yayımlanan Times gazetesi, “Kuzey Irak'taki şiddet ve kargaşa ortamının Kürtlere bir anda, tam bağımsızlıklarına kavuşma ve asırlık rüyaları olan Kürdistan devletini kurma fırsatı sunduğunu” yazdı. Kürtlerin hızla, zengin petrol yataklarının bulunduğu ve gelecekteki başkentleri olarak gördüğü Kerkük'ün denetimini ele geçirdiği belirtilen yazıda, "Güçlü Kürt ordusu Peşmerge, güneye ilerleyen Irak Şam İslam Devleti örgütünden gelebilecek bir saldırıyı püskürtmeye hazır" deniyor.
Michael Binyon imzalı analiz şöyle devam ediyor:
"Şiilerin hakimiyetindeki, bocalayan Nuri el Maliki hükümeti, artık hiçbir şekilde Kürtlere otoritesini dayatacak ve açık piyasada petrol satmasını engelleyebilecek durumda değil.
TÜRKİYE İÇİN “İSTİKRAR” UNSURU
(…)
ENSTANTANE 5:
IŞİD, KÖRFEZ HAREKATI’NDAKİ SADDAM GİBİ DAVRANIYOR!
Telafer'in kontrolü IŞİD'in eline geçti
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Irak'ın Musul kentine bağlı Telafer ilçesinin kontrolünü ele geçirdiği iddia edildi.
(…)
ENSTANTANE 6:
AB ARKA PLANLI HANEFİ AVCI’DAN İZAH, LONDRA ARKA PLANLI GÜLEN CAMİA ÜZERİNDEN “ŞANTAJ CUMHURİYETİ”, MİZAH:
Soru: Bir açıklamanızda MİT'in sırlarının Cemaatin elinde olduğunu söylemiştiniz. Hangi sırlardır bunlar?
Cevap: Türkiye Cumhuriyeti'nin her türden arşivi şu anda Cemaatin elinde bulunuyor. Dünyanın en büyük silahı bilgidir. Örneğin Ergenekon davasının kaderini belirleyen, şekillendiren 51 no'lu CD'de Yargıtay üyelerinin kötü görüntüleri vardı. Sonra bu CD için "bozuldu" dediler. Daha bunlar gibi sayısız savcı, hâkim ve yüksek bürokratın gizli çekilmiş, özel yaşamlarına dair görüntüleri var bilmiyoruz. Kaç kişiye boyun eğdirildi, kaç kişiye şantaj yapıldı bilmiyoruz.
(…)
ENSTANTANE 7:
THE EŞEK’İ BOP KAPSAMINDA LAİK DEVLETİN DAMINA ÇIKARTAN “AZİZ YILDIRIM”I “LOKMAN AKSU” DİYE KODLAYIP DİNLEMİŞLER
Şike operasyonunun altından yine kanunsuz dinlemeler çıktı. Fenerbahçe Başkanı Yıldırım'ın Devrimci Karargâh soruşturmasında Lokman Aksu adıyla teknik takip altına alındığı iddia edildi.
"Futbolda Şike" operasyonunun, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın sanık olarak yargılandığı Devrimci Karargâh davasına kadar uzandığı ortaya çıktı. Yürütülen soruşturmada, Hanefi Avcı'nın yanı sıra Fenerbahçe Spor Klubü Başkanı Aziz Yıldırım'ın da 2009'dan beri "Lokman Aksu" sahte ismiyle dinlendiği iddia edildi.
(…)
ENSTANTANE 8:
MED & CEZİR: KAZANMAK KAYBETMEKTEN UZUN SÜRER!
Cem Uzan'ın Stockholm'de ÇEAŞ ve Kepez'in imtiyazlarının bedeli ödenmeden iptali dolayısıyla açtığı tahkim davasında ilk karar Cem Uzan'ın lehine verildi.
Stockholm Tahkim Enstitüsü 11 Haziran günü toplanarak Uzan'ın müracaatını yerinde buldu. 26 Haziran'a kadar Tahkim Kurulu kurulmasına ve Türkiye'nin 251 bin Euro para yatırmasına karar verildi. Karar ile ilgili Cem Uzan tarafından yapılan basın açıklamasında; "Bu karar Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın beklemediği bir şok oldu. Taner Yıldız 16 Mayıs 2014'te TBMM Genel Kurulu'na bilgi verirken 'davanın görülmesine gerek bile olmadan reddedileceğine inanıyorum. Hazırlıklarımız bu yönde' demişti. Stockholm'de çıkan karar Taner Yıldız'ın yanıldığını ortaya koydu" denildi.
Açıklama şu ifadelerle devam etti:
"Tahkim Heyeti ÇEAŞ ve Kepez'in el konulmasının yanı sıra bu el koyma sırasında eski Kayseri Elektirik Genel Müdür Taner Yıldız'ın rolünü, ÇEAŞ ve Kepez'in el konulan barajlarından bugüne kadar elde edilen gelirlerin nereye gittiğini, TMSF'deki yolsulukları İMAR Bankası vesile edilerek çalınan paraları, Türkiye'nin yatırımcılara karşı hukuk dışı davranışlarını "esasa girerek" görüşecek"
Davayı Cem Uzan kazanırsa küçük hissedarların da paralarını alma hakkı doğacağı ve davanın bir sene içinde bitmesinin beklendiği belirtildi
(…)
ENSTANTANE 9:
ENGİN ALAN’I DIŞARI ÇIKARTAMAYAN BAHÇELİ, ÇANKAYA’YA MİLLİCİ BİR CUMHURBAŞKANI ÇIKARTABİLİR Mİ?!
Balyoz Davasında 18 yıl hapis cezası alan MHP milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan’ın kızı Tülin Alan, TBMM’nin 16 Temmuz’da yaz tatili nedeniyle kapanacağını belirterek,”Babamı bir kez daha içeride kalmasını izleyerek tatile çıkmamalılar. Meclis’e sesleniyorum. Babamın dört duvar arasında olduğunu bildiğiniz halde tatile nasıl gideceksiniz?” dedi.
(…)
ENSTANTANE 10:
ŞEYH UÇMAZ, HARİS AKADEMİSYENLER UÇURUR VE/VEYA KÜRDİSTAN TÜRKİYE’YE BAĞLANABİLİR İSE BAYRAK’I İNDİREN KİM, TABELADAN TC’Yİ SÖKEN KİM YA DA İNGİLİZ SETER AKP & GÜLEN KOALİSYONU, BARZANİ İLE AYNI ADRES’E BAĞLI DEĞİL Mİ?! KİM KİMİN ZEKASI İLE ALAY EDİYOR!?
CNN TÜRK'te Ankara Günlüğü programında Hande Fırat, Utku Çakırözer ve yazarımız Hüseyin Yayman, IŞİD'in Musul'u işgal etmesini tartıştı.
Irak'ın bölünebileceği uyarısında bulunan Hüseyin Yayman, "Ben önümüzdeki dönemde Irak'ın bölünme senaryoları üzerinden tekrar Türklerin rüyası Musul-Kerkük tartışmalarının daha fazla gündeme gelebileceğini düşünüyorum" dedi.
Irak'ın üçe bölünme tartışmalarının oluduğunu söyleyen Yayman, Musul-Kerkük'ün yani Kürdistan bölgesinin Türkiye'ye bağlanabileceğini söyledi.
Sözün özü:
Final süreç’i: İstihbari savaş’tayız, terör saldırısı kapı’dan içeri girdi, vesselam?!
…
Kitabın adı: AK ASKER, Bir ABD, AKP ve Cemaat Projesi
Yazarı: Hüseyin Özalp
Togan Yayınları (Bizim Avrasya Yay. Kuruluşu’dur)
Şubat 2011
655 sayfa
25 TL
(…)
Sayfa 9:
Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin bozulduğu ve Rusya’ya yaklaştığı bir dönemde 27 Mayıs 1960 darbesinin geldiğini görüyoruz.
(…)
Sayfa 12:
AKP kendi derin devletini kuruyor, kendi darbesini yapıyor.
(…)
Sayfa 15:
AKP, 28 Şubat’ın ürünü bir partidir.
(…)
Sayfa 17:
Fehmi Koru ve Ahmet Davutoğlu, “Nobel Barış Ödülü alacaksın” diyerek Abdullah Gül’ü (1 Mart) tezkere karşıtlığına ikna etti.
(…)
Sayfa 19:
25 Şubat tarihinde Çevik Bir, Amerika’ya gitmişti. Abdullah Gül de oradaydı. Amerika’da Çevik Bir’e JINSA’da madalya (üstün hizmet ödülü) taktılar.
(…)
Sayfa 23:
28 Şubat Kararları’nın gizlenen maddesi:
10. Madde: İran’a yaptırım maddesi!
(…)
Sayfa 28:
28 Şubat’ta Türkiye’nin bir numaralı sorunu demokrasi eksikliği değil, “İrtica” gören Şamil Tayyar’ın yıllar sonra da olsa kemale ermesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirmek gerekiyor.
(…)
Sayfa 30:
Hasan Celal Güzel, Erbakan’ın 28 Şubat döneminde askere karşı sessiz kalmasını hatta toz kondurmamasını eleştirirken “Koyunu bile keserken ‘mee’ diye ses çıkartır, bunlardan hiç ses çıkmıyor” diyordu.
(…)
Sayfa 30:
Abdullah Gül, Erbakan’a “Pezevenk” diyen Tuğgeneral Osman Özbek’in görevden alındığını, evrağı Erbakan’ın imzaladığını söyler. Daha sonra Hasan Celal Güzel yalanı ortaya çıkartır. Özbek rütbe alır.
(…)
Sayfa 31:
Çevik Bir, bir resepsiyonda elindeki kadehi sıkıca tutarak Erbakan’ın yanına yaklaşarak, şunu söyler: “Sayın Erbakan, her yerde askerlerle her konuda hemfikir olduğunuzu söylüyorsunuz. Bakın general arkadaşlarımızla birlikte, biz sizinle aynı fikirde değiliz.”
Erbakan’ın cevabı: “Sayın Bir, bu konuda da biz sizinle hemfikiriz!”
(…)
Sayfa 33:
Gazeteci Fehmi Çalmuk, Erbakan’ın askerlere karşı neden sesini çıkarmadığını açıklayan bir olay anlatır.
Yenilikçiler, gaz vermektedirler: “Hocam halka karşı gelmeyi göze alamazlar. Yurt çapında mitingler yapalım. İhtilal o kadar kolay bir iş değil.”
Erbakan: “Rahmetlik Menderes, 27 Mayıs’tan bir gün önce yüzbinlere sesleniyordu. İdama götürülürken arkasından kimse gelmedi. Bizi Kızılay Meydanı’nda sallandırırlar, üç kişi arkamızdan gelmez. Halkı sokağa çıkartalım diyorsunuz. Bu olaylarda bir kişinin burnu kanarsa Allah’ın huzurunda nasıl hesap veririz?”
(…)
Sayfa 35:
Abdullah Gül: “Vuralım, dökelim, kıralım!”
Milli Görüş’ün duayenlerinden Süleyman Akif Emre anlatıyor:
Abdullah Gül bir ara Hoca’yı tenkit etmeye başladı: “Siz Hoca’yla beraber çok yanlış hareket ettiniz. Refah davası açılır açılmaz kapandınız; savunma yapacağız diye yedi-sekiz ay savunma üstüne savunma hazırladınız. Hem kendinizi hem partiyi pasifize ettiniz. O savunmadan da bir fayda çıkmadı. Halbuki öyle yapacaktık ki, dava açıldıktan sonra, o davayı açanların ve açtıranların elini kolunu kırma için, yüz binlik, üç yüz binlik büyük mitingler tertip edecektik. Yer gök inleyecekti. Korkutacaktık. Çok yanlış ettiniz” dedi.
(…)
Sayfa 36:
Tabii, savunmayı hazırlayan hukuk komisyonu başkanı da bendim. Dedim ki, “Abdullah Bey yanlış düşünüyorsun. 28 Şubat müdahalesi var, bu işin arkasında ordu var, mahkeme kendi başına değil ki! Şartları hiç hesaba katmıyor musun?”
Abdullah Gül, “Onların hepsi sinecekti, etkisiz hale gelecekti” dedi.
“Nasıl böyle söylüyorsun” dedim. Rahmetli Adnan Menderes, genelkurmay başkanı tayin eden adamdı. Kuvvet komutanlarını öyle… Meclis’te çoğunluk halindeydi, halk tabanında güçlüydü. 27 Mayıs’ın ayak sesleri duyulmaya başlayınca bilhassa Ege vilayetlerinde güçlü olduğu için her ilde yüz binlik, üç yüz binlik mitingler yaparak, “Kamuoyu benim arkamda, hiç kimse benimle başa çıkamaz” izlenimi vermeye çalıştı da, verdi de… Hatta, 27 Mayıs günü Konya’da büyük bir miting tertip edilmiş, bu mitinge bir gün önceden üç yüz, dört yüz bin kişi gelmişti. Ertesi gün radyodan Türkeş’in ‘Kimse evden çıkmasın’ anonsu duyulunca, o üç yüz bin kişi toz olmuştu. Hatta “Menderes gelecek” diye kesilecek davarlara bile kimse sahip çıkmamıştı. Menderes senin dediğin yolu denemiş; faydası bir yana tersine tepmişti. Şimdi sen nasıl oluyor da, bu halkı ordu’ya karşı mobilize etmeyi ve netice almayı düşünebiliyorsun? Buna nasıl inanıyorsun?”
(…)
Sayfa 37:
Gülen’in 28 Şubat manevraları!
Fetullah Gülen, 16 Nisan 1997 tarihinde Kanal D’de Erbakan Hoca’yı yerden yere vuruyor; “Beceremediniz, bırakın artık!” çağrısı yapıyordu. Öncesinde kız çocuklarına başlarını açması için fetva veriyordu.
(…)
Sayfa 42:
F. Gülen, Yalçın Doğan’a: “28 Şubat’ta asker tavır koymakta haklıdır.”
(…)
Sayfa 43:
Fetullah Gülen: “Kesintisiz eğitimi tehlikeli görmedim.”
(…)
Sayfa 44:
Gülen: “MGK’nın müdahalesi meşru ve masumdur. Askerler, bazı sivillerden daha demokrat!”
(…)
Sayfa 45:
Gülen pişman! F. Gülen adına Yazarlar Birliği Başkanı Mustafa Yeşil, 2010 yılının Nisan ayında verdiği beyanatta, bu sözlerden dolayı Gülen’in pişman olduğunu söylüyordu. Erbakan hakkındaki sözlerden dolayı…
(…)
Sayfa 46:
Fetullah Gülen’in sadece 28 Şubat’ta değil darbe dönemlerinde de tutumu farklı olmadı. Hatta, 12 Eylül sürecinde MSP’liler tarafından ajan bile ilan edildi.
(…)
Sayfa 49:
Gülen, 1980 yılının Şubat ayında sağ ve sol çatışmaların en ateşli döneminde devletten yana olduğunu gösteren bir konuşma yapıyordu.
(…)
Sayfa 50:
12 Eylül’den az önce Gülen, 20 günlük rapor aldı.
(…)
Sayfa 51:
Darbelerle hukuku bu denli iyi olan bir cemaat liderinin, darbe suçlamasıyla tutuklanan paşaların GATA’ya kapağı atmalarını “Bu işte gatakulliler var” diye yorumlamasına da şaşmamak gerek!
(…)
Sayfa 51:
2006 yılında da, Mart ayında Kanal D’nin yayınına katılan Kenan Evren; Gülen’den kendisine görüşme talebi geldiğini, rüşvet olarak saat gönderdiklerini, “kravat taksın gelsin görüşelim!” dediğini anlatıyordu.
(…)
Sayfa 51:
Evren’in iddialarına Zaman gazetesinde 3 Mart tarihinde Gülen’in kravatlı fotoğrafı yayınlanarak şu yanıt veriliyordu: Fetullah Gülen: “Dünyada İranlılar ile yıldızı barışmayan bir insan var, o da benimdir!”
(…)
Sayfa 55:
Necmettin Erbakan, 28 Şubat’ta “ABD parmağı” iddiasını, 2009 yılında bizzat basın toplantısı düzenleyerek belgeleriyle açıkladı. (ABD, 15 Ekim 1996 tarihli kripto)
(…)
Sayfa 55:
İşte ABD’nin 28 Şubat’ın mimarı olduğunu kanıtlayan belge: (ABD’nin 28 Şubat talimatı)
(…)
Sayfa 60:
Mahir Kaynak’a göre 28 Şubat AKP’yi ortaya çıkartmak amacıyla yapıldı. Her darbe uluslar arası bir ihtiyaca cevap verir. 1960 darbesini Türkiye’deki ABD nüfusunu kırmak isteyen İngiltere yaptı.
(…)
Sayfa 64:
ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Carolyn Huggins, Tayyip Erdoğan’a destek ziyaretinde bulunarak “arkasındayız” açıklaması yaptı.
(…)
Sayfa 102:
Fazilet de, 6 Ocak 1998’de “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan kapatılan RP ile aynı gerekçe ile kapatılmıştı.
(…)
Sayfa 110:
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, aynı dönemde farklı bir oluşumun peşindeydi.
(…)
Sayfa 112:
Gül: “Türban sorun değil. Kadının en büyük problemi de başörtüsü değildir!”
(…)
Sayfa 118:
Ancak nasıl oluyor da Erdoğan’ın her adımından melih Gökçek haberdar olabiliyordu. Gökçek’in etkisindeki Flash Tv muhabirleri her toplantıya katılarak Erdoğan’ın sinir katsayısını artıracak sorular soruyordu. (Erdoğan, ADL Başkanı Abraham Foxman ile görüşecek vb)
(…)
Sayfa 122:
Nasuhi Güngör, 1998’de Diyarbakır’da G. Fuller’a soruyor: “Niçin, birden fazla İslamcı parti istiyorsunuz? İslamcılar’ı çok mu seviyorsunuz?” Fuller, II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir Fransız diplomat dedi ki, “Biz Almanya’yı o kadar çok seviyoruz ki, iki tane Almanya olsun istiyoruz.”
(…)
Sayfa 131:
Mustafa Karaalioğlu, “Hilal ve Ampul”, Nasuhi Güngör “Yenilikçi Hareket” kitaplarında, Erdoğan’ın 28 Şubat’ın kudretli generali Çevik Bir ile yaptığı görüşmeleri anlatıyor. Atilla Kıyat vs…
(…)
Sayfa 140:
2004 yılında Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Fehmi Koru, Taha Kıvanç adıyla yazdığı makalede Erdoğan’ın ABD ziyaretinde Yahudi kuruluşlarıyla ilgilendiğini yazıyor.
(…)
Sayfa 144:
Erdoğan, JINSA’dan ödül alacak. Çevik Bir de JINSA’dan ödül aldı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı gündeme geldi.
(…)
Sayfa 148:
Erdoğan, 10 aylık hapis cezasını tamamladıktan sonra Temmuz 2000’de ABD’ye giderek Fetullah Gülen’le halvet oldu.
(…)
Sayfa 149:
Erdoğan: “Diyarbakır’ı BOP’un merkezi yapacağız!”
(…)
Sayfa 150:
Sabah: 9 bin metrede hesaplaşma! Çevik Bir, Şevket Kazan barıştı!
(…)
Sayfa 153:
Sabah’tan Yavuz Donat, ertesi gün Çevik Bir ile konuştu. Bir, diyalogları birebir doğruladı.
(…)
Sayfa 156:
Cemil Çiçek ve Melih Gökçek’ten “Yenilikçiler” ile ilgili müstehcen fıkralar anlatıyorlar: Çiçek’in anlattığı fıkralardan birinin sonu şöyle bitiyor;“Üfürükle gelen osurukla gider.”
(…)
Sayfa 161:
AKP’nin amblemi, Fas’ta aynı isimle zaten var olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin “Ampul”ünün aynısıydı. Bir farkla, Fas’ın AKP’si gaz lambası kullanmış, bu partinin adını alan AKP ise biraz daha modernleştirerek sembol olarak ampulü seçmişti. Ampul üzerine geyikler yapılmaya başlanmıştı. Hatta Zaman gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal köşesinde ampulün argo çağrışımlar yaptığını vurgulamıştı. Kendisine sorduğumda bana “Anadolu’da homoseksüel erkekler için ‘Ampul’ sözünün kullanıldığını” söyledi.
(…)
Sayfa 170:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu: “28 Şubat gerekirse 1000 yıl sürer!”
(…)
Sayfa 178:
Erdoğan’ın Ausburg konuşması: Bu mücadeleyi iktidara getirmek için gerektiğinde ‘Papaz elbisesi’ giyerim.”
(…)
Sayfa 182:
MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılıç, 7 Mart 2002’de, Harp Akademileri Komutanlığı’nda şunları söyledi: “Türkiye’nin Rusya Federasyonu ve İran’ı da içine alacak şekilde bir arayış içerisinde olmasında fayda buluyorum.”
(…)
Sayfa 185:
Çevik Bir’e bağlı “Özel Kuvvetler”, Kıvrıkoğlu’na yönelik suikast girişiminde bulundu, iddiası… Kıvrıkoğlu ortadan kaldırılırsa, Bir’in Genelkurmay Başkanlığı yolu açılacaktı!
(…)
Sayfa 186:
Zaman ve Aksiyon’da çalışan gazeteci Tuncay Opçin’in 28 Şubat ile ilgili kitabından… O günlerde I. Ordu Komutanı olan Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile Genelkurmay II Başkanı Çevik Bir ekipleri arasında bir çatışma yaşanıyordu.
ÇEVİK BİR CEPHESİ: Teoman Koman, Güven Erkaya, Doğu Aktulga, Çetin Saner, Çetin Doğan yer alıyor.
HÜSEYİN KIVRIKOĞLU CEPHESİ: Atilla Ateş, Hilmi Özkök, Necati Özgen ve Rasim Betir gibi paşalar bulunuyordu.
Kıvrıkoğlu ve Bir, çok az görüşüyorlardı.
(…)
Sayfa 187:
Darbecileri yargılama iddiasındaki Ergenekon soruşturmasının, 28 Şubatçılar’a dokunmadığı artık sır değil. Bir’in ifadesini aldılar, “Sanık” değil “Tanık” oldu!
(…)
Sayfa 193:
Ankara’daki Patalya Otel’de AKP, yenilikçiler toplanıyordu. Recai Kutan, Abdullah Gül, Haberal ile kankaydı. Gölbaşı Patalya Otel’de verilen hamsi partilerini hiç kaçırmazlardı.
(…)
Sayfa 195:
Erdoğan’ın Haberal ile ilişkileri o denli iyiydi ki, partinin ilk toplantıları bile onun otelinde yapılıyordu.
(…)
Sayfa 196:
Ecevit düşürülmeden ABD, Irak’a giremezdi!
(…)
Sayfa 206:
AKP, APO’ya Anayasal güvence veriyor!
(…)
Sayfa 215:
Erdoğan’dan Mason’lara kutlama mesajı!
(…)
Sayfa 219:
Soner Yalçın, Esra başta olmak üzere türbanı siyasete alet edenlerin, yurtdışında okuttukları halde kızlarını çalıştırmadıkları ve hemen okul biter bitmez evlendirdikleri…
(…)
Sayfa 224:
4 Kasım 2002 Sabah manşet:
“Anadolu İhtilali!”
(…)
Sayfa 225:
Oğuzhan Asiltürk: “AKP zaferi, 28 Şubat’ın sonucudur!”
(…)
Sayfa 242:
Baykal’ın desteği ile Erdoğan’ın Başbakanlık düğümü çözülüyor.
(…)
Sayfa 243:
Erdoğan, Gül’e sordu: Sen Bakanlar Kurulu’na girdiği zaman bakanlar ayağa kalkar mı?” Gül, “Hayır, böyle bir şeye gerek yok” deyince, Erdoğan “Ben başbakan olunca kalkacaklar.”
(…)
Sayfa 245:
Erdoğan, 1 Mart tezkeresinde ret oyu verenleri tasfiye ederek, bugün partide tek adam haline geldi.
(…)
Sayfa 254:
YAŞ dolayısı ile verilen resepsiyonda Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök , “İrticai hareket sürekli sırtımızda” diyerek hükümeti suçluyordu. Osmanlı’nın bile “Hilafet Devleti” olmasına rağmen sürekli “irtica” ile boğuştuğunu anlatan Özkök, Başbakan’ın “Avrupa İçin Reform Yapmak” başlıklı raporda, “Özkök, askerin AB yolunda bir engel olduğu izleniminden kaçınmanın Türk Genelkurmay’ı tarafından teyid etti” diye yazıyor.
(…)
Sayfa 263:
Orgeneral Çetin Doğan, Yaşar Büyükanıt’a I. Ordu Komutanlığı’nı devir teslim ederken törende yaptığı konuşmada: “Hava kurşun gibi ağır!”
(…)
Sayfa 264:
Hurşit Tolon: Günümüzde sinsice yürütülen laiklik karşıtı bu faaliyetleri görmezden, yapılan takıyyeyi anlamazlıktan geldiğimizi sananlar, ya aldanmakta ya da aldatılmaktadırlar.
(…)
Sayfa 265:
Özden Örnek: Elalem uzayda, biz türbanla uğraşmaktayız!
(…)
Sayfa 266:
Hilmi Özkök: 30 Ağustos mesajı: “Bir taraftan dünyada yaşanan son gelişmeler, enerji kaynaklarını kontrol altında tutma girişimleri, şiddetini gittikçe artıran etnik ve köktendinci akımlar ve bunun sonucunda oluşan uluslar arası terör ortamı, diğer taraftan ülkemizde yerden hız artıran gerici ve ayrılıkçı cereyanlar Silahlı Kuvvetlerimize yeni ve zorlu görevler yüklemektedir.
(…)
Sayfa 271:
Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 4 Kasım’da yeni (3 Kasım 2002) seçimlerden bir gün sonra bir haftalık ABD ziyaretine gidiyordu. Ziyaretten sonra Özkök, ABD’nin Irak ile ilgili talebinin olmadığını açıklıyordu.
(…)
Sayfa 275:
10 Aralık 2002, Erdoğan Beyaz Saray’da.
Bush, Erdoğan’a soruyor: “Savaş kararı alırsak bize yardım edeceksiniz değil mi?”
Erdoğan: “Easy… Kolay… Mr Predisent…”
Bush ise o kadar emin değildi. “Çok kolay evet dedi.”
“Ben onu biraz shallow buldum.”
Yani içi boş!
Diğerlerine dönerek: “Siz nasıl bu kadar rahat durabiliyorsunuz. Açıkçası bana güven vermediler!” dedi.
(…)
Sayfa 276:
Irak Savaşı’na komutanlık eden ABD’li General Tommy Franks, emekliye ayrıldıktan sonra yazdığı American Soldier adlı kitabında 2002 seçimlerinden önce Özkök’le yaptığı görüşmeyi anlatıyor: Özkök, görüşmede ABD’ye Irak ile ilgili hiç renk vermeyerek seçimlerden sonra kurulacak olan kurulacak olan yeni hükümete danışacağını söylüyor. Franks kitabında Özkök’ün farklı kişiliğini anlatıyor: “General Özkök, yıllarca NATIO tecrübesi bulunan, akıcı İngilizce konuşan, tam anlamıyla profesyonel bir subaydı. Türk Ordusu’nun darbelerle siyasete müdahale eden geleneksel rolünü terk eden yeni askerlerindendi. Bugün de önemli görüşmeler için ABD’li iki dört yıldızlıyı ağırlıyordu.”
Franks’tan Özkök’le ilgili bir başka saptama:
“Bir bardak şaraptan hoşlanan laik General’in kasım ortalarında iktidara geleceği neredeyse kesin olan İslamcı yönetimin arzulu bir taraftarı olmadığı hissini edindim. Ama o da biliyordu ki, eğer ülkesinin AB için bir şansı varsa, askerler politikadan uzak durmalıydı.”
(…)
Sayfa 277:
Başkan Bush, “1 Mart Tezkeresi” için “1 milyar dolar” pazarlığı yapan Babacan ve Yakış’a iltifat etti: “At tacirleri!”
(…)
Sayfa 279:
“1 Mart Tezkeresi”nin reddedilmesi ve Abdullah Gül’ün gizli zaferi olarak sonuçlanıyordu.
(…)
Sayfa 279:
Erdoğan her fırsatta retçi bakan ve vekilleri fırçaladı. Genel Sekreter Yalçınbayır’ı harcadı. Daha sonra, Gül’e yakın birçok milletvekilini liste dışı bırakıldı. Abdullah Gül, bunların birçoğu için tavır koyma gereği duymadı. 1 Mart Tezkeresi’nin reddedilmesi Abdullah Gül Hükümeti’nin de sonu olmuştu. ABD bir yandan “Demokrasiye saygılıyız” mesajı veriyor, diğer yandan ise III. Tezkere için sıkıştırıyordu.
(…)
Sayfa 281:
Bölükbaşı: ABD kredisi, “Türkiye’nin Kuzey Irak’a tek taraflı asker konuşlandırması” şartına bağlanmıştı.
(…)
Sayfa 282:
The Guardian gazetesine yazan Orhan Pamuk, Erdoğan’ın gerçek rengini sakladığı yorumlarındaki yanılgıya dikkat çekiyordu:
“İslamcı köktencilik değil, Amerikan askeri çıkarlarına bağlılıktır!”
(…)
Sayfa 293:
“Genç Subaylar rahatsız” iddialarını Özkök doğruluyor: “Genç subayların tedirginliği gibi bir şey yok. Bir tedirginlik sözkonusu ise bu TSK’nın bütünüyle ilgili.”
(…)
Sayfa 302:
(Melih Gökçek, Hasan Hüseyin Ceylan, Fatih Çekirge HM) Star’da, Erdoğan’ın Taliban ve El Kaide örgütü şeyhlerinden Hikmetyar’ın önünde diz çökmüş otururken fotoğrafı yayınlıyordu.
(…)
Sayfa 319:
Genelkurmay II Başkanı İlker Başbuğ’un önü 2004 yılı şurasında açılıyordu: Başbuğ, Ocak ayında İsrail’e sürpriz bir ziyaret gerçekleştiriyordu!
(…)
Sayfa 354:
Erdoğan: “Ayrıca kızım türbanı çok sık buluyor. Moda olduğu için takıyor.”
(…)
Sayfa 356:
Nisan ayında Kara Harp Okulu değerlendirme toplantısında konuşan Hilmi Özkök, Erdoğan’ın eş başkanlığını yaptığı BOP projesine atıfta bulunarak, Türkiye’nin ne İslam ülkesi ne de İslam devleti olduğunu vurguluyordu. Türkiye’nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olarak bir kilit taşı olduğunu ve bu özelliğiyle bölgede model olarak gönderileceğini belirten Özkök, “Ancak başka ülkelerin kabul edeceği bir ılımlı İslam devleti modeline dönüştürülmek istenmesi halinde, bu yaklaşıma ulusça karşı çıkılacağı asla gözden kaçırılmamalıdır” diyordu.
(…)
Sayfa 361:
Erdoğan: Sessiz devrim yaptık!
(…)
Sayfa 377:
“Şartlı Salıverme Yasası” uyarınca hakkındaki bütün davalar hüküm kurulmadan düşen 28 Şubat’ın sembol ismi Şevki Yılmaz’ın 19 Ekim 2004’te Türkiye’ye dönmesi ise normalleşmenin ilk işaretlerinden biri oluyordu.
(…)
Sayfa 378:
Başbakan Erdoğan, 5 Haziran 2003’te partisinin il başkanları toplantısında son siyasi tabloya ilişkin bilgiler sunuyor ve AKP haricinde yükselişte olan tek partinin Genç Parti olduğu söylüyordu. “Yerel seçimlerde yüzde 50-60 oy istiyorum. Genç Parti’ye geçit vermeyin” diyordu. Seçimlerde aldığı yüzde 7’lik oyla MHP ve DYP’yi barajın altına çeken Genç Parti, şimdi de AKP için tehlike oluşturmaya başlamıştı.
(…)
Sayfa 380:
AK Lale devri!
(…)
Sayfa 396:
MHP, Ordu’yu göreve çağırıyor.
Mehmet Şandır, geniş yankı uyandıran mektubun eleştirilmesi üzerine…
(…)
Sayfa 399:
Erbakan bile “Ordu göreve” diyor!
Kıbrıs konusunda…
(…)
Sayfa 406:
Talabani: Erdoğan, Federal Irak’ı destekliyor!
(…)
Sayfa 412:
Özden Örnek: Bir elinde “Davetiye” Başbakanlık kapısında! AKP ile ilişkisi, çocukları Çalık’ta çalışıyor!
(…)
Sayfa 431:
Büyükanıt’a iki suikast tertip edildi, birinde…
(…)
Sayfa 442:
Veda ziyaretlerinde, CHP lideri Deniz Baykal’ı ziyaret eden Hilmi Özkök bir ilke…
(…)
Sayfa 461:
Hükümet’in “İrtica yok” iddiasına yanıt ise Karar Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’dan geliyordu. Başbuğ, 2006 Eylül sonunda, Kara Harp Okulu’nun açılış töreninde, “Bugün üzülerek ifade etmek istiyorum ki, irticai tehdit, bazı kesimler kabul etmese de, kaygı verici boyutlara ulaşmaktadır.” diyordu. Başbuğ, sosyal devlet ilkesi zayıflatılarak toplumun cemaatleşmeye itildiğini vurguluyor, bu cemaatler ve tarikatların, Cumhuriyet devrimine karşı hareketlerin odağı haline geldiğinisöylüyordu.
(…)
Sayfa 506:
7 Nisan 2006! Zapsu, American Enterprise Instiutte’da yalvarıyor:
“Bu adamı deliğe süpürmeyin kullanın!”
(…)
Sayfa 522:
Erdoğan’dan Gül’e (Hasan Celal) Güzel mesaj: Cumhurbaşkanlığı’na aday olma!
(…)
Sayfa 523:
Büyükanıt: Sözde değil, özde laik olmalı!
(…)
Sayfa 566:
Erdoğan, Bush ile 8 Haziran 2005’te yaptığı görüşmenin ardından pembe bir tablo çiziyordu.
(…)
Sayfa 593:
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon: Bugün Türk Milleti’nin kaderi, geleceği kendi hür iradesi ile belirlemediği, yabancıların tayin ve tespit ettiği yönlendirildiği bir istikamete doğru sürüklenmektedir. Lozan’ın intikamını almak isteyenler, Sevr’i hortlatmak isteyenlerle mücadele halindeyiz. 90 yıl öncesinin koşullarını yaşamaktayız. Türkiye her yönüyle kuşatılmıştır. Paranoya diyenlere buradan sesleniyorum, bu paranoya değildir. Siz halktan sakladığınız için paranoya diyordunuz.”
(…)
Sayfa 535:
Emine (Erdoğan) Hanım da kısa sürede ABD sosyetesine karışıyor, “Aslan Kral” gösterisine bilet bulamayınca “Operadaki hayalet” müzikalini izliyordu.
(…)
Sayfa 537:
Polonya ve Çek halkının reddetmesi üzerine Türkiye’de konuşlanacak olan “Füze Kalkanı”nın radar ayağının Türkiye’yi “hedef ülke” haline getireceği açık bir gerçekti.
(…)
Sayfa 588:
ABD, AKP’ye yüz vermiyor! ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da “Güçlü demokratik kurumlara sahip, laiklik ilkeleri ve hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir Türkiye ile çalışmak istiyoruz” diyordu.
(…)
Sayfa 609:
MİT (Emre Taner) 80. Kuruluş yıldönümü olan 5 Ocak 2007’de yaptığı açıklama:
“Ulus devlet dönemi sona erecek!”
(…)
Sayfa 619:
Sonuç: “Ak Asker” geliyor!
(…)
Sayfa 622:
Zaman Ankara Temsilcisi Mustafa Ünal, 2010 YAŞ’tan önce bir sonraki “Genelkurmay Başkanı’nın adını veriyordu:
“İlker Başbuğ iki yıllık süresini doldurdu. Yerine Kara kuvvetleri Komutanı Işık Koşaner gelecek. Koşaner’den sonra o koltuğa kimin oturacağı belli gibi. En güçlü aday 2. Ordu Komutanı Necdet Özel!”
(…)
Sayfa 629:
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ:
“Sabrımızın bir sınırı var!”
…
JEO’STRATEJİK METEO?!
TC Atilla Kamer:
17 HAZİRAN 2014 YEMİNİ ÖNCESİ SURİYE ORDUSU, LAZKİYE KENTİNİN TÜRKİYE SINIRINDAKİ KESEB KASABASINI MUHALİF BİRLİKLERİN ELİNDEN GERİ ALDIĞINI DUYURDU.
2022'DE İSRAİL OLAMAYACAĞINA GÖRE PARZANİLAND(YAHUDİYE KRALLIĞI) SİSTEMATİĞİNİN İÇİNDE İSRAİL DE OLMALIDIR!!! IŞİD’İN FİLİSTİN KANADI OLARAK TANITAN SELEFİ MİLİTANLAR SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN YAPTIKLARI AÇIKLAMADA İSRAİL’DE 3 YAHUDİYİ KAÇIRDIKLARINI DUYURDU.
İNGİLTERE'NİN ESKİ BAŞBAKANI TONY BLAİR IRAK'TA YAŞANAN IRAK ŞAM İSLAM DEVLETİ (İŞİD) İSYANININ SEBEBİNİN 2003'TE IRAK'IN İŞGAL EDİLMESİ OLMADIĞINI SÖYLEDİ!!
ALMANLAR YAYILMACI POLİTİKALARINI İŞİD TERÖR ÖRGÜTÜ ÜZERİNDEN YÜRÜTÜYORLAR!!!ALMAN HABER DERGİSİ FOCUS’A GÖRE, IRAK VE SURİYE’DEKİ ALMAN İSLAMCILARIN SAYISI GİDEREK ARTIYOR.
TELAFER BİR KIRILMA NOKTASI MI?
TRENİ RAYDAN ÇIKARMAK İÇİN BİR TIR YETER!!! TRAFİK BİLİRKİŞİLERİNİN YAPTIĞI İNCELEMEDE, TIR'IN SÜRAT KADRANI 70 KİLOMETREYİ GÖSTERİRKEN, SÜRÜCÜSÜ BARİYERLERİN KAPALI OLDUĞU HALDE DOĞU EKSPRESİ'NE ÇARPTIĞI BELİRLENDİ.
ÇİN PETROL İTHALATINDA ABD’Yİ GEÇTİ!!! OİL CONSUMPTİON İN CHİNA HAD OUTSTRİPPED PRODUCTİON BY 6.3 MİLLİON BARRELS A DAY, SAİD THE ENERGY INFORMATİON ADMİNİSTRATİON (EIA).IN THE US, THE FİGURE WAS 6.1 MİLLİON
İRAN PETROL BAKANI YARDIMCISI “TÜRKİYE, NE BUGÜNKÜ GAZ FİYATINI, NE DE İRAN’DAN ALDIĞI GAZ ORANINI YILLIK 5 MİLYAR KÜP ARTTIRMA TEKLİFİMİZİ KABUL EDİYOR” DEDİ.
PAPA ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI GELİYOR UYARISI YAPTI!!! İSPANYOL LA VANGUARDİA GAZETESİNE KONUŞAN PAPA FRANSİS KAPİTALİST EKONOMİK SİSTEMİ ELEŞTİREREK, “SÖMÜRÜ, AÇLIK VE EKONOMİK SİSTEM İNSANLARIN HİZMETİNDE DEĞİL. KAPİTALİZM KENDİ DÜZENİNİ DEVAM ETTİREBİLMEK İÇİN SAVAŞLAR ÇIKARIYOR’’
IRAK ŞAM İSLAM DEVLETİ (IŞİD), TÜRKMENLERİN YOĞUN OLARAK YAŞADIĞI MUSUL'A BAĞLI TELAFER İLÇESİNİ ATEŞ ALTINA ALDI!!!
PARZANİ BATI ROMA İLE TOP ÇEVİREREK DOĞU ROMA ÜZERİNDEN PARZANİLAND’I HAYATA GEÇİRECEK!!!2014 DÜNYA KUPASI’NDA FAVORİSİNİN HANGİ TAKIM OLDUĞU SORUSUNA PARZANİ, ’’ŞÜPHESİZ ALMANYA’’ ŞEKLİNDE CEVAP VERDİ.
BAYRAK ÜZERİNDEN DÜNYA SAVAŞI ÇIKARMAYI EN İYİ ALMANLAR BİLİR!!!DÜNYA SAVAŞININ AYAK SESLERİ GELİYOR!!! CEPHEDEKİ‘’BAYRAK’’ İNDİRMELER DEVAM EDİYOR!!! RUSYA’DAN KİEV’E BAYRAK TEPKİSİ, DIŞİŞLERİ BAKANI GÖREVDEN ALINMALI!!!
…
OKUR GÖRÜŞ?!
Özlem Yolcu:
YAZAR: HAYRULLAH MAHMUD ÖZGÜR
YÖNETİCİLER : TARIK ATAN , SERDAR DEMİR , UMUT SARIER
KURUCU ÜYE : SERDAR USTA
Özgür'Türk akademi diyesim geliyor.
Hepinize gönülden teşekkürler.
Allah razı olsun.
Selam, saygı, sevgiler.
Elcevap:
Sayın Okur,
Sıkıyor, yazıyorum.
Sıkıyor, yayınlıyorum.
Sıkıyor, okuyorum.
Her daim İMECE.
Naçizane, ilgi katkı için teşekkürler.
HM
…
nhizal:
sn.Özgürtürk, siz acem harp dedikçe, abartıyorsunuz diye düşünüyordum. ama galiba haklısınız.
hele geçen gün Behiç Gürcihan’ın 2008 tarihli bir yazısını okuyunca şaşırmadım desem yalan olur. sn.Gürcihan abd deki yahudi lobisinin etkin elemenalrının iran yahudileri olduğunu yazmıştı.
zaten gelinen noktadanda belli oluyor.
işide müdahale konusunda iran ile abd anşamış gibiler.
rte de guya restini çekiyor ve abd ile iranı uyarıyor,sakın bizden habersiz müdahale etmeyin diyor. seni taksaydılar zaten sanada haber verirlerdi demek lazım adama. ama o seçmenlerine oynuyor ve ne yazıkki onlarda yutuyorlar. internet sitelerinde yandaş medyada aynen şöyle veriliyor bu haber.
ERDOĞANDAN İKİ DEVLETE UYARI. SAKIN…..
YANİ İRAN OLAYA DAHİL OLMAK İÇİN 1700 Şİİ POLİSİN KATLİNE SEYİRCİ Mİ KALDI?
TABİ ABARTIYORSUNUZ DİYE DÜŞÜNDÜĞÜM İÇİN AYRICA ÖZÜR DİLİYORUM.
Elcevap:
Sayın Okur,
Ego mücadelesi değil, vatan mücadelesi dedik.
Duygudaşız.
Amaç hakikati aramak için tartışmak ise olur böyle şeyler.
İlgi katkı için teşekkürler.
Selamlar.
HM
…
fehimli mestan
Sevgili Neşe, son gelişmeleri okudukça ben de, aynen senin gibi, biraz fazla abarttığını düşünmüştüm. Ama Sn. yazarın öngörülerinin doğru olduğunu zaman ispatladı.
Elcevap:
İlgi katkı için teşekkürler.
Mevzu-u bahis vatan ise duygular ortak.
Selamlar.
HM
…
Ve…
Son olarak…
Çok satan mı çok basan mı, yazıp çizdiğini anlayan mı?!
Basit soru ortada:
Türkiye’nin en çok satan gazetesi Zaman ise neden vatandaş’ı, okur’u ikna edemiyor?!
Süreç’te etkisiz eleman mı?!
Ya satış rakamı yalan, şişirme ve/veya süreç’i doğru okumayadıkları için baş’ta kendileri olmak üzere okur’u zehirliyorlar, bu yüzden alıcısı yok.
Hikaye haklı çıkmak ise duvara çarpınca ayıkanlardan olmak ya da kaybedeceğini anlayınca dönen müşriklerle ilgili kıssa ortada.
Zaman, kendi yalanın peşinden sürükleniyor, satışım çok diyor ama anlaşılan o ki alıcısı yok.
Zaman gibi çok satan Posta’nın yazarı da okuduğunu anlamadığı için ek açıklama yapmak için mahkemede ifade vereceğiz.
O zaman diğer soru ortada:
Okuduğunu anlamayan gazete çok satıyor ise Erdoğan’a oy’ları veren okur hangi gazeteleri takip ediyor?!
Hasılı:
Obama / Putin üzerinden Hacivat & Karagöz atışması bir yana, “gerçek resim” ortada:
Avrupa’da radikal sağ gıpraşması.
Musul’da radikal İslamcı kalkışma.
Yani?!
Soru basit:
AB süreç’i tamir edilmez ise nasıl bir dünya’da yaşanacağının güz gösterimi.
Çankaya’ya, enerji bazlı güvenlikli özde laik 1 numara çıkmaz ise ne olur, neler olur, sıcak yaz ön gösterimi?!
Acem HAARP dilemma.
Kaos’un bir dili vardır, anlamak dinlemek isteyen için çok net konuşur.
Atiye sokak ve/veya eski adı ile dolmuşa binenler durağı gezginleri örneğinde olduğu gibi anlamak istemeyeni hiçbir mantık ikna edemez, Azrail hariç.
Güvenlik’siz haz, keyf, tüketim vb olur mu, olursa nasıl olur?!
Ezcümle:
Blair dedi ki, Irak’ta kabahatli olan biz değiliz, onlar!
Yani?!
1 Mart Tezkeresi’nde “Söz verip tutmayan”, siyasal kürt hareketinin önünü açan Erdoğan, Gül, Gülen vs.
Radikal İslamcı kalkışma, kalmayan güvenlik ortamı Soçi’de sobelenenlerin eseri.
Silivri kumpas’ı nelerin işaret’i?!
Hasılı:
Yeni Durum?!
Türkiye hızla iç savaş’a, parçalanmaya, acem arap bataklığına doğru sürükleniyor.
Londra, Kudüs, Vatikan, Washington üzerinden 1970 + 1 süreç’i!?
Önce “Güvenlik”.
RAP… LARP… RAP…
Nokta.
16 Haziran 2014
ÖzgürTÜRK