‘âlimul-gayb -- gaybı bilen
‘allâmul-guyûb -- gaybları en iyi bilen
Esmâ listelerinde bulunmayan bu iki isim üstünde çok çalışılmamış, güzel bir hat levhası bulamadım. "Gaybı bilme" konusuna ışık tutan isimler olduğu için buraya aldım.
‘âlim -- bilen
‘alîm -- en iyi bilen
‘allâm -- herşeyi bilen
Gayb -- “gizlenen, hazırda olmayan bulunmayan şey”
İlk ifade ‘âlimul-gayb 12 ayette kullanılmış, yarısında "Görünmeyeni ve görüneni bilen" şeklinde:
13:9 ‘âlimul-gaybi veş-şehâdetil-kebîrul-mute‘âl
Görünmeyeni ve görüneni bilendir, büyüktür, çok yücedir
İkinci ifade "Görünmeyenleri en iyi bilen" şeklinde:

vehuvel-‘aliyyul-‘azîm O yücedir, uludur
Âyetül-kürsî’nin fazileti hakkındaki bazı hadislerde Hz. Peygamber Kur’an’da en büyük âyetin Âyetül-kürsî olduğunu, yatağına girerken onu okuyan kimseyi Allah’ın koruyacağını ve şeytanın ona yaklaşamayacağını, bu âyetin içinde Allah’ın en yüce isminin bulunduğunu ve Kur’an âyetlerinin efendisi olduğunu haber vermiştir.
Kaynak: İslam Ansiklopedisi

Rükudaki tesbihin emri Vâkı'a Suresinde:
56:96 fesebbih bismi rabbikel-‘azîm
Yüce Rabbinin adını tesbih et!
İki anlamda "Mağfiret ancak Allah’a ait" diyoruz:
* Günahları bağışlayacak başka kimse yoktur. Ancak Allah dilerse bağışlar, dilerse şefaat yetkisi verir. Son söz O'nundur.
* İnsan affedebilir ama asla mağfiret edemez. Başkalarının bize karşı hataları, biz unutmadıkça bir burukluk bırakır içimizde.

3:135 vemen yagfiruz-zunûbe illallâh
Günahları Allah'tan başka kim silebilir?
Mağfiretle ilgili üç isim var: gâfir -- hataları silen gafûr -- hataları çokça silen gaffâr -- bütün hataları silen


Bu iki ismin yan yana geçtiği üç âyet:
35:30 35:34 42:23 innallâhe ġafûrun şekûr
Allah çok bağışlayıcıdır, iyilikleri fazlasıyla ödüllendirir
Mağfiret isimlerinden ikisi mübalağa sîgasında:
Yeryüzünde henüz iki insan varken, ilk Arefe gününde Rahmet tepesinde, Hz Adem bazı kelimeler öğrenir ve ilk tevbeyi onunla yapar.
2:37 innehû huvet-tevvâbur-rahîm
O, tevbeyi kabul buyuran ve rahmeti sınırsız olandır
Âdemoğluna tahsis edilen dünya, günahın bedeli değil, belki tevbenin ödülüdür.

Uzun yıllar sonra, Hz Nuh kavmine şöyle nida ediyordu:
71:10 istaġfirû rabbekum innehû kâne ġaffârâ
"Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin, O çok bağışlayıcıdır"
Bilmem kaç bin sene sonra, belki yine bir Arefe gününde Rahmet tepesinde, Nebilerin mühürü (Salât ve selâm ona) insanların akın akın Allah'ın dinine girdiğini görüp tesbih ve istiğfar ediyordu. Nasr Suresi orada indirildi:
110:3 vestaġfirhu innehû kâne tevvâbâ
... bağışlanmayı dile, O tevbeyi çok kabul edendir
Bu üç örnekte ortak ders şudur: Önce kul Rabbine yönelip bağışlanma dileyecek, sonra Rabbi bu muhteşem isimlerle tecelli edecek. Başka yolu yok, hataları önceden silinmiş olan Efendimizden bile istiğfar isteniyor.
__MAE4:99 ... vekânallâhu ‘afuvven ġafûrâ
Allah çok affedicidir, çok bağışlayandır.

Diğer isim Raûf ise "şefkatli" anlamında 11 kere kullanılmış, hemen hepsinde Rahîm ile birlikte:
24:20 ... veennallâhe raûfun rahîm
Allah çok şefkatlidir, pek merhametlidir.

Allah’ın Tek olduğunu ilan eden İhlas Suresi Ehad ismiyle başlıyor:
İkinci âyette es-Samed ismini okuyoruz. Açıklaması zor olan bu kavram için şu anlamlar verilmiş: Herşey O'na muhtaç olduğu hâlde, hiçbir şeye muhtaç olmayan; Öncesiz ve Sonrasız; Bütün evrenin asıl sebebi.
Üçüncü âyet, "Allah'a atfedilen çocuk" kavramını reddediyor:
Bu surenin her âyetinde "tekil" kelimeler var: ehad sadece burada Allah için kullanılmış samed bütün Kitap'ta bir kere geçiyor yelid-yûled sadece burada Allah için kullanılmış kufuv bütün Kitap'ta bir kere geçiyor Baştaki âyet BİR derken, sonra gelen üç olumsuz lem ve en sondaki "hiç kimse" anlamında ehad, Allah'ın Eşsizliğini ve Tekilliğini vurguluyor.


Bu sayı en çok "Bir Tanrı" ve "Bir ümmet" ifadelerinde kullanılmış. Her ikisinde de "tek" anlamını taşıyor.
Diğer kelime el-Kahhâr ise daima belirli halde ve el-Vâhid ile birlikte geçiyor.
Altı ayette el-vâhidul-kahhâr şeklinde yan yana:
limenil-mulkul-yevm, lillâhil-vâhidil-qahhâr
Bugün mülk kimin? Bir olan ve Kahreden Allah'ın
Söz konusu gün, elbette Kıyamet günü, yer de Haşr meydanı. Saklanacak, korunacak hiçbir engeli olmayan dümdüz meydan. Ameller ortaya dökülmüş, bazısı boyunlarda asılı yük, bazısı ellerde ışık. Dünyada iken gizlenebildiğini sandığımız herşey bâriz, apaçık, ortada.
--
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Iqra -- Okuyun" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için okuyun5+u...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu tartışmayı görüntülemek için https://groups.google.com/d/msgid/okuyun5/CAC5h89wBRwk94norPS37iimWgwnVOvKkBwTPaJtRaHvoexkpwg%40mail.gmail.com adresini ziyaret edin.
"Kahhar ne demek? Neden birçok ayette el-Vahid ile birlikte geçiyor?" sorularına şu ayet cevap oluyor diye düşünüyorum:

İlk isim el-Vehhâb "karşılıksız veren" anlamında. Bu ismin geçtiği üç ayetten biri, meşhur bir dua:
38:9 38:35 3:8 inneke entel-vehhâb
Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi eğriltme! Bize katından merhamet ver! Şüphesiz ki bolca veren yalnız sensin.
Diğer isim er-Rezzâk ise "rızık" ile ilgili, yalnız bir ayette geçiyor.
51:58 innallâhe huver-rezzâk, żul-kuvvetil-metîn
Yalnızca Allah gerçek rızık verendir, kuvvet sahibidir, güçlüdür
67:23 vece’ale lekumus-sem’a vel-ebsâra vel-ef-ide
“O'dur sizi inşâ eden; size işitme, görme ve (akleden) kalpler veren

Bu iki isim sık sık yan yana geliyor:
42:11 leyse kemiślihi şey, vehuves-semî’ul-basîr
Hiçbir şey, O'nun benzeri gibi olamaz. O duyandır, görendir.
Bazı ayetlerde "işitmek" ve "bilmek" yan yana geçiyor:
2:127 rabbenâ tekabbel minnâ, inneke entes-semî’ul-’alîm
Rabbimiz! Bunu bizden kabul et; Sensin her şeyi bilen, her şeyi duyan!”

6:103 lâ tudrikuhul-ebsâr, vehuve yudrikul-ebsâr, vehuvel-latîful-ḣabîr
Hiçbir beşerî görüş O'nu kuşatamaz, halbuki O her türlü beşerî görüşü çevreleyip kuşatır: yalnız O'dur tam nüfûz edilemez olan, her şeyden haberdar bulunan.
Bir sonraki Surenin 7:143 len terâniy âyeti son noktayı koymuş: “Beni asla göremezsin!”
Latîf terimi, nitelik olarak son derece ince olan ve bu nedenle de fark edilemez ve nüfûz edilemez bulunan şeyleri gösterir. Bu terimin, Kuran'da Allah ile ilgili olarak ve habîr sıfatı ile birlikte geçtiği her yerde Allah'ın, kendisinin her şeyden haberdar oluşuna karşılık insanın tasavvuru, tahayyülü ve idrakinin erişemediği bir konumda bulunduğu düşüncesini ifade etmek için kullanıldığı görülmektedir.
Kaynak: Muhammed Esed Meali 6:103
Diğer isim el-Habîr ise, "Amellerin ne durumda olduğunu bilen ve haber veren" anlamına gelir. Yani işlerin içyüzünü de bilendir ve Ödeşme Gününde bunları tek tek bildirecektir.
67:14 elâ ya'lemu men ḣalak, vehuvel-latîful-ḣabîr
Yaratan bilmez mi! O derin bilgi sahibidir, haberdardır.