Cesur Olma Zamanı…
Bu tür karanlık zamanlarda, zihnim belli bir yöne doğru meyil ettiğinde hep kendime aynı soruyu sorarım: “Koşullar beni neyi görmeye zorluyor ve ben neyi göremiyorum?”
15 Temmuz gecesindeki olaylar pek çok insanın kendini mutsuz ve umutsuz hissetmesine sebep oldu. Zaten insanları ele geçirmiş olan umutsuzluk pençesini daha da sıkılaştırdı. Bu tür olaylarda bizden istenen şey tam olarak budur: korkmamız ve umutlarımızı yitirmemiz.
Bilmemiz gereken çok önemli bir şey var: Belli bir şeyi hissetmemiz için ilk olarak zihnimizin onu hissetmeye karar vermesi ya da ikna olması gerekir. Bu sebeple de ilk adım zihnimizin ne hissedeceğimize karar vermesidir. Zihin eğer korkmaya karar verirse korkacak, cesur olmaya karar verirse cesur olacaktır.
Korkmaya karar vermek ya da ikna olmak bize hep kolay gelir ama korkmak bizi ıstırabın ve büyük kayıpların kucağına atar. Cesur olmaya karar vermek ise bize var olan durumu görmemiz istendiği gibi değil de gerçekte olduğu gibi görmemiz için bir fırsat verir. Bu sebeple ilk olarak anlamalıyız ki, korkuyorsak bunun sebebi korkmaya karar vermiş olmamızdır.
Eğer şu an korkmaya ya da umutsuz olmaya karar vermiş durumdaysanız bu aşamada sözlerin size bir faydası olmayacaktır. O sebeple eğer korkuyorsanız kendinize biraz zaman tanıyın ve alışkın olduğunuz güvenli zihinsel ve fiziksel alanda kalın.
Yok eğer cesur olmaya karar verdiyseniz…. O zaman ilk olarak anlayın ki korku duygusu orada olsa bile sizi, zihninizi ve çevrenizde olan olayları tarafsız bir şekilde gözlemlemekten engelleyecek bir şey yok demektir. Olayları ve zihninizi tarafsız değerlendirmek için ilk olarak aklınızın oyunlarını ve içsel konuşmalarınızı fark edin. Cesur olmak korku duymamak olmadığı gibi zihnin sakinliği de zihninizde düşünceler olmaması anlamına gelmez. Zihninizdeki düşünceleri kontrol etmekle uğraşmayın; bu tür bir çaba korkudan kaynaklanır.
Düşüncelerinizi kontrol etmeyin sadece düşüncelerinizin sizi kontrol etmesine izin vermeyin. Aklınızdan geçen düşünceleri yalnızca bir düşünce olarak kabul edin. Onlar yalnızca birer düşünce, gerçeği size anlatan doğru göstergeler ya da kanıtlar değiller. Gerçekte olup biteni anlamak için, düşünceleri düşünce olarak kabul edip algılarınızı bunlarla biçimlemek yerine, algılarınızı düşüncelerinizden kurtarabilirsiniz. Bizler korkunun çocukları olmamalıyız. Korku sadece daha büyük bir korkuyu ve şiddeti doğurur. Bu sebeple ilk olarak korku dolu düşüncelerinizi bilin ama bunlarla hareket etmeyin.
Bilin ki hiç kimse kendi karmasının dışında bir şey yapamaz. Bu sebeple tüm dünya bir araya gelse hak ettiğinizi sizden alamaz ve eğer bir şeyi zaten hak etmiyorsanız o zaman da insan üstü bir çaba harcasanız da bunu başaramazsınız. Bunu anlamaya çalışın. Eğer bunu bir kez kavrarsanız, korkacak bir şey olmadığını da anlayacaksınız.
Türkiye’ye ne olacak? Kim bilebilir? Gelecek bize ait değil. Bugün ise uyanıp, bu krizi kullanıp, zihnimizi gözlemleyip, algılarımızı özgürleştirip daha büyük bir anlayışa ulaşma zamanı. Türkiye’de ve dünyada ne olacağını tam olarak bilemiyoruz ama yanılgılar dünyasında yaşadığımız için elbette ıstırap çekmek kaçınılmaz. Bu sebeple de kendi uyanışımız için ciddi bir şekilde çalışmaktan ve bunun çabayı ilk önceliğimiz yapmaktan daha anlamlı başka bir şey olamaz.
Bu dünyada ne kadar güvenliğe sahip olsanız da ölümden yana güvende olabileceğiniz bir yer yok; doğru anlayış haricinde.
Bu dünyada neye sahip olursak olalım, paraya, mevkiye enerjiye… bunları ölümün ötesine taşımanın bir yolu yok. Ölümün ötesine sadece iyi eylemlerimizin sonuçlarını ve tutunmayan zihnimizi taşıyabiliyoruz. Elbette aynı zamanda kötü eylemlerimizin sonuçlarını ve bize acı veren bencil tutunmalarımızı.
Bütün bunların ışığında cömertlik, cesaret, şefkat ve bilgelikten daha önemli bir şey olmadığını ve yalnızca bu değerleri sığınarak ıstırabı sonlandırıp tam anlamıyla mutlu ve güvende olabileceğimizi anlamalı ve bunun için samimi çaba harcamalıyız.