15 Temmuz'un "muzaffer ilişik"leri ve/veya Selvi, Ateş vb?!

389 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Jul 19, 2020, 4:31:45 AM7/19/20
to oybi...@googlegroups.com
15 Temmuz'un "muzaffer ilişik"leri ve/veya Selvi, Ateş vb?!

NEDİR NE DEĞİLDİR
ENSTANTANE X:

Abdulkadir Selvi'den 5 ay arayla aynı yazı... Bu kez isimleri değiştirdi
Abdülkadir Selvi, Şubat 2020'de yazdığı yazıda geçen ve MGK'da yaşandığını iddia ettiği bir anekdotu bu kez de isim değiştirip yazdı. Yaşandığı iddia edilen olaysa 'Gülen'i bitirme planı' olarak kamuoyuna yansıyan MGK toplantısında geçiyor.
Yaklaşık 5 ay önce yazdığı yazıda Erdoğan'ın bir MGK toplantısında dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'a 'Kes ulan' diye bağırdığını yazan Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi, bugünkü yazısında ise Erdoğan'ın bu kez bir başka komutana 'Kes ulan' diye bağırdığını iddia etti.
13 Şubat 2020 tarihli yazıda Selvi, "Bir MGK toplantısında ise Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur hükümeti itham eden bir konuşma yapıyor. Başbakan’ın uyarmasına rağmen Eruygur aynı tonda konuşmasını sürdürünce, Erdoğan masaya vurup “Kes ulan!” diye bağırıyor." diyerke Erdoğan'ın Şener Eruygur'a 'Kes ulan' diye bağırdığını iddia etmişti.
Selvi, bugünkü yazısında ise Erdoğan'ın bu ifadeyi bu kez dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk için kullandığını iddia etti. Selvi, söz konusu iddiayı köşesinde şöyle yazdı: MGK toplantısında Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk, irtica konulu uzun konuşmasında hükümeti hedef alınca Başbakan Erdoğan önce “Doğru konuşmuyorsun” diyor. Konuşmasını bitirmesi için uyarıyor. Ama Asparuk konuşmaya devam edince masaya sert bir şekilde vurup “Kes ulan” diye bağırıyor.
ERDOĞAN, 'GÜLEN'İ BİTİRME PLANI' İÇİN BU TEPKİYİ GÖSTERMİŞ!
Aslıdna söz konusu iddia yeni değil. 2013 yılında Ülke TV ekranında yayınlanan En Sıradışı programında Taraf'ın manşetten duyurduğu MGK 'da alınan “Gülen'i Bitirme” kararı konuşuldu.
Programa konuk olarak katılan Ülke TV Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk, MGK 'da Başbakan Erdoğan'ın Şener Eruygur'a “kes lan” dediğini iddia etti.
Hasan Öztürk o tarihte MGK'da yaşandığı iddia edilen söz konusu olayı şöyle anlattı; “Şener Eruygur hazirunu selamladıktan sonra cebinden bir kağıt çıkartıp okumaya başlıyor, 'Bu iktidar zamanında cemaatlere şöyle yapıldı, İrtica şöyle hortladı, gericiler şöyle yaptı, gericiler kadrolara şöyle dolduruldu ' derken oradan bir ses yükseliyor 'Kes lan!' ve toplantı o anda duruyor. Toplantı bitiyor. 'Kes, yeter ' diyen isim Başbakan Erdoğan.”
https://www.medyaradar.com/abdulkadir-selviden-5-ay-arayla-ayni-yazi-bu-kez-isimleri-degistirdi-haberi-2030174
(...)
ENSTANTANE X:
ABDULKADİR SELVİ: Darbeden dirilişe

Darbeler Türkiye’yi en az 10 yıl geriye götürüyordu. Hem ekonomik hem de demokratik yıkıntılara neden oluyordu. 15 Temmuz bu yönüyle farklı sonuçlara neden oldu.
Darbe dönemlerinde hükümet yıkılıyor, askeri yönetime geçiliyor ama devlet yerinde duruyordu. 15 Temmuz’da ise halkımız ilk kez “devlet” kaygısını yaşadı. 15 Temmuz’da halkımız “Türkiye, Suriye olmasın” diye sokağa çıktı.
15 Temmuz’un bir farkı da darbe girişiminin ardından hızlı bir “diriliş” sürecine girilmiş olması. Başkanlık sistemine geçildi. Türkiye, 15 Temmuz’un dumanı tüterken Fırat Kalkanı harekâtını başlattı. 15 Temmuz’dan önce Suriye’de uçağımız düşürüldüğünde operasyon yapılmasına karşı direnen bir yapı vardı. Hendek operasyonları sırasında çok şehit vermemizin nedeni FETÖ’cü generallerin direnciydi.
15 Temmuz’dan sonra bugün Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarını gerçekleştirip Libya’da bayrak gösteren bir Türkiye var.
YÜKSEK ASKERİ ŞÛRA’DAN NE BEKLENİYOR?
