Sessiz tanık:
BEYAZIT MEYDANI
Osmanlı döneminden günümüze kadar Beyazıt Meydanı, hem birçok 'estetik operasyon' geçirmiş hem de her zaman canlı ve işlek bir alan olma özelliğini korumuştur.
Popüler Tarih Dergisi Sayı 18 Şubat 2002 Ertan Ünal
KOYUN PAZARINDAN MİTİNG ALANINA
İmparatorluk döneminde, Anadolu'nun değişik yörelerinden getirilen kurbanlık koyunlar, Bayram öncesi, Beyazıt Meydanı'nda satılırdı. Altta ise 1997 yılında YÖK'e karşı oluşturulan Öğrenci Platformu'nun Beyazıt Meydanı'ndaki bir gösterisi.
MEYDANA SARAY YAPILIYOR
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u 1453 yılında fethettikten sonra, kentte merkezi bir yer olarak gördüğü bugünkü üniversite binasının bulunduğu alana bir saray yapılmasını istemiş, 1454 yılında tamamlanan bu saraya yerleşmişti.
Çevresi iki kademeli surla çevrilen, bu nedenle kimi kaynaklarda 'Kale' olarak anılan bu sarayda Fatih, 1478 yılma kadar kaldı. Topkapı Sarayı'nın bitirilmesinden sonra padişahlar yaşantılarını burada sürdürdüğünden, Beyazıt'taki yapıya 'Eski Saray' adı verildi, kalıntıları daha sonra Harbiye Nezareti binasının yapımında kullanıldı.
MEYDAN CANLANIYOR
Fatih'ten sonra tahta çıkan II. Bayezid, külliyesini (cami, medrese, kervansaray, imarethane) saraya yakın olması düşüncesiyle burada yaptırınca, meydan büyük bir canlılık kazandı.
Fatih, Aksaray, Süleymaniye, Kapalıçarşı ve Kumkapı gibi kentin çeşitli kesimlerinden gelen yolların birleşme noktasında bulunması, meydanın canlılığını büsbütün artırıyordu. İşine gücüne yürüyerek gidip gelen halk meydandan geçiyor, kimi alışverişlerini buradan, cami duvarının önündeki beyaz gölgelikler altında satış yapan esnaftan karşılıyordu. Harbiye ve Maliye bakanlıklarının burada yer alması da canlılığı artıran bir başka unsur olmaktaydı.
KURBAN PAZARI
Kurban Bayramı öncesinde meydan daha da hareketlenmekteydi. Bunun nedeni, Şehremaneti'nin (belediye), kentin en merkezi yeri olduğu gerekçesiyle, kurban satışları için, satıcılara bu alanı tahsis etmesiydi.
Bayram öncesi Anadolu'nun dört bir yanından getirilen kurbanlıklar, burada alıcının beğenisine sunuluyor, alınan kurbanlar hamalın sırtına verilerek eve götürülüyordu. Bu yüzden meydan, 'Kurban Pazarı' olarak da adlandırılmaktaydı.
Meydan, Ramazan öncesi de hareketleniyor, Bayezid Camii avlusunda açılan 'Ramazan Sergisi' büyük bir izdiham kaynağı oluyordu. Bu sergide, yiyecekten giyim eşyasına kadar, her şey satılmaktaydı.
BEYAZIT MEYDANI AÇIKHAVA PAZARINA DÖNÜŞÜYOR
Böylesine işlek, böylesine canlı olan bir meydanda, seyyar satıcıların giderek çoğalması, kaçınılmazdı. Ancak denetimsizlik nedeniyle, bu kez seyyarların yanı sıra, Bayezid Camii'nin dış cephesine, satıcılar barakalar kondurmaya başladılar. Bu barakalarda da berberinden kitapçısına kadar, farklı meslek gruplarından esnaf, müşteri beklemekteydi. Beyazıt Meydanı bir açıkhava pazarına dönüşmüş durumdaydı. Tıpkı zamanımızda, özellikle cumartesi ve pazar günleri olduğu gibi...
II ABDÜLHAMİD'İN GİRİŞİMİ
Yıllarca kendi kaderine terkedilen Beyazıt Meydanı'nda ilk düzenleme, 1867-1870 yılları arasında yapıldı; ama bu yeterli değildi. Barakalara, satıcılara dokunulmamış, sadece Taç Kapı (Harbiye Nezareti girişi) önünde büyük bir açıklık oluşturulmuş, bu açıklığın ağaçlandırılmasına geçilmişti.
Meydanı düzenlemek, estetik açıdan güzel bir görünüm vermek için, ilk ciddi girişim Sultan II. Abdülhamid tarafından yapıldı. II. Abdülhamid, Paris Büyükelçisi Salih Münir Paşa'dan, Fransız mimar Joseph Antoine Bouvard'a meydanla ilgili bir proje hazırlatmasını istedi. Bouvard, işlerinin çokluğu nedeniyle Paris'ten ayrılamayacağını bildirince, meydanın fotoğrafları çekilerek kendisine ulaştırıldı.
PROJE RAFA KALDIRILDI
Bouvard'ın 1902 yılında saraya sunduğu projeyle, meydan çok değişik bir görünüm kazanıyordu. Bouvard, meydanın alanını genişletiyor, Harbiye Nezareti'nin bulunduğu yere büyük bir belediye sarayının yapılmasını öngörüyordu. Yine projeye göre, meydanın batısındaki Sultan Bayezid Medresesi yıkılacak, yerine Devlet Kütüphanesi ile Sanayi ve Ziraat Müzesi olarak kullanılacak iki ikiz bina inşa edilecekti.
Bu binaların önündeki alanlar ise ağaçlandırılacaktı.
Ancak Fransız mimarın bu planı uygulanamadı. Bunun nedenlerinin başında, 'arazinin eğiminin dikkate alınmaması' geliyordu. Bunun yanı sıra projenin çok geniş çapta istimlake gerek göstermesi, yıkılacak mekanlar arasında, Sultan Bayezid'in türbesi, medrese ve Kapalıçarşı'nın bir bölümü ve benzeri ata yadigarı eserlerin yer alması gibi nedenler, uygulanmasını önledi; bu proje rafa kaldırıldı.
HAVUZLU MEYDAN
Yıllarca ilgisizliğin bir simgesi olarak kalan Beyazıt Meydanı'nın kaderi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte değişti. Vali ve Şehremini (Belediye Başkanı) Ali Haydar Bey, kentin çözüm bekleyen sorunlarına el atarken, meydanda, çevredeki tarihi eserleri tüm güzelliğiyle ortaya çıkaracak bir düzenlemeye gidilmesi kararlaştırılmış, bu amaçla çalışmalara başlanmıştı. Mimar Asım Kömürcüoğlu'nun gerçekleştirdiği projeye göre, bugünkü Üniversite kapısının önüne büyük bir havuz yapılıyordu.
O yıllarda Vali ve Belediye başkanlarının icraatını yakından izleyen gazeteler bu haberi, "Vali Haydar Bey, Beyazıt Meydanı'nda küçük bir Marmara inşa eyliyor" başlığı altında verdiler. Daha havuz yapılmadan eleştiriler başlanmıştı bile...
Vali Ali Haydar Bey ise eleştirileri şöyle cevaplandırıyordu: "Meydanın üst kısmı denizden 60, alt kısmı ise 53 metre yüksekliktedir. Bu eğimi tatlı bir şekle sokmak için havuzu yaptım. Şehrin bir ziynet kazanması kötü mü?"
Beyazıt Meydanı'na havuz yapıldıktan sonra Çarşıkapı yönünden gelen tramvay ve otobüsler, havuzun çevresinde tur atarlardı.
HAVUZ TAMAMLANIYOR
Eleştiriler sürüp giderken meydanın yapımı tamamlandı. Yeni görünüm kimilerine göre bir tabloyu andırıyordu. Taç Kapı'nın önünde eliptik planlı, çift fiskiyeli bir havuz yapılmış, havuzun çevresi çiçek tarhlarıyla süslenmişti. Yapılan düzenlemeyle, Divanyolu'ndan gelen tramvay ve diğer araçlar havuzun çevresinde bir dönüş yaptıktan sonra Aksaray yönüne devam ediyorlardı. Düzenleme Taç Ka-pı'yı tüm ihtişamıyla ortaya çıkarmış, ama diğer tarihi eserleri 'gölgede' bırakmıştı. Meydanı bu şekliyle beğenenler de oldu, beğenmeyenler de...
1957-58 yıllarındaki imar faaliyeti sırasında, Beyazıt Meydanı'nın alacağı biçim, Karayolları ile Belediye arasında yoğun çekişmelere yol açmıştı.
İSTİMLAK GÜNLERİ
İstanbul, 1957 yılında görülmemiş bir imar faaliyetine tanık oluyordu. Trafiği rahatlatmak, ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla yeni ve geniş yollar açmak için büyük çapta istimlaklere gidiliyor, kentin yüzü değişiyordu. Beyazıt Meydanı da bu değişimden nasibini aldı.
Belediyenin yüksek mimar Profesör Sedat Hakkı Eldem'e danışılarak hazırlattığı yeni proje uygulamaya konuldu. Önce havuz doldurularak ortadan kaldırıldı. Aksaray'dan gelen ve Millet Cad-desi'nin devamı olan Ordu Caddesi, Beyazıt'ta Marmara Sineması'nın önünde 3,5 metre indirildi. Belediye Kütüphanesi'ne kadar olan kısım aynı seviyeyi aldı. Bu kısmın indirilmesiyle Ordu Caddesi'yle Yeniçeriler Caddesi aynı seviyeye gelmiş bulunuyordu. Burada yapılan kazı nedeniyle, Beyazıt Kütüphanesi yukarıda kaldığından, meydanla kütüphane arasında, kademeli iki set yapılması uygun görülmüştü. Bunun yanı sıra üniversitenin önündeki alan da indirilmiş, Dişçi Okulu yönünden gelen Bakırcılar Caddesi kotuna göre düzeltilmişti.
Meydandan çok, çeşitli semtlerden gelen yolların kavşak noktasına dönüşen bu görünüm, şehircilik uzmanlarının tepkisiyle karşılandı.
BURHAN ARPAD'IN
KALEMİNDEN 'BAHRİ HAYDAR”
22 Eylül 1957'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 'Bahri Haydar' adlı yazısında Burhan Arpad, İstanbul'un 'istimlak günleri'nde kim vurduya giden nice anıtsal değerin yanında yer alan bir 'talihsiz' havuzdan da söz eder:
"İstanbul, havuzsuz şehirdir. Belki de bir kıyı şehri olduğundan, başka büyük şehir insanlarının pek hoşlandığı havuzlar ve fıskiyeler görülmez İstanbul'da.
Havuzsuz İstanbul'un ilk büyük havuzunu bundan otuz yıl önce yaptırtmış olan 'Şehremini Haydar Bey' (sağda) o tarihte epeyi yadırganmıştı. İstanbul gazeteleri önemli konulara el uzatmamaktan olacak, bu ilk ve son büyük havuzu, yıllarca kalemden ve karikatür çizgisinden eksik etmediler. Beyazıt havuzuna 'Bahri Haydar' adı uygun görüldü." Sonrasını ise şöyle dillendirir Burhan Arpad:
"Fakat sonra Beyazıt havuzunun yapılması bitti ve bembeyaz mermerden fıskiyeleri sıcak akşamlarda mis gibi çimen kokuları ile karışık ' serinlikler saçmaya başladı. Havuzu çevreleyen kanepelere oturan insanlar birer sigara tellendirip yorgunluk çıkardı. İstanbul insanlarının hikayecisi Sait Faik Abasıyanık'ın kişileri bile, Beyazıt havuzu çevresindeki kanepelere yan gelip türlü hayaller kurdular. Beyazıt havuzunun fıskiyeleri bayram ve şenlik geceleri renk renk akıp dar gelirli on binlerce İstanbullunun bunaltıcı dünyasına birer damla da olsa yaşama gücü serpti. Otuz iki yıldır hiç kararmadan bembeyaz duran fıskiyeler, şimdi toz toprak içinde yerlerde sürünüyor. İstanbul'un her yönden her zaman kopan esintileri ile sık sık ürperen tertemiz sular . bataklık oldu. Beyazıt camisinin minareleri ve üniversite dış kapısının süslü görünüşü ile bağdaşıp çeyrek yüzyıl gönül ve göz okşayan çimenler, sardunyalar ve ortancalar, ayaklar altında."
CANSEVER'İN PROJESİ
Beyazıt Meydanı, karayolları-belediye çekişmesi nedeniyle, 27 Mayıs'ta '1960 İhtilali'ni, tamamlanmamış bir halde karşıladı. İhtilal yönetiminin İstanbul'a atadığı Vali ve Belediye Başkanı Tümgeneral Refik Tulga'nın ilk ele aldığı sorunlardan biri de meydanın durumuydu. Piccinato, Högg ve Turgut Cansever'in hazırladığı projeler valilikte yapılan bir toplantıda ele alındı.
Toplantıya Vali, İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar, Teknik Üniversite öğretim üyeleri, Mühendis ve Mimarlar Odası temsilcileri, dönemin önde gelen gazetelerinin sahip ve yazarları davet edilerek demokratik bir katılım gerçekleştirildi.
Uzun süren tartışmalardan sonra Turgut Cansever'in projesinin uygulanması kararlaştırıldı. Ancak projede belediye tarafından bazı değişiklikler yapılacaktı.
Cansever'in projesi Beyazıt'ı öncelikle, bir 'trafik meydanı' olmaktan çıkarıyor, meydan bir 'tören alanı' olarak mimari ve estetik bir değer kazanıyordu. İlk iş olarak Şehzadebaşı'ndan gelen yol, üniversite girişinin altında açılan bir tünele sokularak Bakırcılar Caddesi'yle birleştirildi. Bu amaçla Dişçilik Okulu'nun ön cephesi yıktırıldı. Bunu, meydanın alt tarafına yapılan ve kimi mimarların labirente benzettiği setlerin yapımı izledi. Cansever, eleştirilen bu setlerin "Meydandaki mimari yapıları yücelttiğini, onların meydanla uyum sağladığını" açıkladı. Bu arada üniversite girişinin önündeki alan da törenlere elverişli hale getirildi.
1961 yılında Beyazıt Meydanı yeniden düzenlenirken, yapılan setler,
karikatüristlere konu olmuştu. Üstteki karikatürün altyazısı şöyle:
Alttaki: - İyi bak şuna yahu, Beyazıt Meydam'nı görebiliyor musun?
MEYDANIN ADI “HÜRRİYET MEYDANI” OLUYOR
Meydan bir kez daha
estetik ameliyat geçirmiş, bu arada adı da değiştirilerek 'Hürriyet
Meydanı' olmuştu... Ancak bu isim halk arasında yaygınlık kazanmadı; ihtilal
günlerinin heyecanı geçtikten sonra yine eski isme dönüldü. Ama her
dönem, Beyazıt Meydanı farklı öyküler yaşadı.
Taç Kapı, Üniversite gençlerinin sınav heyecanlarından kaynaklanan elektriklenmelerin yüküyle yaşlanırken meydandaki her köşe, bir başka miting ya da gösterinin izlerini sırtlanmış gibidir. Yıllar boyu bu meydanı doldurmuş İstanbulluların, üniversite gençlerinin 'Hatay bizim canımız / Feda olsun kanımız', 'Ya Taksim / Ya Ölüm', 'Olur mu böyle olur mu / Kardeş kardeşi vurur mu?' nidaları, çevredeki ağaçların dallarında, Taç Kapı'da, Bayezid Camii'nin kubbelerinde donup kalmıştır adeta.
SİYASET TARİHİNDE BEYAZIT MEYDANI
Patrona Halil Ayaklanması'nın ilk adımı burada atıldı; 31 Martçılar, Mahmud Şevket Paşa'yı vuranlar burada asıldı. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise meydan, gençlik hareketlerinin ve halkın sık sık boy gösterdiği bir miting alanına dönüştü.
PATRONA HALİL: Osmanlı İmparatorluğunda bir barış dönemi olan Lale Devri'ne son veren Patrana Halil Ayaklanması'nın ilk tohumları bu meydanda atıldı. 28 Eylü 1730 günü meydanda toplanan Patrona Halil ve arkadaşlarının ihtilal girişimi burada başlamış, daha sonra alevlenerek şehre yayılmıştı.
'KAİME'LERİN YAKILIŞI: Sultan Abdülaziz döneminde, o zamanki adı 'kaime' olan kağıt paralar, karşılığı bulunmadığından ve halk arasında alım gücü şüpheyle karşılandığından, altın karşısında sürekli değer kaybetmiş, daha sonra geçmez hale gelmişti. Tarihçi Cevdet Paşa'nin “Sokaklarda ekmek kapışmak gibi ihtilal alametleri belirdi' sözleriyle anlattığı olay üzerine, hükümet İngiltere'den 8 milyon sterlin borç aldı ve bu parayla piyasadaki bütün kaimeler, değeri ödenerek toplandı. Toplanan değersiz paralar ise 13 Temmuz 1862–12 Eylül 1862 tarihleri arasında, Beyazıt Meydanı'nda halkın gözleri önünde yakılarak imha edildi.
Beyazıt Meydanı'nda asılanlardan biri de Sultan Abdülaziz'in kayınbiraderi Binbaşı Çerkeş Hasan'dı.
İDAM SEHPALARI: Osmanlı İmparatorluğu döneminde idam cezasına çarptırılan kimi siyasi suçluların cezası ‘İbret' olması gerekçesiyle, açık alanda ve halkın gözleri önünde yapılmaktaydı. İdam hükümlerinin yerine getirildiği bölgelerden biri de Beyazıt Meydanı'ydı. Üstelik burada önceleri idam sehpası kurulmaz, mevcut ağaçlardan yararlanılırdı. İstanbul'u kan ve ateşe boğan 31 Mart Ayaklanması faillerinin bir bölümünün yaşamı burada son buldu. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'ya suikast düzenleyerek öldüren kişiler de yine burada asıldı.
MİTİNG ALANI: Cumhuriyetin ilanı ve bu bölgenin düzenlenmesinden sonra Beyazıt Meydanı bu kez ulusal bayramlarda geçit törenlerinin ve çeşitli konularda mitinglerin yapıldığı, toplumun kalbinin attığı bir yer haline dönüştü. Cumhuriyet'in ilanından sonra Beyazıt Meydanı'nda görülen ilk büyük toplumsal olay, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'e yönelik İzmir Suikastı'nı lanetlemek için, 20 Haziran 1926'da yapılan gençlik mitingidir. Türk kadınına milletvekili seçme ve seçilme hakkının tanınmasından sonra 7 Aralık 1934 günü meydan bir başka mitinge sahne oldu. ‘Ata'ya Teşekkür' mitingine binlerce kadın katıldı. Türk gençliğinin ve halkın toplumsal davalarda sesini duyurduğu mitingler daha sonraki yıllarda da sürdü. 1936-1939 arasında, çeşitli tarihlerde yapılan 'Hatay' mitinglerini, 1945 yılında Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak talebi üzerine bu ülkeyi protesto amacıyla yapılan gösteriler izledi.
28 NİSAN GÖSTERİLERİ: 28 Nisan 1960 günü, Demokrat Parti hükümetini protesto amacıyla yapılan gösteriler sırasında (büyük fotoğraf), meydanda ilk kan döküldü... Güvenlik güçleri göz yaşartıcı bomba ve silah kullanırken, öğrenciler 'Kahrolsun diktatörler' ve 'Menderes istifa' sloganlarını atarak güvenlik güçlerine taşlarla karşılık verdiler (küçük fotoğraf). Bu arada, üniversite yönetimi güvenlik güçlerinin üniversiteye izin almadan girmesine büyük tepki gösterdi. Güvenlik güçlerinin üniversiteden ayrılmasını isteyen rektör Sıddık Sami Onar tartaklanarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Kısa sürede Beyazıt Meydanı'na yayılan çatışmalar sırasında kurşunlanan Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz yaşamını yitirdi.