12 Eylül'ün mirası III ve/veya Osmanlı'yı batıran "O kafa"dan mülhem hikaye şudur?!

422 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Sep 13, 2020, 5:43:33 AM9/13/20
to oybi...@googlegroups.com
12 Eylül'ün mirası III ve/veya Osmanlı'yı batıran "O kafa"dan mülhem hikaye şudur?!

VAZİYET
Osmanlı'yı batıran "O kafa"dan mülhem hikaye şudur:
Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir.
Mütareke yakındır.
Artık, harbe niçin girdiğimiz tartışılabilir, büyük adamların adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir.
Arkadaşım Y.K. bahriye çatanası içinde Büyükada’ya giderken sordu:
“Paşam, söyler misiniz, bu harbe niçin girdik?”
Ve üç dört yıl içinde bunalttığı bir nefesi boşalmış gibi ohlayarak bekledi.
İşte cevap:
“Aylık vermek için!”
Ve ilave etti:
Cemal Paşa'ya sorulan:
“Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.”
Kırtasiye ve maaş imparatorluğunun tarihi işte böyle biter.
Hasılı:
12 Eylül'ün mirası Yunanistan ise içi boşaltılan Hazine'den mülhem bugün'ün hikayesi:
Neo Sevr.
Büyük ermeni kürt devleti'ni dayatıryorlar.
Vs vs.
Nokta.

...

ARŞİV'DEN KİTAP ÖZETİ
Kitabın adı: ZEYTİNDAĞI

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=84550
Yazarı: Falih Rıfkı Atay
http://tr.wikipedia.org/wiki/Falih_R%C4%B1fk%C4%B1_Atay
Hürriyet, Kasım 2012
Pozitif Yayınları
169 sayfa
http://tr.wikipedia.org/wiki/Zeytinda%C4%9F%C4%B1_(kitap)
(…)
Sayfa 33:
Harbe nasıl, niçin ve ne hesapla girmiştik? Bunu bir adam biliyor: Enver!
(…)
Sayfa 50:
Bir Fransız Raporu diyor ki:
“Lübnanlılar ihtilal yapmazlar. Bizden bir vakitler silah istediler, verdik. İsyan çıkaracakları yerde, silahları çöl araplarına sattılar!”
(…)
Sayfa 55:
Bir Fransız vesikası der ki:
“Lübnanlı Hristiyanlar Fransız dostudurlar. Hıristiyanları sevmedikleri için Lübnanlı Müslümanlar da İngiliz taraflısıdırlar. Beyrut Arapları’nın çoğu Fransa’yı sever. Fakat Ortodokslar Ruslar’a bağlanmışlardır. Niçin? Hiç…Kendilerine göre Osmanlı bayrağından daha şerefli ve nüfuzlu herhangi bir bayrağa bağlanmış olmak için…”
(…)
Sayfa 58:
Eski hikayedir: Kurban Bayramı’nda hatip arapça olarak ve makamla, şeriata göre koyunun nasıl yatırılıp kesileceğini anlatıyordu. Sıra arasında bir Arnavut ağlamaya başladı. Yanındaki sordu:
“Ne ağlıyorsun?”
“Baksana neler söylüyor!”
(…)
Sayfa 82:
İyi asker olmayan Cemal Paşa mükemmel levazımcılık yapıyor.
(…)
Sayfa 84:
Bu bir damla elmanın hikayesi!
Bir müddet sonra Enver Paşa “Birinci Ferik” olmuştu. Bu da Dördüncü Ordu Kumandanı için ağır bir darbe idi. İki gün sonra Enver Paşa, Cemal Paşa’nın Birinci Ferik’liğini tebrik ediyordu. Bu da iki santim sırmanın hikayesi!
(…)
Sayfa 86:
Sınır boylarındaki şeyhlerin göğsünde İngiliz ve Alman nişanı yanyana idi. Şeyh, size kim olduğunuzu sorar:
- İngiliz misiniz?
- Yaşa İngiliz!
- Türk müsünüz?
- Yaşa Türk!
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/obamaya-yanit-sinir-namusumuzdur-115525h.htm
(…)
Sayfa 87:
İngiliz cephesinden at kaçırıp bize satan Bedeviler, dönüşlerinde bizim atlarımızı çalıp İngilizlere satarlardı.
(…)
Sayfa 94:
Cemal Paşa yolsuzluk yapmazdı. Fakat ihsanları da boldu. Mesela hatırı sayılır ziyaretçilerine İstanbul’a ipekli kumaş götürmek izni verirdi. Herkes işin içyüzünü bilmediğinden, düşmanları bundan faydalanarak Cemal Paşa’nın ticaret yaptığı dedikodusu bile çıkarırlardı.
(…)
Sayfa 97:
Cemal Paşa, Boyacıköyü’ndeki yalısındaki son günlerinden birinde:
“Bir şey yapmak istiyorum, kanun karşıma çıkıyor. Kanun nedir? Ben yaptım, ben bozarım.
Bu Enver’in bir sözünü hatırlatır:
Yok kanun, yap kanun!
Der ve anlamayanlara izah ederdi:
- Yaparım olur, bozarım olmaz.
(…)
Sayfa 107:
Almanlar Büyük Harb’de Türkiye’ye kendi teğmenlerinin ismini koymuşlardı: Enver’land!
(…)
Sayfa 113:
Mustafa Kemal’in orada seçtiği savunma hattı, Milli Misak’taki Türkiye sınırı idi.
(…)
Sayfa 113:
Haleb’den Bağdad’a giden Fon der Golç Paşa’ya Baron Oteli’nde bir ziyafet vermiştik.
İhtiyar General:
“İngilizleri mensup oldukları denize dökmeye gidiyorum, demişti.
Bir müddet sonra kendisinin kara tabuta kapanmış cesedini yine Haleb istasyonunda selamlamıştık.
(…)
Sayfa 115:
Cemal Paşa değil; Suriye düşüyordu. Yalnız rütbeye, nişana ve sırmaya fazla itibar eden bir memleket olduğu için, Anadolu köyleri gibi sessiz ve kimsesiz değil, başkumandan, mareşal ve nazır üniformalarına sarınarak, daha gösterişli ve debdebeli düştü.
(…)
Sayfa 116:
Karargahın içinde: “Kudüs düştü!” sözü ölüm haberi gibi yayıldı.
(…)
Sayfa 117:
“Benim Ahmed’i gördünüz mü?” diyor!
(…)
Sayfa 118:
Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik.
(…)
Sayfa 116:
Cemal Paşa artık ordu kumandanı değildir. Mütareke yakındır. Artık, harbe niçin girdiğimiz tartışılabilir, büyük adamların adam yerine saymak ve onlarla görüşmek sırası gelmiştir. Arkadaşım Y.K. bahriye çatanası içinde Büyükada’ya giderken sordu:
“Paşam, söyler misiniz, bu harbe niçin girdik?”
Ve üç dört yıl içinde bunalttığı bir nefesi boşalmış gibi ohlayarak bekledi. İşte cevap:
“Aylık vermek için!”
Ve ilave etti:
Cemal Paşa'ya sorulan:
“Hazine tamtakırdı. Para bulabilmek için ya bir tarafa boyun eğmeli, ya öbür tarafla birleşmeli idik.”
Kırtasiye ve maaş imparatorluğunun tarihi işte böyle biter.
(…)
Sayfa 169:
Yemen kahramanları ne yapıyor?
Vs vs.
Nokta.

13 Eylül 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages