Pani dulska'nin ahlaki

23 views
Skip to first unread message

Ahmet Beşol

unread,
May 6, 2013, 8:02:24 AM5/6/13
to oswiecen...@googlegroups.com
Faziletli Fazilet Hanım
 
Yazan: Gabriela Zapolska​
Türkçe’ye uyarlayan: Neşe Taluy Yüce
 
KİŞİLER
Fazilet :
45-50 yaşlarında, tombul bir kadın.
Şeref :
50 yaşlarında ince yapılı, silik bir erkek.
Erdem:
20li yaşlarında, yakışıklı bir genç
Benek ve Betül:
13-15 yaşlarında genç kızlar
Asena:
30lu yaşlarında,  kırmızı saçlı, gösterişli, havalı bir genç kadın.
Kiracı:
30lu yaşlarında, kendi halinde silik, hastalıklı görünümlü bir kadın.
Döne:
Yirmili yaşlarında, bir köylü güzeli.
Gözel:
Kırklı yaşlarında, iri yapılı esmer bir kadın. Türkmen şivesi ile özellikle “k” harfini bastırarak konuşur.
Elmas:
Kırklı yaşlarında şişman, bir köylü kadın.
 
Birinci Perde
Sahnede bir zengin fakat zevksiz bir evin salonu görülür. Kristal avizeler halılar ve mobilyalar gösterişlidir.Duvarlarda altın varaklı çerçevelerin içinde, camlanmış etamin işlemeli resimler ve kitsch tablolar vardır. Plastik çiçekler, yapay palmiyeler belirli köşlerde bulunmaktadır. Bunların arasında klasik stilde içi ıvır zıvır dolu camlı bir vitrin ve oymalı bir yemek masası bulunur.  İki büyük berjerin ortasında üzerinde gösterişli bir abajurun ve pek çok küçük çerçevenin olduğu yüksekçe bir masa bulunmaktadır. Sahnede yüzü oyunculara dönük bir de şömine bulunmalıdır. Pencerenin önünde bir kanepe vardır. Storlar iniktir- sahne karanlıktır. Perde açılınca, odadaki saat altıyı vurur. Sahne yavaş yavaş aydınlatılmalıdır, stor perdeler  kaldırılınca, ortalık tamamen aydınlanır.
 
Kısa bir süre sahne boştur. Kulisten terlik sesleri gelir. Sol taraftan -ebeveyn yatak odasından-  Fazilet, girer. Başında bigodiler, üstünde temizliği şüphe götürür beyaz bir sabahlık. etekleri kısa, göbeği yırtık pırtık bir gecelik vardır. İçeri  homurdanarak girer, mutfağa doğru bağırır.
 
 
Fazilet
Döneee hadi, Gözel sen de  kalk,. hadi!...
 
(Mutfaktan homurtular gelir)
 
Ha deyin? Hala mı yatılıyor?(sahte  bir yumuşaklıkla) Ah  Hanımefendiler, size çok rahatsızlık veriyorum, biliyorum. (birden sertleşerek) Amaaa ben kalktım… Hadi bakalım mızmızlanmayın   Döneee! Ev buz gibi.! Kime diyorum?! Git salondaki şömineyi yak. Kombiyi de hafifçe aç. Hadi çabuk!...,çabuk diyorum şömineyi yak!
(Sağdaki kapılara doğru yönelerek)
 
Betül! Benek! Kalkın! Okula geç kalacaksınız… çabuk çabuk!… yataklara yapışmakla adam olunmaz! (Bir süre sahnede homurdanarak gezer. Soldaki ilk kapının önünde durur. Kapıya bakar odaya girer.)
 
 
(Döne çıplak ayak, üstünde geceliği, sırtında omzuna atılmış kalın hırka ile girer. Kucağında odun ve çıralar taşımaktadır. Şöminenin önünde eğilir, çıraları ateşler, iç çeker. İçeri Fazilet girer, kızgındır.)
 
Fazilet
Nasıl şömine yakmak o öyle? Nasıl şömine yakmak? Allahın cezası hımbıl.Nasıl heba ediyor çıraları bak! Sen ahıra git ahıra, beylerin şöminesini yakmak senin neyine. Bunca çırayı heba ediyorsun!  Dur, çekil oradan, dokunma bir şeye- dur da göstereyim, nasıl şömine yakılırmış. Hayatında şömine mi görmüş?! Dangalak köylü, adam olmaz senden zaten.
 
(Eğilir ve şömineyi yakmaya koyulur.)
 
Hadi  git de küçükhanımları kaldır, kalkmak istemezlerse, yorganlarını çek.
 
(Döne kızların odasına gider. Fazilet şömineyi yakar, üfler, kıvılcımlar yüzün aydınlatır, kremli yüzü görülür.- döner.)
 
Ne oldu küçük hanımlara? Kalktılar mı?
 
Döne
Yorganı çektim çekmesine emme, Benek hanım beni dekmükledi.
 
Fazilet (alaycı)
Aman ne diyorsun, na’pcaz şimdi?! Hii çok mu canın yandı?!
 
(Kısa sessizlik)
 
Döne
Yok hanımım...
( o sırada şömineyi yakmayı bitirir, ayağa kalkar)
Fazilet
Gördün mü, şömine nasıl yakılırmış?
 
Döne
Gördüm, hanımım
 
Fazilet
Her şeyi ben düşüneceğim, zaten. Sizin yüzünüzden, allah cezanızı versin. Adam edemedim ki sizi, yok yok yollayacağım memlekete geri... Ne uğraşıyorsam, Hiç işte!. Vallahi canımdan olacağım sonunda
 
Döne
(onun elini öper)
Allah korusun  hanımım,
 
Fazilet 
Hanımımmış, köylü! Ne dedim ben sana, hanımefendi diyeceksin!
 
Döne
Hee! Hanfendi!
Fazilet
(kızın sesini taklit eder) Heee!!! Hödüüük!
 
Döne
Şeyy, memleket dedin ya, ben izninle ayın birinden sonra gidecem!
 
Fazilet
Ne? Nereye?
 
Döne
(Daha yavaş)
Memlekete!
 
Fazilet
(Alaycı) Ay,Öyle desene, ben de Avrupa’ya gideceksin sandım. Ne oldu, tatil yapasın mı geldi? Hava değişikliğine mi ihtiyacın var? Doğru çok çalışıyorsun tabii!(sert) Hiçbir yere gidemezsin, anana parayı şakır şakır yolluyorum. Bu ayın parasını geçen aydan yolladım. Kır kıçını otur aşağı.
 
Döne
Şeyy ben borç harç… ebemgilden alırım da öderim parayı.
 
Fazilet
Bakında şuna!? Ebesigilden alacakmış da, parayı ödeyecekmiş de. Kıyamazlar! Hadi kızım oyalama beni, işine bak!
 
Döne
Lütfen ama  hanımım, şeyy, sayın hanfendi! küçççük bey beni….
 
Fazilet
Hadi hadi! İşine dedim!
 
Döne
Ben istemiyom, valla ama küççük bey zorla…
 
Fazilet
Yine mi aynı hikaye?
 
Döne
Hee!  hep aynı, hep aynı… iki gözüm şurada önüme aksın kör bakam ki hep aynı nere gitsem yanımda dineliyoo
 
Fazilet
(Ona bakmadan)
İyi ya- konuşurum onunla ben
 
Döne
Lütfen sayın hanfendi- işe yaramıyor ki. Ne de olsa kaç kere konuştunuzdu, bir değel iki değel…
 
Fazilet
Tamam dedik, kez zırıltıyı,konuşacağız işte!.
 
Döne
İmam efendi de, köyüne dön diyo!
 
Fazilet
Paranı imam efendi mi ödüyor, yoksa ben mi?
 
Döne
Ama   İmam efendi dedi ki…
 
Fazilet
İmamlar götürsün seni! Götürsün de musalla taşlarına yatırsın…Git de ekmekle süt al hadi! Dönelerin yüz karası!
 
Döne
Peki, sayın hanfendi.
 
(Çıkar)
 
 
Fazilet
(Ebeveyn odasına doğru yönelir)
 
Şeref beeey! Kalk hadi Şereeef sana diyorum!... İşe geç kalacaksın…
 
(Kızların odasına doğru yönelir)
 
Benek! Betül! Hadi kızııım! Okula geç kalacaksınız…
 
Benek
Anneciğim, çok soğuk! Lütfen biraz sıcak su…
 
Fazilet
Ne o öyle nazlı hanımın büzme çarığı gibi üşümekler falan?! Başka emirleriniz? Alışın, alışın soğuğa; bakalım kocanızın evinde bu lüksü bulabilecek misiniz?… Şereeef! Kalktın mı? Senin soytarı oğlun, daha eve dönmedi, biliyor musun?! Hiç, kime anlatıyorsun? Hah işte tık yok. Konuşsana be adam… Kime diyorsun, tek laf yok! Yemesi içmesi yerinde geleni gideni tanımaz…
 
Döne
(Mutfaktan uzanır.)
 
Sayın hanımım, şey hanfendi baksan ya bi!
 
Fazilet
(sesini taklit ederek) Baksan ya bi! Allahın öküzü! Geliyorum! (odalara doğru seslenir) Benek Betül Şeref! Aman ne uykucu bir familya. Hadi hadi! Ayyy hadi demekten…ben olmasam sürünürüz valla sürüm sürüm sürünürüz hem de.
 
(Mutfağa girer)
 
Kapıcı geldi mi?
(Kapıyı kapar, sesler kaybolur.)
 
 
 
(Betül ve Benek, odalarından çıkarlar-bir örnek kısa gecelikler, yünlü sabahlıklar giyerler, saçları açıktır- şömineye doğru koşarlar,şöminenin önüne çökerler.)
 
Benek
Gel, gel! Cimri kadın akşamdan kaloriferleri söndürtüyor ya, ev buz gibi!
 
Betül
Hişşt duyacak!
 
 
Benek
Duymaz, kapıcının kafasını ütülemekle meşgul Oh! Birazcık ısınmak ne güzel.
 
Betül
Oh gerçekten de!
 
Benek
Ayy nasıl kar yağıyor! Tarağı versene saçını tarayayım!
 
Betül
Aman  bırak !Görürse yine bağırır.
 
BENEK
Bağırırsa bağırsın. Hiç de korkmuyorum.
 
BETÜL
Ben korkuyorum, ama. Aslında korkmak değil de  evde birisinin öyle çığlık çığlığa bağırması hiç de hoş olmuyor.
 
BENEK(alaycı)
Hıçk, gözlerim sulandı amma da duygusalsın. Babama benzemişsin sen.
 
BETÜL
Babamı ne biliyorsun ki sen. Adam ağzını bile açmaz.
 
BENEK
Ben bilirim…hem burnun da yanı.
 
BETÜL
Neyse bırak şimdi. Anlat bakalım…
 
BENEK
(Kardeşinin saçını tarar)
Neyi?
 
BETÜL
Dün gece nereye gittin sen?
 
BENEK
Boşveer…
 
BETÜL
Nasıl boşver? Söylesene…
 
BENEK
Yağma yok- söylemem.
 
BETÜL
Çok oldun ama, ne var söylesen?!
 
BENEK
Gözel’in yanına gittim.
 
BETÜL
Aa! Niye ki?
 
BENEK
Annem, çocuklara göre değil diye dün gittikleri tiyatroya bizi götürmedi ya ben de mutfağa gittim. Gözel bana neler anlattı neler?! Oh Betül….Oh Betül! (halıda gülerek yuvarlanır)
 
BETÜL
Benek! Ayıp oluyor ama...
 
BENEK
Ayıp olan ne?
 
Betül
Aşçı ile böyle şeyleri konuşmak
 
Benek
Ne var bunda canım?!
 
Betül
İyi de annem bir öğrenirse...
 
Benek
E ne olmuş? Gıgırıp durur.
 
BETÜL
O nedemek öyle?
 
BENEK
Türkmence bağırıp durmak demek. Annem de sürekli gıgır mıyor mu?
 
Betül
(Bir az bekler)
Ee, Gözel neler söyledi? Bana söylemeyecek misin?
 
Benek
Hayır. Seni de bulaştırmak istemiyorum.(yapmacıklı bir ciddiyetle) Sen daha çok küçüksün!...
 
(bir an susar. Benek kalkar ve parmakları üstünde Erdem’in odasına girer, bakar, şöminenin yanına geri döner. Yarı yolda Betül ile karşılaşır- otururlar: Benek koltuğa oturur,Betül onun saçlarını örer)
 
 
Betül
Kıpırdama.
 
Benek
Biliyor musun, Erdem abim yine hovardalığa gitmiş.
 
Betül
Odasında yok mu?
 
Benek
Yok. Sana bi şey söyleyeceğim, ama yemin et kimseye söylemeyeceğine… eğil.. Erdem Döne’nin peşinden koşuyor.
 
Betül
Niye ki?...
 
Benek (alaycı)
Kovalamaca oynamak için.
 
Betül
Aaa nasıl yani?
 
Benek
Aman…üfff…seninle de konuşulmaz ki!...
 
Betül
İyi de peşinden koşuyor deyince ben de...
 
Benek
Peşinden koşuyor ne demek? yani asılıyor, yani… seviyor gibi bir şey- ne bileyim işte yani…
 
Betül
Anladık herhalde… Olmaz öyle şey!
 
Benek
Neden olmazmış? Sen hiç eski türk filmi seyretmedin galiba. (Gülerek) hani eski filmlerde hep, evin oğlu hizmetçiye atlar, ya. Aynı onun gibi…
 
(İçtenlikle güler)
 
Betül
Ay ne biçimsiz konuşmalar bunlar, atlama matlama.
BENEK
(onu taklit eder)
Ay ne biçimsiz konuşmalar bunlar. Büyümüş de küçülmüş.
 
BETÜL
Hem öyle şeyler filmlerde olur, bir kere.. Hem sonra o zamanlar eski zamanlardı Hiç de inanmadım, atıyorsun!
 
(Döne gelir, şöminenin önünde çömelir)
 
 
BENEK
Hah filmin kadın kahramanı da geldi....Soralım bakalım, yalan mı söylüyorum.
 
Betül
(korkuyla)
Benek, sorma – sorma…lütfen!
 
Benek
Neden? Soracağım işte.. .
 
Betül
Benekcim yapma, lütfen, yalvarırım..
 
(sessizlik)
 
Benek
(yavaşça)
Tamam, tamam sormayacağım, ama  onun,  kıza  nasıl asıldığını Gözel anlattı..
 
Betül
Ama seviyor gibi de dedin değil mi?.
 
Benek
E tamam işte,aynı şey..
 
Betül
Canım, eğer sevseydi, asılmazdı ki.
 
Benek
Ay sen nerede yaşıyorsun ya!
 
Betül
Nerede yaşıyormuşum?
 
Benek (alaylı) 
Betül gerzekler diyarında…   
(Aniden)
 
Ah! Şu abim geceleri nerelere gidiyor bir bilsek?!
 
Betül
Belki parkta geziyordur- tam karşımızda park var ya….
 
Benek
Ay ne aptalsın…
(Aniden Döne’ye )
Bana bak, belki sen bilirsin, nerelere gidiyor Erdem geceleri?
 
Döne
Ben ne bilem?...Bir yerlere gidiyordur ellağam…
 
Benek
Kendine sordum- hovardalığa dedi.-Gözel de gülüyor, aynı şeyi söylüyor, güya bara, pavyona gidiyormuş. Ah Allahım! Ne zaman olduğu gibi gerçekleri öğreneceğim ben! Ne zaman büyüyeceğim! Ne zaman her şey önümde apaçık duracak?
 
Betül
Ben şeyi yeğlerim.
 
Benek
Neyi?
 
 
Betül
Hiçbir şeyi öğrenmemeyi. En iyisi bu, Hiçbir şeyi bilmemeyi yeğlerim.
 
Hela
Salak!...
 
(Fazilet, rüzgar gibi sahneye girer.)
 
Fazilet
Ne yapıyorsunuz burada siz? Hadi bakalım giyinin hemen. Döne, ortalığı topla, Betül notalarını al. E hadi Şeref, hadi!
(ebeveyn yatak odasına girer)
 
Benek
(Betül’e)
Dur sen- fırtına esmeye başladı. (annesini taklit ederek)Hadi Şeref, hadi!
 
Betül
Sussana duyacak!
 
Benek
Aman duyarsa duysun?  (alaylı) Aileye bak, çekirdek aile… Çekirdek ailelerin yüz karası.
 
 
Betül
(kızgın)
Benekcim ama, baksana Döne gülüyor..
 
Benek,
Bana ne , gülerse gülsün. Ne yani fikrimi söyleyemeyecek miyim?
 
(Döne’ye)
 
Ne gülüyorsun aptal! Temizlesene ortalığı!Ya da dur bakayım! Sen hiç pavyon gördün mü?
 
Döne
Tövbe, ne işim var benim oralarda?!
 
Benek
Aptalsın çünkü. Gözel biliyo işteee! . Loş bir  bir yermiş, ışıklar yanıp yanıp sönüyormuş. Erkekler   oturup içki içiyorlarmış ve çok eğleniyorlarmış. Sahnede de genç ve güzel kadınlar dans ediyorlarmış,  ama  yazın tatil köyünde gittiğimiz discolar gibi değilmiş, çünkü bazen de… aman neyse anlamazsın sen!
Betül
Yavaş konuş Benek! Annem duyacak.
 
(İçeriden Gözel bağırır, Döne’yi azarlar )
 
Gözel
Döne gel kız buraya, Saçını goparırım tüdüm tüdüm edip iline veririm!
(Döne koşarak mutfağa gider)
 
BENEK
(gülerek )
Ha ha! Gözel’e bak Döne’nin saçını tüdüm tüdüm edecekmiş.
 
(Betül gülmez)
 
Betül sen niye böyle korkaksın!  
 
Betül
Söyledim sana- bilmemeyi yeğlerim.
 
Benek
İyi de demincek merak ediyordun.
 
Betül
Neyi?
 
Benek
Gözel ile konuştuklarımı.
 
Betül
O başka
 
Benek
Neden?
 
Betül
Çünkü, çünkü ben ilginç bir şey konuştunuz sandım.
 
Benek
E ilginç şeyler konuştuk zaten. Merak etmiştin  değil mi?
 
Betül
Etmiştim, ama şimdi etmiyorum.
 
Benek
Aa! hovarda geldi!
 
 
 
(Erdem- kravat gevşetilmiş, surat yorgun,  üşümüş ve asık, Gözbebeklerinin derinliğinden zaman zaman bir ışık gelse de genç olmasına rağmen bitkin görünümlü bir kişi.)
 
Benek
Neredeydin? Neredeydin?
 
Erdem
(Onu  eliyle uzaklaştırır, cep telefonuna gelen  mesajı okur, yüzünü isteksizce buruştur.)
Çekil şuradan, sabah, sabah, nereden bulursunuz bu enerjiyi bilmem ki?
 
Benek
Neredeydin? Hovardalık mı yaptın? Abicim… söyle… söyle…söz, anneme söylemeyeceğim.
 
Erdem
Çekil…
 
Benek
Söylemezsen söyleme, sanki ben bilmiyorum da.   Bardaydın işte, içki içtin- güzel kızlar da vardı di mi-belki de pavyondaydın?! Barla pavyon arasında ne fark var?  Oh! ne güzel sigara kokuyorsun- oh mis gibi- çok seviyorum seni.
 
Erdem
Çekil diyorum… sana!
 
Betül,
Yapmasana Benek
 
Benek 
Hadi beni de… beni de götür ha? Dur sen! Ben de büyüyeceğim- ben de hovardalığa gideceğim- barlara gidip içki içeceğim…senin gibi- senin gibi!
 
(Onun çevresinde tek ayağı üstünde zıplar)
 
Erdem (alaycı)
Aman ne güzel, bir gelecek planı ama… vallahi istikbal vaadediyorsun
 
Benek
Aman kendini beğenmiş, gıcık!
(bağırır)
Anne Erdem geldi…
 
Erdem
Sus be!
 
Fazilet
(bomba gibi içeri dalar)
Demek geldin?
 
ERDEM
Geldim ve gidiyorum. İşe gitmeden önce biraz kestireceğim.
 
FAZİLET
Hayır, bir yere gidemezsin. Annen seninle konuşmak istiyor.
 
ERDEM
Çok yorgunum anne.
 
Fazilet
(sert)
Ya tabii sabaha kadar taş taşıdın sırtında!
 
(kızlara)
Hanımlar giyinin! Betül, notalarını topladın mı sen?!  Azıcık piyano çalış.
 
BETÜL
Vakit yok ki, az sonra Durmuş abi gelir.
 
FAZİLET
Allah allah, şoföre abi mi deniyor?! Durmuş efendi diyeceksin. Ayrıca, vakit var daha; çalış  diyorum. Valla piyano hocan senden hiç memnun değil.
BETÜL
Ama anne…
 
FAZİLET
Ne? Ama anneymiş. Kızım piyano çalmak sınıf atlamak demektir. Pat, bir üst sınıfa geçiverirsin. Niye inatçısın sen böyle? (Benek’e döner) Ne öyle mutlu mesut sırıtıyorsun sen Benek hanım, kardeşin azarlanıyor diye, keyfine diyecek yok! Yine  çizmeler parçalanmış. Sen buz pateni mi yapıyorsun bu çizmelerlerle?
 
ERDEM
Kahve var mı?
 
FAZİLET
Yok beyefendi… taze bitti! (Benek’e döner) Kızım sen ne zaman malının kıymetini bileceksin. Oh yırtılan bayram paşanın şalvarı, sana ne, parçala çizmeleri dur. Nasıl olsa  yenisi alınıyor, zaten. Kaybol gözümün önünden.
 
(kızlar kaçışırlar)
Şoför gelene kadar azıcık piyano çalış Betül, sana diyorum, duyor musun beni?
 
Betül
(uzaktan)
Tamam anneciğim!
 
ERDEM
Bu işletmede kahve yok mu ya?
 
FAZİLET
Yok efendim, isterseniz şikayet kutusuna mektup bırakabilirsiniz? Feneri nerede söndürdünn sen?
 
ERDEM
Ne?
 
FAZİLET
Bu saatte kadar nerdeydin diyorum?
 
ERDEM
Anneciğim nerede olduğumu bilseniz, hop oturur hop kalkardınız.
 
FAZİLET
Bak sen!
 
ERDEM
En iyisi hiç sormayın
 
FAZİLET
Sorarım, annenim ben senin!
 
ERDEM
Ya tam da o yüzden söyleyemiyorum ya
 
FAZİLET
Bu saate kadar sağlığını ve zamanını nasıl harcadığını bilmek benim hakkım.
 
ERDEM
Anneciğim, bebek değilim ben artık,  bakın koca herif oldum, bırakın yani…
 
FAZİLET
Halini bir görsen!
 
ERDEM
Ne varmış halimde?
 
FAZİLET
Yeşil olmuşsun resmen.
 
ERDEM
İyi ya, moda renk. Siz de balkonları ve pencereleri yeşile boyattınız ya.
 
FAZİLET
Bu halde bakalım hangi kız seni beğenecek?
 
ERDEM
Varsın kötü kızlar beğensin beni. Kahve yok mu bu işletmede?
 
FAZİLET 
Doğru konuş! O biçim kadınların arasında değilsin!
 
ERDEM
O biçim kadınların nesi var, anlamadım. Sanki bizim apartmanda o biçim kadın yok mu? Birinci kattaki daireyi o biçim bir kadına kiralayan siz değil misiniz? Ama belediye başkanının metresi o biçim sayılmaz tabii.
 
 
FAZİLET
(kibirli)
Bize ne canım! Ben ona selam bile vermiyorum, zaten.
 
ERDEM
Ama aydan aya kirayı tıkır tıkır alıyorsunuz.
 
FAZİLET
Özür dilerim de o kirayı kendime mi harcıyorum ben acaba?
 
ERDEM
Nereye harcıyorsunuz peki?
 
FAZİLET
(gururla)
Vergileri ödüyorum, mesela.
 
ERDEM
Ha tabii. Neyse ben yatıyorum.
 
FAZİLET
Hovardalığı ne zaman bırakacaksın sen?
 
ERDEM
(şarkı söyler)
Çapkınım hovardayım/  yirmi dört ayardayım/hergece bir bardayım/hayda hayda hüdayda. Hadi ben yatıyorum…
FAZİLET
Borçlarını ödemeyeceğim, haberin olsun.
 
ERDEM
E! Tamam, sonra konuşuruz.
 
FAZİLET
Erdem, ah Erdem, Ben babanla o güzelim İstanbul’umu,  ailemi bırakıp niye evlendim?! Beydenlerin oğlu diye,  köklü bir soyadına  sahip diye …
ERDEM
(alaylı)
Çok zengin diye de olabilir belki?!
 
FAZİLET
Alakası bile yok. Ben paraya pula bakmam, benim için önemli olan şey soy soptur. Benim ailemin kalitesine uygun bir aileydi babanın ailesi
 
ERDEM
(alaylı)
Tabii, İstanbul’un yakutu Dolapdereli hamamcı Hüsnüefendi familyasına karşı, Anadolu’nun incisi Beydenler sülalesi! Ne olağanüstü bir karşılaşma…
 
FAZİLET
Münasebetsiz! Sanki bilmiyorsun?! Benim, soyluluğum anne tarafından geliyor, Anneannemin annesi rahmetli Fazilet hanım, saraylıydı. Bin kere söyledim size bunu. Neyse geçelim benim ailemi, konumuz sensin. Ben seni  Beyden adını devam ettir diye doğurdum… Kaç kurban kestik sen doğduğunda, soyadımız yürüyüp gidecek diye bayram ettik. Bak amcanın oğlu yok. Halaların it sürüsü kadar, ama neye yarar, hiçbirisi artık Beyden değil! Bu ne demek?!  Sen ailenin tek erkek evladısın. Sorumluluklarını bil!  Ama nerede?!  Meğer, seni ak sütümle, o köklü,  soyadımızı barlarda batakhanelerde rezil edesin diye  beslemişim.  Hiçbir şey olmasa bana süt borcun var!
 
ERDEM
Tamam markete uğrayıp,  on paket kiloluk süt alırım. Fazla fazla öderim borcumu.
(Fazilet, bitkin bir halde masaya oturur. Erdem da masaya yaklaşır, oturur ve onunla teklifsizce konuşmaya başlar.)
 
Endişelenmeyin Fazilet hanımefendi! Anneciğim evde sizinle oturup da ne yapacağım? Burada böyle  kukumav kuşu gibi, burnumuzdan kıl aldırmadan yaşıyoruz…yani yapacak hiçbir şey yok ki…
 
FAZİLET
E oğlum, küçük bir şehir burası? Ne yapalım?
 
ERDEM
İyi de, insan da toplumsal bir hayvan. Arada bir fikir alışverişi de gerekiyor. Bakın fikir diyorum- ne büyük bir söz değil mi? Gerçi burada fikir falan hava civa ama…
 
FAZİLET
Aman benim fikir üretmeye vaktim mi var?…
 
ERDEM
Ya, ya! İşte ben de tam da bunun için yok oluyorum ortadan çünkü bu ev bir mezarlık. Neyin mi? Fikirlerin-büyük ve engin fikirlerin mezarlığı
 
FAZİLET
Ha demek onun için  bara, saza dalıyorsun öyle mi?
 
ERDEM
Evet- evet! Aynen öyle. Anneciğim benim gibi cahil ve dar kafalı  birinin nerelerden fikir alabileceğini siz nereden bileceksiniz tabii.
 
FAZİLET
Aptal. Baban gibi aptalsın- aynı tipsiniz, aynı. O sünepe her gün kulüpte, sen barda sazda…Ne şirketle alakanız var, ne işle güçle…
 
(Şeref Bey,  çizgili bir takım elbise giymiştir. Odadan çıkar)
 
FAZİLET
Eh nihayet!
 
ŞEREF
(aynanın önünde kravatını düzeltir.)
 
ERDEM
Günaydın baba!
 
ŞEREF
(jestle oğlunu selamlar)
 
FAZİLET
Bu gün, şirkette yönetim kurulu toplantısı yok mu? Sen hala sallan. Her işi o abin olacak üçkağıtçının eline bıraktınız. Oğlun bir tarafta sen bir tarafta. Abinin karısının elindeki yeni tek taşı gördün mü? Cuk cuk yutuyor herif paraları tabii, siz baba, oğul rüyalar aleminde gezin bakalım…
 
ŞEREF
(Başını nedir senden çektiğim der gibi sallar, bekler)
 
FAZİLET
Ne bekliyorsun? Ha!  Puro… Erdem, babana şöminenin üstündeki kutudan purosunu ver.
 
 
( Şeref, Erdem’in verdiği sigarayı alır- dener)
 
FAZİLET
Oğlunun saat kaçta  eve döndüğünü biliyor musun?
 
(Şeref, bana ne anlamında omuzlarını silker ve kapıdan çıkar  gider)  
 
FAZİLET
Ay bu adam delirtir, insanı.
 
ERDEM
E siz adamı öyle eğittiniz anneciğim.
 
FAZİLET
Ay bu da fazla ama…Sünepe!
 
ERDEM
İyi geceler, ben yatmaya gidiyorum.
 
FAZİLET
Hani işe gidecektin?
 
ERDEM
İş kaçmıyor ya.
 
FAZİLET
Erdem, bak ölümü öp! düzeleceğine yemin et!
 
ERDEM
 
Hobbaaa! Arızalı mıyım ki düzeliyim ya!
(odasına girer)
 
FAZİLET
(Arkasından)
Arızalı  mıymış?! Göbek adın arıza senin. Erdemlerin yüz karası.
(içeri Döne girer)
 
 
FAZİLET
Piyanoyu sil- şömineye bak. Gözel yemeği hazırlıyor mu? Ah, Hale Hanımların İstanbul’daki köşklerinde çalışırken gözüme bir şey gibi gözükmüştü. Boşa getirmişim buraya hiç, beş para etmez Eltimde aşçı var diye, inadımdan aldım  bunu zaten.  
 
DÖNE
He hanımım!
 
FAZİLET
(kıza ters ters bakar)
Of allahım off, valla bu hizmetçiler beni öldürecek, biri hödük öbürü çok uyanık!
Gözeeel gel buraya!
 
GÖZEL
Geldim Fazilet hanım. Ne gıgırıp duruyong?
 
FAZİLET
Türkçe konuş! Ne yemek yapacaksın?
 
GÖZEL
Ben, oylen yemeği için, böfstragonof yaparım ama, sen bife acırsın. Kkofte kotleti yapalım ne yapalım?!
 
 
FAZİLET
Ukalalık istemez. Misafir mi var ki böfstragonof yapacaksın? Köfte pilav bir de zeytinyağlı kereviz neyimize yetmez?!  Hadi yürü yağı ben koyayım tencereye, senin maşallah elinin hiç ayarı yok, boca ediverirsin tenekenin hepsini.
 
(Fazilet, Gözel ile birlikte mutfağa gider, Döne bir az daha temizlik yapar. O sırda Erdem kapıdan eğilir)
 
ERDEM
Döne, yalnız mısın?
 
DÖNE
Kuran musaf çarpsın ki bağırırım; yaklaşma!
 
ERDEM
Ne oldu kız?
(Döne susar)
 
Gel bakayım! Göster yüzünü’ Kızgın mısın sen?
 
(Döne susar, gittikçe dha enerjik biçimde temizlik yapar. Öfkelidir)
 
ERDEM
Öfkelenince pek de çirkin oluyorsun ama.
 
DÖNE
(birden)
Tabii canım, yanından döndüğün karılar daha güzeller, herhalim.
 
ERDEM
Ha! Anlaşıldı, senin derdin.
 
DÖNE
Benim derdim falan yok. Beni rahat bırak o kadar diyom işte! Yaklaşma zımzığı yirsin!
 
ERDEM
Bana karşı daha iyi olursan, ben de hep evde otururum.
 
DÖNE
Bana ne canım, istediğin karının yanına git.
 
ERDEM
Kıskanmaz mısın?
 
DÖNE
Bak küçük bey çekil, şimdi anan gelir  billa!
 
 
ERDEM
Hadi küçük beyin elini, ona kızdığın için öp bakalım.
 
DÖNE
(gülerek.)
Deli!
 
ERDEM
Cilve mi yapıyorsun kız?!
(Ona sarılmak ister- o sırada, durumu görünce küçük bir çığlık atan ve sonra da kızaran ve kapalı gözlerle piyanoya doğru yürüyen Betül girer- Döne kaçar. Erdem odasına gider. Betül oturur ve piyano çalmaya başlar. Betül bir süre yalnız kalarak piyano çalar, sonra kalkar ve Erdem’in odasına gider kapıyı çalar)
 
BETÜL
Abi!
 
ERDEM
(kapıdan uzanır, giyinik değildir)
Ne var?
 
BETÜL
Korkma! Anneme bir şey söyleyecek değilim.
 
ERDEM
Ne oldu ki?
 
BETÜL
Hani demin…
 
ERDEM
Ee ?
 
BETÜL
Yani…Döne ve sen…eğer siz…​
 
 
 
ERDEM
Aaa! Ne diyorsun sen? Hiç yakışıyor mu, böyle şeyler senin ağzına…Ne ayıp, utan! Terbiyesiz!
BETÜL
Ben mi? Aa, tam tersi…bence…
 
ERDEM
Hadi bakalım, ikile!
(odasına girer. Betül düşünceli ve asık suratlı kalakalır, piyanoya gider, çalmaya başlar. O sırada Benek içeri girer, Üstünde palto ve şapka vardır. Aynı palto ve aynı tarz şapkayı da Betül için, elinde taşımaktadır- yere çantaları atar)
 
Benek
Leyla, hadi giyin, Mecnunlar çoktan okula gittiler bile.
 
BETÜL
(kalkar, yağmurluğunu şapkasını giyer.
Aa, ne Mecnunu be! Sen kendine bak.  8 A’ daki.o uzun boylu çocuktan ne haber? Bakışıyorsunuz ya hani derin derin!
 
BENEK
İstediğimi yaparım, sana ne!
 
BETÜL
Senin yerine ben utanıyorum, ama o nasıl bakışmaysa, artık.
 
BENEK
Utanırsan utan. Hadi anneme söylemeyi denesene, ben de, senin geceleri uyumak yerine derin derin iç geçirdiğini söylerim, hemen. Gör bak, annem sana o zaman bana kızacağından daha fazla kızacak!
 
BETÜL
Yok canım.
 
BENEK
Var canım. Annem beni tanır bir kere. Benim, sınırlarımı bildiğimi kendime sahip olacağımı bilir.
 
BETÜL
Nereden bilirmiş bakalım?
 
BENEK
Ha ha,  akıllım, kendi söyledi bir kere, sen bana benziyorsun dedi.  Abim ne diyor onun için sınırları gümrük memuru gibi  bilir diyor. Yani bu durumda ben de gümrük memuru oluyorum.
 
(Betül cevap vermek için ağzını açarken içeri FAZİLET hızla girdiğini görünce annesine bakarak susar.)
 
FAZİLET (hızla içeri girer, cep telefonu ile konuşur, sesinde yapmacık bir kibarlık vardır)
 Anladım canım, ay ne aksilik, geçmiş olsun, tabi tabii. Hadi görüşürüz, tabii, İyi günler, valide hanıma selamlar, tekrar geçmiş olsun.
(Döneye bağırır, sesi haşin bir ifadeye bürünmüştür) Döne koş, küçük hanımları götür! Şoför gelmeyecekmiş. Otobüsle gidin. Ay ne sünepe bu adam, gene şoförü elti hanıma kaptırdık. Hanımefendi annesini hastaneye götürecekmiş.
 
DÖNE
(mutfaktan)
Geliyom!
 
FAZİLET
Şemsiyeniz var mı?(Betül’e) Dik yürü- sağa sola bakmayın. Genç kızın hazinesi, namustur, bunu unutmayın!
 
(Betül’e)
Kambur durma- dedim!
 
(Döne  başında eşarpla çıkar)
 
Benek
(Ona çantayı fırlatır, azarlar gibi)
Çantaları taşı! ( annesine döner, yumuşak bir sesle)  hoşçakalın anneciğim!
 
(Kızlar Döne ile çıkar. kapı çalar.- Fazilet dikkatlice gidip kapıyı açar: Kiracısını görünce geri çekilir.)
 
 
FAZİLET
Özür dilerim…giyinik değilim de.  Siz buyurun, üstümü değiştirip  hemen gelirim.
 
KİRACI
Yok ben çok az kalacağım. Lütfen rahatsız olmayın!
 
FAZİLET
Buyurun, buyurun. Üstüme bir şey atıp geleceğim.
(Odaya koşar. Kiracı yavaş yavaş içeri girer. Çok solgun ve üzgündür. Ağır bir hastalık ve sıkıntı geçirmiş gibi görünür. En yakındaki sandalyeye oturur. Yere bakar, hareketsizidr. Kısa bir süre sonra, gösterişli bir sabahlıkla içeri Fazilet girer.)
 
Kanepeye buyurun lütfen!
 
KİRACI
Teşekkürler. Yalnızca  bir iki kelime edeceğim. Sizin mektubu aldım da..
(lafını keser, sessizlik)
 
FAZİLET
Artık  hastaneden taburcu oldunuz demek.
 
KİRACI
Evet evveli gün annem çıkardı beni.
 
FAZİLET
Bakıyorum da iyileşmişsiniz.
 
KİRACI
(Üzgün bir gülümsemeyle)
 
Nerede? Daha değil.
 
FAZİLET
Olur olur. Evcazınıza döndünüz ya, hemen gücünüz geri gelir. Ah evcazım evcazım sen bilirsin halcazım demişler.
 
KİRACI
Doğru bir evcazımız olsa  halcazımızı bidireceğiz  ama...
 
FAZİLET
 
Olur olur, eşinizin işi gücü yerinde, oda olur…
 
KİRACI
Öyle de..
(Sessizlik. Güçlükle)
Bakın hanımefendi. Benim ayın birinde evi boşaltmam şart mı?
 
FAZİLET
Bakın hanımefendi…sizin daire için akrabalarıma söz verdim.
 
KİRACI
Kışın ev bulmak çok zor olacak da… Keşke çıkmasaydım diyorum.
 
FAZİLET
Ah, imkansız. maalesef, imkansız!
 
KİRACI
Neyse, eğri oturup doğru konuşalım. Daireye kiralık ilanı astıracağınızı biliyorum, yani akrabaların falan taşınacağı yok. Vicdanınızın tellerine vuruyorum parmaklarımı; ses verin lütfen!
 
FAZİLET
(dudaklarını büzerek)
Tınnn! (ara) Ay ne bu şairane konuşmalar?! Vicdanla falan ilgisi yok bunun. Beni kötü kötü konuşmaya zorlamayın.
 
KİRACI
Beni neden atıyorsunuz?
 
FAZİLET
(patlar)
A! Artık sınırları aşıyorsunuz.  Bunları kendinizi zehirlerken düşünecektiniz.
 
 
KİRACI
Ha demek mesele bu?
 
FAZİLET
Ya ne olacaktı? Kiranızı öderdiniz.-çocuğunuz, köpeğiniz de yok., yani istediğiniz kadar oturabilirdiniz…eğer o…ay düşününce yanaklarımı al basıyor. Benim apartmanıma ambulans geldi!!! Polis geldi Kavga çıkan o ...yerler gibi ayyy...üzerinize güller, tü tü...
 
 
KİRACI
Ama hanımefendi  bir kaza oldu desek.
 
FAZİLET
Doğru dürüst apartmanlarda kaza olmaz, efendim. Siz hiç ileri gelen eşrafın apartmanlarında kaza olduğunuzu duydunuz mu? Ya  Duymadınız..Öyleyse Beydenlerinkinde de olmaz. Sonra o gazeteler! Üç kez  Beyden  adı geçti haberlerde. Benim kızlarımın soyadı böyle bir skandalla yan yana anıldı…
 
KİRACI
Ama hanımefendi, sebebini…
 
FAZİLET
Biliyorum biliyorum. Ne olay ama. Eşiniz ve o kız…her neyse
 
KİRACI
Kız hizmetçimdi. İğrenç bir durum. Olayı anlayınca…
 
FAZİLET
Kızı öldüresiye dövüp, kendinizi odanıza kaptınız, sonra da evde ne kadar ilaç varsa yuttunuz…zehirlediniz yani kendinizi…İnsanlar ne alay ettiler ama. Komedi yani hadi bari, ölseydiniz neyse, bir de sağ kaldınız, iyice kepazelik…
 
KİRACI
Ölmediğime ben de çok üzülüyorum.
 
FAZİLET
Vallahi onu bunu bilmem! Siz hapı yuttunuz millet güldü, kent çalkalandı , ne diyorsunuz siz. Geçen gün otobüse binmiştim. Aslında genelde  toplu taşım araçlarına pek binmem, ama o gün şöförün işi vardı,  taksi de bulamamıştım, Neyse, kısacası otobüse bindim. Durağa daha vardı biraz…bizim apartmanın önünden geçerken iki adam benim evi gösterip “bak şu kıskanç kadının intihara kalkıştığı ev ” demezler mi” bir de, olayı allaya pullaya anlatıp  gülmeye başladılar… Dünya başıma yıkıldı zannettim.
 
KİRACI
(üzgün)
Bu tatsız şeyler için ne kadar üzüldüğümü bilseniz.
 
FAZİLET
E hanımefendi…Banallik banniliktir yani.
 
KİRACI
Çok hastalanmıştım. Üstelik ne yaptığımı bilmez bir haldeydim. Çılgın gibiydim,sanki…
(yavaşça ağlar)
 
FAZİLET
Doğrudur.  Zaten, her intihara teşebbüs eden çılgın olmalı, hatta  ahlak duygusunu ve tanrının varlığına inancı yitirmiş olmalı. Bu, bu bir nevi tabansızlık. Evet- tabansızlık.  Kendi kendini öldürmek ne demek? Hem de ne için? Erkek için. Hiçbir erkek, hanımefendi, göçüp gitmeye değmez.
 
KİRACI
Rica ederim, ama  herhangi bir erkek değil ki,  söz konusu olan eşim.
 
FAZİLET
Ee!
 
KİRACI
Çatımın altında buna izin veremezdim.
 
FAZİLET
Daha iyi ya, adam ne yapmışsa evde yapmış. Kol kırılır yen içinde kalır Evde olanı kimse bilmez öğrenmez..
 
KİRACI
E, ben biliyorum ya.
 
FAZİLET
Bakın hanımefendiciğim, dört duvar niye var? Evdeki kiri pisi temizleyip dışarı göstermemek için. Olan biteni herkese söylemek ne ahlaklı bir şeydir, ne de dürüst. Misal ben; evimde olan biteni kimse bilmez.  her zaman, kan kusup kızılcık şurubu içtim demişimdir.. Kadın dediğin sessiz sakin olur. Ben bunu bilir bunu söylerim.
 
KİRACI
İyi de eğer Şeref Bey’i bir hizmetçiyle yakalasaydınız…
 
FAZİLET
Şerefı mı? (kahkaha atar)Asla! O biraz sıkar! Hem üstelik… o işler sizde olur. Neyse ben kendimi ve benimkileri adilikten, bayağılıktan korumak zorundayım. Belki yine çıldırıp bir allahsızlık yapacaksınız ne bileyim. Olur, olur, yani…Ay bir daha polisti, soruşturmaydı, çekemem! Herkes çarşıda benim evim hakkında konuşuyor. Neme gerek, evin adı kötüye çıkıyor. Yok, olmaz!
 
KİRACI
(ayağa kalkarak)
Anlıyorum. Taşınacağım. Ama söylemek istediğim bir şey var. Beni evden taşınmakla zorlayarak, hiç de ahlaklı ve dürüst davranıyor olmuyorsunuz….Öyle hastayım ve zayıf durumdayım ki…
 
FAZİLET
(kızgın, ayağa kalkar)
Bana ahlakı  dürüstlüğü siz mi öğreteceksiniz?! Ben ikisini de çok iyi bilirim; hiç endişeniz olmasın. Sizin yerinize doğru düzgün, saygın bir aile taşınacak.  Evde olan evde kalır, herkes evdeki her şeyi bilmez. Evde olan biteni dünyaya ilan edersen sonu bu olur.
KİRACI
(birden durur)
Hiç kuşkusuz. Ama korkmanıza gerek yok. Bir daha kendimi zehirleyecek değilim. Gerçi siz tabansızlık olarak değerlendirdiniz, ama bu iş bir hayli cesaret gerekiyor. Sonra da az acı çekilmiyor yani. Artık bunlara gücüm yok….bir daha bu kadar acı çekemem, artık. Üstelik eşimden de ayrılıyorum. Yani bir daha böyle kıskançlıklara kalkışmayacağıma en iyi garanti de bu olsa gerek. (üzüntülü bir biçimde gülümser)
 
FAZİLET
Kocanızdan ayrılıyor musunuz? Aaa! Bir yaşıma daha girdim! Adam hizmetçiyle şey etti diye, yuvanızı mı dağıtacaksınız?! Ayol erkeğin elinin kiri, bunun için yuva mı dağılır?! Bak bunu duyduğum çok iyi oldu. Şimdi kesinlikle artık burada oturmazsınız... Yalnız bir kadın…odur… budur…şöyle olur böyle olur…Anlarsınız ya…
 
KİRACI
(ironik)
Anlamaz mıyım?! Ama şu birinci katta oturan ve  geceleri eve pek geç dönen  hanıma ne demeli?
 
 
FAZİLET
O kendi parasını, kendine göre namusuyla kazanan ve etliye sütlüye karışmayan bir kişi.  Bu güne kadar, evimin önüne  ne ambulans ne polis getirdi.
 
KİRACI
(ironik)
Tabii canım, getirse getirse  belediye başkanın makam arabasını getirir, o.
 
FAZİLET
Bir kere, araba evin önüne kadar gelmiyor. Hep birkaç apartman ileride park ediyor, bu bir. Üstelik size hesap vermek  zorunda da değilim, bu da iki.
 
KİRACI
Tabii tabii. Çok iyi anlıyorum. Politikacılarla iyi geçinmek gerek. Karısı ile ahbap olup, konken oynamak, metresinin de ev sahibi olmak nasıl bir şey acaba? Belediye başkanın zavallı eşi biliyor mu bu durumu?
 
FAZİLET
Bakın kızım, herkes her şeyi anlar, bilir, ama edepli kadınlar, neyin dillendirilip neyin dillendirilmeyeceğini  de bilirler. Ama siz bunları anlayamazsınız tabii.
 
Kiracı
Doğru! Ahlak anlayışlarımız oldukça farklı.
 
FAZİLET
Bak, ne güzel söylediniz; kişi kendini bilmek gibi irfan olmazmış! Neyse uzatmayalım! Ha bu arada, daireye bakmaya gelenlere karşı kibar olun. Sizden son ricam bu.
 
KİRACI(çıkarak)
Elbette. Ama evin rutubetli olduğunu söyleyeceğim, çünkü rutubetli
 
FAZİLET
Aa! işte kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş. Hanım bana baksana sen, Ay zorla beni mahalle karısı gibi bağırttıracak.  Neresi rutubetli evin? Madem rutubetli, niye yalvarıyorsun kalayım diye.
 
KİRACI
Aslında kalınacak ev değil, ama o kadar bitkinim ki şu anda taşınmaya halim yok!
 
FAZİLET
(öfkeli)
Defol, defol! Derhal terk et evimi. Benim senin gibi ahlaksız kadınlarla geçirecek zamanım yok.
KİRACI
Ahlaksız kadın ha, mahkemede görüşeceğiz seninle…
 
(çıkar)
 
 
Fazilet
(öfkeli)
Şuna bakın…şuna… Gözel gel şu omuzlarımı ov.
 
GÖZEL
Ne oldu; Fazilet Hanım Ne gıgırıp durduguz öyle?
 
FAZİLET
Aman ne gıgıracaz, beni mahkemeye verecekmiş.
 
GÖZEL
(Fazilet’i ovarak)
Ee, Pis pisi tapar, su pisi tapar.
 
FAZİLET
Ne demek o öyle?
 
GÖZEL
Ne diyonuz siz ona tencere , tıngırdadı kapağı fıngırdadı mı?
 
(o sırada içeri Asena girer)
 
ASENA
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş demek istiyor galiba.
 
GÖZEL
Hah! aynen öyle zaten.
 
FAZİLET
Allah allah, ne demek bu şimdi? Bu da yarım yamalak Türkçesi ile bize durmadan laf geçiriyor galiba.  Yallah mutfağa.
(GÖZEL koşarak çıkar)
Türkmen Başı’nın yüz karası, takacağım senin kuyruğuna da tenekeleri yakında.
 
ASENA
Sakin olun yengeciğim.
 
FAZİLET
Hoş geldin kızım… Ay beni mahkemeye verecekmiş, beni.
 
ASENA
Ha, kapıda kendini zehirleyen kiracıyla karşılaştım.Hışım gibi çıktı o mu  sizi  mahkemeye verecekmiş?! Aman verirse versin. Semih sizin dava vekiliniz olduktan sonra…
 
FAZİLET
Semih mi? Allah allah, Semih de nereden çıktı? Şirketin avukatları ne güne duruyor? (kendi kendine) bu da kocasına iş çıkaracak ya! Neyse, nedir bu benim başıma gelenler, el deliye hasret biz akıllıya!
 
ASENA
E neden veriyormuş sizi mahkemeye?
 
FAZİLET
Hastaneden çıkmış. Çok yorgunmuş, hastaymış mış da muş… Rezalet çıkarırken düşünecekti onu! Ben apartmanımda böyle şeylere izin verir miyim?! Sen de şahitsin. Adamlar onu dışarı çıkardıklarında nerdeyse çırçıplaktı. Rezalet, kepazelik! Ben de evimden çıkmasını söyledim.
 
ASENA
A, öyle mi? Çok iyi. Semih de yeni bir dava aldı. Daireyi biz tutarız artık.
 
FAZİLET
Kızım öyle  ayda yılda alınan bir dava ile falan olacak iş mi bu? Kira kaç lira sen biliyor musun?
 
ASENA 
Ne de o lsa, yengem bize bir akraba indrimi de yapar, değil mi?
 
FAZİLET
Vallahi sizin yolunuz yol değil. Bu zamanda serbest avukatlık yapmak kolay mı? Hem Semih buralı bile değil. Dışarıdan gelen avukata buranın halkı güvenir mi? Bir de sağ olasıca , annene çekmişsin sen, allah selamet versin Zeliha abla da har vurup harman savurdu, babadan kalan malı mülkü yediniz bitti işte. Sen de şimdi Semih ne kazanırsa anında harcayacak bir yer buluyorsun. Parayı çarçur etmenin hiç zamanı değil.
 
ASENA
Anladım, Parayı ödemeyeceğimizi ima etmek istiyorsunuz.
 
FAZİLET
Hiçbir şey ima etmek istemiyorum. Bir şey biliyorsam o da ayağınızı yorganınıza göre hiç uzatmadığınızdır.
 
ASENA
Yani…yani?
 
FAZİLET
Tiyatroya giden siz…
(sert)
Sinemaya giden siz. Her akşam barlar benim, fasıllar senin gezen tozan siz. Nerden bulup buluşturursunuz bilmem ama, lis lis  gezersiniz. Ne demişler, aç karın yüksek nalın salın yosmam salın. İşte o hesap. Yalan mı?
 
ASENA
İyi de…
 
FAZİLET
Daha sayayım mı? Dergilere abone olan siz. İstanbul’u komşu kapısı yapan siz. Doğma büyüme İstanbulluyum, ne kadar uzun zamandır görmedim ben memleketimi. Neden; çünkü tutumlu kadınım.
 
ASENA
Affedersiniz de yengeciğim…
 
FAZİLET
Hadi hadi… daha bitmedi dur, şaşalı yemekler veren siz.
 
ASENA
Ama gerekiyor da…
 
FAZİLET
Ya ne demezsin, o zaman para biriktiremezsiniz canımın içi.
 
ASENA
Ama biz yaşayamayız ki, öyle…
 
 
FAZİLET
Söyle, söyle, çekinme… sizin gibi yaşayamayız de. Göreceğiz bakalım yaşlılığınızda neler gelecek başınıza. Benim ve dayının bu konuda  farklı düşündüğümüzü biliyorsun.
 
ASENA
Kocam ekonomi yapmayı beceremiyor ki, ben de öyle..
 
FAZİLET
Madem biliyorsun huyunu, ne evlenmedin o  seni çok isteyen eczacı ile? O kadar söylemiştim sana o zaman…Gittin bu tıfılı aldın
 
ASENA
İyi de o kadar yaşlıydı ki, geçen sene eceliyle öldü adam.
 
FAZİLET
İyi ya, ne güzel. Apartmanı sana kalmıştı şimdi.
 
ASENA
Aa!
 
FAZİLET
Aa- ya! Hiç bunları düşünmezsiniz siz. Bak kocanın bir evi bile yok.    
 
 
 
(Erdem, odadan çıkar) 
 
ERDEM
Bu ne mırıl mırıl ya, uyuyabilene aşk olsun!
 
 
FAZİLET
İyi ya, sen de işe git işte.
 
ERDEM
 
(ASENA’ya)
N’aber kocakarı?!
 
ASENA
N’aber tipsiz?!
 
ERDEM
Çok yeşil görünmüyorum değil mi?
 
ASENA
Ne oldu ki bu gün gene hareketli geçecek galiba?
 
FAZİLET
Geçer tabii. Başrollerde ikiniz olduktan sonra.
 
ASENA
Ay ben ne dedim şimdi yenge?
 
FAZİLET
Aman, bir şey demedin. Burunlarından da kıl aldırmazlar. (Erdem’e döner) beyefendi bu gün şirkete gitmeyecekler galiba.
 
ERDEM
(şöminenin ateşine ellerini uzatır)
E Asena, anlat bakalım var mı yeni dedikodu?
 
(FAZİLET gösterişli sabahlığını çıkarır yırtık pırtık geceliği ile kalır)
 
FAZİLET
Hiç kime diyorsun? (Asena’ya döner) kusura bakma şekerim, biliyorum sen beni hep İstanbulluyum diye rol modeli yapmışsındır, böyle kılıksız görmeye alışık değilsin ama sabahlığım yeni de, toz alacağım için…
 
ASENA
Ay rica ederim…yengeciğim bana bakmayın siz.
 
(FAZİLET hızla toz almaya başlar, arada bir Erdem’e bakar.)
 
ERDEM
Senin rol modeli zavallı kiracının kalemini kırdı. (FAZİLET’e döner) Sahiden de atacak mısınız kadını anne?
 
FAZİLET
Sana ne bundan?
 
ERDEM
Nasıl bana ne, yazıktır yahu, kadının başına gelmeyen kalması zaten. Ayrıca bana pek sempatik bir kadın gibi geliyor.
 
FAZİLET
Tabii, tabii. Bayılırsın sen rezillere zaten!
 
ERDEM
Anne, kadın ne yaptıysa aşkı ve kocası için yaptı. Tam size göre işte, aşk, evlilik…
 
Fazilet
Ya tabii tabii. Aşkı için, kocası için, benim kitabımda öyle bir aşk yazmaz. Bluzundan göğsünün çatalı gözüken kadının aşkı…
 
ERDEM
Ne var bunda?
 
FAZİLET
Namuslu bir kadının dekoltesi açık olmaz öyle. Kocası olan kadın öyle göğsünün çatalı ortada gezmez. Gezene de…, neyse…
 
ERDEM
(ASENA’aya)
Aman kıpırdamadan otur, sende çatal bıçak ne varsa ortada, çünkü.. .(Asena,  hemen açık yakasını çekiştirir.) Anne, o kadın gerçekten de namuslu.
 
FAZİLET
Ne biliyorsun?
 
ERDEM
(umursuz)
Bir gün öyle bir yoklamıştım da tokadı yemiştim.
 
FAZİLET
E pes! Bari kiracılara huzur ver. Çekil şuradan… Daha ne kadar dikilip duracaksın şöminenin yanında!
(öfkeyle)
Ay ben mi doğurdum sana acaba. Yok, sen benim oğlum olamazsın!
 
ERDEM
E o da olur, bana uyar.
 
FAZİLET
(ASENA’ya)
Sakın kızım çocuk  falan doğurmaya kalkma
 
ASENA
Yok biz de istemiyoruz zaten.
 
FAZİLET
Yok yok. Hayırsızın önde gideni bu. Yok, benim oğlum olamazsın sen
 
ERDEM
Ne yazık ki oğlunuzum anne. Hayatımın trajedisi de bu…
(piyanoya  gider, oturur, çalmaya başlar)
 
FAZİLET
Duydun değil mi- bir de ne yazık ki diyor, ay bir de beni beğenmiyor!
 
ERDEM
Yaaa! Beyden sülalesinden olmak başlı başına bir belaya bulaşmak demek.
 
ASENA
Erdem, fazla oluyorsun ama…
 
ERDEM
Bırak ya!
 
FAZİLET
(ASENA’aya)
Bak bak, ne saygı var, ne ahlak var…
 
ERDEM
Bunca bozuk düzende bir benim ahlaksızlığım göze batıyor değil mi?!
 
Fazilet
Bozuk düzen mi? Ha bir komünist olmadığın kalmıştı, başıma.
 
ERDEM
Merak etmeyin fazilet Hanım, komünist olmak için çok aptalım.
 
ASENA
(Gülerek)
Komünist olmak için sınav mı yapıyorlar, ayol?!
 
ERDEM
Evet…hem de ne zor bir sınav bilsen .
 
ASENA
Kim yapıyor peki bu sınavı?
 
ERDEM
Vicdanın yapıyor, ruhun yapıyor, belki melekler yapıyor.
 
FAZİLET
Komünistin melekle, Allahla işi olmaz.
 
ERDEM
Hem de nasıl olur...(birden annesine döner) Allahtan söz edene bak. Gerçi hiç ağzından düşürmez ama.
 
Fazilet
(Duymadı gibi yaparak, içeri seslenir)
Döne geldin mi, kız?’
 
 
DÖNE
(mutfaktan)
 
Geldim Hanımım.
FAZİLET
Kapının  önünü süpür.
 
DÖNE
(Mutfaktan)
 
Olur!
FAZİLET
(ASENA’aya
Bir dakika izin verirsen…
(mutfağa koşar)
ASENA
(ERDEM’e)
Gerçekten de- annen haklı. Biraz daha  yaşantına dikkat edebilirsin. Canlı cenaze gibi görünüyorsun.
 
ERDEM
Sağol, sen de hiç fena gözükmüyorsun…
 
ASENA
Ben mi? Ben dün evden hiç çıkmadım ki.
 
ERDEM
Yani sen evde, ben dışarıda eğelendik öyle mi?
 
ASENA
(gülerek)
Ay iflah olmazsın sen…
 
ERDEM
Ne zamandır…
(Döne kapının önüne doğru elinde faraş ve süpürge ile geçer)
 
ASENA
(ERDEM’ya)
Ne baktın Döne’ye öyle?
 
ERDEM
Hoşuma gidiyor da ondan.
 
ASENA
Hizmetçi?!
 
ERDEM
Olamaz mı? Hizmetçiyse kadın değil mi yani? Bilsen hem de ne kadın…
 
ASENA
Aa, bilsem mi?! Sen biliyorsun yani?!
 
ERDEM
Sana ne?
 
ASENA
Daha rafine bir zevkin var sanırdım.
 
Erdem
Aman tuzlayım da kokma, şu senin burjuva zevkin yok mu?! Kızım ben piyanistim. Piyanist dediğin piyano gördü mü çalmaya girişir…
 
ASENA
Piyano mu?
 
Erdem
Güzelim, her kadın bir piyanoya benzer. Çalmayı bileceksin, o kadar…
 
ASENA
Şu batakhanelerde ne sürtüyorsun sen her gece?
 
ERDEM
Nerede sürteyim? Bir yerlere gitmem gerek.
 
ASENA
Senin yerinde olsam, şöyle eli yüzü düzgün, saygı değer bir hanım bulurdum… hani evli falan… bir sürü dul kadın da var yani.
 
ERDEM
Teşekkürler almayayım. Bu evde yeteri kadar saygı değer insan var, hatta ben de bunlardan biriyim …
 
ASENA
Neden alay ediyorsun?
 
ERDEM
Bak canım, ben bu bey ailesinde ailede doğdum. Anamın karnındayken bile beydim- hani derimi yırtsak içimin tamamı öyle bey ki ki, başka şey sığmaz içime. Yeni olan, başka olan işte bu temel varlıkla öyle bir savaşıyor ki, sıkıyor beni. Ama biliyorum, bir süre sonra bu soylu aile beni de talim edecek, az kaldı, kısa sürede ben de bir Şeref olacağım, kiraları ben toplayacağım… Anlı şanlı bir düğünüm olacak, benden küçük Şerefler, Erdemler, Faziletler doğacak, intihardan, skandaldan, rezaletten uzak bir saygı değer ölümün ardından, saygıdeğer   bir cenazem olacak. Rengim falan da yeşil olmayacak, baştan ayağı yağlı bir halde, teorilerle dopdolu, durmadan Allahtan söz eden birisi …
(lafını yarım bırakarak piyanoya gider ve hırsla çalmaya başlar)
 
ASENA
(ona doğru yaklaşır)
Bu beylikten kurtulmak mümkün ama.
 
ERDEM
Hadi canım. Soyadım bile Beyden… Sana öyle geliyor. Sen kurtulduğunu  sanıyorsun, çünkü yüzeyin biraz daha cilalı. Ama sen tıpkı klasik mobilyaların  ve boyalı saçların gibi, yapaysın. Herşey öyle sahte ki, sayın bayan, öyle sahte ki.
 
ASENA
(tek eliyle ona eşlik ederek)
Sen piyano dersi almış mıydın?
 
ERDEM
Ben mi? Nota bile bilmem ben. Ama içimde bir şeyler çalıyor, sanki içimde bir şeyler kırılıyor…
 
(ona sarılır)
Biliyor musun…sen… sen…
 
ASENA
(gülerek)
Bırak beni!
 
ERDEM
(güler)
Piyano gördüm mü dayanamam, güzelim, dayanamam çalarım…
(DÖNE içeri gelir onlara kötü kötü bakarak mutfağa geçer)
 
ASENA
(ona dikkatle bakar)
Allah allah.
 
ERDEM
Ne oldu?
 
ASENA
Kıza bak. Bize  nasıl baktığını bir görseydin….ben senin yerinde olsam…
 
ERDEM 
Hiç kuşkun olmasın  vakit bulur bulmaz…
 
ASENA
Amaan o değil. Ondan kaçabildiğim kadar uzağa kaçardım diyecektim.
 
ERDEM
Niye?
 
ASENA
Acayip kıskanç, kesin kavga çıkaracaktır.
 
ERDEM
Ooh, yaşasın.
 
 
FAZİLET
(hışımla içeri girer Erdem’aya)
Hala burada mısın sen? Utanma yok mu sende? Baban çalışıyor. Ben çalışıyorum- kız kardeşlerin desen…
 
ERDEM
(antreye çıkar,  paltosunu  giymiş halde geri döner)
Annem annem canım annem! Çalış çalışma herkesin yolu  aynı.
FAZİLET
Daha neler- biz çalışan insanlar başka, avarler başka…
 
ERDEM
Siz, biz, hepsi aynı kapıya diyorum.
 
FAZİLET
O ne demek o?
 
ERDEM
Eşek cennetine demek…hadi eyvallah!
(ASENA’aya döner)
Eyvallah bebek!...
 
(çıkar)
FAZİLET
Laflara bak laflara…Rezil,rezil nasıl konuşuyor duyuyor musun?! En kötüsü de bu kadar yetenekli, böyle becerikli olması! İstese önünde kariyer kapıları ardına kadar açılacak- ama yok, istemez, istemiyor işte…. Neyse şimdi öğle yemeği hazır olur canımın içi. Doğru dürüst olmayı istemez, bilmem mi ben, istemiyor işte. Varsa yoksa gezme tozma. Kazandığı üçbeş kuruşu da çarçur ediyor. Gördün değil mi sıpaya dönmüş! Yok yok adam olmaz bu, varsa yoksa barlar, gelsin karılar kızlar. Dünyalar biçim biçim bir boğazım bir…şeyim (gözü ile aşağıyı gösterir) tövbe tövbe kötü kötü konuşturuyor insanı…
 
(Döne tepsiyle yiyecek  getirir)
Sofraya buyur- canımın içi.
 
ASENA
Teşekkürler yengeciğim.
(yemeğe otururlar)
O da çok kırgın, mutsuz…
 
FAZİLET
(Patlar)
Ne  istediğini bilmiyor ki! Allaha şükür etmeli-  aklı başında, sağlıklı, yediği önünde yemediği ardında…
(yemeğe iştahla saldırır.)
 
BETÜL
Zeytinyağlı çok leziz, aşçı iyi galiba. Türkmen miydi, o?
 
FAZİLET
Gözel mı? Türkmen. Ama Sovyetler Birliği zamanında Moskova’da parti üyelerinin evinde aşçılık yapmış. Gerçi tam istediğim gibi değil, ama, bundan iyisi burada can sağlığı.  
(Servis yapan Döne’ye) Döne!...git de küçük beyin odasını  temizle.
(Döne çıkar)
 
ASENA
(arkasından bakarak)
Döne’den memnun musunuz yenge?
 
FAZİLET
İdare eder.
 
ASENA
(yavaş sesle)
Bence ona yol verin.
 
FAZİLET
Aa…neden?
 
ASENA
Ben bir şey gördüm.
 
FAZİLET
Bir şey mi aşırdı?
 
ASENA
Yok… daha fena.
 
FAZİLET
N’oldu ki?
 
ASENA
Bana öyle geldi ki, ERDEM ona karşı boş değil.
 
FAZİLET
(isteksiz)
Ha, o mu?!Yok canım…
 
ASENA
Ben ne dediğimi biliyorum yenge… vakit varken gönderin o kızı…
 
FAZİLET
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages