BOP'unda boğulan "Kazan & Kazan" Medyası ve/veya Ağzı olan konuşuyor?!

1,138 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Jun 10, 2021, 2:33:06 AM6/10/21
to oybi...@googlegroups.com
BOP'unda boğulan "Kazan & Kazan" Medyası ve/veya Ağzı olan konuşuyor?!

DURUM ANALİZ
İki köşe iki üslup?!
İlk olarak:
Emin Çölaşan'ın köşesinde bir mektup yayınlandı.
Bir gazeteci, yolsuzluk haberi yaptığı için başına gelenleri anlatıyordu.
Çölaşan mektuba köşesinde yer verdi ama yorum yapmadı.
"Korkma sen yaz, gerekirse biz yayınlarız" demedi.
İkinci olarak:
Yılmaz Özdil, KRT'den kovulan bir gazeteci için "sosyal medya" üzerinden hesap sordu.
Hakkına sahip çıktı.
Ne var ki, köşesinde bu konuya değinmedi, neden?!
Demem o ki:
'Ağır Ceza'da dosyası olandan "belediye başkanı", sonra "Başbakan" yapıyorlar ise dön dolaş aynı hikaye!
Parayı veren, emir de verir.
Yargı'daki dosyanın üstünü, karşılığında ne ister ise alır!
Step by step büyük barzan proje.
Demem şu ki:
Erdoğan karşıtı cephenin başat aktörü, Alman MİT yönlendirmeli Londra'dan Siemens Gökçek network.
Halk Tv'nin yeni patronu Gökçek ya da Londra üzerinden Akın İpek ve/veya onların "yeni patron" diye atadıkları "genel müdür" ise soru şu:
Gökçek network'e ucundan kıyısından dokunan hiçbir şeyi yazamazsınız, soramazsınız.
Mesaj bu.
Yılmaz Özdil'e anlatır gibi anlatalım:
Sözcü'nün "yeni patron"u ve/veya İsviçre üzerinden Sözcü'yü devir'alan Cem Uzan.
Yılmaz Özdil de, Sözcü üzerinden Sedat Peker'i arkalıyor ise bu noktada hesabı kime kitlerler, diye sormak yersiz!
2007 öncesinde ne yaşandı ise vs vs.
Oyun içinde oyun!
Sözcü'nün "Sedat Peker" arkalaması üzerinden mayına basan bastırılan, hayalet patron (Cem Uzan)!
Sözcü'nün "künye"sinde "patron" gözüken "İngiliz usulü sıvışan" ve/veya Berlin üzerinden himayeye alınan.
Halk Tv'nin "hayalet patronu" ise ulusalcı kitleyi yönlendirme kapsamında, himaye gören, misyon'una binaen korunan.
Patron "Hayalet" de olsa, Brexit / AB makası.
Hülasa:
Kurnazlık bir zeka çeşidi değildir.
Velev ki, öyle!
star'da adı çıkmasın diye Uzanlar hakkında tek satır yazmayan Yılmaz Özdil, şimdi Sedat Peker'i arkalıyor.
Vakti zamanında, Susurluk ve/veya Ömer Lütfü Topal'ın kayıp paraları kapsamında (adı çıkmış 9'a inmez 8'e) Turgay Ciner'e sahip çıkan Yılmaz Özdil, adı çıkmasın diye Dinç Bilgin'in yaşadıklarını görmezden gelmişti, ne var ki, gel gör hikaye, ayniyle vaki.
Şimdi Çiçek üzerinden Gökçek'le el ele.
Alaman MİT'in sahası üzerinden Sedat Peker konuşuyor, Hanefi Avcı yüzde 3 bile değil deyip el yükseltiyor.
Velev ki öyle, o vakit sormazlar mı adama, "Şimdiye kadar Mehmet Ağar'a kelepçe takmak için neyi bekledin?"
Doğru soruları sormayınca, 2007 öncesinde ne yaşandı ise aynen tekrar ediyor.
Balık hafızası diyelim.
Alman Zorlu'yu merak eden var mı?!
Ezcümle:
Aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuçlar elde etmek mümkün değil ise kişiler üzerinden değil "çağ'ın ruhu" üzerinden süreç okuması yapmak hayat memat mesele.
Gazi, 1776, 1789'un içinden geçerek 1923'e geldi.
Velev ki, "iki ayyaş"ın hikayesinden ibaret "Cumhuriyet"in hikayesi, neden Damat Ferit değil de, Damat Enver değil de, Atatürk?!
Alman'ın elinde kukladan bol ne var, bu kadar kolay ise Gökçek'e kurdursun yeni devleti ya da Zekeriya Öz ve/veya Ertuğrul Özkök vb.
Demem o deme değil şu deme:
ABD'deki, Avrupa'daki "Aydınlanma" bizim eserimiz değil ve fakat Türkiye'deki Aydınlanma Atatürk'ün eseri.
200 yıldır "istihbarat" üzerinden "dünya savaşları" dahil tüm fırıldakları "elit Alman istihbaratı" çevirmiş olabilir, BOP'un final'indeki döküntüler ortada.
Bu kadarı da "kafidir" saygı duymak, sahiplenmek için Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü.
Bismarck'ın işi gücü paraydı, aldatma ustasıydı, utanma duygusu olmayan bir kişilik olarak büyük Almanya projesini başlattı.
Bismarck'ı "rol model" kabul eden alfa stratejistlerin, matruşka BOP'un final sahnesinde içinde debelendikleri "BOP çukuru" da kendi eserleri.
Unutturma ustaları, bir ay sonra bugün konuşulanları yine unutturacaklar, Peker de unutulacak ama "gerçek gündem" kırık plak gibi dönmeye devam edecek.
Ex'cümle:
"Mış gibi" yapmak en kötüsü.
Şer'ler içinde en kötüsü ehven olanıdır, misal bu misal.
Bir gazeteci patron'u kadar hürdür, genel yayın yönetmeni kadar cesur, başyazarı kadar demokrat.
Sözcü'nün genel yayın yönetmeni var mı ve/veya basit soru:
Sözcü'nün gerçek yayın yönetmeni kim?!
El cevap: ?!
Ezmeden, kibarca, usta kalem Emin Çölaşan'a soralım:
Yeni patron Cem Uzan kafi miktarda para vermediği için mi istedikleri gibi coşamıyorlar?!
Mazi kalp'te yaradır!
TMSF, star'a el koyduğunda, Çölaşan da, Hürriyet'teki köşesi üzerinden bizlere "gazetecilik deyimi" ile "çak"mıştı.
Aziz Nesin bizim gibi gazeteciler için şöyle dermiş, Cem Uzan da para veriyor diye yazıyormuşuz vs vs.
Büyük ayıp etmişti, o vakit hak ettiği cevabı da aldı.
Daha sonra ortaya çıktı ki, Aydın Doğan, Cem Uzan'ın verdiğinden kat be kat fazlasını Çölaşan'a ödemiş.
O dönemde Çölaşan kaybediyordu, Gökçek ise açtığı davaları kazanıyordu, tazminat fifty fifty üleşiliyordu, denilen buydu.
Aydın Doğan da, Nuriye Akman'a verdiği söyleşide benzer iddiaları tekrar etti.
Ertuğrul Özkök, muhasebe dökümanı üzerinden geçenlerde döküm yaptı vs.
Zapsu'nun da benzer cevabı olmuştu, maaşımı HT ve Hürriyet'te yayınlatmıştı, bu sebepten yazdılar diye.
Ki, Ülker, Zapsu, Gökçek vb isimler aynı 'madalyon'un kenar işlemeleri (inisiyal).
Aziz Yıldırım'ın gazetecilerinden Fatih Çekirge'nin ne yazdığı ortada, Gökçek network'ten Özdil'in yazar gibi yapıp neleri görmezden geldiği de.
Gökçek network, Aziz Yıldırım'ın besleme gazetecileri derken, geldik Sedat Peker'li günlere, hem anlatıyor, hem söyleşi yapıyor, hem hesap soruyor, şakalar vs.
Futbol maçı sonrası yapılan maç geyikleri gibi "Peker video" sonrası yorum yapmak için ekran'a çıkartılan gazeteciler heyeti.
Kim neler sallıyor vs vs.
Gazetecilik işi de mafya'ya düştü ise...
Tuz da koktu, IV. Güç sizlere ömür.
Mesajları doğru okumak hayat memat mesele.
Ki, BOP'unda boğulan "kazan & kazan" medya hikayesi ortada.
Tezek'le yapılan...
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 1
Haber şu:
Fatih Altaylı canlı yayında açıkladı! Teke Tek'i ‘Bu bir veda programı’ diyerek bitirdi!
Altaylı programın sonunda ise: "Bu arada bu bir veda programı şöyle veda programı bir süre olmayacağım, canım bir süre tatil yapmak istedi epeydir yapmıyordum bir ay kadar buralarda olmam heralde arada canım sıkılırsa yine gelir belki program yaparım ama muhtemelen bir ay yokum hoşçakalın" ifadelerini kullandı ve ekran karşısındaki seyircileri de şaşırttı.
https://www.medyaradar.com/fatih-altayli-canli-yayinda-acikladi-teke-teki-bu-bir-veda-programi-diyerek-bitirdi-haberi-2050039
(...)
Yorum şu:
Altaylı izine çıktı ise Ateş'ten değil, Yıldırım'dan kaynaklıdır.
Neticede, Galatasaraylı Altaylı, Mehmet Ağar'dan yana taraftır.
Nüans?!
14 - 15 Haziran takvimi kapsamında, kafa izni diyelim.
İnan Kıraç da Erkan Mumcu'ya el verdiğine göre...
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 2
Yazı şu:
FATİH ALTAYLI Gazetecilik, davetler ve sınıf
Benim için dün, gençler için ise bir ömür kadar uzak belki ama bundan 15 yıl kadar önceye gitmek istiyorum.
2005 yılının sonunda o dönem Ciner Grubu’na ait olan Sabah gazetesinin genel yayın yönetmenliği görevine getirildim.
Aslında kısa bir süre önce Hürriyet’ten Sabah’a geçmiştim ve geçme şartlarımdan biri yöneticilik yapmamaktı.
Ama istemeye istemeye de olsa görevi kabul ettim, daha doğrusu görevi teklif eden kişiyi kıramadım.
İki şartım vardı.
Birincisi o günlerde Sabah gazetesi 250 bin civarı bir satış rakamına sahipti ve fiyatı 25 kuruştu. Rakibi Hürriyet’in yarı fiyatına satılıyordu.
İlk şartım gazetenin satış fiyatının hürriyet ile eşitlenmesi idi.
İkincisi ise gazetecilik ilkelerime uymayan bazı yazarlarla yolları ayıracaktım.
Göreve başladıktan hemen sonra gazetenin fiyatını 50 kuruşa çıkardık.
Kurtlar Vadisi dizisinin danışmanlığını yapan ve bir tarikatın önemli isimlerinden olan bir yazarla hemen yolları ayırdım. (O kişi Soner Yalçın değil.)
Ve kendimce çok önemli bir kural getirdim.
“Hiçbir yazar ve muhabir, şirketler ya da kişiler tarafından organize edilen seyahatlere katılamaz, hiçbir yönetici, yazar ve muhabir ücretsiz otel konaklaması, uçak bileti kabul edemez. Haber değeri taşıyan organizasyon ve gezilere ancak bedeli gazete tarafından ödenerek iştirak edilebilir” dedim.
İçerden, yazarlardan küçük, dışardan halkla ilişkiler şirketlerinden büyük tepki geldi.
Ama amacım belli idi, gazetecilerin kendilerini davet eden firma ya da kurumlarla yakın ilişki içine girmesini engellemek, kendilerini gereksiz yere bu firma veya kuruluşlara borçlu hissetmelerinin önüne geçmek.
Gidilen yer veya yapılan organizasyon haber değeri taşıyorsa gidilecekti ama ulaşım ve konaklama ücreti gazete tarafından karşılanacaktı.
Muhabir veya yazar gereksiz yere kendini borçlu hissetmeyecekti.
Sabah’ın başında olduğum sürece bu kuralı titizlikle uyguladım.
Halkla ilişkiler sektörü ise ısrarla tepki gösterdi.
Ve o zaman bana ısrarla “Yanlış yapıyorsun” diyen bir sektör duayeni dün mesaj attı.
“O gün sana çok kızmıştık ama bugün ne kadar haklı olduğunu anlıyorum. Biz hepimiz yanlış yapıyorsun demiştik ama meğer doğrusunu yapıyormuşsun.”
Gençler soracaktır “Peki abi sonra ne oldu?”
250 bin satışla ve 25 kuruş fiyatla devraldığım Sabah, müthiş bir ekip çalışması ile birkaç ay sonra hafta sonları 1 milyonun üzerinde satış yapan ve günlük satış ortalaması 500 binin üzerinde olan bir gazete haline geldi.
Tarihinde ilk kez etkinlik ve erişimde Hürriyet gazetesini geçti.
Yine tarihinin en yüksek reklam gelirine ulaştı.
Sonra…
Onu da başka zaman anlatırım.
Ama şunu bir kez daha söylemek isterim.
Gazetecilik hangi seviyede yapılırsa yapılsın bir sınıf atlama aracı olarak görülmemelidir.
Çünkü gazeteciliği bu amaçla kullanırsanız tam zengin oldum, sınıf atladım zannederken kendinizi “reziller” sınıfında bulursunuz.
Gazeteciliğin size verdiği güç aslında halkın denetleme gücüdür.
O gücü kendinize ait zannederseniz bitersiniz.
https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/3097486-gazetecilik-davetler-ve-sinif
(...)
Yorum şu:
MİT'in HT'sine soru:
Ata'kürt hangi medyanın ürünü idi!?
HT, Haber Kürt diye anılırken, el boyamayan göz boyayan gazete çıkartılırken, bu yakışıklı hangi gazetenin yönetmeni idi?!
Meydanı boş bulan sallıyor!
HT başarısız olduğu için kapatıldı ise bu başarısızlık kime ait olabilir?!
a. MİT'e
b. Turgay Ciner'e
c. Gülen'in ve MİT'in tepedeki adamı, genç ve güzel ekran yüzlerinin beyaz atlı prensi avukat Kenan Tekdağ'a
d. Fatih Altaylı'ya ve/veya Selçuk Tepeli'ye (ki şimdi Fox'ta)
Herkes aynı anda yalan söylemeye başlar ise vs vs.
Hasılı:
Fatih Altaylı, umum muhalefet yapan köşe yazısı dalında başarılı.
Gaz alıyor, can veriyor, gerçeklik çerçevesinin içinde top çeviriyor vs.
Ne var ki, gazete yaptı başarılı oldu ise HaberTürk gazetesinin hikayesi çok taze.
Kurulan matbaalar da en ileri olanıydı vs.
Kaldı ki, o matbaalar da, 2007 öncesinde planlandı.
Ezcümle:
İddialı ise Ciner'e söylesin, rica etsin, yeni bir gazete çıkartsın ya da Akşam medya grubunu satın almaya gerek yok, masrafına binaen yüklensinler, dönüştürsünler, başarı hikayesini bir de bu yandan görelim, izleyelim.
Neticede sevgilisine medya satın alan mı ararsın, parti kuran mı, BOP kimileri için çok eğlenceli idi, ne var ki, her şeyin bir sonu olduğu gibi "Lale"lerin de sonu var.
Vs vs.
Nokta.

...


NEDİR NE DEĞİLDİR 3
Yazısı şu:
FATİH ALTAYLI Hanefi Avcı: Anlattığı yüzde iki, devlet harekete geçmeli
Eski Emniyetçi Hanefi Avcı, Sedat Peker’in açıklamaları ile ilgili çok net konuştu.
Prof. Ersan Şen bu açıklamalar için “Bir çete reisinin açıklamaları diyerek hafife alınamayacağını, savcıların her bir iddia için ayrı ayrı harekete geçmeleri gerektiğini” söylemişti.
Hanefi Avcı ise üçlü bir mekanizma kurulması gerektiğini söylüyor.
Avcı’ya göre Peker’in iddialarının büyük bölümü doğru.
Doğrunun tamamı olmasa da bir bölümü.
Ve bildiklerinin yüzde ikisi ya da üçü.
Ama suç örgütü lideri olması söylediklerini önemsizleştirmiyor tam aksine önemli hale getiriyor.
Avcı “Böyle bir imkana hiçbir devlet sahip olmamıştır. Bir suç örgütü lideri gönüllü olarak konuşuyor ve bildiği her şeyi anlatmaya hazır olduğunu söylüyor. Bu müthiş bir fırsattır” diyor.
Eski polis müdürü Avcı’ya göre devlet bir an önce harekete geçmeli.
“Tanıklar, olayların içindeki insanlar hayatta iken ve konuşacak durumda iken harekete geçilmeli” diyor.
Önerdiği üçlü mekanizma ise şöyle:
“Siyasi meseleler için TBMM komisyonu kurulmalı, idare ile ilgili suçlamalarını araştırmak üzere Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu hemen harekete geçmeli, işlendiğini söylediği suçlar için ise savcılar her biri için ayrı ayrı dosya açmalı.”
Hanefi Avcı “Bunlardan hiçbir sonuç alınmasa bile en azından devletin hukuksuzluğa karşı olduğunu ve bu işlere göz yummayacağı mesajını vermiş olur. Çünkü şu anda kimse bu rezalete karşı durmayı aklından bile geçirmiyor” diyor.
https://www.haberturk.com/yazarlar/fatih-altayli-1001/3097486-gazetecilik-davetler-ve-sinif
(...)
Haberi de şu:
Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'dan Sedat Peker yorumu: Bildiklerinin yüzde 3'ünü anlattı
Avcı konuşmalarında şu ifadelere yer verdi:
"Çok ağır şeyler anlatıyor, ağır ithamlılarda bulunuyor. Genel anlamıyla bakıldığında birkaç abartılı olabilir ama büyük oranda doğru olduğu gözüküyor. Araştırılırsa belli mesafeler alınabilir. Son zamanlarda suç örgütleri, yeraltı örgütlerin faaliyetleri geniş bir alana yayılmaya başladı. Anlattıklarından önemli neticeler çıkarılarak, iyi analiz yaparak bir daha toplumun böyle şeyleri yaşamaması için bir fırsat olduğu kanaatindeyim. Bu 'uzaktan duydum' değil, 'fiilen içinde bulundum, karar aldım, yaptırdım' türünden ifadeler."
"Üç ayrı yönden soruşturma yapılabilir"
"Çok ağır şeyler anlatıyor, ağır ithamlarda bulunuyor. Genel anlamıyla bakıldığında birkaç abartılı olabilir ama büyük oranda doğru olduğu gözüküyor. Araştırılırsa belli mesafeler alınabilir. Son zamanlarda suç örgütleri, yeraltı örgütlerin faaliyetleri geniş bir alana yayılmaya başladı. Anlattıklarından önemli neticeler çıkarılarak, iyi analiz yaparak bir daha toplumun böyle şeyleri yaşamaması için bir fırsat olduğu kanaatindeyim. Bu 'uzaktan duydum' değil, 'fiilen içinde bulundum, karar aldım, yaptırdım' türünden ifadeler. Bunun siyasi boyutunu Meclis, idari boyutunu Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu, adli boyutunu Adalet Bakanlığı araştırmalı. Bunlar da birbirini denetlemeli."
"Küçük araştırmayla olayın faili bulunabilir"
"Öyle şeyler söyledi ki, öyle özel olayları anlattı ki, iyi bakarsak hakikaten dehşetle karşı karşıyayız. Kutlu Adalı'nın öldürülmesi olayını anlattı. Anlattığı çok şey vahim. Küçük bir araştırmayla olayların failleri bulunacak durumda. Bu sıradan, geçiştirilecek bir durum değil. Hukuk sistemini çalıştırabilmek lazım. Bir toplumsal, kişisel sorunla karşılaşınca usulüne uygun hukuk yöntemiyle çözülmesi. Susurluk'ta hukuk dışına taşalım, gayri meşru anlayışla biz de onlarla mücadele edelim anlayışı vardı. Türkiye Cumhuriyeti'nin görevlilerin büyük bölümü normal çalışıyor. Küçük bir bölümü bu işler içine giriyor. İstihbari amaçla bir kişiyle ilişki kurarsınız. Onun dışında kişilerle zora, cebre dayanan bir ilişkiye giremezsiniz."
"İddiaların tümünü kabul etmek de yanlıştır"
"Onun söylediği sadece bir bilgi ve ihbar. Bir kişinin beyanı. Bu suç örgütü mensubu olduğu için ona göre değerlendirirsiniz. Olduğu gibi kabul etmek yerine geniş araştırabilirsiniz. Bizi kasti yönlendirmeye kalkabilir. Ancak bu dediklerini ihbar kabul edip, polis ve yargının kanuna uygun bir şekilde soruşturmasına biz bilgi diyeceğiz. İlgili kurumlar bunu alıp değerlendirmeden bilgiye dönüşemez. Siyaset bunu böyle görmeyebilir ama devletin kurumları, hukuk sistemi bunu ihbar kabul eder, araştırır, soruşturur, bilgiye dönüştür. Bunu tümden kabul etmek de yanlıştır. Yüzde yüz doğru diyemeyiz ama mutlaka araştırması gerekir."
"Soruşturma gecikirse deliller yok edilebilir"
"Sedat Peker'in anlatımları tarihi fırsata çevrilmeli. Şu veya böyle tahrik edilerek daha çok bilgilere ulaşılmalı. Bunu mevcut iktidarın yapması lazım. Olay sıcak. Sedat Peker'in ille de buraya gelmesi şart değil. Şu an soruşturma, tahkikat yapmak çok kolay. Gecikirsek bir kısım şeyler örtülebilir. Bu olaylar değişir, deliller azalır, şahitler değiştirilir. O yüzden şu anda fırsat var. Bu yapılabilir, yapılacak imkan da var. Yeter ki şimdiki yönetim bu iradeyi göstermesi lazım."
"İnşallah anlatmaya devam eder"
"Normalde bu tür işlerin soruşturmasına bulunduğu ilde başlatılması, merkez de destek vermesi gerekir. Ben Kaçakçılık Daire Başkanı olduğum dönemde Sedat Peker Kelebek Operasyonu'nda mahkum oldu. Herkesten, emniyet müdüründen, savcıdan kahramanlık bekleyemeyiz. Onlara destek vermek gerekir. Geçenlerde emekli bir emniyetçiyle görüştüm. Dedi ki, "Geçmişte birisi alındığında Ankara'dan telefon gelirdi ve biz zorlanırdık". Bu tür olaylarda Ankara'da siyasi bürokrasi emniyeti arar. Emniyet de ili arar. 'Suçu nedir, daha hafif işlem yapın' diye telkinde bulunur. Bu da 'yukarısı bu adama sahip çıkıyor' olarak anlaşılır. Bunlar yukarıdan destek gördüğü müddetçe yeterli mücadele yapılabilir. Bu kişi 30 yıldır faaliyetlerin içerisinde. Bunların hepsini hatırlamayabilir. Bir kısmını hatırlatırsanız anlatır. Karşı belgeler konulursa çok daha rahat konuşabilir. Yeraltı örgütleri kendi ilgi sahasında olan her şeyi araştırırlar, her şeyi bilirler. Emniyet, yargıdan bununla ilişkili olanlardan sürekli bilgi akar. Çok önemli bilgilere sahiptir. İnşallah anlatmaya devam eder diye düşünüyorum."
"Türkiye bunu gizli saklı yapmıyor"
"Siz Suriye'deki masum insanlara yardım gönderebilirsiniz. Mani hal yoktur. Sedat Peker'in dışında birçok iş adamı erzak gönderdi. Peker'in anlattıklarında başka kurumların silahları konulduğu ifade edildi. Türkiye Suriye'deki olaylara aktif olarak karşı koyuyor. Türkiye bunu gizli saklı yapmıyor, elbette silahlandıracak. Ben bunda anormal bir şey görmüyorum. Suriye politikasına karşıyım ama oradaki muhalif gruplara destek verilmesi açık bir olay, bunu dünya biliyor. O açıdan sorun görmüyorum."
"Adalı cinayeti ve marina olayını önemsiyorum"
"Anlattıklarından Adalı'nın öldürülmesi olayı çok önemliydi. Bu çok şeyi çözer. Marina olayını çok önemsiyorum. Bu olayın bütün yönleriyle ortaya çıkmasını istiyorum. İçişleri Bakanlığı alacak verecek olayına girerek, 'sen bunu sil' demesi kabul edilecek bir şey değildir. Bu şekilde iş görülmez. Bir de Sedat Peker'in kendisine koruma veriliş biçimi var. Ankara'da bir davam vardı. Yargıç, "Buraya bir konvoy geldi, jeepler geldi. Ben sandım ki Cumhurbaşkanı gelmiş". Gelen meğerse Sedat Peker'miş."
"Sedat Peker bana 'gel bir görüşelim' dedi"
"Bugünkü yönetim bunu soruşturmaya kalkarsa tahminlerimizin çok ötesinde belge bulur. Ben Sedat Peker'le hiç görüşmedim. 100 metre mesafede bulunmadım. Daire başkanı iken ceza aldı. Benim aleyhime ifade verdi. Ben de bunun üzerine kendisini şikayet ettim. O zaman cemaat yargısı hakimdi. Çıktıktan sonra bana haber gönderdi, 'bir yanlışlık oldu, gel bir konuşalım'. Ben de dedim ki, 'yanlış anlaşılmışsa mesele yok, konuşmaya da gerek yok'."
"Peker'in kişiliğine takılmayalım"
Kişi bir anda karar vermiş değil. Anlattıkları önemsensin diye bir şey yapmaya çalışıyor. Muhalefete, basına çağrı yapıyor. İddiaların doğrulanması konusunda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Sedat Peker'in kişiliğine takılmayalım; ama iddialarını da boşa atmayalım. 30 yılı anlatıyor. Ne kadar suçlarsa suçlasın, devlet ve siyasette az sayıda insan bu işlere karışmıştır. Dünyada çok nadir olaylardandır bu tür itiraflar. Bu 100 yılda bir olur. Bunu fırsata çevirelim. İyi bir analiz yapalım. Ondan sonra adım adım Türkiye'nin saygın devleti olması konusunda bu tür hataları tekrar etmeyelim, denetim mekanizmalarını genişletelim."
https://t24.com.tr/haber/eski-emniyet-muduru-hanefi-avci-dan-sedat-peker-yorumu-bildiklerinin-yuzde-3-unu-anlatti,957492
(...)
Yorum şu:
Brexit / AB makası.
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/soner-yalcin/peker-ne-ki-6476180/
Bir başka Alman besleme hikayesi!
Sedat Peker konuşuyor, geçmişte Gülen'in Alman kanadı içinde yer alan Hanefi Avcı coşuyor.
Peker, yüzde 3'ünü söylemiş!
Madem öyle, sen de yüzde 97'sini anlat Türkiye uyansın!
Bla bla bon.
Aynı pisliğin içinde yüzenler sorunsalı!
Sabri Uzun, Emniyet'in Londra yüzü ise Hanefi Avcı Berlin yüzü, Mehmet Ağar Paris vb.
Sadettin Saran "Hürriyet'e patron" olunca Hanefi Avcı'nın yüzde 97 heyecanı diner mi?!
Hasılı:
Topaç Siyon 28 Şubat'ın "Cumhurbaşkanı adayı" Cemil Çiçek & Siemens Gökçek.
İçişleri Bakanı adayı Meral Akşener.
Böyle söylemek varken, kulağı tersten göstermeye ne gerek var!
Veyis Ateş bir zamanlar Soylu'nun yardımcısı idi ise Süleyman Soylu da, Ali Babacan da, Gökçek öznesinde benzer hikaye.
Ezcümle:
Ak Partili cenah ve/veya Ak toromanlar için basit soru şu:
Merkez sağ'ı Meral Akşener ayağa kaldırır ise hikaye nereye gider, İnan Kıraç'ın yol verdiği Erkan Mumcu ayağa kaldırır ise nereye?!
El cevap:
Biri ipe, diğeri Yüce Divan'a.
Bu çerçeve'de, Osmanlı'nın son demlerinden farksız hikaye!
Alman mandacısı, İngilizcisi vs vs.
Hatalı benzetme oldu, o dönemde Alman mandacısı yoktu, Alman "İttihat Terakki / TM / Enver Paşa" üzerinden devletin direkt içinde idi, aynen bugün istihbarat'ın içinde olduğu gibi.
Sonra diyorlar ki, II. Dünya Savaşı'nda Türkiye'yi Hitler neden işgal etmedi!?
I. Dünya Savaşı'nda işgal edip içine yerleştiğini neden yeniden işgal etsin ya da Gazi, II. Dünya Savaşı'nın mek parmak öncesinde "tıbbi suikast"le tasfiye edildi ise...
200 yıllık ya da 300 yıllık ve/veya bin yıllık, iki bin yıllık, yetmez bir de bunun 5 bin yıllık hikayesi ortada.
Dedikodu ve rüşvet'ten kaynaklı devlet bunalıma giriyor (kaht-ı rical), stratejik akıl noksanlığından ise yıkılıyor, dön dolaş aynı hikaye.
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 4
Yazı şu:
ERTUĞRUL ÖZKÖK Bu yıllar geçecek, Ezgi Mola kalacak... Ya siz
Ezgi Mola’yı son defa Alice müzikalinin kulisinde görmüştüm.
Harika Kırmızı Kraliçe oyununu sevmemize çocuk gibi sevinmişti...
O gece üzerinde bu fotoğrafta gördüğünüz “Kırmızı Kraliçe” kıyafeti vardı.
“Bu rolü Türkiye’de en iyi oynayacak isim” demiştim.
Dün milletçe öğrendik ki Ezgi Mola hakkında 4 yıla kadar hapis cezası istemi ile dava açılmış.
Nedeni de tecavüze uğrayıp intihar eden genç kızı savunmak için attığı tweet’miş.
İddiaya göre intihar eden kıza tecavüz iddiasıyla yargılanan kişiye hakaret etmiş.
Ne kadar da onuruna düşkün bir arkadaşmış meğer...
Ezgi Mola’ya açılan dava sayesinde, intihar eden genç bir kızın onurunu unutup bu arkadaşın onurunu düşünmeye başladık.
Bense hâlâ Ezgi Mola’yı düşünüyorum.
Türk sinemasının son yıllarda yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri...
Büyük bir komedyen...
Aydın bir Türk kadını...
Alice’de canlandırdığı Kırmızı Kraliçe’nin aksine, vicdanı olan gerçek bir karakter.
Sessiz kalamadı bu kahredici sükûnete...
Bir genç kız düşünün ki, bahtsız bir yıldızın altında doğmuş.
Yaşadığı sürece, “töre” adı verilerek yüceltilen bir haksızlıklar nizamının mazlumu olmuş.
Kısacık bir ömür yetmemiş, hayatına kıydıktan sonra daha da beter üzerine gelmiş haksızlıklar...
Utanmaz birtakım adamlar “Babası sahip çıkmazsa böyle olur” demiş, adeta “Oh oldu” çekmişler arkasından.
Mezarındayken bile huzur vermemişler, devam etmişler o pis tacizlerine, tecavüzlerine...
Cesur bir kadın Ezgi...
O intiharın sorumluları ellerini kollarını sallayarak gezerken, adaletin lakaytlığı bir kadın olarak fena yaralamış onu... Kanına fena dokunmuş...
İçini yakan ne varsa haykırıyor o yüzden...
Hepimizin yapması gerekeni yapıyor...
Evet kızgın... Öfkeli...
Haksız mı...
84 milyonluk bir toplum önünde oynanan bu drama sessiz seyirci olarak kalmayı içine sindiremediyse yanlış mı yaptı yani...
Hepimizin gözü önünde tecavüze uğramış, çaresizlikten hayatına kıymış bir genç kızımızın trajedisi karşısında, öğretilmiş bir çaresizliğin, sindirilmişliğin, ürkütülmüşlüğün yarattığı bu utanç verici sessizliği yırttıysa kötü bir şey mi yaptı...
Ezgi Mola bu ülkenin sanatçısıdır...
Ülkemizin manzarası da şudur:
Şimdi onun hakkında 4 yıla kadar hapis istemi ile dava açılıyor...
Tecavüzcü elini kolunu sallayarak dolaşırken, büyük sanatçımız hapis cezasıyla karşı karşıya...
Hep birlikte sormalıyız...
Adalet reformuna hazırlanan Türkiye’nin bu pervasızlığa verecek tek kelime cevabı yok mudur?
İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırırken, “Merak etmeyin kadınların hakları sonuna kadar savunulacak” sözü verenlerin, Ezgi Mola için edecek iki kelimesi yok mudur...
Hiiç takma... Hiç üzülme Kırmızı Kraliçe...
Bu günler de geçer...
Yıllar geçer...
Gelecek kuşaklar, senin filmlerini seyrederler...
Senin o kocaman gözlerinle ışıl ışıl bakışın, bu ülkenin kültürel mirasının parçası olur...
O tecavüzcü var ya...
O tecavüzcü...
Bugünün adaleti ona bir şey yapamazsa bile...
Yakın geleceğin cehennemi onların ateşini şimdiden yakmaya başlamıştır...
Kalbimiz seninle Ezgi...
Bakma şu öğretilmiş çaresizliğin bizi mahkûm ettiği sükûta...
O sükût ikrardan değil, çaresizliktendir...
O da geçer...
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/bu-yillar-gececek-ezgi-mola-kalacak-ya-siz-41828122
(...)
Yorum şu:
Eğer iddia edildiği gibiyse, Ezgi Mola, yerden göğe kadar tepkisinde haklı!
Eğer iddia edildiği gibi değilse de, Ezgi Mola yine yerden göğe kadar haklı!
Neden, niçin, niye?!
El cevap:
Ertuğrul Özkök gibi kolpacı, yobaz gazeteciler yüzünden.
Gerçek'i ortaya koymaz isen ne olması bekleniyor!
Bir anda nurlanan okur, nirvana'ya tırmanıp, perde arkasındaki saklı sırlara mı vakıf olacak?!
Kaldı ki, NYT vb gazetelerden çeviri yazılar yazıyor Özkök, dedektifçilik oynuyor ya da Hürriyet Türkçe'si ile ifade edecek olursak "detektifçilik" mi demeliyiz?
Oysaki, gazetecinin, habercinin görevi "gerçeklik çerçevesi"nin içinden geçmek, hakikat ne ise aramak, ortaya koymak.
Yobaz BOP'ta kavramların içini boşaltmakla kalmadılar, mesleklerin içini de boşalttılar.
Sponsor hazır olduğu için Özkök, yurtdışına maç izlemeye gidiyor, corona kapsamında gözlem vb yapıyor.
Yazdığı yazıdaki habere gelince, görünen ne ise onu hakikat kabul edip yorum'luyor.
Pkk ya da FETÖ ve/veya BOP'un istihbaratı cirit atarken içimizde, geçmişte "Türkiye'nin haymatlosuyum" diye yazılar yazan "bukalemun kalem" kandırmaya devam ediyor.
Alman gün gelir kürtçü olur, Özkök de o vakit kürtçü, pkk'cı, hdp'ci olur.
Alman gün gelir Türkçü olur, Özkök de.
Dön baba dönelim, Alman'ın çıkarı ne ise o yöne dönelim.
Peki ya Alman'ın çıkarı ile Türkiye'nin çıkarı örtüşmez ise o vakit ne yapacak Özkök, hangi safta yer alacak!?
Dön baba dönelim, tatile gidelim, rahat yazılar yazalım, seks olur, Cihangir mavrası olur vs vs.
Demem o ki:
Ben Sabah'ta yazarken, o da Hürriyet'te hem önetici hem de yazarken, bir fıkra yayınladı köşesinde.
Yaşlı bir kadın tecavüze uğruyor, devamı malum, Özkök de diyordu ki, bu yaşta bulmuşsun ne diye şikayet ediyorsun vs!
Bilinçaltı bu olanın lafını kim neden ciddiye alsın!
O fıkrayı tekrar et, sonra da övdüğün kadın bir de sana çaksın, sonra konuş.
Kendisine gereken cevabı, o dönem köşeden nakşetmiştim, tecavüz'ün şakası olmaz.
Seks ayrı şey, tecavüz başka şey, birinde rıza var, diğerinde zor kullanma, şiddet; gel de MİT'in Alman beslemesi pop sosyoloğa anlat, neyse...
Demem şu ki:
28 Şubat'ın ekran yüzü Ali Kırca, bir barda operasyona uğradı, genç bir kadın tarafından hayran adı altında yatağa atıldı, kameraya alındı.
Ali Kırca, "istihbarat savaşları" kapsamında operasyona uğradı, sosyal medyada görüntüleri yayınlandı vs.
Kırca'yı medyada faş eden istihbarat, Özkök'ü himaye etti.
O dönem Kelebek'te yazan Cengiz Semercioğlu da, büyük gazetecilik başarısı ile "o kadın"ı buldu (!), söyleşti.
Sexus politicus.
Ali Kırca'yı harcayanlar, "izli mermi" Fatih Çekirge'yi korudu, Nebil Özgentürk'ün onca açığına, "taciz var" çığlıklarına rağmen MİT'ten bir "metoo" eylemi göremedik.
28 Şubat, Ali Kırca'dan ibaret değil ise Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Fikret Bila, Fatih Çekirge vs vs.
Burada anafikir "adalet" ve de terazi'nin nasıl tarttığı ortada.
Hasılı:
Türkiye'yi Atatürk'süzleştirme, Türk'süzleştirme ve/veya Laik Çağdaş Türkiye'nin teminatı TSK'yı tasfiye operasyonu devam ediyor.
O iddialar anlatıldığı gibi değil ise ne olacak, Ertuğrul Özkök utanacak mı?!
Ya da utansa diyelim, kendisini kullanan yapı, çekilmesine izin verecek mi?!
Silivri kumpas sürecinde ne iddialar ortaya atıldı, ne itibar suikastleri düzenlendi.
Hepiniz oradaydınız!
Görünen ve anlaşılan o ki, TSK tasfiye edilmeden, Atatürk Türkiye'si yıkılmadan, haymatlos ve/veya Barzan network'ten Ertuğrul Özkök'giller rahat edemeyecek.
Ezcümle:
Şimdi der ki, benim Barzan'la ne işim olur!
Ama o değirmene su taşıyorsun be hemşerim.
Enver'gillerin hikayesi ortada!
Alman amaca giden yolda kullanır, sonrası malum.
Madem aktif yani işsiz olmayan gazetecilerdensin, o genç kızın nasıl öldüğünü bir araştır bakalım, bir de, geçmiş mektup /yazılarına da bak bakalım, son mektup'a benziyor mu üslup?!
Arkadaşları, çevresi ne diyor!?
Her daim gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine.
Ex'cümle:
Ey Almanlar, enerji bazlı güvenlik kapsamında, sizin besleme kalemin yazdıkları böyle.
Bu kafa ile enerji bazlı güvenlik ne kadar sağlanır?!
Sosyal aktivist oyuncu Ezgi Mola, haklı tepkisini ortaya koymuş, ne var ki, hakikat hala ortaya çıkmış, çıkartılmış değil!
Özkök gibi besleme Alman yönetici yazarlardan kaynaklı kafa karışıklığı malumunuz!
İngiliz beslemelerin halini sormayın gitsin, onlar hem dayak yiyor, hem de neden dayak yediklerini bilmiyorlar, tüm zamanları bunu anlamaya çalışmakla geçiyor.
Atı alan...
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 5
Yazı şu:
ERTUĞRUL ÖZKÖK: BU MESAJI İÇİP ATTIYSA KÖTÜ İÇMEDEN ATTIYSA FELAKET
GEÇEN pazartesi akşamı Number 1 FM video ödül törenleri vardı.
Ödül vermek için ben de davet edilmiştim ama Porto maçına gittiğim için törene katılamadım.
Orada Kerimcan Durmaz’a “En iyi klip” ödülü verilmiş.
Bu ödüller Number 1 FM’in izleyicilerinin oyları ile veriliyor.
Ödül töreninin TV’den yayınlandığı gece Erkan Petekkaya kendini tutamayıp Instagram’dan şu mesajı yazmış:
“Bu kişi cinsel organını gözümüze soktu sizin gözlerinize helal olsun sizler utanmaz iflah olmaz kötü kişilerdiniz ayrıca herkesin tercihi kendine acun bey yuh size ahlak yoksunu.
Utanıyorum senin kanalında olduğum için o uçaktaki ... sana gelsin acun efendi yuuhhh...”
Herkese açık mesajı imlasına hiç dokunmadan yayınladım. Her cümlesi tutarsız... Hakaretlerle dolu, aşağılayıcı, nefret dolu bir paylaşım.
Üstelik olayla ilgisi bulunmayan kişilere ağzına geleni söylüyor.
Güya Acun’un televizyonunda bulunmaktan utanıyormuş...
Ne varmış Acun’un televizyonunda utanılacak...
Kardeşim...
Güya bir insanın yaptığı bir şeyi eleştiriyorsun. Ama bir de kendi yazdığına bak... O yanlışlıkla bir uzvunu göstermiş...
Sen ise taammüden dil denen uzvunu çırılçıplak teşhir ediyorsun.
Bu paylaşımı kafayı çekip yaptıysan kötü...
Çok kötü...
Ama kafayı çekmeden yaptıysan felaket...
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/biz-turkler-nikah-sekerini-lukres-borjiyanin-kina-gecesinde-mi-ogrendik-41827356
(...)
Yorum şu:
Anladık, yanardönersin.
Anladık, bir AB, bir 28 Şubat'sın!
Anladık, Alman istihbaratının korumasındasın!
Anladık, "Muhtar bile olamaz!" vs vs.
Yobaz BOP'ta kullanılan alfa'lardansın.
Özkök ne diyorsa, tersi çıkmış ama o hep işini, servetini korumuş!
Türkiye'ye kaybettirdikçe kazanmış, okurlarını kandırdıkça kazanmış, haliyle patronları da bedavaya beslememiş.
Ne var ki, şimdi yanlış yönlendirdiği için kaybeden işdünyası, o sebepten sıkıntı büyük.
Süreç'in yanardönerleri de makas'ta.
Nüans?!
İçki içip o tweet'i atana laf ediyorsan, açık seçik ifade etmeliyim ki:
Sakin bir kafa ile düşüncesini ifade etmiş.
Burada sarhoşluk durumu yok.
Erkan Petekkaya'nın işi, yeteneği ortada!
O ödülü alan kişinin cinsiyetini geçtik, nedir şöhretinin esbabı mucibesi!?
"Eşcinsel eşittir üstün insan" oldu ise bir başka Alman şakası ile karşı karşıyayız, diye düşünmek mümkün!
"Yobazlık" böyle şey!
Çürümeye giden yolda ne varsa, "medeniyet" diye satmak, savunmak, topluma sunmak!
Yobaz Özkök!
Geçmişte, kızının, kendi yaşındaki Aziz Yıldırım network'ten Fatih Çekirge ile aşk yaşadığı dedikodu haberi çıkartıldığında acımıştım.
Amiyane tabirle, o haberin nasıl bir alt mesaj içerdiğini sokaktaki vatandaşa sor söylesin!
Özkök'ün kızını Çekirge'ye vs vs.
Onuru kalmamış bir adama ne söylense boş.
Paraya tapan adam yakın geçmişte ölen arkadaşının ardından yazmıştı, bu kadar çok para kazanmadan da güzel bir hayat yaşanıyormuş diye.
Hasılı:
İpek Çalışlar'ın Latife'sinde, Atatürk'ün içince keyfi atamalar yaptığı, talimatlar verdiği vb yazıyor.
Allah'tanki Latife Hanım var, o bir alkolik'in aldığı kararları boşa çıkartabiliyor.
Devlet dersen, bir adam ile bir kadının iki dudağı arasında!
Bir sonraki sayfada ise Latife Hanım'ın, Atatürk'ün göreve getirdiği Halit Ziya'nın daha sonra intihar edecek oğluna, "Ben gidiyorsam, benden dolayı orada olduğuna göre sende bırak" mealindeki sözü yer alıyor.
Cumhurbaşkanı eşi olmak dışında, Latife Hanım'ın mesleği nedir, "sekreter"lik.
Boşandıktan sonra kitap çevirisi vb yaptığı anlatılıyor, "Bozkurt" vb.
O kadar sevdi ise neden o çeviri!?
II. Dünya Savaşı öncesinde, Atatürk'ü zorluyorlar, sıkıştırıyorlar vs.
Çalışlar'a bakacak olursanız, yeğeninin ifadesi üzerinden, Atatürk "aile içi yönetime izin vermediği" için Latife hanımı kıskanıyor.
Kitabın yazı dili zaten "Osmanlı'dan Uşakizade Devleti"ne havasında, Gazi'ye neden aradan çekilmedi diye öfke kusuluyor.
Aynı zamanda fakir, alkolik, tacizci, eşcinsel eğilimleri olan bir cumhurbaşkanı profili çiziliyor.
Garsonu zenne yapıp oynatıyor vb.
Bozkurt'a göre zampara, Rıza Nur'a göre vs vs.
Çalışlar'ın kitabında, Gazi aynı zamanda katil ya da suikastçi.
Fikriye hanım'ın ölümü, muhalif bir vekilin öldürülüşü, Topal Osman'ın öldürülüşü vb.
Öncesinde Topal Osman öldürecek diye kara çarşafa girip kaçıyor, bomba patlatıyorlar, Latife Hanım bombanın önüne atlayıp kurtarıyor, sonra tatile devam ediyorlar.
Yani aynı zamanda ödlek bir Mustafa Kemal anlatımı var kitapta.
Namusu için silahını çekiyor Gazi'ye karşı Latife Hanım, aynı zamanda ayakların bana kadar uzanıyor diyerek, evli bir kumandan eşini kocası ve herkesin gözü önünde Atatürk'le kırıştırmakla itham ediyor.
Kumandan silahını çekip namusunu koruyamıyor ama Latife hanım başka.
Genç, okumuş, dil bilen ama hasta, gel gitleri olan bir kadınla evlilik üzerinden Gazi'yi yormak kimin aklı!?
İstihbarat kabul etmediğiniz, satın almadığınız hiçbir operasyonu yükseltemez, corona'da kandığınız için yükseldi, yasaklar vs de gerçeklik çerçevesi.
Atatürk'ün böyle biri olduğuna inanmak istiyorsunuz ki, içkisine bu kadar takıksınız.
Kazara ağzından Fikriye adı çıktı diye ortalığı ayağa kaldıran "aşırı Batılı" kadın mıdır, normal olan!
Hem de o kadın'ın yas'ı tutulacak kadar acı çok taze ise...
Çok sevdi ise arada da 19 yaş var ise o kadar eziyet eden hastadır, hatırayı yormamak lazım.
Yoranı çok ise bu işte Gülen'in, Barzan'ın vb ne çıkarı var, bakmak lazım.
Ki, Gazi'nin annesi ikinci evliliğini yapıyor, beş vakit namazında; Latife Hanım ise "ultra laik" ama Atatürk'ten ne önce ne de sonra eline bir başkasının eli değmiyor.
FETÖ'cülerin servis ettiği uyduruk evraklarla kitap yazıldı ise MİT'in işi nedir, safı nedir diye çok sorduk!
Sinek kitabından özet yapan alfa kalem, niçin bu kitaptaki yanlışların izini sürmez!
Murat Bardakçı'nın Latife'sinde ise "dedikodu yapmaktan hoşlanmadığını" iddia eden "araştırmacı yazar", Atatürk'ün manevi evladı ile arasındaki aşk dedikodusuna yer veriyor.,
Kurnazlık bu ya, araştırma yapmasına izin verdiği için de kitabın girişinde Erdoğan'a teşekkür ediyor.
Kitap'ı basan da İş Bankası Kültür yayınları, İpek Çalışlar'ınki ise Alfa ile başlamış, Doğan derken, Yapı Kredi Yayınları ile zirve'yi yakalamış.
Sapık, eşcinsel, ensest vb ne varsa kitaplarda gırla gidiyor.
BOP psikolojik harekat üretmeye devam ederken, merkez medya'nın alfa kalemleri ne yapıyor!?
Orhan Pamuk'un Atatürk hakkındaki satırlarına kimler ne dedi ya da Sözcü, Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet vb ne varsa ortada!
Atatürk'ün hikayesine sahip çıkamayanlar mı emanet'ine sahip çıkacaklar!?
Sinan Meydan şu kitapları irdelesin bakalım, ne diyecek?!
II. Cumhuriyetçiler'in kucağına oturanlar, oturtulanlar mı Laik Türkiye'yi ayaklandıracak!?
Ezcümle:
Alkol var ya da yok, mesaj'da bir sakatlık var mı, yok!
Soru şu:
Bukalemun kalem Ertuğrul Özkök'ün "kırmızı çizgisi" var mıdır, var ise nerede başlar nerede son bulur!?
Aydın Doğan'ın olduğu dönemden de biliyoruz ki, kendisi "haymatlos" yani "dünya vatandaşı"!
Kabul edecek bir ülke bulur ise diyelim ki, Barzanistan, orada bu yazıları yazabilir mi?!
Diyelim ki, Almanya orada iş'letirler mi?!
Ex'cümle:
Madem müptezele bu kadar meftunsun, torun'una "rol model" olmasını ister misin?!
Sen istesen, babası Ercan Saatçi istemez.
Yönetim kurulundasın, madem arkalıyorsun, söyle bir ödül de onlar versin, nasılsa ilk oy senden!
Yetmedi ise aç bir ev, birlikte yaşa, nüfusuna kaydet.
Alman'ın "üstün insan"ı artık filmlerde kaldı, "yapay zeka" üzerinden yürüyor yeni süreç.
Merkez medya marjinal değildir, aile değerlerine de sahip çıkar, ulus devlete de, laik Türkiye'ye de.
Sonra diyorlar, bu tirajlar, izlenme oranları neden yerlerde sürünüyor?!
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 6
Yazı şu:
YILMAZ ÖZDİL Sedat Peker’in anlattıklarını tee 60 yıl önce anlatan kimdi?
İşadamlarını hapse tıkıp, malına mülküne çöktükleri, rüşvet karşılığında serbest bıraktıkları söyleniyor, Venezuela'dan gelen uyuşturucu gemilerinin güzergahı anlatılıyor, nedir kardeşim bu rezalet diyorsun… Ezan susmaz, bayrak inmez diye cevap veriyorlar.
Türkiye'yi ayağa kaldıran suikastlerin perde arkası itiraf ediliyor, karanlık örgütlerle silah ticaretinden, yasadışı petrol ticaretinden bahsediliyor, kardeşim bu vahim iddiaları kimse soruşturmayacak mı diyorsun… Ayasofya'yı açtık diye dış güçlerin tezgahı diyorlar.
Tutuklanması gereken kara paracıların rüşvet karşılığında yurtdışına kaçmalarının sağlandığı, siyasetçilere balya balya paralar verildiği, Türk medyasının tehditle el değiştirdiği, dindar nesil ayağına yatan gazetecilerin çantacılık yaptıkları, antin kuntin ihalelere karıştıkları, kalemlerini kiralamaları karşılığında süperlüks otellerde avantadan kaldıkları anlaşılıyor, utanmıyor musunuz kardeşim diyorsun… Doğalgaz bulduk, ay'a gidiyoruz, ümmetin lideriyiz diyorlar.
Çünkü…
Sedat Peker'in bugün anlattıklarını, Aziz Nesin tee 60 yıl önce anlatmıştı.
“Yalancı, ahlaksız, eğitimsiz, langır lungur biridir Zübük… Particiliğe girer, yağcılık yapa yapa yükselir, belediye başkanı olur, rüşvetlerle köşe olur, foyası meydana çıkınca, dokunulmazlık kapmak için kapağı Ankara'ya atar, milletvekili olur, demokrasi dediğin, sadece onun koltuğudur, etrafına yalakalar doldurur, yolsuzluğu her yere bulaştırır, namuslu insanlara iftiralar yağdırır, kendisini eleştirenleri vatan haini, kendisini vatansever, muhalefeti dinsiz, kendini dindar ilan eder, bugün bi şey söyler, yarın tam tersini söyler, ar damarı çatlamıştır, ne utanır, ne yüzü kızarır, fırıl fırıl dönektir, fitnecidir, ahaliyi böler, birbirine düşürür, sıkışınca alttan alır, eline fırsat geçince acımasızca ezer, zalimdir, kindardır, mütedeyyin pozlarındadır, din'i iman'ı dilinden düşürmez ama, paraya tapar, halkı kandırmak için bayrağa, ekmeğe, Kuran'a el basmaktan çekinmez, rakiplerini cami düşmanı olarak gösterir, kutsal değerleri alet eder, inançları sömürür, hırsızlıkları yakalandığında mesela, yakasına yapışmasınlar diye dümenden namaza durur, vaaz verir gibi konuşur, aslına bakarsanız etrafındakiler bile ondan tiksinir ama, öylesine menfaat ortaklığı kurmuştur ki, bile bile desteklenir, göz göre göre alkışlanır, hepsini adeta köle yapmıştır, sözünden dışarı çıkamazlar, iki dudağının arasına bakarlar.”
Peki kimdir bu Zübük?
Karakterini anladık da, ismi nedir?
Eskimeyen romanında onun da robot resmini çizmişti Aziz Nesin…
“Zübük bir tane değil.
Zübüklük içimizde.
Yoksa, aramızdan böyle zübükler büyüyemezdi.
Zübükleri, biz kendi zübüklüğümüzden yaratıyoruz.
Sonra da, hepimizde birer parça bulunan kendi zübüklüklerimizin bir tek Zübük'te birleştiğini görünce, ona kızıyoruz.
İçimizdeki zübüklüklerden gerçekten kurtulmadan, Zübük'ten kurtulmamız mümkün değil.”
Dolayısıyla…
Her videosunda simgesel objeler kullanarak anlamlı mesajlar veren, masasına o günün ruhuna uygun kitaplar yerleştiren Sedat Peker, bence yeni videosunda mutlaka Zübük romanına yer vermeli.
Aziz Nesin 60 yıldır anlatıyor, anlamadınız, bir de ben anlatayım, belki bu defa kavrarsınız demeli!
https://www.sozcu.com.tr/2021/yazarlar/yilmaz-ozdil/sedat-pekerin-anlattiklarini-tee-60-yil-once-anlatan-kimdi-6474349/
(...)
Haber şu:
Hukukçu Turgut Kazan'dan yargıya Sedat Peker eleştirisi: Ben seyrederken utanıyorum, onlar işin başında duruyorlar, nasıl utanmadan duruyorlar?
https://t24.com.tr/haber/hukukcu-turgut-kazan-dan-yargiya-sedat-peker-elestirisi-ben-seyrederken-utaniyorum-onlar-isin-basinda-duruyorlar-nasil-utanmadan-duruyorlar,957555
(...)
Yorum şu:
NATO zirvesi öncesi süreç kapsamında, ağzı olan konuşuyor.
Tuncay Güney'in yerini bu defa Sedat Peker almış.
Aranan savcı, sürecin yeni Zekeriya Öz'ü!
"Militan Hukukçu" kısmını geçtik, "Militan basın" kısmına gelince:
Mehmet Baransu, Ekrem Dumanlı, Ergun Babahan, ROK, Mümtazer Türköne vb.
Siyon Topaç 28 Şubat network'ten Yılmaz Özdil'in sözlerini ciddiye alacak olursak, soru şu:
"Hangi devlet, hangi devlet'ten hesap soracak?"
Ak devlet, AKP devlete karşı!?
Ortalığı BOP götürüyor.
Özdil, Gökçek & Çiçek ikilisinden yana saf tuttuğuna göre, Erdoğan'ın bacağından asacaklarına inanıyor demektir!
Ne var ki, Peker bir bıçak ise sapı kim ya da kimlerin elinde sır değil!
Alaman MİT.
Yani, 3 Y'den (yasaklar, yolsuzluk, yoksulluk) mülhem 4 Y (büyük yalanlar) kapsamında çürüme "Emden çukuru"ndan hallice.
Bebekleri leyleklerin getirmediğini bilecek yaşlardaysak, kimlerin Atatürk ticareti yaparak, hangi süreci ördükleri sır değil!
Büyük ermeni kürt devleti (Neo Sevr).
Hülasa:
Muhalefet, Sedat Peker'in peşine takılmış ise hem hikayesi yok demektir hem de konjonktüre göre çok kolay savrulan.
Kaldı ki, bu satırların yazarı da çok şey söyledi, yazdı!
Peker'i duyanlar, her nedense o iddiaları duymadı.
Aynı derenin suyundan içmenin marazları diyelim.
lir, hem de "hikaye"si yok demektir.
İyi de, IMF dışında çözümün / çıkışın yok ise büyük barzan devletini tuğla tuğla sana ördürecekler demektir ve/veya o inşaat alanındaki yüksek telifli fikir ırgatlarından yeki Yılmaz Özdil ise bir başka hamiş:
Sedat Peker'in sümenaltında olan birçok videolarından biri, örneğin "işkence" ya da "psikopat hallerinden yeki" internete servis edildiğinde, Peker'in peşine takılanlar o zaman (du bakali) ne diyecek?!
Neticede, 1 Mart Tezkeresi bumerang ya da İran'la savaş sözü kapsamında Erdoğan'ı sıkıştırıyorlar demek varken, nedir bu cengaverlik?!
Sedat Peker'in bu kadar kolay gündem'e el koyduğu konjonktürde, FETÖ'nün, pkk'nın psikolojik harekatının çektiği operasyonlar yek tek ortada.
Ezcümle:
Türkiye tarihinde bu kadar kolpacıyı birarada görmedi.
Vasat'ı çıta yapmışlar, 'Sıfır'ı da zirveye koymuşlar.
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 7
Yazı şu:
Yılmaz ÖZDİL @yilmazsozcu ·29d
Medya lağıma dönmüş, Can Dündar hakkında kırmızı bülten çıkarmak istiyorlar iyi mi... Paramount otelin 106 bin liralık suitinde avanta kalmayarak, düzeni bozmak suçundan mı?
https://twitter.com/yilmazsozcu/status/1402349423049515008?s=20
(...)
Yorum şu:
Sapla saman yine birbirine karıştırılmış.
Yılmaz Özdil, Alaman MİT'in kalemi, "Mustafa Kemal" kitabı vs.
Şimdi Almanya'da himaye gören Can Dündar'ın 2007 öncesinde çektiği "Mustafa" belgeseli bize neyi hatırlatıyor!?
Yahudi Alman sponsorlu "Gallipoli" belgeselini, Özden Örnek'in bebesine çektirmemişler miydi?!
Bedava iş yok, herkes işinde gücünde.
İçi boşaltılan (boşaltılmak istenen değil) Atatürkçülük kimlerin eseri!?
II. Cumhuriyetçi Oral Çalışlar'ın eşine yazdırılan sipariş Latife kitabı vb!
Yılmaz Özdil'in "Mustafa Kemal"i, "Son Cüret"i (Özetlemeye kalksak evlere şenlik bir sürü satır var, kitap art arda dizgiye verilen fotokopilerden oluşuyor, kaynakça'da yer alan kitapları dahi okumamış. Yazsak lüzumsuz hikaye.)
Geçtik.
O "II. Cumhuriyetçi" Can Dündar, korkunca, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'ya sığınmıştı, himaye gördü.
Kameraların önünde, Dündar'ın, Aksu'ya nasıl eteklendiğini herkes gördü, arşivde kaydı var.
Nüans?!
Yılmaz Özdil, Sedat Peker'den sonra, Can Dündar'a da sahip çıkmış.
(Dündar'a, Peker'e sahip çıkan FETÖ'ye de, pkk'ya da sahip çıkar! Konu narko ise pkk'nın sermayesi nedir, hdp, ypg vs.)
Reaksiyon, aksiyon değildir.
Gökkuşağı koalisyonunun pastel renkleri yek tek ortada.
İsrail / İran makası!
İstihbarat savaşları ya da Brexit / AB makası kapsamında, boyumuzdan büyük BOP'tayız.
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 8
Haber şu:
Ziraat Bankası'nı köşeye sıkıştırdılar
Organize suç örgütü liderliğinden hüküm giyen Sedat Peker'in Demirören Medya'nın Ziraat Bankası'ndan aldığı 750 milyon dolarlık krediyi ödemediğine ilişkin iddialarının ardından eylem yapıldı...
CHP Ankara Gençlik Kolları üyeleri, Ziraat Bankası'nın Ulus'taki genel müdürlüğü önünde "300 bin mağdur öğrencinin kredi borcunu tüpçü ödesin" yazılı pankartla eylem yaptı.
https://odatv4.com/ziraat-bankasi-koseye-sikisti-08062159.html
(...)
Kontr'Haber şu:
Demirören'in borçlarına karşılık Ziraat Bankası'na ipotek ettirdiği arazilerin imar planı iptal edildi, değerleri düştü
Demirören Holding’in, Ziraat Bankası’ndan çektiği milyonlarca dolarlık kredi karşılığı ipotek ettirdiği İstanbul Göktürk Kemer Country’deki golf sahası önce imara açıldı, mahkeme planları iptal edince arazilerin değeri düştü.
https://t24.com.tr/haber/demiroren-in-borclarina-karsilik-ziraat-bankasi-na-ipotek-ettirdigi-arazilerin-imar-plani-iptal-edildi-degerleri-dustu,957769
(...)
Yorum şu:
Abdülkadir Aksu, Erdoğan'la değil Çiçek'le beraber.
Yavuz Donat'a sorun anlatsın ya da yazı arşiv'ini tarayınca nasılsa çıkar.
Nüans?!
Demirören'in borcu üzerinden sorgulanan nedir ne değildir!?
El cevap:
Merkez Medya'da patronaj değişikliği!
Sadettin Saran, Hürriyet için teklif verebilir, ortak ya da tamamı için.
Brexit / AB makası.
Saran, FB'li.
Ağar, Cim Bom'lu.
Meral Akşener bir safta, Erkan Mumcu diğer safta!
Hasılı:
Sözkonusu olan Aksu'nun tercihi ise Çiçek rica etsin, Demirören'e ne verildi ise öğrencilere de versin!
Neticede "narko" deyince ilk akla gelen isimdir Aksu.
Barzan vs.
Pamukova'da "koko"lu alem.
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 9
Haber şu:
Sedat Peker’in paylaşımlarına erişim engeli!
Paylaştığı videolardaki iddialarla gündem olan Sedat Peker’in bazı sosyal medya paylaşımlarına 'kişilik haklarının ihlali' gerekçesi ile mahkeme kararıyla erişim engelli getirildi.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esat Toklu ile ilgili iddialarda bulunan Peker’in 6 tweeti, kişilik hakları ihlali gerekçesiyle, Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği‘nin 8 Haziran 2021 tarih ve 2021/6819 sayılı kararı ile erişime engellendi.
https://www.medyaradar.com/sedat-pekerin-paylasimlarina-kisilik-haklarinin-ihlali-gerekcesiyle-erisim-engeli-getirildi-haberi-2050044
(...)
Kontr'Haber şu:
Sedat Peker'e Twitter uyarısı
O takipçi paylaşımında, “Reis tweetlerini hikayenden paylaşıyosun, bu tweet beyaz, diğerleri koyu tonda. Bu, Twitter'ında oto. tema değiştirme açık demektir ve Twitter temanı saate göre değiştirir. Hikayendeki tweetlerin arka fonlarına göre bulunduğun yerde saat kaç olduğunu anlayıp yerini bulabilirler” diye yazdı.
Devamında da “Reis yani demek istediğim bulunduğun yerde geceyse ekranını koyu, gündüzse ekranını beyaz gösterir Twitter. Koyu aralığı gece 12-7 arasıydı diye hatırlıyorum. Otomatik tema değiştirme kısmını kapatırsan yani ya hep beyaz ya hep siyah kullanırsan daha iyi olur diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
https://odatv4.com/sedat-pekere-twitter-uyarisi-07062120.html
(...)
Yorum şu:
Her daim aranan kişi, arandığı yerde değil, aranmadığı yerdedir.
Bu çerçevede, Türkiye'ye bakmak lazım.
Nüans?!
Başka bir ülkeden atılan mesaj içeriğini kopyalanıp, sinyal verdiği ülke üzerinden servis ediliyor ise baskına gidilse dahi telefon kabı dışında el geçirilecek bir şey var mıdır!?
Hasılı:
İstihbarat savaşları kapsamında, Peker "tweet yasağı" üzerinden bir süre daha (operasyon bitene kadar) korumaya alınmış.
Berlin, arananların toplanma adresi.
Diye bakmak mümkün.
Vs vs.
Nokta.

...

NEDİR NE DEĞİLDİR 10
Yazı şu:
NEDİM ŞENER Ali Koç’a düşen görev
2011 yılında FETÖ’nün kumpasıyla tutuklandığımızda, komplo kurulanlardan birisi de Fenerbahçe Spor Kulübü idi.
Fenerbahçe’ye kurulan kumpas davası geçen hafta cuma günü sonuçlandı. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi, 2016 yılından beri görülen kumpas davasında, 4’ü tutuklu 88 sanığın yargılandığı dava döneminin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Kalender’i 76 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal”, 155 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 80 kez “İftira” suçlarından toplamda bin 766 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.
FETÖ’nün kapatılan Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca’nın 76 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etme”, 166 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 91 kez “İftira” suçlarından toplamda bin 292 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.
Yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanan eski komiser yardımcısı Ramazan Haktan Helvacı ise 47 kez “Haberleşmenin gizliğini ihlal etme”, 81 kez “Resmi belgede sahtecilik”, 44 kez “İftira” suçlarından 999 yıl 3 ay 15 gün hapse mahkum edildi. Soruşturma dosyasını hazırlayan eski polis memuru Lokman Yanık ise “silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme”, 91 kez “İftira” ve “Resmi belgede sahtecilik” suçlarından toplamda 161 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kararda eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç 70 kez “Haberleşmenin gizliliğini ihlal etme”, “Resmi belgede sahtecilik”, 17 kez “İftira” ve 69 kez “Zincirleme şekilde iftira” suçlarından toplamda 1971 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
İFTİRA ATTILAR, KUL HAKKI YEDİLER
Karar duruşması sonrası, kumpasın boyutlarının anlaşılması bakımından Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un şu açıklamaları tarihe not olarak düşülecek kadar önemliydi:
“Ben Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı olarak Fenerbahçe adına konuşuyorum. Ama Fenerbahçe, 3 Temmuz Davası, Kumpas Davası büyük resimde aslında bir bölüm. Kul hakkı yediler. İftira attılar. İnsanlar kanser oldu, intihar etti, çoluk çocuk utancından okula gidemedi. Yıllar sonra başlayan askeri davalar olmak üzere kurguladıkları, planladıkları iğrenç emellerine hizmet etmek için, bu ülkeyi yeniden dizayn etmek için aldıkları güçle devletin kılcal damarlarına kadar sirayet ederek spor olsun siyaset olsun, Türk Silahlı Kuvvetleri olsun ülkemize çok büyük zararlar verdiler. Biz bunlardan bir tanesiyiz. Ben bu işe büyük resim olarak bakıyorum. Allah bugünleri Türkiye’ye bir kez daha göstermesin. Bu insanların bu kadar güç sahibi olmaları, devletin kılcal damarlarına sızarak istedikleri her şeyi yapacak konuma gelmeleri; askerinden emniyetinden yargısından pek çok bakanlıklara kadar nasıl müsaade edildiyse bunlardan yeterince ders alınması lazım. Bu ders alındı mı alınmadı mı, ben emin değilim.
Bunun ülkemizde hiçbir zaman yaşanmaması için çocuklarımızın, torunlarımızın bir daha bu işe enerji harcamamaları, meşgul olmamalarının sağlanması için burada yaşananlardan Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak derslerimizi almamız lazım. Ne kadar ders aldık, emin değilim ki bunlar bir daha olmasın.
 MÜCADELEMİZİ VERECEĞİZ
Fenerbahçe’ye dönersek maddi ve manevi tahribat, zarar kolay kolay karşılanabilecek konular değiller şu an. Şu an biz hukuki hakkımızı arama safhasındayız ve bu yolculuğun sonuna gelmiş gibi gözüküyoruz. Bir iki adım daha kaldı. Ondan sonra Fenerbahçe Spor Kulübü’nün yaşadıklarının neler olduğunu, taraflı tarafsız herkesin kabul edeceği noktaya geldik. Ama bizim için gidilecek daha çok yol var. Bunun hesabını sormamız gereken daha çok kurum ve kişiler var. Biz olalım başka birileri olsun, Aziz Başkan zamanında mücadelesini verdi, biz de şimdi mücadelemizi veriyoruz. İstisnasız bu koltukta, bu görevde kimler olursa olsun, hem resmi görevde olanlar, hem resmi görevde olmayanlar, sonuna kadar bu mücadeleyi vereceğiz. Biz aslında mutlu değiliz, zafer çığlıkları içinde değiliz.
HESAPLAŞACAĞIZ
Biz aslında çok kızgınız, kırgınız ve bu kızgınlık ve kırgınlık bu camia hakkını alana kadar devam edecek. Benim şahsen en hesaplaşmak istediğim kesim de demin bahsettiğim gibi o rüzgârı arkasına alarak, Fenerbahçe’nin yapayalnız olduğu bir dönemde, bu terör örgütünün en kuvvetli olduğu, devletin bütün gücünü arkasına aldığı dönemlerde, Fenerbahçe’ye her şekilde vuran, saldıran, iftira atan, bu iftiraların meşrulaşması için medyasını kullanan bütün kişi ve kurumlarla her şekilde hesaplaşacağız. Bu hukuken olamasa da, olmalı bence, bu terör örgütünün en önemli ayağı medyasıydı, medyasıyla tezgâhlıyordu, polis-savcı-avukatları-hâkimleriyle de kişileri, kurumları çökertiyorlardı. Onların resmi medyasının dışında da medya mensubu olduğunu savunan, bugün de hiç utanmadan kendi vicdanlarında hesaplaşmadan bu örgüte lanet okuyanlar, o dönemde isteyerek, bilerek bunların maşası oldular. Fenerbahçe camiası, milyonlara sesleniyorum, bunlarla da hesaplaşmalıyız. Ve bizim gücümüz milyonlarca taraftardan gelmektedir. Ve biz sıkı sıkı, omuz omuza, hiç yılmadan, sabrederek, bugüne kadar sabrettiğimiz gibi bunları bu yaptıklarına pişman edeceğiz.”
MEKTUPLAR, RAPORLAR, TOPLANTILAR
Ali Koç, başkanı olduğu kulübe kurulan kumpasta FETÖ’nün rolünü etkili bir şekilde anlattı. Bundan sonra Ali Koç’a düşen görev; FETÖ’nün kötülüklerini ulaşabildiği her alanda anlatmaktır.
Gerek yurtiçinde iş çevrelerinde, gerek yurtdışında; Amerika ve Avrupa’daki iş dünyasında, sivil toplum kuruluşlarında, siyasetçiler nezdinde FETÖ’nün Fenerbahçe’ye ve Türkiye Cumhuriyeti kurumlarına yaptığı kötülükleri, millete yaptıkları ihaneti anlatan girişimlerde bulunmaktır.
Hukuken Amerika’dan FETÖ elebaşının iadesi için girişimlerde bulunmaktır. Mektuplarla, raporlarla, toplantılarla FETÖ’nün içyüzünü anlatmaktır. Hepimiz ve bu millet bu mücadelesinde yanında olacaktır.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/ali-koca-dusen-gorev-41828118
(...)
Yorum şu:
Meteo: 28 Şubat.
Fenerbahçe içinde Brexit / AB ayrışması!
Nüans?!
İngiliz Yahudisi network'ten Aziz Yıldırım familya, Londra'nın AB'sinden Ali Koç'u, CIA ve/veya Gülen'in üzerine sürmek için gazlıyor.
Aziz Yıldırım hapis'e girdi ama FB'nin sırtından da zengin oldu!
Ne var ki, Koç'lardan Mustafa süreç'i yönetemediği ve/veya okuyamadığı için öldü, kalp'ten gitti.
Spor yaptığı, daldığı, Amerikan Hastanesi vb olduğu halde.
Bu çerçevede, Ali Koç'u gazlayanlara sormak farz oldu:
28 Şubat'ta Gülenciler var ise Erbakan'a "git" diyen de Fetullah Gülen'in ta kendisi ise "Gülen Cemaati" kim ya da kimlerin sırtına binerek büyümüş, devlet olmuş ve zehirli sarmaşık gibi Türkiye'yi sarmış olabilir?!
a. 28 Şubat (Çevik Bir)
b. Hüsamettin Özkan (Bülent Ecevit)
c. AKP (Gül, Arınç, Şener, Çiçek, Gökçek ve/veya Erdoğan da var listede ama en başından bu yana ne istedilerse aldılar ve fakat sevemediler birbirlerini.)
d. Alaman MİT'ten "Gökçek network" üzerinden Gülen'in Alman ayak'ı himaye gördü ve/veya NATO müteahhitleri etiketlemesi kapsamında, Aziz Yıldırım network üzerinden Gülen'in İngiliz ayak'ı himaye gördü vb.
e. Hepsi
Hasılı:
Stratejik aklı olmayanla herkes oynar!
Görüldüğü üzere Gülenciler nasıl devlet içinde devlet olmuş ise Aziz Yıldırım network de benzer hikaye ki, Koç'un zekası ile alay ediyorlar.
Ali Koç da, konjonktür ne ise tam tersini yapan kaptan pozisyonunda.
Matruşka BOP'un final sahnesinde, devlet içindeki siyasal mafyalar çarpışıyor ise aynı soru yeniden:
Quo vadis?!
Gökçek "MİT'in beslemesi" ise Aziz Yıldırım da "NATO beslemesi"!
Faruk Yalçın, Aziz Yıldırım'ın hırslarına binaen erken gitti.
Nüans?!
"Neo" bina inşa edildiğinden bu yana NATO Alman güdümünde, özel geçitler, girişler vs!
Aynen "neo / yeni" MİT binası inşa edildiğinden bu yana olduğu gibi.
Ezcümle:
Cem Boyner'ın ya da Cem Uzan'ın siyasette başına ne geldi ise Ali Koç'un kulüp başkanlığında başına gelen de benzer hikaye!
Neticede futbol sadece futbol değildir.
Aziz Yıldırım ne yapsın, Erdoğan'ı bırakıp Çiçek'e mi yönelsin yoksa Gül'e mi dönsün ve/veya metastaz yapar ise süreç quo vadis?!
Vs vs.
Nokta.

10 Haziran 2021
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages