Paralel Zamanlarda Önde'n Gidenler 14: AKIN ÖNGÖR?!

20 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Jan 27, 2014, 10:42:11 PM1/27/14
to Hayrullah Mahmud ÖZGÜR, Cemil Kıvanç, oybi...@googlegroups.com, cumhuriye...@yahoogroups.com, Fikrin VarMi, Istiklal Türker, ÿfffffffffffdzzet emre aygen, mustafa altinay, Umut SARIER, Tarik Atan, serdar usta, Serdar Demir, Serdar Demir, zeynepay...@mynet.com, erdenk...@yahoo.com, Yusuf Demir, Hicran Karabudak, Mehmet SÖKMEN, serdar unsal, Ender Arıhan, adnan ışık, B-Y B-Y, mirac...@gmail.com, Emre KULCANAY, Dursun YASSIKAYA
Paralel Zamanlarda Önde'n Gidenler 14: AKIN ÖNGÖR?!

TÜRK BANKACILIĞINA SPORCU MENTALİTESİNİ GETİREN AKIN ÖNGÖR’ÜN BAŞARI SIRRI: “BASINÇ ALTINDAYKEN SAKİN KALDIM!”
 
“Eskiden 6:00'da uyanırdım.
Şimdi 6:30, 7:00 gibi uyanıyorum.
7:15'te havuzda yüzmeye başlıyorum. Her gün 1 kilometre yüzüyorum.
Bankaya eşorfmanla geliyorum. Burada üstümü değişirim.
Sporu seviyorum. Uzun yıllar basketbol oynadım. 1974'te bıraktım o işi.
Sonra uzun yıllar tenis oynadım.
Yelken ve denizcilikle de uğraşıyorum.
Geceleri müziğin olduğu mekanlarda olmaktan hoşlanıyorum.
Akşam 20.30’a dek çalışırım. Televizyonu en az izleyenlerdenim. 1.00 ya da 24.30 civarı başım yastıkla buluşur.
Şimdi Akhisar'da bir bağ kuruyorum. Şarap için uygun üzümü yetiştireceğim. O üzümlerden şarap yapacağım. Organik sebze üretip, arkadaşlarıma sepet sepet göndereceğim.”
Bu renkler gustosu, farklı yaşam tarzı ile Türk bankacılık sektöründe adından sıkça bahsettiren bir isme; Akın Öngör’e ait...
Öngör’ün zirveye yaptığı, her biri önemli derslerle dolu seyahatini, aynen onun ağzından yansıtıyorum:
TEMELİMİZ SAĞLAMDI
18 Haziran 1945 doğumluyum. Babam askeri doktordu. Annem de matematik öğretmeni. Bilinç düzeyi yüksek bir aile içinde büyüdük. Üç kardeşiz. Ben en küçükleriydim. Doğduğumda iki üç ay kadar Zonguldak'ta kalmışım. Sonra hiç görmedim Zonguldak'ı. Kütüğümüz Isparta'dır. Babam Ispartalı, annem Rumelili. Babam bugün 91, annem ise 87 yaşında. Onlar Atatürk döneminin, 10. Yıl Marşı'nın söylendiği dönemin çocukları. İkisi de İstanbul Üniversitesi'nde okumuşlar. Annem Fen Fakültesi'nden, babam da Tıbbiye'den 1937'de mezun olmuş. Değer yargıları olarak çok dürüst ve vatanına çok bağlı insanlar. Bizi “Hayatta hazır hiçbir şey yoktur. İyi eğitileceksin, iyi öğreneceksin, kendi ayakların üzerinde duracaksın, her şeyi kendin yapacaksın ve dürüst olacaksın” diyerek yetiştirdiler. Tayinleri oldu, görevden kaçmadılar. Türkiye'nin dörtbir yanında görev yaptılar. Sonra babam Albay'lıktan ayrıldı ve SSK Yüksek Sağlık Kurulu Genel Sekreterliği'nden emekli oldu. Annem de en son Ankara Kız Lisesi'nde görev yapıyordu. O da oradan emekli oldu. Şimdi İzmir'de yaşıyorlar, geçenlerde Şarköy'e yazlığa gittiler. Biz üç kardeş iyi öğrenim görelim diye ailemiz büyük fedekarlıklara katlandı. Bizi Ankara Koleji'nde okuttu. Bir memur aile için çok zor bir işti bu. Bir tek hedefleri vardı, doğru düzgün diplomalarla bir meslek sahibi olalım. O dönem Ankara Koleji'nde başladık ve üçümüz de o kolejden mezun olduk. Kolejden mezun olduğumda 1963 yılıydı. Ondan sonra ODTÜ'ye girdik kardeşlerimle beraber. Sınavı kazandık. Büyük ağabeyim “Yüksek İnşaat Mühendisi” ortanca ağabeyim de “Yüksek Mimar” oldu. Bende işletme okudum. Büyük ağabeyim Ankara'da GAMA'da çalışıyor. Yurtdışındaki inşaat işlerinin başında. Gürel, yani ortanca ağabeyim ise 38 yıldır Danimarka'da mimarlık yapıyor.
UZAĞI GÖRDÜM
Ben de 1967 yılında ODTÜ'nün işletme kısmını bitirdim. Sanayi işletmeciliği ve pazarlama ağırlıklı dersler aldım. Hemen askerliğimi yaptım. Okul döneminde basketbol oynuyorduk. Ağabeylerimle Ankara Koleji'nin ilk beşinde oyuna başlardık. Ben 10 seneden fazla Ankara Koleji'nde oynadım. Milli Takım'da oynadım. En sonunda Fenerbahçe'de bıraktım basketbolu. Üniversite Milli Takımı'ndayken İsrail'de Maariv adında bir gazete vardı. Benimle bir mülakat yaptılar. O turnuvada birçok basketbolcü ile yapılmış söyleşiden 4-5 misli daha fazla yer ayırdı bana. Gazeteci sordu, "Niye işletme okudun?" diye. Ben de "Türkiye sanayileşiyor, büyüyor. Çok ileriye gidecek. Bunun koordinasyonunu yapacak, o kuruluşları yönetecek adamlara ihtiyaç olacak. O adamlardan biri ben olacağım" diye bir cevap verdim. Dolayısı ile işletmecilik o zaman çok yabancı bir konuydu. Bu bölümü seçtiğimde annem, "Şimdi sen ne olacaksın?" diye soruyordu. O da anlamamıştı ne olacağımı. Daha doğrusu kimse de pek bilmiyordu. Türkiye'nin böylesi bir dönemden geçeceğini ben önceden görmüştüm. O dönem için bankacılığı düşünmüyordum.
FIRSAT KOLLADIM
Askerlik sonrası özel sektörde iş aradım. Güzel bir diplomamız vardı, ama bir kuruş dahi paramız yoktu. Askerliğimi Teğmen olarak yaptım. Bu iki senelik süre içinde biriktirdiğim paralarla İngiltere'ye gittim. Daha önceden Türkiye'ye yatırım yapacak şirketleri saptadım. O zaman gazetelerde böyle ekonomi sayfaları da yoktu. Ben DPT'den öğrendim. Onlara "Siz Türkiye'de fabrika kuracaksınız, ben Türkiye'de yaşamayı seven bir insanım. Bu öğrenimi aldım. Geleyim beni eğitin, sonra da Türkiye'ye gönderin, yönetici olarak sizin için çalışayım" dedim. Üç İngiliz firmasına başvurdum, "Gel görüşelim" demediler, yol parası vermemek için "Gelirsen görüşürüz" dediler. Teğmenken biriktirdiğim paralarla gittim İngiltere'ye. Mülakatlara girdim. Türkiye'yi tanımıyorlar. Entarilerle beklerlerken, takım elbiseyle içeri girip adamın lisanı ile konuşunca beni işe aldılar. "Yönetime hazırlamak üzere" 1 buçuk yıl çalıştım Londra'da. Sonra da Türkiye ile siyasi bir anlaşmazlık oldu ve vazgeçtiler yatırım yapmaktan. Ben döndüm Türkiye'ye. Onlar bana yurtdışında da iş teklif ettiler ama kabul etmedim.
RİSK ALDIM
1970 yılıydı. Türkiye'ye döndüm ve General Electric'te işe başladım. GE, o zaman Koç Grubu ile ortak bir iş yapıyordu. Özel sektörde, sanayi mallarının pazarlanmasına dönük konsantrasyonum oldu hep. Ben dışa dönük bir insanım. Toplum önündeki konuşmalarda hep rahattım. Belki de o yüzden tercih edildi. Taa ki 1979-1980 senelerinde bankacılık alanında farklı rüzgarlar esmeye başlayana dek. General Electric ve Çukurova Holding'te pazarlama üzerine çeşitli görevlerim oldu. 1980'de Pamukbank'tan Vural Akışık ve Hüsnü Özyeğin teklifte bulundular. Ben dedim ki, "Bankacı değilim, bu işten anlamam".
"Biz seni yetiştiririz. Gel, Taahhüt Hizmetleri Bölümünü kur, başına geç" dediler. Bunun üzerine bankacılık sektörüne ilk adımımı Pamukbank'ta atmış oldum. ABD'ye gittim, eğitim gördüm. Bankacılık serüvenim böyle başladı.
SABRETTİM
Ben orada baktım ki, çok büyük ünvanlarla bankayı yönetenlerin afur tafurları var, ama nitelikleri yok. "Benim normal olarak burada bir iki yıl içinde bir yerlere gelmem lazım" dedim ve iki buçuk yılda genel müdür yardımcısı oldum. O dönem özel sektörde, belli okulların hegemonyaları, klanları vardı. Galatasaray Lisesi, Mülkiye gibi. Ben bir ODTÜ'lü olarak kolaylıkla giremiyordum onların arasına. Bizim kuşağın karşılaştığı en büyük zorluklardan biri budur. Fakat, bir müddet sonra, bankacılık sektörüne girdiğimde gördüm ki, gerçekten ciddi bir değişimin eşiğindeymişler. Oradaki bankacılar yeni gelenlerle işbirliği yapmıyor, aksine onlara ayak uydurmamız isteniyordu. Onların yeni döneme ayak uydurması da mümkün değildi. Faizlerin, kurların, kambiyo rejiminin değişmesi bankacılığın şeklini tamamıyla değiştirdi. Bize uygun bir ortam çıktı. Dış dünyaya dönük, İngilizce konuşan, pazarlamayı bilen, eğitimini bu yönde yapmış insanlara fırsat doğdu. Beni iki buçuk sene sonra genel müdür yardımcısı yaptılar Pamukbank'ta. Beş yıla yakın bir süre bu görevim devam etti.
PANİKLEMEDİM
Sonra Erol Aksoy, İktisat Leasing'i kurmamı ve genel müdürü olmamı istedi. Kabul ettim ve Türkiye'nin ilk leasing şirketini kurdum. 2 sene yönettim burayı. Üç senelik bir anlaşmamız vardı. Bu süre dolmadan anlaşarak ayrıldım. Çünkü Garanti Bankası bana Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini teklif etmişti. İbrahim Betil Genel Müdür olmuştu. O'nunla Pamukbank'ta birlikte çalışmıştık. 1987'nin başında görevi kabul edip, Garanti Bankası'nın kapısından içeri adım attım. Sonra başka alternatif aday çıktı. Ama, o daha yüksek bir rakam ile eski işyerinde kalmayı kabul edince, 1991 yılının nisan ayına kadar bu görevime devam ettim. Ben daha çok ekip çalışmasına inanan bir insanım. Bankacılar genelde para idare etmenin getirdiği bir güce sahip olduklarını bilirler. Bunun çok güçlü, nüfuzlu bir iş olduğunun farkındadırlar. Onun için biraz snop, tepeden bakan, şimdi pek öyle bir halleri kalmadı ama ayrıcalıklı olarak görürlerdi kendilerini. Halbuki bankacılık bir hizmet sektörüdür. Önemli olan müşterinin ihtiyacının karşılanması. Ben pazarlama kökenli ilk bankacı oldum.
İYİ BİR TAKIM KURDUM
Bankanın eski çalışanları önce şöyle bir tepeden baktılar. Fakat onlarla işbirliği içinde olduğumu görünce çok sevdiler. Daha sonra onlarla birlikte önemli başarıların altına imza attık. 1991 yılında Ayhan Şahenk bey beni bankanın genel müdürlük görevine getirince, çalışma arkadaşlarımla birbirimize daha fazla kenetlenerek bu tempo devam etti. 9 yıl bu görevi sürdürdüm. Ben hep Batı'da olduğu gibi bu rakamı 3 ile çarpmak gerektiğine inananlardanım. Yıpranma payı olarak baktığınızda 27 yıla eşdeğerdir bu dönem. 2000 yılında 55 yaşımı doldurdum. Koyduğum hedef artık icra ve uygulamaya dönük. Yönetim Kurulu'nu ve Ayhan Şahenk beyi ikna ettim. Garanti'de farklı bir iş kültürü ve farklı bir ortam yarattık. Bunda sporculuğumun çok büyük katkısı oldu. O dönemde çok şeyler öğrendim. Ekip çalışmasını orada öğrendim. Bu çok önemli, çünkü basketbol bir ekip çalışmasını gerektiriyor. Ankara Koleji takımında basketbol oynarken ABD'den bir hoca getirdiler bize. Adı Hank Vaugn'du. Bize ilk öğrettiği ve en önemli öğrettiği şey, basınç altında sakin olmaktı. Son dakikaya kadar, bıkmadan mücadeleyi öğretti. Onun için sporculuğun çok faydasını gördüm. Açık iletişim, herkesin birbirini eleştirebildiği, üçkağıdı rüşveti olmayan bir sistem kurduk. Burayı hiçbir zaman tek başıma yönetmedim. Türkiye bir ilişkiler kültürüdür. Birinin adamı değilseniz, yükselmeniz çok zordur. Ben kimsenin adamı değildim. Fakat çok ilginç, bu aydınlık fikre sahip işadamı da Ayhan Şahenk oldu. Önceden tanımazdım, akrabası değildim. Ama öncesinde, iş yaşamımda birisinin adamı olmak ya da olmamak konusu beni çok zorlamıştır.
AIKIDO FELSEFESİ
Kriz bir ayıklanma dönemidir. Kriz yönetiminde "Aikido" felsefesi geçerlidir. "Aikido, bir Uzakdoğu döğüş tekniğidir. Mesela siz bana vurmak istiyorsanız, bana karşı bir negatif enerjiniz var demektir. Yapılan iş öyle bir tekniktir ki, o enerjinizi ben kendi lehime kullanıp sizi yere düşürürüm. Hem de fazla bir şey yapmadan. Aynen sorunların yönetimi de böyledir. Sorunlar eğer kontrol edilemez faktörlerse, o enerjinin ne olduğunu çok iyi anlayıp, ekip ile değerlendirip bunun neresinden nasıl faydalanıp, ne tür bir teknikle sorunu çözeriz diye bakarız. Bizim bankayı Harward başarılı bulduğu için "case" haline getirdi. Biz değişim yönetimini burada rutin hale getirdik. Çok iyi bir ekibiz. Türkiye'nin en iyi bankacılık ekibi bizde.
HER GÜN VİCDANIMLA HESAPLAŞIRIM
Ben başarıyı banka hesabında en büyük rakama sahip olmak olarak görmem. Herkesin üzerine basarak yukarılara tırmanma metoduna da inanmam. Akşam aynaya baktığımda, kendilerinden memnun olmayacak insanları da başarılı görmem. Onun için başarı benim kitabımda etik kurallar içerir. Bir kere vicdanımla hep başbaşa kalır o muhasebeyi yaparım. Diğer çok önemli bir başarı faktörü de ailem, huzurum ve mutluluğumdur. Benim başarılı olmamda en büyük faktör eşim Gülin'dir. Mutlu, huzurlu çok güzel bir aile yaşamımız var. Beni hep manen destekleyen, başarıları aynı mutlulukla paylaşan müthiş bir insandır.

NOT. Bu söyleşiler AKP iktidara gelmeden "mek parmak" önce (2000 - 2002 arasında) yapılmıştır.
28 Ocak 2014, Salı
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages