...:::Kontra Ergenekon:::...
|
|
|
Posted: 24 Jun 2010 09:00 AM PDT
Bugün yurt savunması için yalnızca asker’e değil, avukata da ihtiyaç var. Tüm dikkatler son günlerde artan saldırılar sonrası vatanını koruyan şehit askerlere çevrilmişken, diğer tarafta Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilen Vakıf Yasası ile vatan topraklarının gittiğinin farkına bile varamadık. Bu yolla giden veya gidecek olan vatan topraklarını asker değil, ancak avukatlar alabilir. Başta büyük umutlarla ilk önce ana muhalefet partisinin başına getirilen KILIÇDAROĞLU ve arkadaşları olmak üzere, BAHÇELİ, diğer partiler, kamuoyunun önünde endam gösterenlerin kabul edilen Vakıf Yasası’ndan hiç söz etmemelerini, ülkenin güvenliği ve geleceği konusunda ki değişimin etkisi olarak yorumluyorum. Bu gelişmeyi doğal karşılamayı aynı zamanda şehit olan askerlerimize karşı bir umursamazlık olarak da algılamaya başladım.Türkiye’de cumhuriyetin kazanımlarını savunmadığınız sürece kendi varlığınızı, egemenlik haklarımızı ve topraklarımızı kaybederiz!.. Bu durum ülkede yaşayan bütün vatandaşlar için geçerlidir. Bunun böyle olacağını anlamanın temel kurallardan birsi de Fener Rum Kilisesini çok taraflı tanımaktan geçer. Bu bağlamada Cumhuriyet kazanımlarına bağlayıcı bir örnek ise Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı’nın AİHM’de açtığı davayı kazanması olarak gösterebiliriz. Çünkü kaybedilen dava da “haksız mal edinmenin” bütün yönleri ortaya çıkmış ve dolayısıyla neden Cumhuriyet kazanımlarını savunmamız gerektiğini de göstermiştir. Ama biz yine de Vakıf Yasası’nı TBMM’den çıkarttık!.. Hatırlayacak olursak, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER’in Anayasa ve Lozan’a aykırı bulduğu için veto ettiği Vakıf Yasası, ERDOĞAN’ın talimatı ile virgülüne dahi dokunulmadan TBMM’de kabul edildi. CHP, Vakıf Yasası’nı Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Nihayetinde Anayasa Mahkemesi de o yasayı 17 Haziran 2010 günü kabul etti. Aslında Türkiye bu sorunu, birçok alanda olduğu gibi ATATÜRK döneminde çözüme kavuşturdu. Hedefine Cumhuriyeti ve ATATÜRK’ü koyanlar, çözüme kavuşturulmuş bir konuyu, tekrar sorun haline getirerek Cumhuriyetin kazanımlarına yöneldiler. Şöyle ki; Türkiye’ 10 Haziran 1936 yılında kabul edilen bir yasaya göre azınlık-cemaat-mülhak vakıfların mülkiyet durumlarını belirlemek ve tüzel kişilik kazandırmak üzere 1-16 Şubat 1912-1936 tarihleri arasında tapu kayıtları ile birlikte beyanname vermiş olmaları istendi. Bu yasa çalışması 1934 yılında başladı. Hak kaybı olmaması için iki kez uzatıldı ve 1936 yılında da sona erdirildi. Kabul edilen yasaya göre 1936 tarihine kadar beyannamesini veren azınlık vakıfları sonrası için bağış, hibe, gayrimenkul satın alma ve vasiyet yoluyla gayrimenkul edinmeleri söz konusu değildir. Böylelikle mülhak-eski vakıfların mülkleri 1936 yılında verdikleri beyanname ile sınırlı kalmıştır. Yasada, azınlık vakıflarının ilgili tüm kabul ve tasarrufları için de başlangıç tarihinden 15 yıl geriye giderek 1921 yılı esas alınmıştır. Biraz daha açacak olursak, Türkiye’de 10 Haziran 1936 tarihinde kabul edilen yasaya göre azınlık, cemaat veya bilinen adı ile “mülhak vakıflar” 1921 yılı başlangıç alınmak sureti ile günümüze kadar geçen süreler içinde yasal olarak bağış, hibe, mal satın alma vasiyet yoluyla, zilliyetlik, zaman aşımı ve tasarrufla gayrimenkul edinmeleri yasal olmamakla birlikte kısıtlanmıştır!… Bu arada mülhak-eski vakıflar için, 2002’de 4471 sayılı kanun ile bakanlar kurulu kararı, 2003 yılında ise 4478 sayılı kanun Vakıflar Genel Müdürlüğünün kabulü ile mülk edinmeleri kabul edilmiştir. Yine konumuzla ilgili Osmanlı imparatorluğu döneminde 9 Haziran 1867 yılında adı “Teb’yı Ecnebiye Emlak Mutasarrıf olmaları hakkındaki kanun” ilk yasa çalışmasıdır. Tüzel değil gerçek kişilere bazı şartlarda, örnek olarak Hicaz bölgesinde gayrimenkul edinemiyorlardı… Daha sonra da 16 Şubat 1912 tarihinde, tüzel kişiliklerin kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri mülkler için, altı ay içerisinde tapu idarelerine başvuruda bulunarak gerekli düzeltme ile beyanname vermeleri istenmiştir. Bu süre de 3 kez altı aylık süreler ile uzatılmıştır. Bu temel bilgilerin ışığında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş ve sonrasında da söz konusu vakıflar da hak ihlalleri olmaması için, gerekli yasal tedbirlerin alındığı görülmektedir. Burada ki sorun, maddi varlığını cemaat vakıfları ile devam ettiren Fener Rum Kilisesi’nin ekümeniklik siyasetini kullanmak isteyen A-BD’li sapkınların, adı geçen kilisenin tarihte var olan cemaatinin mülklerine sahip olmak isteğine verdiği destekten kaynaklanmıştır. Kısacası İstanbul’da maddi yönden güçlü bir Yeni Roma Patrikhanesi yaratmaktır. İşte eski vakfiyeler ile yapay olarak yaratılmak istenen mülk sorunu bundan ibarettir. Son olarak yine hatırlatmak gerekirse, Fener Rum Kilisesi’nin AİHM’de kazandığı davada Fener Rum Lisesi Vakfı adına talep ettiği mülkleri demokratik ölçülerde değerlendirildiğinde, davanın temeli açıkça haksız mal edinmeydi. Ama AİHM, “Türkiye Lozan Anlaşması'nın, azınlık haklarıyla ilgili maddelerini uygulamadı, Türk vatandaşı olan gayrimüslimlerce kurulmuş vakıfları 'yabancı' ilan” etti. Çünkü Lozan’da, azınlıkların “haksız mal edinebilecekleri” yönünde düzenlenmiş her hangi bir madde yoktur. Anlaşılan son gelişmeler ile artık Anayasa Mahkemesi’nin kabul ettiği Vakıf Yasası ile AİHM’de dava açmaya gerek bile kalmamıştır. Hala anlamadığımız ise başpapazın elindeki asasının dağdaki teröristin silahı ile aynı olduğunu göremememizdir. Neler olacağını göstermek adına detaya girmeden Fener Rum Lisesi Vakfı’nı örnek gösterdim. Bugün tüzel kişiliği olmayan Fener Rum Kilisesi’nin haksız mal edinimine yönelik, diğer tüm talepler ile ilgili mutlaka olması gereken vakfiyeleri ve tapu kayıtlarını sıkı bir şekilde takip etmektir. Bilinmesi gereken diğer bir husus da Fener Rum Kilisesi’nin ülkemizde yaşayan Rum cemaatini temsil etme yetkisinin bulunmayışıdır!!! Şimdi ki sorun, bir avukatlık bürosunun tahsis edeceği vatansever bir avukat ile çözülecektir. Yapacağı görev, “Vakıf Yasası’nın” TBMM’den geçtiği günden itibaren el değiştiren mülklerin tapu kayıtlarının ve vakfiyelerini kontrol etmek olacaktır. Ve usulsüz yapılan işlemleri yargıya taşıyacaktır. Böyle bir iki tane dava açılsın yeter. Ben biliyorum ki, elde edilecek olan verilerin %98 sahte ve usulsüzdür. Elde edeceğiniz bilgiler, geçen günlerde AİHM’in kabul ettiği davaya konu olan Büyükada ki yetimhane adına 1992 yılında tüzel kişiliği olmayan “Rum Patrikhanesi”ne sahta tapu (EKTE) düzenlemesi gibi olacaktır. — Soracaksınız, senin tüzel kişiliğin yok bu tapuyu nasıl aldın? Ve yine soracaksınız, tapu kütüğü bilgilerinde (EKTE) BÜYÜKADA RUM ERKEK YETİMHANESİ VAKFI yazan bir mülk adına bu tapuyu nasıl aldın? Ayrıca örnek verdiğim Fener Rum Lisesi Vakfı ile diğerlerinin büyüklüğünü anlamak için Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre mülklerinin durumu ise şöyledir; 1936 beyannamesine göre kayıtlı mülkler: 1- Fatih Tevkii Cafer’de Ev ve Okul (2286 ada, 2 parsel), 2- Sarıyer Yeniköy’de gazino (296 ada, 3 parsel), 3- Eminönü Çarşı’da dükkan (2748 ada, 11 parsel) 4- Beyoğlu Kemankeş’de depo ve 2 adet dükkan (68 ada, 9 parsel), 5- Beyoğlu Şahkulu’nda dükkan (284 ada, 62 parsel), 6- Sarıyer Mirgün’de ev ve dükkan (85 ada, 6 parsel), 7- Sarıyer Yeniköy’de ev (296 ada, 3 parsel) 8- Eminönü Demirtaş’ta sabunhane (471 ada, 6 parsel) vardır. Tüzel kişiler adına kayıtlı olduğundan reddedilen mülkler: 1- Kadıköy Göztepe’de (ada 395, 3 parsel) arsa, maliye-hazine 2- Kadıköy Osmanağa’da (ada 6, 6 parsel)Şifa Camii, Türk Diyant Vakfı 3- Kadıköy Osmanağa’da (ada 53, 19 parsel) baraka arsa, Mahmudi Sani Vakfı 4- Kadıköy Osmanağa’da (ada 53, 14 parsel)dükkan, Mahmudi Sani Vakfı 5- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 13 parsel) ev, Babüsüade ağası Hoca Halil Vakfı 6- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 12 parsel), bahçeli ev, Babüsüade ağası Hoca Halil Vakfı
Şahıslar adına kayıtlı olduğundan reddedilen mülkler: 1- Kadıköy Osmanağa’da (ada 34, 7 parsel),apartman. 2- Beyoğlu Asmalı Mescit ( ada 303, 13 parsel) apartman. 3- Kadıköy Göztepe’de (ada 392, 14 parsel), arsa. 4- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 9 parsel), arsa. 5- Kadıköy Göztepe’de (ada 109, 16 parsel), 6- Kadıköy Göztepe’de (ada 409, 17 parsel), aparman 7- Kadıköy Göztepe’de (ada 406, 4 parsel), arsa. 8- Kadıköy Göztepe’de (ada 306, 9 parsel), arsa. 9- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 15 parsel), apartman. 10- Kadıköy Göztepe’de (ada 507, 70 parsel), arsa. 11- Kadıköy Göztepe’de (ada 408, 4 parsel), arsa. 12- Kadıköy Göztepe’de (ada 409, 16 parsel), apartman. 13- Kadıköy Göztepe’de (ada 410, 11 parsel), apartman. 14- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 16 parsel), apartman 15- Kadıköy Göztepe’de (ada 410, 11 parsel), apartman. 16- Kadıköy Göztepe’de (ada 506, 16 parsel), apartman. 17- Kadıköy Zühtü Paşa (ada 360, 3 parsel),
Belge eksik olduğundan talepten vazgeçilen mülkler: 1- Fatih, Hamami Muhittin, mesken. 2- Kadıköy Hasanpaşa, arsa.
AİHM açılan dava sonucu kazanılan mülkler: 1- Beyoğlu Meşrutiyet Caddesi Deva Çıkmazı'ndaki 32/12 hisse apartman 2- Göztepe'de bulunan bir taşınmaz. Yalnızca bir vakfın durumu bu ise geçen günlerde Vakıflar Genel Müdürlüğünün açıkladığına göre, Türkiye’de aynı durumda bulunan Bağımsız Türk Ortodoks Kiliseleri Başpapazlığı Vakfı hariç 161 adet azınlık vakfı var. Ve bir de başpapazın Babacan’a teklif ettiği gibi “mazbut ilen edilen 24 vakfın iadesi” vardır!!!
Faaliyetteki cemaat vakıfları: 58- Samatya Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi, İlk Mektebi ve Kazlıçeşme Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı 104- Yeniköy Ermeni Meryemana (Kuddüpo Surp Astvazazin) İstinye Surp Garabet Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı Umarım bu ülkede halkı icra dairelerinde süründürmekten bıkmış, vatansever bir avukat bulunur!.. 24 Haziran 2010 Saygılarımla Muammer KARABULUT
|
|
EY HASİP KAPLAN, 50 MİLYON DOLAR NEREDE? Posted: 23 Jun 2010 09:19 AM PDT
- Neden Sevgi ERENEROL cezaevinde yatıyor? Sorusunu hiç sormadık. O soruya yanıt. - Dedesi Papa Eftim’in, Fener Rum Kilisesine karşı ülkenin bağımsızlığı ile özdeş Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurmasıydı. Çünkü, Ortodoks kiliseleri otosefal yani bağımsız kiliselerdi. Eğer Türkiye Cumhuriyeti bağımsız olacaksa, onun kurumları da bağımsız olmalıydı. İşte bu düşüncelerle Kurtuluş savaşına destek veren Papa Eftim 1918 yılında Fener Rum Kilisesi’ne karşı yayınladığı bir bildiri de, “Din, Allah'a ve vicdana bağlıdır. Kiliseler siyaset ocağı değildir. Allah'ın evidir... Fener Patrikhanesi’nin Türkiye'yi Avrupa'ya böyle göstermesi; Türk milletinin aleyhinde esastan arı şikâyetlerde bulunması Allah'ın emrine ve hakikatine…” muhalefet olduğunu açıklar. İstanbul Patrikhanesi bu bildiri sonrası Papa Eftim'e, “Türkiye'nin Ahmet İzzet Paşa Hükümeti tarafından Yunanistan'a verildiğini ve bu nedenle emirlere itaat etmesi gerektiğini” hatırlatır... Papa Eftim ise İstanbul'un emirlerinin dine, mantığa ve insanlığa uymadığı gerekçesi ile bu seferde cemaatini toplayarak protesto eder. Papa Eftim'in bu türden tamimler ile susturulamayacağını anlayan İstanbul Patrikhanesi Aralık 1918'de Papa Eftim'in tutuklanması için, dönemin sadrazamı Tevfik Paşa'ya yaptığı şikâyet Ankara'ya ulaşır. Fakat Papa Eftim'i tutuklama emrini, dönemin Ankara Valisi Muhittin Paşa ve Keskin Kaymakamı Avni Bey işleme koymaz. Anadolu işgal edilir, Osmanlı devlet düzenini ve topraklarını kaybeder sonrasında ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur. Ama Fener Rum Kilisesi'nin siyasi mücadelesi bitmemiştir. İstanbul Kilisesi, Osmanlı’dan Papa Eftim için istediği ve başarılı olamadığı tutuklama emrini, bu sefer de torunu Sevgi ERENEROL için ister ve Cumhuriyet Türkiye'sinde başarılı olur!.. Başarının nedeninde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı ve egemenlik hakları için yasalarına karşı duran Bartholomeos'u dinlemesi vardır. Onun isteklerini yerine getirir. Ama kendi varlığı için düşünen ve mücadele eden bir vatandaşını tutuklama konusunda geri adım atmaz. İftira olduğu açık açık beli olan iddialar ile tutuklanan Sevgi ERENEROL’un gözaltına alındığı günlerde, suçlu göstermek adına bazı gazetelerde yayınlanan haberi hatırlayacak olursak; Milliyet gazetesi (27 Ocak 2008), “Ergenekon çetesine yönelik operasyon kapsamında aranan Türk Ortodoks Kilisesi'nde bulunan belgeler arasında suikast ve bombalama planlamalarının çıktığı öne sürüldü.” Bombalanacak yerlerin arasında köprüler ile ERDOĞAN'ın İstanbul'da kullandığı yol güzergâhlarının krokileri de varmış. Aynı tarihli Hürriyet gazetesine göre Ergenekon çetesi bu eylemleri, “derin PKK'ya sipariş etmiş.” Tüm bilgi ve belgeler ise “örgütün karargâhı olarak adlandırılan Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'nin” kasasındaymış… Sabah gazetesi de birinci sayfada “Hrant DİNK cinayet planının da, Türk Ortodoks Kilisesi'nde yapıldığını öne sürdü”. DTP Şırnak milletvekili Hasip KAPLAN’da 30 Ocak 2008 tarihinde Ergenekon operasyonlarına ilişkin, çoğu, günlük yalan haber yazan gazeteler ile yarış edercesine TBMM’de grubu adına yaptığı bir konuşmada, olamayan, doğal olarak iddianameye dahi girmeyen 50 milyon doları ve darbeyi meclis gündemine getirdi. DTP’li KAPLAN Kontra-Ergenekoncuların, VAR gibi gösterdiği Ergenekon örgütünü, PKK’yı YOK sayarak meclise şöyle taşıdı; “İstanbul’da Ortodoks Kilisesini kullanan Ergenekon çetesinin üs merkezine gideriz. Ergenekon çetesi, orada Ortodoks Kilisesini kullanıyor, arkasından beş yılda 50 milyon dolar para geliyor. Şimdi, beş yılda 50 milyon dolar para gelirken, Para Türk-Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü kanalıyla ‘bağış’ adı altında geliyor, Ulusalcı bir örgüt bu parayı Türk-Kürt çatışmasına ve darbe girişimine -2009’da darbe yapmak üzere- hazırlıklar yapıyor, Ümraniye’de bombaları paketliyor, başka bir yere silahları gömüyor ve silahlar üzerine yemin törenleri düzenliyor. Yetmiyor, Kuvvai Milliye Derneği Başkanı olarak tutuklananların CIA ve MOSSAD ajanlarıyla telefon görüşmeleri tespit ediliyor. Arkasından, Alman Gizli Servisi BND ile irtibatlar tespit ediliyor ve bunlara baktığın zaman hepsi vatansever, hepsi kahraman. Kürtsün, düşman… İslamsın düşman… (…) İşte, potansiyel suçluyu gördük, Ortodoks Kilisesine yuvalanmış illegal çeteler, örgütler, hukuk tanımayan, nizam tanımayan, bu Meclisi tanımayan, insan haklarını tanımayan, demokrasiyi tanımayan, darbe yapmaya kalkan, bu ülkede karışıklık yapmaya kalkanlardır…” dedi. İftiraya dönüşen iddialar ile Hasip KAPLAN’ın unutturmak istediği ise AB-D ve İngiltere’nin PKK’ya, “Büyük Kürdistan kuracağım” diye, terör eylemleri yaptırması ile Yunanistan’ın PKK’ya Lavrion Kampı'nda verdiği eğitimlerin fotoğraflarıydı.
Yıllardır kan emici egemen ile yaptığınız işbirliği ile kendi ülkende İNSAN kanı döken tarafta yer alıyorsun. Vereceğiniz hesap çok. O hesapların hiç birisini, TBMM tutanaklarına geçen 50 milyon dolar yalanı gibi veremeyeceksin. Onun için TBMM’de yaptığın konuşmayı Ergenekon sürecinde iftira atanlara bir örnek olsun diye verdim. Diğer tarafta iftiraya karşı suskun kalanlar ve iftira haberler ile kamuoyu oluşturanlar da asıl suçlu olarak, yalanları boyunlarında asılı kalacaktır. Şimdi sıra iftiraya uğrayan Sevgi ERENEROL’a geldi. Yaşanılan sürece ilişkin ERENEROL’un bugünkü düşüncelerini de yayınevinin mali krizinden dolayı 2. baskısı bir türlü yapılamayan “Oyunun Adı Kontra-Ergenekon” kitabı için yazdıklarından öğrenelim;
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek’ Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’ İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği! Sözleri Cumhuriyet ülküsünün nasıl yaşatılacağına ilişkindir. Bu bağlamda Yüce ATATÜRK’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti sayesinde, yeniden onurunu, şerefini ve haysiyetini kazanan Türk Milletinin evlatları Ata’sının ona emanet ettiği bu Cumhuriyeti sonsuza dek koruyup yaşatma kararlılığı ile mücadelesini sürdürmeyi kendisine vazife telakki etmiştir. Ancak bu Cumhuriyetin kuruluşuna karşı olan ve kuruluş felsefesini kendileri için tehlike addeden ve bundan dolayı intikam almaya yemin etmiş iç ve dış mihrakların birlikte tezgâhladıkları bir operasyon ile Türk Milletinin öz evlatlarını, biz vatanseverleri Ergenekon adını verdikleri sanal terör örgütünün üyeleri olarak ilan etmişlerdir. Çünkü dış mihrakların asırlardır hazırladıkları DÜNYA HAKİMİYETİ’ne en büyük engel Yüce ATATÜRK’ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığıdır. Onun varlığının sürdürülmesini sağlayan direnç noktaları ise Türk Milletinin vatansever evlatlarıdır... İşte elinizdeki bu eser değerli dostum Muammer KARABULUT’un kaleminden, kendisinin de içine dahil edildiği, sözde terör örgütü üyeleri ilan edilen vatanseverlere kurulan tezgâhı bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir. Bu kitap başta Türk Gençliği olmak üzere, Türk Milleti üzerine oynanan oyunlar hakkında herkesi aydınlatacaktır. Sevgi ERENEROL Silivri Cezaevi 5 Haziran 2009 “ Bu yazı, hiçbir ayrım gözetmeksizin İNSAN onuru için VAR edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yaşatılmasına katkı ve suçu Kurtuluş Savaşı’na destek vermek olan Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi’nin mensubu olan sevgili dostum Sevgi ERENEROL’un 29 aydır suçsuz yere hapsedilmesine bir kez daha dikkat çekmek için yazılmıştır. 23 Haziran 2010 Saygılarımla Muammer KARABULUT
|
| You are subscribed to email updates from ...:::Kontra Ergenekon:::...
To stop receiving these emails, you may unsubscribe now. |
Email delivery powered by Google |
| Google Inc., 20 West Kinzie, Chicago IL USA 60610 | |