Kurban Bayramı nedeniyle Yüksek Askeri Şûra’nın öne çekilmesi bekleniyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in görev süresi devam ediyor. Kuvvet komutanlarının ise süreleri doldu ama yaşları müsait olduğu için uzatma imkânı var. Ama değişiklik de olabilir.
Dikkat ettiniz mi, YAŞ toplantısı yapılacak ama ülkede olağanüstü bir durum yok. Hatta biz haber yapmasak kimsenin YAŞ toplantısı yapılacağından haberi yok. Oysa geçmişte YAŞ ve MGK toplantıları siyasi kriz nedeni olurdu. Askerlerin sivillere had bildirme mekânları gibi görülürdü.
Abdullah Gül’ün Başbakan olarak katıldığı toplantıda MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, “Karının başını aç” demişti. Gül daha sonra bu hadisenin hatırlatılması üzerine, “Gereken cevap verildi” demişti.
MGK toplantısında Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk, irtica konulu uzun konuşmasında hükümeti hedef alınca Başbakan Erdoğan önce “Doğru konuşmuyorsun” diyor. Konuşmasını bitirmesi için uyarıyor. Ama Asparuk konuşmaya devam edince masaya sert bir şekilde vurup?“Kes ulan” diye bağırıyor.
FETÖ DARBEYİ KASIMDAN TEMMUZA ÇEKTİ
Bundan 4 yıl önceki YAŞ toplantısı öncesindeki iki gelişmenin FETÖ’nün kasım ayında planladığı darbeyi 15 Temmuz’a çekmesine neden olduğu söyleniyor. Biri İzmir Cumhuriyet Başsavcı Yardımcısı Okan Bato’nun, 2’si amiral 6 FETÖ’cü muvazzaf askerin gözaltına alınması yazısının Genelkurmay’a ulaşmasıydı. Diğeri ise yaklaşan Yüksek Askeri Şûra’ydı. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, büyük bir FETÖ tasfiyesine yol açacak olan şûraya Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile baş başa çalışıyor. Kuşkulandığı için personel plan yönetim daire başkanı olan Tuğgeneral Mehmet Partigöç’le değil, Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu ile çalışıyor. 123 general ve amiral tespit ediliyor. Biriyle ilgili bilgiler farklı çıkınca bu sayı 122’ye düşüyor. Aralarında Mehmet Partigöç de var. İlhan Talu, Akar’la toplantıdan sonra bilgileri Partigöç’le paylaşıyor. Tasfiye edileceğini gören FETÖ’cüler, darbeyi YAŞ toplantısından öne çekiyorlar. Peki o 122 general ve amiral 15 Temmuz’da ne yapıyor? Darbeye iştirak edenler ve daha sonra tespit edilenlerle birlikte 122 ismin FETÖ’cü olduğu tespit ediliyor. Yani tam isabet.
Artık o MGK’lar ve o şûralar geride kaldı.
Ama bu şûrada da Türkiye’nin yurtdışı operasyonlarında yeterli performansı göstermeyen, daha başka bir ifade ile kendi çapında direnç gösterenler mercek altına alınacak.
ORHAN MİROĞLU’NDAN CUMHURBAŞKANI’NA MEKTUP
ORHAN Miroğlu, AK Parti MKYK üyesi. İki dönem Mardin milletvekilliği yapan Miroğlu, medya tanıtım başkan yardımcısı olarak genel merkezde görev yapıyor. Kürt sorununun yaşayan tarihlerinden olan Orhan Miroğlu, aynı zamanda birçok kitaba imza atmış bir entelektüel.
Miroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben bir mektup yazdı. Pazartesi günkü MKYK toplantısında Erdoğan’a bizzat elden verdi. “Efendim, geçen MKYK’da size arz etmiştim. Talimat vermiştiniz. O konuyla ilgili bir dosya, bir de mektup hazırladım” diyor.
Orhan Miroğlu’nun mektubu “Sayın Cumhurbaşkanım, 8 Haziran 2020 günü gerçekleşen MKYK toplantısında, Mardin-Kızıltepe Ovası sulama konusunu size arz etmiştim” diye başlıyor.
Mektup, Mardin’de yaşanan elektrik ve su sorunuyla ilgili. Tarım alanlarının sulaması için kuyu açan Mardinliler, burada kullandıkları elektriğin faturalarını ödemekte zorlanıyorlar. Miroğlu, haziran ayındaki MKYK toplantısında konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iletmiş. Bunun üzerine Tarım Bakanlığı ve Enerji Bakanlığı ile görüşmeler yapılmış. İş belli bir noktaya getirilmiş. Ancak köklü çözüm gerekiyor. Miroğlu, “Sayın Cumhurbaşkanım, enerji problemlerinden ve bu alandaki yatırım eksikliğinden kaynaklı, sulama ve konut elektrik hatlarının ortak olması sonucu, 800 bin nüfuslu Mardin’in yaklaşık yarısına iki ayı aşkın bir zamandır düzenli olarak su ve elektrik verilemiyor” diyor.
Tabii ki bu iş kuyuların açılıp yeraltı sularının çekilmesiyle olacak değil. Hem maliyeti yüksek. Nihai çözüm olarak GAP projesinin 2023’e kadar bitirilmesi öneriliyor. Tabii onun içinde GAP’a ayrılan ödeneklerin arttırılması gerekiyor.
Miroğlu, ikinci ürün ekimi için kalan sürenin bu hafta biteceğine dikkat çekiyor. Şimdiye kadar ancak yüzde 30’luk bölümün ekildiğini, yüzde 70’lik bölümün ekilebilmesi için elektrik ve ona bağlı olarak su sorunun çözümünü beklediği uyarısında bulunuyor.
Dilerim Orhan Miroğlu’nun mektubu Mardinlilerin sorunlarının çözümünü sağlar.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/darbeden-dirilise-41566406
(...)
ENSTANTANE X:
'Darbe' iddiasını ortaya atan RAND Corporation’ın kısa tarihi; ne yapıyor, nasıl fonlanıyor, Pentagon ve CIA ile ilişkileri ne?

RAND'in tarihinde 32 Nobel ödülü de var, ağır suçlamalar da
İsmini araştırma ve geliştirmeden alan ABD merkezli düşünce kuruluşu RAND (Research ANd Development-RAND), “Türkiye'nin Milliyetçi Rotası” başlıklı raporundaki “orta kademe askerler rahatsız, yeni bir darbe girişimi bile olabilir” iddiasıyla Türkiye’nin gündemine bir kez daha oturdu.
Türkiye’de kamuoyunun özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra haberdar olduğu ve 14 Ocak 2020’de yayımlanan “Türkiye'nin Milliyetçi Rotası: ABD ve Türkiye Stratejik Partnerliği ve ABD Ordusu İçin Çıkarımlar” başlıklı son raporuyla tekrar gündeme gelen RAND Corporation II. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında kurulduğu 1948’den bu yana faaliyet gösteriyor. İlk olarak Project RAND adıyla kurulan organizasyon, ordu planlamasıyla araştırma ve geliştirme kararları arasında bir köprü kurmak için oluşturulmuştu. RAND, daha sonra Douglas Aircraft Company of Santa Monica ile ayrılıp bir sivil toplum kuruluşu haline geldi. Ancak bu ayrılış, RAND’in Amerikan Hava Kuvvetleri’yle bağını kesmedi. ABD ordusunun hava kuvvetleriyle RAND hep yakın ilişki içinde oldu.
1980’lerde bir ulusal güvenlik analisti olarak RAND’da çalışan Benjamin Schwarz, kuruluşta görev yaptığı sırada ABD Hava Kuvvetleri’nin kuruluşa her sene “kamyon dolusu para gönderdiğini” ve RAND’in bu parayı istediği yönde kullanabildiğini ifade etti.
32 Nobel ödülü de var, ağır suçlamalar da
RAND genellikle prestijli bilim insanları ve analistlerden kurulu bir ekiple çalışma yaklaşımı sergilemeye dikkat gösterdi. RAND ekibi tarihinde çeşitli alanlarda Nobel ödülü kazanmış 32 isim (29’u doğrudan çalışan, 3’ü danışman) isim bulunuyor. Bu isimler arasında atom bombasını geliştiren ekipte görev alan Luis Walter Alvarez ve ABD tarihinde iz bırakan eski Dışişleri Bakanı Henry Alfred Kissinger gibi isimler de var. Halen RAND’in toplam sayıları 1950 olan çalışanlarının yüzde 54’ü doktora sahibi.
Rand Corporation kendisini, “dünyadaki toplumların daha güvenli ve kaygısız, daha sağlıklı ve müreffeh hale gelmesine yardımcı olmak için kamu politikalarındaki zorluklara çözümler oluşturan bir araştırma organizasyonu” olarak nitelendiriyor.
Öte yandan çok sayıda kişi ve kuruluş, ilişkilerini sorgulayarak RAND’in bundan çok daha fazlası olduğunu düşünüyor. Birçok çalışmaya göre RAND, geçmişte kurduğu yakın ilişkiler ile ABD’nin özellikle savunma politikasında çok etkili hale geldi. Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği’nin Pravda gazetesi RAND’i “Bilim, ölüm ve imha akademisi” olarak nitelendiriyor, ABD gazeteleri de “Kıyametin büyücüleri” demeyi tercih ediyordu.
“Soldiers of Reason: The RAND Corporation and the Rise of the American Empire” (Mantığın Askerleri: RAND Corporation ve Amerikan İmparatorluğu’nun Yükselişi) kitabını yazarı Alex Abella yazdığı bir makalede, “Eğer internetin Silikon Vadisi’nden çıktığını, ilk gönderilen uyduyu NASA’nın planladığını veya IBM’nin modern bilgisayarı ürettiğini düşünüyorsanız tekrar düşünün. Bütün bu devrimsel olaylar Santa Monica’da karanlık bir düşünce kuruluşu olan RAND’de doğdu” ifadesini kullandı.
Abella aynı zamanda kuruluşun etkinliğinin sadece ABD içinde değil, “tüm dünyada” hissedildiğini belirtti.
İsmini araştırma ve geliştirmeden alan RAND (Research ANd Development-RAND), bugüne kadar binlerce rapor hazırladı. Bu raporların çoğu ABD ordusuna aktarıldı. Raporlar bazen ABD Ordusu’nun kendisini, bazen müttefiklerini ve bazen de ABD’nin hasımlarını konu aldı. Uzmanlar tarafından hazırlanan bu raporlar, ABD ordusunun dünyadaki etkisini korumasında hatırı sayılır bir rol oynadı. Türkiye için hazırlanan raporda “ABD-Türkiye ortaklığı ve ABD ordusu için çıkarımlar” başlıklı bir bölüm bulunması da bu duruma örnek gösterilebilir.
RAND’in tarihi tartışmalı konular ve iddialarla dolu. O kadar ki kurumun kendi sitesinde bu tartışmalara özel bir bölüm var. Bu tartışmalı konuların başında ‘Pentagon Belgeleri’ geliyor.
1967 yılında dönemin ABD Savunma Bakanı Robert McNamara, ülkenin tarihindeki en büyük travmalardan olan Vietnam Savaşı’nda neden başarısız olunduğunu incelemesi için 36 kişilik bir ekip oluşturdu. Bu 36 analistin arasında 6 RAND Corp. çalışanı vardı. Seçilen RAND çalışanları arasında eski bir asker olan Daniel Ellsberg de yer aldı. 36 kişilik ekibe ABD’nin askeri ve istihbari devlet kurumları tarafından hazırlanan gizli bir rapor verildi. Ellsberg, bu raporların fotokopisini çekti ve 1971 yılında New York Times gazetesine sızdırdı. RAND, filmlere de konu olan bu olayla bağlantısı olmadığını göstermek için konu ile ilgili metinlerinde Ellsberg’in 1970 yılında kuruluştan ayrıldığını vurguluyor. Bugün sızdırılan o rapor  “Pentagon Belgeleri” (Pentagon Papers) olarak anılıyor. Rapor yayınlandığında Ellsberg RAND’den ayrılmış olsa da, inceleme ekibinde görev aldığı, yani belgelerin fotokopilerinin çekildiği sırada kuruluşta çalışıyordu.
RAND’in ABD iç politikasındaki etkisine bir başka örnek olarak 1972 seçimleri gösterilebilir. İddiaya göre, dönemin başkanı Richard Nixon, seçimleri iptal etmeyi RAND’in tavsiyesi üzerine düşünmeye başladı. Dönemin RAND Corp. Başkanı Henry S. Rowen bu iddiaları Wall Street Journal’da yazdığı makaleyle yalanladı.
CIA: RAND ile daha yakın çalışmalıyız
Adı Türkiye’de gündeme geldikten sonra çok sayıda kişi CIA ile yakınlığını sorgulamaya başladı.
Kuruluşun, ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı CIA ile “resmi” bir bağlantısı bulunmuyor. Ancak CIA’in halka açık arşivlerine bakıldığında “RAND ile daha yakın çalışmalıyız” ifadeleri bulunan kurum içi yazışmalar görülüyor.
Düşünce kuruluşlarının çoğunlukla bulundukları ülkenin müttefikleri ve hasımları üzerine raporlar hazırlayıp siyasetçilere fikir verdiğine işaret ederek CIA ile RAND arasında bazı noktalarda temasın kaçınılmaz olduğunu düşünenler de var.
Sedat Ergin: En köklü düşünce kuruluşlarından,
ABD’deki müesses nizamın mütemmim cüzü
CIA ile RAND Corporation arasındaki ilişkiyi T24’e değerlendiren Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, “Rand Corporation için kurumsal yakınlık aranıyorsa CIA’den önce Pentagon’a bakmak gerekir” diyor.
Uzun yıllar boyunca Washington muhabirliği de yapan dış politika uzmanı Ergin şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Rand Corporation ABD’nin en köklü düşünce/araştırma kuruluşlarından (think tank) biri.  Rand Corporation ABD’deki müesses nizamla, özellikle askeri-endüstriyel kompleks ile yakın ilişki içinde olmuş, hatta bu yapının ‘mütemmim cüz’ü (bütünleyici/tamamlayıcı parçası) haline gelmiş bir kurum olarak görmek doğru olur. En azından geçmişte yaptığı çalışmaların önemli bir bölümünün ABD Savunma Bakanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından fonlandığını hatırlıyorum. Ancak başka devlet dairelerinin de pekâlâ sipariş ettikleri araştırmalar için fon aktardıklarını söylemek hata olmaz.”
ABD’de düşünce kuruluşları arasında “muazzam bir geçişkenlik” olduğunu dile getiren tecrübeli gazeteci, “Yönetimler işbaşı yaptıklarında  kadrolarının önemli bir bölümünü bu düşünce kuruluşlarından transfer ederler. Keza yönetimden ayrılan uzmanlar için de düşünce kuruluşları önemli bir iş alanı, hatta bekleme odasıdır. Bu olgunun kuşkusuz düşünce kuruluşları ile devlet kurumları arasında yakın ilişki durumu yaratması kaçınılmazdır” yorumunu yapıyor.
“CIA kadroları ile düşünce kuruluşları, bu çerçevede Rand Corporation arasında bu anlamda önemli bir geçişkenlikten söz edebiliriz” diyen Sedat Ergin, iki örneğe işaret ediyor.  Tecrübeli gazeteci, kendi biyografisinde de CIA'de çalıştığını doğrulayan Paul Henze’nin 1982 ile 2002 yılları arasında RAND Corp.’ta çalıştığını hatırlatıyor. Ergin, yine Türkiye’nin yakından tanıdığı bir isim olan Graham Fuller’in de CIA’den ayrıldıktan sonra bu düşünce kuruluşunda çalıştığına dikkat çekiyor.
Gazeteci Mehmet Ali Birand, Kenan Evren liderliğindeki cuntanın 12 Eylül 1980’de yaptığı darbeden sonra Henze'nin “Bizim çocuklar  yaptı / Our boys did it” dediğini iddia etmişti.
Kısa adıyla “Türkiye'nin Milliyetçi Rotası”, RAND’in Türkiye hakkında hazırladığı ilk rapor değil. RAND tarafından yayınlanan ve Türkiye’yi konu alan onlarca çalışma var. Bu raporlar birçok farklı konuyu ele alıyor. Örneğin “Türkiye’de siyasi İslam’ın yükselişi” ve “Belalı Partnerlik: Avrupa ve Türkiye” başlıklı raporlar bu çalışmalar arasında.
RAND’in kayıtlarına göre Türkiye’nin adının geçtiği ilk rapor 1968’de yayınlandı. “RAND’in Uluslararası Kalkınmadaki Rolü: Kısa Bir Özet” başlığını taşıyan bu rapor spesifik olarak Türkiye’yi konu almıyor.
Kamuya açılmayan özel çalışmalar bilinmiyor, ancak RAND’in internetteki açık kayıtlarına göre Türkiye’yi merkezine alan ilk rapor 1973’de, “Türk-Amerikan ilişkileri: Hatırlanacak Bir İlişki” başlığıyla yayımlandı.
RAND’in internetteki açık kayıtlarında Rusya’dan Somali’ye, onlarca ülkeyle ilgili binlerce çalışma görülüyor.
RAND’in sitesinde; ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarının çoğunun sergilediği şeffaf tutumun aksine, kuruluşun kimler tarafından fonlandığıyla ilgili kesin bir bilgi verilmiyor.
RAND’in şu anki yönetiminde bulunan bazı isimlerin, “Council on Foreign Relations” (Dış İlişkiler Konseyi) isimli diğer bir düşünce kuruluşunda yer alıyor olmaları da dikkat çekiyor. Halen RAND’in bir numaralı ismi olan İcra Kurulu Başkanı Michael D. Rich ve Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrew R. Hoehn’in dış politika ile uluslararası ilişkiler üzerine odaklanan bu kuruluşta yer aldıkları biliniyor. Council on Foreign Relations’da bir düzineden fazla eski Dışişleri Bakanı, CIA direktörü, akademisyen ve üst düzey medya yöneticileri görev yaptı, yapıyor.
Son raporuyla bir kez daha Türkiye’de tartışma konusu olan RAND Corperation’ın kısa tarihi böyle…
https://t24.com.tr/haber/darbe-iddiasini-ortaya-atan-rand-corporation-in-kisa-tarihi-ne-yapiyor-nasil-fonlaniyor-pentagon-ve-cia-ile-iliskileri-ne,863088
(...)
ENSTANTANE X:
ABDULKADİR SELVİ: Kılıçdaroğlu FETÖ’yü aklıyor

Demokrasi tarihimiz aynı zamanda darbeler tarihi.
Talat Aydemir olayını ayrı tutarsak hep darbeciler kazandı.
Menderes canıyla ödedi. Demirel iki kez şapkasını alıp gitmek zorunda kaldı. Erbakan istifa etti.
Darbe çok da darbeye direnen lider olmadı.
Ta ki 15 Temmuz’a kadar.
Erdoğan, darbeye karşı direnen ilk cumhurbaşkanı oldu.
Darbelerle mücadele tarihinde ders olarak okutulacak bir mücadele verdi.
Erdoğan aynı zamanda halkı ile birlikte mücadele verip darbecileri başarısızlığa uğratan ilk cumhurbaşkanı oldu.
Şimdi 15 Temmuz’da FETÖ darbesini püskürten bir lidere çıkıp FETÖ’nün siyasi ayağı demek doğru olmuyor.
O zaman Menderes de 27 Mayıs’ın siyasi ayağı mıydı?
Demirel de 12 Mart ve 12 Eylül’ün siyasi ayağını mı oluşturuyordu?
Şimdi Erbakan’a “28 Şubat’ın siyasi ayağı” mı diyeceğiz. Bu yaklaşım darbecileri temize çıkarırken darbenin mağdurlarını kirletmeye çalışmaktan başka bir anlam taşımıyor.
Darbeyi önleyen Erdoğan’a FETÖ’nün siyasi ayağı demek,
15 Temmuz’u kontrollü darbe ilan etmek, elinde 15 Temmuz’un kanı olan FETÖ’yü aklamaktan başka bir anlamı olmaz.
Kılıçdaroğlu, darbeyi önleyen Erdoğan’ı suçlarken FETÖ’yü aklıyor.
FETÖ’CÜLER ABD GENELKURMAY BAŞKANI’NA ULAŞMAK İSTEMİŞLER
BİZDE arkasında ABD’nin parmağı olmayan darbe yok. 15 Temmuz’da ise sadece parmağı yok, kolunun tamamı var. Darbenin lideri ABD’deydi. Darbe ABD’den planlandı. Adil Öksüz son 48 saatte Pensilvanya’ya gidip, son talimatları alıp döndü. Bunlar biliniyor. Bir de bilinmeyenler var.
Darbecilerin o gece ısrarla ulaşmak istedikleri yerlerden biri de Pentagon oluyor.
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar derdest edilip Akıncı üssüne nakledildikten sonra Genelkurmay Özel Kalem’den ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un makamı aranıyor. Dunford’un ekibi telefonu açınca darbeciler “Rejime el koyuyoruz” mesajını veriyorlar. Darbeciler ilerleyen saatlerde tekrar arıyorlar. Bu kez ısrarla Dunford’la görüşmek istediklerini belirtiliyorlar. Karargâh not alıyor ama Dunford’u bağlamıyor. FETÖ’cüler “Sabah NATO’ya bağlı TSK mensuplarını ihraç edilecekleri bilgisini aldık. Sabaha kadar beklesek çok geç olabilirdi. Sizi uyaramadık ve istişare etme imkânımız olmadı. Elimiz çabuk tutmak zorundaydık. Biz de rejime el koyduk. Desteğinizi bekliyoruz” diyorlar.
15 Temmuz’u bulunduğu Afganistan’dan adım adım takip eden Dunford o gece darbecilerin telefonuna çıkmıyor. Ama 15 Temmuz’dan sonra karşılaştıklarında Hulusi Akar’a “Telefonlarına çıkmadım. Ama takip ettim. Seni çok merak ettim” diyor. Tabii inanırsanız.
DARBEYİ ÖNE ÇEKTİREN İKİ NEDEN
FETÖ’cüler darbeyi gece 03.00’te yapmayı planlıyorlar. Gece 03.00’te Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar ile Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları evlerinden nasıl alınacak, onları çalışmışlar. Ama akşam 20.23’te harekete geçiyorlar. Darbenin öne çekilmesinde iki gelişme üzerinde duruluyor.
BİNBAŞI O.K.’NIN MİT’E GİTMESİ
Saat 16.20’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan, devletin şifreli hattan haberleştiği siyah telefondan Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’i arıyor. “Kara Havacılık’tan bir ihbar var. Müsteşar yardımcısını size gönderiyorum” diyor. Yaşar Güler, hemen soluğu Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın yanında alıyor.
Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli pilot binbaşı O.K.’nın MİT’e giderek yaptığı ihbardan söz ediyorum. İşin ciddiyetini fark eden Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı arıyor. Fidan, “İş ciddi görünüyor. Müsteşar yardımcısını size gönderdim” diyor. Ama az sonra o da Genelkurmay’a gitmek üzere yola çıkıyor.
MİT Müsteşar Yardımcısı’nın gelip gitmesi ardından MİT Müsteşarı’nın karargâha gelmesi FETÖ’cülerde “Darbe dışarı sızdı mı?” kaygısına yol açıyor.
İLHAN TALU’DAN İSTENEN BİLGİ
Saat 18.00’de Genelkurmay Başkanlığı’na giriş yapan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’la bir araya geliyor. Fidan, “Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli olduğunu söyleyen bir adam geldi. ‘Beni sabah çağırdılar. Bu akşam bir faaliyet var, Hakan Fidan’ı alacağız’ dediler diyor” diye anlatıyor. Bunun üzerine Hulusi Akar, Genelkurmay Personel Başkanı İlhan Talu’yu çağırıyor. Binbaşının ve temas ettiği bir albay ile yarbayın araştırılmasını istiyor. İlhan Talu’nun ise bu talimatı araştırılması için darbecilerin beyni olan Mehmet Partigöç’e ilettiği söyleniyor. Böylece FETÖ’cüler ikinci kez “Darbe dışarı sızdı” paniği yaşıyor ve darbenin saatini öne çekiyorlar.
BİR NEDEN DAHA VAR
Binbaşı O.K. darbe ihbarında bulunmuyor ama söyledikleri doğru çıkıyor. Bunun üzerine Genelkurmay Başkanı Akar, Ankara’da hava trafiğinin durdurulması talimatını veriyor. Ancak MİT Müsteşarı Fidan’ın “Bu olay daha büyük bir olayın parçası da olabilir” demesi üzerine Hulusi Akar, harekât merkezine TSK’ya ait havada ne kadar uzak ve helikopter varsa indirilmesi, uçuşu olanların da iptal edilmesi talimatını geçiyor.
Bu da darbecilerin gece planladıkları darbeyi öne çekmelerinin bir nedeni oluyor.
İyi ki de öne çekmişler. Yoksa gece yarısı olsa herkesi uykuda teslim alabilirlerdi.
HER ŞEY GÜZEL OLACAK
İstanbul seçimlerine Berkay isimli gencin, “Her şey çok güzel olacak” sözü damgasını vuruştu. Herhangi bir imada bulunmak gibi bir düşüncem yok. Ama 15 Temmuz gecesi Mehmet Dişli’nin “Başıma geç, Kenan Evren ol” teklifine sert tepki gösteren Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar darbeciler tarafından derdest edilmişti. Hulusi Akar orada da darbecilere yaptıklarının yanlış olduğunu ve başarısız olacaklarını söylüyor. Bunun üzerine Ömer Faruk Harmancı darbe bildirisini uzatıp “Bunu okuyun, imzalayın. Her şey güzel olacak” diyor. Akar imza atmıyor ve “Kendinizi ne zannediyorsunuz, siz kimsiniz, başınız kim, kıçınız kim. Yeterince batağa saplandınız, hiç olmazsa bir erkeklik gösterip burada kesin” diye  tepki gösteriyor. Tabi işin sonunda  her şey güzel oluyor ama darbeciler açısından değil.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/kilicdaroglu-fetoyu-akliyor-41565606
(...)
ENSTANTANE X:
Orhan Uğuroğlu: Abdülkadir Selvi, "Kılıçdaroğlu FETÖ'yü aklıyor" diye AKP ve Saray adına verilen görevi yapmaya devam ediyor. Bu Saray kaynaklı ifadeye kargalar bile güler ki, ciddiye alıp üzerinde fazla da konuşmaya ve yazmaya gerek yok.
12 Eylül darbesinde TRT dışında ne televizyon, ne cep telefonu vardı. Sabaha karşı evlerinden derdest edilen Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Halil Şıvgın'ın evinde saklandıktan sonra teslim olan Alparslan Türkeş tanklara, silahlı askerlere nasıl karşı koyacaklardı?
Milleti direnişe nasıl çağıracaklardı.
O günün koşullarını yaşayanlar bilir. Ölen gençlerin acıları yaşayanların hala yüreklerindedir.
Millet darbe oldu diye sevinmişti!
Elbette keşke darbe olmadan seçim olsa, siyasi istikrar sağlansaydı…
Selvi dedi ki;
"Demokrasi tarihimiz aynı zamanda darbeler tarihi."
Kesinlikle katılmıyorum.
29 Ekim 1923'te Cumhuriyetin ilanı, 7 Ocak 1946'da Demokrat Partinin (DP) kurulması ve 1950 genel seçimlerini kazanması ile demokrasinin son adımı atıldı.
70 yıldır çok partili demokratik rejimde;
27 Mayıs darbesi 1960-1962'de,
12 Eylül darbesi ise 1980-1983'te tamamlandı.
Yani askerler ülkeyi 5 yıl siyasetçiler ise 65 yıl yönettiler.
15 Temmuz'a gelince Selvi dedi ki;
"Erdoğan, darbeye karşı direnen ilk cumhurbaşkanı oldu…"
Evet, ama yetmez…
O gecenin tanığı AKP eski milletvekili, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Selçuk Özdağ dedi ki;
"Erdoğan'dan önce, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli'den, "Darbeye kesinlikle karşıyız. AKP iktidarının ve cumhurbaşkanının yanındayız… Demokrasimize sahip çıkacağız"
Cumhurbaşkanı gece yarısından sonra bu açıklamayı yapabildi.
Değerli okurlarım,
Selvi diyor ki;
"Kılıçdaroğlu, darbeyi önleyen Erdoğan'ı suçlarken FETÖ'yü aklıyor."
Çarpıtmanın, yalanın açık ve net ifadesidir.
Çünkü Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı;
-   Darbeyi hazırlayan FETÖ'cüleri askeriyeden tasfiye etmeyip terfi ettirmekle,
-   Yargı ve polisi FETÖ'cülere teslim etmekle,
-   Adım adım gelen 15 Temmuz darbesini önleyememekle suçluyor…
Kılıçdaroğlu, vatana ihanet eden 251 şehidimizin katili Fethullah Gülen'i Amerika'dan alamadığı için Erdoğan'ı çok sert şekilde eleştiriyor.
Değerli okurlarım,
Tarihi gerçekler AKP'nin algı siyaseti, yandaş gazetecilerinin ve yazarlarının "sahibinin sesi" yalanları ile örtülemez.
Selvi diyor ki;
"Bizde arkasında ABD'nin parmağı olmayan darbe yok. 15 Temmuz'da ise sadece parmağı yok, kolunun tamamı var. Darbenin lideri ABD'deydi. Darbe ABD'den planlandı. Adil Öksüz son 48 saatte Pensilvanya'ya gidip, son talimatları alıp döndü. Bunlar biliniyor. Bir de bilinmeyenler var."
Diyor ama bu sözlerini şu sözleri ile tekzip ediyor:
"Darbecilerin o gece ısrarla ulaşmak istedikleri yerlerden biri de Pentagon oluyor.
Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar derdest edilip Akıncı üssüne nakledildikten sonra Genelkurmay Özel Kalem'den ABD Genelkurmay Başkanı Dunford'un makamı aranıyor.
Dunford'un ekibi telefonu açınca darbeciler "Rejime el koyuyoruz" mesajını veriyorlar.
Dunford o gece darbecilerin telefonuna çıkmıyor."
Ah Selvi vah Selvi;
Saray'a yaranmak uğruna bu durumlara düşecek gazeteci miydin?…
Değerli okurlarım,
Daha önce bir açıklamasını aynen yayınladığım konuda yeni bir "tekzip" daha geldi.
Bu konunun peşindeyim ama etik gazetecilik anlayışım nedeniyle imla hatalarını düzeltmeden aynen yayınlıyorum:
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/ah-selvi-vah-selvi-56307yy.htm
(...)
ENSTANTANE X:
Veyis Ateş'in 'arşivinden' neler çıktı neler: PKK ve FETÖ'yü yere göğe sığdıramadı
HaberTürk televizyonunda HDP'lilerin davet edilmeyeceğini açıklayan Veyis Ateş'in geçmişteki bazı paylaşımları sosyal medyada gündem oldu.
Habertürk'te sunucu Didem Arslan Yılmaz’ın HDP'lilerin neden programlara davet edilmediğine ilişkin 'bu bir tercihtir' açıklamasının ardından, kanalın diğer sunucularından Veyis Ateş de HDP'yi programlara davet etmeyeceğini dile getirdi.
Habertürk sunucusu Veyis Ateş ana haber bülteninde yaptığı açıklamada "Bir iğne elinize batsa canımız yandı diyoruz. Bu insanlar canlarını kurban ediyorlar, canlarını veriyorlar. Bizim için canlarını yok sayıyorlar, şehit oluyorlar. Şimdi orta yerde bu varken bu eylemleri açık seçik kınamayanları, araya mesafe koymayanları evrensel yayın ilkeleri ve kendi yayın çizgimiz itibariyle Habertürk Televizyonu olarak davet etmiyoruz, etmeyeceğiz de” diye konuştu.
Eski tweetleri hatırlatıldı
Açıklamanın ardından, sosyal medya kullanıcıları, Veyis Ateş'e geçmişte paylaştığı "Diyarbakır'da Abdullah Öcalan Caddesi", Fethullah Gülen için sarf ettiği "Bir vaiz olarak başladığı hayatta milyonların kalbine taht kurmuş bir başka vaiz hatırlıyor musunuz F.Gülen'in çağdaşları arasında" tweetlerini hatırlattı.
https://www.medyaradar.com/veyis-atesin-arsivinden-neler-cikti-neler-pkk-ve-fetoyu-yere-goge-sigdiramadi-haberi-2028571
(...)
ENSTANTANE X:
Yarkadaş'tan Selvi'ye tepki: 'İnsanda biraz utanma olur'
https://www.gercekgundem.com/medya/197440/yarkadastan-selviye-tepki-insanda-biraz-utanma-olur
(...)
Yorum şu:
İstihbarat savaşları.
"Şeytan'ın gör dediği" bir başka enstantane:
15 Temmuz gecesi toplaması kapsamında, bazı yazar'lar kenara ayrılmış.
Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek mi dersiniz, vs vs.
Meteo: 28 Şubat.
Selvi, Gökçek'gil network adına Erdoğan'a yapışık!
A. Selvi'nin açtığı 90'lık pas'lar üzerinden, Orhan Uğuroğlu top'u kale'ye yolluyor.
Oyun içinde bir başka fırıldak.
Hasılı:
Abdülkadir Selvi, Gökçek'giller adına, Tayyip'gillerin yanında "ilişik" pozisyon'da.
Türkiye tarih'inden bu kadar kolpacı'yı bir arada görmedi.
Hepsi de "mostralık" demokrat!
Ezcümle:
Şeyh uçmaz müritler uçurur ise cemaat'in hali ortada.
Vs vs.
Nokta.

19 Temmuz 2020
Hayrullah Mahmud
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages