OTİZM: Eğitimde Duyusal Farklılıkları Dikkate Almak

48 views
Skip to first unread message

fetih

unread,
Jan 13, 2010, 2:59:38 PM1/13/10
to ODER
Eğitimde Duyusal Farklılıkları Dikkate Almak

Bundan önceki dört yazıda açıklamaya çalıştığım, otizmli bireylerin
bilişsel farklılıklarını hatırlarsak, çocuğun neleri öğrenmeye hazır
olduğunu belirlemek kadar nasıl öğreneceğini belirlemek de önemlidir.
TEACCH yaklaşımı, bireysel değerlendirme için çocuklarda PEP-R, ergen
ve yetişkinlerde AAEP testlerini kullanarak eğitime nereden
başlanacağına ve nereye kadar gidilebileceğine karar vermek
gerektiğini, böylece program yapılacak birey için ne düşük ne de
yüksek beklentiler değil, gerçekçi beklentilerle çalışmaya başlamayı
vurgular. Ayrıca başlangıç değerlendirmesine göre belirlenmiş bireysel
eğitim programının (BEP) devamlı ve düzenli aralıklarla yapılan
değerlendirmelerle, gelişmelerin ve buna göre yeni hedeflerin
belirlenmesi, eğer sorun varsa nedenlerinin araştırılması ve
çözümlenmesi gerektiğini belirtir.

Bütün özel eğitime gereksinimi olan çocuklarda olduğu gibi
otistiklerde de başlangıç değerlendirmesi yapmak ve BEP hazırlayarak
çalışmaya başlamak ve 3-6 ay gibi düzenli aralıklarla değerlendirme
yapmak, özel eğitimin en temel ve vazgeçilmez ilkelerindendir. Bu
nedenle hangi eğitim programı kullanılırsa kullanılsın ailelerin
çocuklarının değerlendirmesinin sonuçlarını öğrenme, hatta bu
değerlendirme sürecinde yer alma, hazırlanan ve uygulanacak olan
bireysel eğitim programına (BEP) katılma hakları olduğunu bilmeleri
gerekir. Kurumlarını ve eğitimcilerini bu yönde zorlamaları,
denetlemeleri onların aile olarak en önemli görevleridir. Otizmi ve
otizme özgü programları bilen eğitimcilerin yeterince olmadığı
ülkemizde, ailenin bu beklentilerini yansıtmaları daha da önemli
olmaktadır.

Otizmli bireylerde NE çalışılacağının belirlenmesi kadar, eğitsel
hedeflerin NASIL? hangi hedefin, hangi aktivitelerle ve hangi
materyallerle çalışacağına karar vermek de önemlidir.Bu nedenle TEACCH
yaklaşımı otizimli bireyleri anlamayı, güçlü yanlarından, ilgi
alanlarından, sevdikleri şeylerden (oyunlar, aktiviteler, kişiler,
durumlar. vb) yararlanmayı, böylece onların öğrenmeye dair
motivasyonlarını arttırmayı eğitimsel ilkeleri olarak benimsemiştir.

Otizimli bireylerin iletişim becerilerini ve ifade edici dillerini
geliştirme amacıyla bir program geliştirmiş olan Hanen yaklaşımı da
“otizmin doğasından” kaynaklanan özelliklere uygun stratejileri
kullanmayı tercih eder. Bu amaçla bireyin;

duyusal tercihlerini,
iletişim tarzını
dil gelişimi düzeyini,
ne için ve nasıl iletişim kurduğunu,
öğrenme tarzını ( ezbere, görsel, geştalt, vb) belirlemeyi gerekli
görür.
Bu nedenle bu yazıda her iki programın da üzerinde durduğu, eğitimde
duyusal tercihlerden yararlanma yaklaşımın neden önemli olduğunu
açıklamaya çalışacağım.

Otizmli bireylerin görme, işitme, tatma, koklama, hareket ve acıyı
hissetme duyularında işlemleme farklılıkları olduğu bilinmektedir.
Bize tuhaf gelen ellerini sallama, parmaklarını izleme, dönen veya
parlak nesnelerden gözünü alamama, vücuduyla veya eli ile yüzeylere
sürtünme, koltuk, dolap gibi eşya köşelerine girme, pürüzlü, yumuşak
bazı nesnelere dokunmaktan hoşlanmama, bazı renkteki, kokudaki
yiyecekleri yememe veya tuhaf yiyecek tercih etme, her gördüğü nesneyi
koklama, yalama veya ağzına sokma, sürekli sallanma veya ardı ardına
bazı hareketleri tekrarlama ve bunlara benzer pek çok faklı tepki
örneklerini, aileler ve eğitimciler olarak gözlemlemişizdir.

Bazı otizmli çocuklar, belli başlı bazı duyumlara AŞIRI DUYARLI
olabilir. Bu durumda, duyumun miktarı çok az olsa bile onu uyarmaya
yeterli olabilir; huzursuz olma ve kaçınma davranışı gösterirler.
Örneğin sese aşırı duyarlı bir çocuk bizim için normal tonda olan
konuşma sesimize, normal tonda herhangi bir sese tepki gösterebilir,
kulağını tıkayabilir veya çığlık atarak rahatsızlığını yansıtabilir.

Dokunulmaya karşı aşırı duyarlı olan Temple Grandin, “Resimlerle
Düşünmek” kitabında “anımsayabildiğim en eski zamanlardan beri,
kucaklanmaktan nefret etmişimdir. Sarılmanın vereceği hoş duyguları
yaşayabilmek isterdim; ancak, bu bana dayanamayacağım kadar bunaltıcı
gelirdi. Sanki büyük, boğucu bir uyarım dalgasıydı ve vahşi hayvanlar
gibi tepki verirdim. Dokunulmak, bir düğmeye basılmış gibi, kaçış
arzumu tetiklerdi. Aşırı yüklenirdim ve genellikle aniden silkinip
uzaklaşmam gerekirdi” diyor. Bizler de sarılmaktan, öpülmekten
hoşlanmayan yani dokunmaya aşırı duyarlı pek çok otizmli çocukla
karşılaşmışızdır.

Bazı otizmli çocuklar ise, bazı duyumlara AZ DUYARLI olabilir. Böyle
çocuklar için normal düzeyde uyarım yeterli olmaz, daha fazlasına
gereksinim duyarlar. Örneğin, sese az duyarlı otistik çocuk, çok
yüksek sesli TV veya müzik dinler, yüksek sesli uyaranlardan hoşlanır.

Harekete az duyarlı bir çocuk sürekli zıplar, atlayıp koşar, sallanır,
çok aktiftir. Halbuki harekete aşırı duyarlı bir çocuk ise, az hareket
eder, merdiven inmekten korkar, pasiftir. Duyumlara az duyarlı olup da
pasif olan çocuklar da vardır. Çevrelerindeki dünyaya çok zor tepki
verirler çünkü ondan yeterince uyarım alamazlar.

Otizmli bir çocuğun karmaşık tepkilerinin olması mümkündür, bir
duyumda aşırı duyarlıyken başka bir duyumda az duyarlı olabilir veya
bazı duyumlarda normal tepkileri varken bazılarında az ya da çok
duyarlı olabilir. Duyusal tepkileri normal veya normale yakın otizmli
çocuklar da vardır. Bu çocuklar herhangi bir duyusal uyarana az veya
aşırı tepki göstermeyebilirler.

Çocuğun sevdiği, daha fazla gereksinim duyduğu (az duyarlı olduğu) ve
sevmediği, kaçındığı (çok duyarlı olduğu) görsel, işitsel, koku-tat,
hareket, dokunma ile ilgili tercihlerine duyusal tercihleri
denmektedir. Otistiklerin uyaranlara yönelik farklı duyusal tepkileri,
NASIL ÖĞRENECEĞİNİ etkiler.

Otizmli bireylerin uyaranlara karşı aşırı veya düşük tepki verdiği ve
bunun nedeninin, bozulmuş duyusal girdiler, işlemleme bozuklukları
olabileceği 1980′li yıllarda bazı bilim adamlarınca belirtilmiştir;
ancak ne yazık ki pek çok eğitimci bu gerçeğe kulaklarını tıkamış,
çocukların çığlık atma, duvara, masaya vurma vb. pek çok tepkisini
katı davranış değiştirme yöntemleriyle önlemeye çalışmış ve duyusal
sorunların etkisini gözardı etmiştir.

Otistik özellikleri olan çocukların bir çoğu, konuşmaya az duyarlıdır
ve genelde tepki vermezler hatta başka sesler de onları rahatsız eder.
Eğer çocuğun konuşma seslerini duymada sıkıntısı varsa, yani sese az
duyarlı ise söylediğinize dikkat etmesi onun için çok zor olacaktır

TEACCH ve HANEN programı, ailenin ve eğitimcinin çocuğun duyusal
tercihlerinin farkına varmasının, onu daha iyi anlamasına yardımcı
olacağını, özellikle iletişim kurmaya nerden başlayabileceği konusunda
ipucu vereceğini vurgulamaktadır. Örneğin harekete az duyarlı olduğu
için zıplamaktan hoşlanan bir çocukla birlikte zıplamak iletişim
başlatmak için iyi bir yol olabilir. Ya da sözel taklit çalışmasını
trambolinde zıplarken yaptırmak, çocuk hoşlandığı bir aktiviteyi
yaptığı için daha çok motive olmasını ve daha kolay iletişim
kurmamızı, işbirliği geliştirmezi sağlayacaktır. Bu nedenle çocuğun
masa başında çalışmaya direnç gösterdiği bu hedefin daha etkili, daha
keyifli kazanılabilmesi sağlayabilecektir.

Veya dokunulmaktan aşırı yüklenip kaçmak istediğini belirten
“dokunmaya katlanmanın, eylemi başlatan kişi kendileri olduğunda çok
daha kolay olduğunu” belirten Grandin gibi donulmaya aşırı duyarlığı
olan bir çocuğa aniden sarılmamak, onun fiziksel iletişimi başlattığı
durumları değerlendirmek ve onu duyusal uyarım bombardımanına tutmadan
derece derece fiziksel teması arttırmak, nazik ve hafif ısrarcı olmak
iletişimimizi geliştirmede etkili olacaktır.

Görme aşırı duyarlığı olan bir çocuğu lamba ışığı arkadan gelecek
şekilde oturtarak çalışmak gibi küçük düzenlemelerin gerginliğini
gidererek çocuğu rahatlatacağını kolayca gözlemleyebiliriz. Bu nedenle
özellikle yeni ve zor becerilerin çalışılmasında çocuğun tercih ettiği
duyuları kullanmak önemlidir. Çocukla işbirliğimiz arttıkça ve
becerileri çoğaldıkça kaçındığı duyulara nazik ve yavaşça, adım adım
yaklaşım göstermek, aşırı uyarım bombardımanına tutmadan strese
girmesine, acı çekmesine neden olmadan yapılmalıdır.

Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, çocuk bilgiyi tercih ettiği
duyularıyla almaya başlayınca, dikkatini daha fazla
yoğunlaştırabilecek ve daha çok şey öğrenebilecektir. Çocuğun duyusal
tercihlerini tanımlayarak, hangi aktivitelerin onun için daha hoş ve
motive edici olduğunu bilmek mümkün olacaktır.

Grandin’in söylediği gibi, “daha fazla doktor ve eğitimci, bu
(duyusal) farklılıkları algıladıkça, otistik özellikler gösteren daha
fazla çocuk içine düştüğü korkunç tecritten kurtulma şansını, daha
erken yaşlarda yaşayacaktır”.

Ailelerin ve eğitimcilerin çocuklarının duyusal uyaranlara
tepkilerinin aşırı olup olmadığına karar verebilmeleri için HANEN
programını kullananlar, bu programın gözlem formlarından
yararlanırlar.

Bu programları kullanmayan aileler ve eğitimcilerin ise kendi
hazırladıkları gözlem formlarıyla çocuğun duyusal tercihlerini
kolaylıkla gözlemlemeleri ve belirlemeleri mümkündür. Hangi programla
çalışırsak çalışalım duyusal tercihleri dikkate almanın otizmli
çocukları rahatlatacağını unutmayalım.

Bu bilgilerden yararlanarak yapacakları çalışmalarda hem çocuğun
motivasyonun ve katılımının arttığını, hem de davranış problemlerinin
azaldığını sevinerek gözlemeniz dileğiyle, iyi çalışmalar.
Alev Girli
Yardımcı Doçent Doktor

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages