Güvercin gagası ve/veya Güvercin vesayet sorunsalı?!

35 views
Skip to first unread message

Hayrullah Mahmud ÖzgürTÜRK

unread,
Feb 1, 2014, 2:39:55 AM2/1/14
to Hayrullah Mahmud ÖZGÜR, Cemil Kıvanç, oybi...@googlegroups.com, cumhuriye...@yahoogroups.com, Fikrin VarMi, Istiklal Türker, ÿfffffffffffdzzet emre aygen, mustafa altinay, Umut SARIER, Tarik Atan, serdar usta, Serdar Demir, Serdar Demir, zeynepay...@mynet.com, erdenk...@yahoo.com, Yusuf Demir, Hicran Karabudak, Mehmet SÖKMEN, serdar unsal, Ender Arıhan, adnan ışık, B-Y B-Y, mirac...@gmail.com, TARIK ATAN, Emre KULCANAY, Dursun YASSIKAYA
Güvercin gagası ve/veya Gülen vesayet sorunsalı?!

Tehirli "2012 Acem Kıyamet Takvim'i"?!
Özde Laik Çankaya Günce'si?!
...
BOP?!
Acem Kıyamet ve/veya büyük barzan kalkışması!
10 yıl önce 10 yıl sonra!?
14 Şubat 2004 / 14 Şubat 2014 güncesi?!
Zaman tünelinde kısa bir ufuk turu:
...
"Bir Ceylan'ın yönettiği 'Aslan Ordusu'na, bir Aslan'ın yönettiği 'Ceylan Ordusu' evladır!"
Latin atasözü
...
TMSF, star'a el koyduğunda yayınlanmayan yazım:
Güvercin gagası?!
Bir gün ormanda yangın çıkmış... 
Ormanın bütün sakinleri kaçıp yangını uzaktan seyretmeye başlamışlar. 
Sonra gökyüzünde bir "güvercin" belirmiş. 
Dumanların arasına girip çıkıyormuş. 
Aşağıdakiler seslenmişler, ne yaptığını sormuşlar ona. 
Güvercin, "Yangını söndürmek için gagamla su taşıyorum" demiş. 
Aşağıdakiler alay etmişler: 
"Yangın büyük" demişler. 
"Sen onu söndüremezsin ki!" diye uyarmışlar. 
Güvercin onlara, sakin bir biçimde karşılık vermiş. 
"Ne yapayım, gücüm buna yetiyor" demiş. 
"Benim gagam ancak bu kadar su alıyor." 
The Brave New World -Cesur Yeni Dünya- kitabının yazarı Aldous Huxley, bir gazete yöneticisini, bu öyküdeki güvercini çağrıştıran bir benzetmeyle tanımlar: 
"Gazeteci, gazete yöneten adam, cehennem ateşini bir kova suyla söndürmeye çalışan bir meleğe benzer!" 
Bu hikayeyi usta gazeteci Mete Akyol'un çıkardığı "Bütün Dünya Dergisi"nin bu ayki sayısından aldım. Biz gazetecilerin, haberci, yazar ya da yönetici sıfatıyla toplum yaşamına katkısını anlatması bakımından güzel bir öykü!.. 
Buruk kalem 
Bu mesleğe gönül vermiş biri olarak, biz de meslektaşlarımızla birlikte yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz... 
Gagamızla, kocaman yangınları söndürmek için su taşıyoruz!.. 
Kimi zaman da yaşananları görünce umutsuzluğa kapılıyor, "Bunca uyarı boşuna mıymış?" diye endişe ediyoruz!.. 
İşte Türkiye'nin hali ortada!.. 
Atatürk'ün Cumhuriyet'i ve onun kazanımları yok edilmeye çalışılıyor!.. 
Star medyası olarak biz de aylardır, gördüğümüz yanlışlara dikkat çekiyoruz. 
Şimdi yeni bir süreç başladı!.. 
Uzan Grubu şirketlerinin yönetimi TMSF'ye geçti!.. 
Star medyasının da öyle!.. 
Medya Grup Başkanımız Can Ataklı görevden alındı!.. 
Yerine atama yapıldı! 
Ataklı, sadece gazetede köşe yazacak! 
Yapılan banka operasyonlarında, yayının başına atama yapılmıyordu!.. 
Şimdi yapıldı!.. 
Bu bir ilk!.. 
Yapılanın askeri darbeden bir farkı yok!.. 
Ama... 
Allah'tanki yayınların başına bir meslektaşımızı atadılar!.. 
Adem Gürses, uzun yıllardır bu camianın içinde yöneticilik yapmış, Star'ın kuruluşunda görev almış bir isim... 
Keşke onunla başka bir ortamda karşılaşmış olsaydık!.. 
Bu şekilde karşılaşmak hoş değil!.. 
Bu nedenle, kendisine "hoş geldin" demiyorum!.. 
Çünkü geliş şekli, hiç de hoş değil!.. 
Yalnız şu kadarını açık ve net olarak söylemek istiyorum: 
"TMSF yetkilileri yapmaları gerekeni yaptılar. Hesapları kontrol etmek için yönetime heyet atadılar!.."
Fakat!.. 
Bizim yayın çizgimiz ortada!.. 
İlk günden bu yana Atatürk'ten, Cumhuriyet'ten, Demokrasi'den yana... 
Bu çizgiyi bize Cem Uzan vermedi!.. 
Zaten bizde vardı!.. 
Cem Uzan da bizimle bu çizgide buluştu!.. 
Star medyası için şimdi "Independent" oldu denilebilir!.. 
Cumartesi günü arkadaşlarımla yaptığım toplantıda bunu söyledim: 
"Biz gazeteciyiz. Biz haberciyiz. Biz yorumcuyuz. Çizgimiz belli. Bu geçici bir durum. TMSF yönetime el koydu. Yalnız unutmayın ki, onlar sadece hesaplara el koydular! Vicdanlarımıza, beyinlerimize, kalemlerimize kimse el koyamaz'lar. Düne kadar işinizi nasıl yapıyorsanız, bugün de öyle yapın!.." 
Atatürk Türkiye'sini yıkmak isteyenlerin karşısında, dimdik durmaya devam edeceğiz!.. 
Yangın çok büyük!.. 
Gagamızla da olsa, kova ile de olsa yangını söndürmek için su taşımaya devam edeceğiz!.. 
Dün merak edip arayan okurlarımız oldu; "Hayrullah Bey, siz de hükümetin kontrolüne mi giriyorsunuz? Siz de AKP Medyası mı oluyorsunuz?" 
Cevabı ortada: 
Yaşamım boyunca inanmadığım hiçbir şeyin içinde olmadım!.. 
İlkelerimi dolar yeşiline tahvil etmedim!.. 
Gazetecilik 22. mesleğim... 
Star medyası da 19. işyerim... 
19'dan sonra 20 gelir!.. 
22'den sonra da 23!.. 
Hayat devam ediyor!.. 
Düne kadar doğru bildiğimiz, söylediğimiz neyse bugün de onu söyleyeceğiz. 
Hatta düne kadar kompleks yapıp söyleyemediklerimiz vardı!.. 
Eminim ki şimdi onları daha rahat söyleyip yazacağız!.. 
Kriz Çince'de iki anlama gelirmiş. 
Biri "buhran" diğeri de "fırsat"!
Bu yeni dönem bize, patronlarına yaranmak için "Şubat" ayını 31 güne çıkarma dehasını gösteren bazı fanilerle, eşit şartlarda polemiğe girme fırsatını da verecek.
Şimdi ortada Uzan yok!.. 
star'da ilk yazmaya başladığımda, "medyafaresi" isimli internet sitesi adına, genç bir meslektaşım Çağdaş Akbaş benimle söyleşi yapmış ve sormuştu: 
"star'da yazmıyor olsaydınız, yine Uzanlar'a destek verir miydiniz?" 
Cevabım "Evet" olmuştu!.. 
Evet, şimdi patron da değişti, yönetim de!..
Ve ben bir kez daha söylüyorum: 
"Yapılan siyasi bir linçtir!" 
AKP medyası?! 
AKP Hükümeti, nasıl diğer batık banka patronlarından devletin parasını son kuruşuna dek tahsil ettiyse, Uzanlar'dan da öyle etsin!.. 
Sonuna dek yanlarındayım!.. 
Ama... 
Bunu bir siyasi nüfuz elde etme aracı olarak kullanıyorlarsa, sonuna dek karşılarındayım!..
Çünkü, Nazlı Ilıcak'ın söylediği gibi diğer batık banka patronlarına yapılan muamele ortada!.. Önceden olduğu gibi bu sütunlarda gördüğüm yanlışları yazmaya, sizleri bilgilendirmeye devam edeceğim!.. 
Hiçbir şüpheniz olmasın!.. 
Bekleyin ve görün!.. 
Not 1: Habertürk Televizyonu'na ve tüm internet sitelerine cumartesi gün boyu yaptıkları yayın için teşekkürler. Türkiye'de mevcut medyanın, üç maymunu nasıl oynadığını bir kez daha ortaya koydular!
Not 2: Geçmişte aynı çatı altında çalıştığım kimi meslektaşlarım, "star artık ikinci resmi gazete oldu" diye yazmışlar. Üzüldüm! Bu söz, bu çatı altında çalışan tüm meslektaşlarımıza küfürdür! Esprisi bile hoş değil! Adem Gürses de star gibi birçok yayını kurup yönetmiş bir isim. Göreve de AKP'nin hoşuna gidecek bir yayıncılığı tesis etmek için değil, vatanın, vatandaşın menfaatine uygun bir yayıncılık anlayışını tesis etmek için getirildiğini tahmin ediyorum! Aksi mümkün değil!
16.02.2004
Not: 10 yıl önce ne yazmışız, bugün ne konuşuyoruz. O gün "güvercin gagası" olan bu'gün "kartal gagası" olmuş, pençeler ortada!:))
...
Bir başka sansür'lenen yazım:
Karakter kaybı?! 
Bir Türk atasözü şöyle der: 
''Bir korkak bir orduyu bozar!''
Bir Alman atasözü şöyle der: 
''Zenginlik hiçbir şeydir. Sağlık kaybı bir şeydir. Karakter kaybı her şeydir!'' 
Hürriyet'te yazan Fatih Altaylı dün patronu Aydın Doğan'a akıl veriyor: 
''Beni ilgilendiren kendi grubum. Doğan Grubu, bugüne kadar Uzanlar'la ilgili olarak yazdığı her şeyin inandırıcılığının sürmesi açısından geçmişte Uzanlar'a ait olan mallara talip olmamak zorunda. Yani ne çimento fabrikalarına, ne iştigal konusu olmasına rağmen Star TV'ye, ne de Telsim'e talip olmalı. Aksi bir tavır, bizi çok utandırır.'' 
Oysa... 
Alman Atasözü'nde de söylendiği gibi ''zenginlik'' hiçbir şeydir!.. 
İşte Uzan Ailesi'nin tüm mallarına el konuldu!.. 
Hiçbir şeyleri kalmadı!.. 
Tüm mallarına TMSF el koydu!.. 
Sabancı örneğinde olduğu gibi sağlık kaybı sadece bir şeydir!.. 
Ama... 
''Karakter kaybı'' ise her şeydir!.. 
Altaylı, Aydın Doğan'a önceden olduğu gibi bu defa da Uzanlar'ın mallarına talip olup bizi utandırma diyor!.. 
Siyah yazıyor?! 
Altaylı yanılıyor.
Asıl utanması gereken kendisi!.. 
3 Kasım seçimleri öncesinde söyledikleri, yazdıkları ortada!.. 
Erdoğan iktidar olduktan sonra yazdıkları ve önünde gerdan kırışı ortada!.. 
Biz dün ne yazdıysak bugün de aynı şeyleri yazıp söylüyoruz... 
Gözlem, Sabah, Habertürk ve şimdi de star'da yazdıklarımız ortada!.. 
Çizgimiz aynı çizgi?! 
Ama… 
Ya Altaylı'nın çizgisi?! 
''Siyah'' nam-ı ile bazı mahfillerde maruf Fatih Altaylı, 26 Nisan 2002 tarihli Hürriyet'te yayınlanan ''AKP olur, Tayyip Erdoğan olmaz'' başlıklı yazısında şöyle diyor. 
Düne kadar Türk medyasının Hyde Park'ı olan star'ın bu sütunlarından o yazıyı aynen tekrarlıyorum: 
''Son kaseti ile 'Top 10'un zirvesine yerleşen Tayyip Erdoğan bir yandan Genelkurmay Başkanı'na çatarken, bir yandan da müjdeyi veriyor: 'Daha çoook kaset çıkarırlar.' Çünkü kendini biliyor. Kim bilir daha neler var derinlerde çıkmayı bekleyen... Bir de 'Onlar eski' diyor. Adam öldürmüş, yakalanmış, 'Yahu onu ben eskiden öldürdüm. Şimdi kimseyi öldürmüyorum ki' diyen suçludan ne farkı var anlamıyorum. Neyse cezasını çekecek elbet. Bu arada Genelkurmay Başkanı'na 'demokrasi dersi' veriyor sıkılmadan. Hangi demokratik ülkede bir partinin ilk başkanı çıkıp orduya küfredip, 'Cellat' demiş onun hesabını yapmadan. Tabii Tayyip Erdoğan'ın faturasını AKP'ye kesmek de doğru değil. Doğru düzgün politikacı, AKP'li Ertuğrul Yalçınbayır da öyle diyor zaten. 'Suç varsa bireyseldir.' Zaten Tayyip Erdoğan da 'huzur arayan' Türk siyasetine uymuyor. Yakışmıyor. Sadece 'kirli' geçmişiyle değil, 'yetersizlikleriyle' de yakışmıyor. Görülüyor ki, yeni dönemde artık 'Tayyip'lere' yer yok. Ben AKP'nin 'Tayyip ısrarı'nı da anlamıyorum. Bilgisi zayıf, deneyimi eksik, eğitimi yetersiz, yabancı dil bilmez bir adam. Polemikçilik, demagogluk lider olmaya yetiyorsa amenna. 21. Yüzyılın dünyasında dünya siyasetinde var olmak isteyen bir Türkiye'nin önderi olacak adam değil çok belli. Bırakın onu Türkiye'yi yönetecek çapta dahi değil. Oysa AKP'de bir Abdullah Gül'ü silkeleseniz, 20 Tayyip Erdoğan döker. Ertuğrul Yalçınbayır sessiz sakin ama bilgili haliyle bir o kadar Tayyip Erdoğan'ı cebinden çıkarır. AKP Türkiye siyasetinde yer almak istiyorsa alabilir. Ama başında Tayyip Erdoğan'la değil. Bu çok net. Biraz objektif bakan herkes de bunu görüyor zaten.'' 
Dinci 28 Şubat kuşatması İşte böyle!.. 
Altaylı, 3 Kasım seçimleri öncesinde kaleme aldığı yazısında, Hürriyet'te aynen böyle yazıyor. Merak edenler bu ve benzeri yazıları için Hürriyet arşivine müracaat edebilirler.
Şimdi ise Erdoğan'ın etrafında dolaşıp, içinden yağ damlayan yazılar kaleme alıyor.
Gözlerini kin bürümüş.
Uzanlar'ın mallarına el konuldu diye neredeyse bayram yapacak!.. 
Türkiye ''Dinci 28 Şubat''ın kuşatması altındayken, o doların yeşili için ''suskun'' kalmayı, kendi menfaati adına ''sessiz'' durmayı tercih ediyor!.. 
Hatta, bununla da yetinmeyip, bu sürece dur diyenlere saldırıyor! 
Görünen o ki, Altaylı ilkelerinden de yazdıklarından da vazgeçmiş!.. 
Şimdi kendisi gibi olmayanlardan nefret ediyor!.. 
Karşısında dik duran birini gördü mü çıldırıyor!.. 
Koskoca Newton bile kaç kişinin ayağını kaydırmış. Leibniz'le uğraşmak özel zevkiymiş. 
Altaylı adına üzgünüm, kıskançlığın tedavisi yok!.. 
Tıp bu konuda çaresiz..
17 Şubat 2004
...
Muallim Ahmet Rıfkı?!
Yıl 1915...
Çanakkale’de kızılca kıyametin koptuğu günler...
Aylardan Mayıs...
Vefa Lisesi Fransızca Muallimi Ahmet Rıfkı her günkü gibi mektepten içeri girer.
Selâm verir Ahmet Rıfkı ama çocuklar selâma bile karşılık vermezler!..
Ahmet Rıfkı iyice şaşırmıştır.
Arka sıralarda oturanlardan biri ayağa kalkarak; “Hocam, mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler, ama siz hâlâ buradasınız! Biz de gitmek istiyoruz, fakat yaşımız tutmuyor, söyler misiniz bize, vatanımız elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar?”
Yaşlı gözlerle sınıftan çıkar ve mektebin idaresine dilekçesini verir.
Arkadaşlarıyla, talebeleriyle vedalaşır, evine gelir.
Ahmet Rıfkı’nın hayattaki tek varlığı yaşlı annesi Ayşe Hanımdır ve Şehzadebaşı semtindeki evlerinde beraber oturmaktadırlar.
Durumu annesine anlatır, ondan hakkını helâl etmesini ister.
Ardından mahallenin bakkalı, gün görmüş bir zat olan Selâhattin Adil Efendiye uğrar ve şöyle der:
“Selâhaddin Amca, Allahın izniyle vatanın bağrına saplanmış olan düşman hançerini çıkartmaya gidiyorum. Senden isteğim, anamı iaşesiz bırakma! Kısmetse dönüşte borcumu öderim!”
Çeşitli cephelerde savaşa katılır.
19 Aralık 1915 günü şehit olur...
Annesi haberi alır, çok üzülmesine rağmen imanı bütün bir hanım olduğundan hâdiseyi tevekkülle karşılar.
Aklına, veresiye yiyecek aldığı bakkal gelir.
“Yedi aydır senden veresiye alırız, borcumuzu verelim de oğlum borçlu yatmasın!” der.
Selâhaddin Efendi şöyle cevap verir:
“Ayşe Hanım, sen okuma yazma bilmezsin, okuma bilen bir yakınını getir de hesabı o çıkarsın!”
Bunun üzerine Ayşe Hanım, komşusunun kızı Gülşah’la birlikte dükkâna gider.
Selâhaddin Adil Efendi, “Ahmet Rıfkı” bölümünü açarak veresiye defterini Gülşah’ın önüne koyar!
Gülşah, onlara veresiye defterindeki kırmızı harflerle yazılmış satırları gösterir.
Şöyle yazıyordur defterde:
“Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir, vesselam!”
Sami Özey Türkiye Gazetesi (18.03.2010)
...
"Milli Direniş" kapsamında sanal ortam'da yayınlanan bir başka yazım:
ORGENERAL ÖZKÖK İSTİFA ETMELİDİR YA DA TSK’DA “RÜTBE ESASTIR” AMA “VATANA SADAKAT” DE ESASTIR?!
Tarih: 29 Ekim 2005
Yer: Ankara
“Cumhuriyet Resepsiyonu”nda, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, “Sabrımız taşıyor” mesajının, Hükümet’e yönelik olmadığını belirterek, şunları söylüyor:
“Bazıları TSK’yı aslan, kendileri de aslan terbiyecisi sanıyorlar. Sitelerde, bana yönelik de bir sürü hakaret var. Gerektiği zaman da yasal yolları işletiyoruz.”
Nitekim...
Sanal ortamda yazılarımı takip edenler bilirler ki, 2005 YAŞ süreci’nde, Türk Askeri’nin kafasına çuval geçirilmesine seyirci kalan bazı komutanlar bağlamında “Aslanlar ve Ceylanlar” ayrımını yapan benim.
Bu sebeple hadisenin bu boyutu ile ilgili en baştan belirteyim ki, hakkımda açılan herhangi bir dava yok. Yalnız, eğer ortada bir “hakaret” var ise Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök doğru söylüyor, muhakkak gereği yapılmalı.
Bence hiç kimseye “hakaret” edilmemeli, bu doğru bir tavır değil!
Artık devir değişti!
Apo’ya bile içimizde “sayın” diyenler yok mu?!
Apo’dan daha radikal bir söylem içinde olanlar, şu anda Başbakanlık koridorlarında dolaşmıyor mu?!
Vatana ihanet edene de, görevini kötüye kullanana da, başka bir millete sevdalı olan yöneticilere de “kişisel tercihtir” deyip saygı duymak şart!
Sittin sene giremeyeceğimiz “AB süreci” bunu emrediyor!
Ayaklar baş, başlar ayak olacak!
Bu konuyla ilgili Özkök’e tavsiyem; eğer kastettiği yayınlar içinde, TSK’ya ya da kendine yönelik bir hakaret var ise hiç düşünmeden dava açması yönünde olacaktır.
Yeri gelmişken altını çizmekte fayda var:
Hiçbir zaman “aslan terbiyecisi” olmak gibi bir iddiada da bulunmadım.
Bu anlama gelebilecek, tek satırım dahi yoktur.
Sadece bu millet adına gördüğüm, gördüğümüz yanlışlara dikkat çekiyorum.
Madem Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök gereksiz alınganlık gösterip, kendine hakaret edenlere değil de, bizi kendisine düşman olarak görmüş.
O zaman şu satırları tekrarlamak kaçınılmaz oldu.
AYNAYA KIZILMAZ
1- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; Genelkurmay Başkanı, TSK’nın başıdır. Bu doğru ama Sayın Özkök’ün yanlışları ve siyasi tercihleri TSK’yı bağlamaz. Siirt’ten hukuk katledilerek Başbakan yapılan Recep Tayyip Erdoğan, danışmanı Cüneyd Zapsu’nun bilgisayarından Wolfowitz’e “Genelkurmay Başkanı ile aramı yap” diye elektronik yolla mektup yolluyorsa, bu sorgulanır. Bunu yapan kim olursa olsun adama sorarlar; “Türkiye’yi Türkler mi, yoksa ABD’deki bir kısım zümre mi yönetiyor” diye.
2- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çok özel danışmanı Cüneyd Zapsu, star’ın Ankara Temsilcisi iken benim yüzüme karşı “Özkök ile aramız şiir gibi” değerlendirmesini yaptı. Bu sözlerini, başka ortamlarda da tekrarladı. Özetle; “Genelkurmay, AKP’ye eklemlendi, asker bizden” demek istedi. Benim kendisine verdiğim cevap arşivlerde kayıtlıdır. Merak eden çıkartıp okur.
3- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; “Bu Paşaların alayı g...toş olmuş” diyen ben değilim. Bu sözleri söyleyen, Başbakan Erdoğan’ın çok özel danışmanı Cüneyd Zapsu! Ki, bu sözleri bir yerde değil, birçok yerde tekrarladı. En son olarak da sanal ortamda yaptığımız yazışmada, “Zeki Müren’e de Paşa diyorlardı. Belki de onu kastetmişimdir” diyerek sözlerini kabul etti.
4- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; ne “Türk askerinin başına çuval geçiren” benim; ne de “o çuvalın Türk askerinin başına geçirilmesine” müsade eden! Sanal ortamda bu yaz “Çuval’ın yazışmaları tarafımdan yayınlandı. Ortada ne istihbarat ne de bizim “Aslan”ların yürek eksikliği var. Ortada çok ciddi bir komuta zafiyeti var. Türk askerinin başına “Çuval” geçirilmesinin sorumluları belli. Hala, kimin kabahatli olduğunu bulamadıysanız, aynaya bakmanızı tavsiye ederim.
5- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; “Jandarma da bizden oldu, artık kimse bize ses çıkaramaz. TSK; Tayyip Silahlı Kuvvetleri oldu” diyen de ben değilim. Bu sözleri söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve onun yanında konuşlanmış bir kısım danışman! Bu sözleri, onlar söylüyor.
6- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; Başbakan Erdoğan “Hocam geliyor musunuz” diye seslendiğinde, “Kimse bu ülkenin Genelkurmay Başkanı’na öyle seslenemez, müsade etmem” diye açıklama yapan sizsiniz. Ardından, kameralara kaydedilen görüntüler yayınlanınca, Erdoğan’ın size “Hocam” diye hitap ettiği ortaya çıktı. Erdoğan, her ne kadar bu sözlerini yalanlamış olsa da, siz söylediğiniz laf ile ortada kaldınız. Hatırlatırım!
7- Sayın Özkök yanılıyor! Çünkü; ibadet Allah ile kul arasında özeldir. Nasıl Zekeriya Beyaz’a “Seks yaparak oruç açılır mı?” diye sormak abes ise en az o soruya cevap vermek de abesle iştigal etmektir. Başbakan Erdoğan da geçenlerde benzer bir şey yaptı. Gazetecilere “Genelkurmay Başkanı ile birlikte iftar açtık” dedi. Başbakan bu açıklamayı neden yapma ihtiyacı hissetmiş olabilir. Erdoğan’ın bu sözlerinin altında acaba “Şiir gibi bitmedi, hasar tamir edildi, bu dostluk bir ömür boyu tamamen duygusal devam edecek” düşüncesi yatıyor olabilir mi?!
ÖZKÖK’ÜN KİŞİSEL GÖRÜŞÜ
Nitekim....
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.
Sayın Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığı döneminde, TSK’da “kurumsal” değil “bireysel” açıklama dönemi başladı.
Özkök, “millici” görüş bildiren Paşalar için “Kişisel görüşüdür, TSK’yı bağlamaz” diyordu.
Kanaatimce bu defa da Özkök, kendisi öyle yaptı ve TSK’yı bağlamayan kişisel görüşlerini kamuoyu ile paylaştı.
Erdoğan’ın tüm hukuksuz uygulamalarına MGK’da ses çıkarmayan, özelleştirmelerdeki peşkeşleri “Ak”çeli ilişkileri göremezden gelen “Demokrat Paşa”, iş hukuksuzca tutuklanan bir Rektör’e gelince Aslan kesiliverdi.
Van’da polis tokatlayan, karakol basan AKP milletvekiline ses çıkarmayan Başbakan’a, son hadisede destek çıktı.
Bu bakımdan çok açık ve net olarak diyorum ki:
“Sayın Genelkurmay Başkanı Özkök, yanılıyorsunuz!”
Makam odanıza kapanmış, içinizde Köşk hayali, dışarıdaki Türkiye fotoğrafından bihaber yaşıyorsunuz.
AKP iktidarı, özelde Erdoğan ile iç içe geçmiş bir Genelkurmay Başkanı fotoğrafı veriyorsunuz.
Hatırlatmak isterim:
“Üstünüzde o haki renkli elbise olduğu sürece, gizli ya da açık bir siyasi partinin borozanlığını yapamazsınız!”
Unutmayın ki, sizi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aşağılayan konuşmayı ben ya da sanal ortamda bu sözlere tepki gösteren milliyetçi, vatanperver Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yapmadı. O hakaretleri bilerek ve isteyerek Başbakan Erdoğan ve onun çok özel birkaç danışmanı yaptı.
Bu bakımdan size tavsiyem, bir an önce Genelkurmay Başkanlığı görevinden istifa edip, AKP’ye kaydınızı yaptırmanız yönünde olacaktır.
Çünkü TSK’nın başına “Pollyannacı” bir Genelkurmay Başkanı hiç yakışmıyor.
Sayın Özkök, hem Atatürk Türkiyesi’ne hem de demokrasiye gölge düşürüyorsunuz.
Ve...
Son olarak...
TSK’da “rütbe esastır” doğru ama unutmamak gerekir ki “vatana sadakat” de esastır.
Eşiniz dahi cenaze töreninde, şehit askerin annesini fırçalamanız üzerine size kızmadı mı?!
“Hilmi bu yaptığın doğru değil, neden şehit annesine böyle davrandın” diye hesap sormadı mı?!
Bilmenizi isterim ki, “Lideri hamal” olan bir asker olarak, iyi bir Genelkurmay Başkanı olamadınız. Keşke “lider”iniz sizin de, bizim gibi “Mustafa Kemal” olsaydı.
Görevini yapamayan her kimse, sivil asker fark etmez, Yüce Divan’da da, Divan-ı Harp’te de hesap verir.
Bu kişiye özel bir şey değil.
Eğer size hakaret edenler içinde Hayrullah Mahmud da var ise o da yargı önünde hesap verir.
“Dava ederim” ibaresinin de artık Türkiye’de bir şantaj/tehdit unsuru olmaktan çıkması gerekiyor.
Buradan hodri meydan diyorum.
Laf havada kalmasın.
72 milyonun gözleri önünde dava açılsın ve maske düşsün!
NOT: 24 saati gözlenen, 24 saati izlenen insanlarız. Hayrullah Mahmud eğer TSK’nın başına bir komutan atamak için herhangi bir eylem içinde ise lütfen bunun gereğini yapın. Ben diyorum ki, kesinlikle böyle bir şey yok. Bu iddiayı dillendiren de ispatlamakla mükelleftir. Hayrullah Mahmud’un ne bir Cumhurbaşkanı ne de Başbakan adayı var. Ama bilmenizi isterim ki, şerefimle temin ediyorum, Erdoğan sizi Cumhurbaşkanı adayı yapmayacak! Çünkü kendisi Köşk’e çıkamazsa sonu Yüce Divan olacak. Bu Meclis de Cumhurbaşkanı seçemeyecek. Sizin Cumhurbaşkanı olma hayalinizin önündeki en büyük engel Erdoğan’ın ta kendisi! Sırça makamınızda hayal dünyasında yaşıyorsunuz. Erdoğan’ı da ancak hesap vermekten Allah alıkoyabilir. O da ancak, Erdoğan’ı erkenden yanına alması ile mümkün olabilir. Bunun dışında, Başbakan Erdoğan yaptıklarının hesabını yüce Türk milletinin huzurunda tek tek verecek. Ki, bu arada altını çizerek söylüyorum, Cumhurbaşkanlığı makamı özeldir. Görevini doğru düzgün yapamayan sivil - asker bürokratın da dinlenme alanı değildir. Önemle hatırlatırım!
9 Kasım 2005
Hayrullah Mahmud
...
Okur sorusuna cevap verdim:
anarax:
acem diyerek iki yıl boyunca iran-türkiye savaşı üzerine kurduğu tezler şu son iran-türkiye münasebetleri ile birlikte fena patlamış durumda. ne kadar denklem kurulursa kurulsun, bu saatten sonra iran ile kafa kafaya gelmeyeceğimiz tescillenmiş oldu. tabi iki yıl boyunca bu temayı işleyip sonrasında sadece "küresel aksta u dönüşü" diyerek konuyu kotarma çabası malesef iyiniyetli bi' yaklaşım olarak algılanmayabiliyor. en azından merak ederek yazılarını okurken sonrasındaki bu sessizlik adına ben böyle düşünüyorum.
komplo teorisyeniymiş galiba, aytunç altındal gibi bişimiş neticede.
Elcevap:
Sayın Okur;
İletişim zor zanaat!
Kişi kendi ne duymak ister ise onu duyar, görür, söylermiş.
İllüzyon başka komplo başka, Silivri kumpas'ı ortada!
Allah rahmet eylesin Aytunç Altındal karşılaştırmalı dinler tarihi konusunda uzmandı, keşke onun kadar bilgili görgülü olunabilse.
Uzmanı olduğu alanda onu okumaktan da dinlemekten de her daim zevk aldım.
Komplo teorisi önermesine gelince, Erbakan'a "git" diyen Fetullah Gülen'in de 28 Şubat süreci'nde mağdur edildiği "komple" bir iddia olsa gerek!
Küresel aksta "U" dönüşü dediğim, siyasal islam'i partilerden uzaklaşma, enerji bazlı güvenlik kapsamında "laik kalkışma" anlamında.
Düşen bir çizgi yükseliyor!
Hangi çizgi?
Laik çizgi!
Misal: Mısır.
İran'la savaş konusunda gelince, Erdoğan'ın ziyareti İran'la savaş'ı önleyecek durumda ise siyasal Arap baharındaki ayak izleri ortada!
Libya'dan başlayın, Mısır, Suriye'den devam edin.
Erdoğan'ın ayağını nereye bastırdı iseler orası kan gölüne döndü, heyecanla Vatikan'ı, ardından Londra'yı ziyaret etmesini bekliyoruz!:))
Suriye konusunda İran'ın görüşü belli, İsrail'in görüş'ü belli.
Herkes anlaştı ise paylaşılmayan ne?!
Gül, Suriye için İran'la çalışmak gerekir diyor.
Siyasal kürt baharı da bir bahar.
Hülasa:
"Irak, Suriye, İran" şer ekseni BOP'ta var!
Büyük Barzanistan için Irak'tan, Suriye'den kesilmek istenen salam dilimleri, İran ve Türkiye'yi de bağlamıyor mu?!
"İran'la savaş" sözü verip deliğe süpürülmeme karşılığında pazarlık yapan kim?!
Silivri kumpası hangi bağlamda üretildi!?
Ezcümle:
İran'la savaş senaryosu Stratfor'da var.
(Büyük Britanya Procesi!)
Hiçbir zaman İran'la savaşalım demedim,  BOP procesinden doğan ve AKP'nin verdiği İran söz'ü var deyip altını çizdim.
"Büyük Resim" üzerinden bakınca, kuklalar ve kuklacılar çok net gözüküyor.
Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki, Erdoğan'ın İran'a yanaşması, aynı acem kare içinde poz vermesi 'büyük resim'de 28 Şubat kapısının içinden geçmekte olunduğu manasına gelir.
Ki, bu İsrail'i küresel aksta ağır paranoyak yapar, güvenlik fazlı sert rüzgarlar estirir.
Yani, AKP için tek yön'lü gidiş bileti.
Madem "acem ak minare" yamuk dediniz, gönlünüz olsun diye ip bağlayıp düzelttik, bu da hediyesi olsun!:))
Böyle bakmak da mümkün.
Saygılar.
HM
...
Final süreç'i: Erdoğan "İran"a, Gülen "İsrail"e yapışık ise AKP & Gülen'in paylaşamadıkları nedir?!
...
Gülen vesayet!?
AKP'den yeni bir Gülen vekil istifa etti.
Bir parmak eksildi.
Soru ortada:
İstifa eden siyasilerin özgül ağırlıkları nedir?!
Şimdiye kadar ne yapmışlar?!
İftiharla Gülen'den talimat, emir aldığını söyleyen vekil hangi vesayet'in vekil'idir?!
Elcevap:
...
Hayaldi gerçek oldu!
...
Bu'günlük de bu kadar.
Nokta.

1 Şubat 2014, Cumartesi
Özgür'TÜRK
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages