118.----ASA-YI MUSA DERSLERİ---Ey iktisatsız, israflı [savurgan,tutumsuz] insan! Bütün kâinatın en esaslı düsturu [kuralı] olan iktisadı [tasarrufu] yapmadığından, ne kadar hilâf-ı hakikat [gerçeğe aykırı] hareket ettiğini bil; 1كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا âyeti ne kadar esaslı, geniş bir düsturu [kuralı] ders verdiğini anla.

2 views
Skip to first unread message

haydar karakus

unread,
Apr 10, 2012, 8:48:37 AM4/10/12
to Mustafa Kaleli, mustafa erol, mustafa fidan, Mustafa Kublay, mustafa şahin, Mustafa Çalışkan, mustafa inan, mustafa inan, MUSTAFA BAŞ PEHLİVAN İHH YEDEK, MUSTAFA BENEK googl PERSONEL, mustafa uçar MYO TOKAT, mustafayanık GOOGL GURUP, MUZAFFER, muzaffer şahin, Mücahit Arlı, MÜCAHİT BİLGETÜRK, Münir Ramazan, Müslime Mutahhare KÜRÜN, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, MYO TOKAT, n.ilimen, zahidan, NADİR TATLIPINAR, naim vural googl BELLİDEĞİL, nalan uzun googl tevhit gurup, Nazif Özer, nebahat özcan googl tevhit gurup, necat emir MYO TOKAT, necati guner, Necati cebeci googl personel müdür, NECLA SAYILIR KAMULAŞTIRMA, Nedim Meral, nedim, neslihan candan, nitta...@aol.com, niyazi ustaal, nizamettin yılmaz googl dominoetkisi yeni, NNİZAMETİN İMRE, no name, nur çiçek, NUR DENİZİ GOOGL GURUP, nuray sari, nurbaki googı nubaki org, Nurettin DEMİRAY, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİYE ÇAKMAK, nurpenceresi GOOGL GURUP, nuryagmuru GOOGL GURUP, Okuma Yeri, ONUR ALP Googl personel, orhan gebel, Orhan Kenasarı, ORHAN googl KARAKAŞ, ORHAN DEMİREL İHH ASIL, Osman özbayrak, Osman Günenç, Osman EHVAN, osmanözel Googl kaliteli paylaşım, ozen, Ömer Küçükarslan, ömer, Ömer SAHBİ, Ömür Yamaner, önder delioğlu, Önder Demir, Önder Ulukaya googl ramazan ulukaya KEVENLİ
218. ders
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
          Beşinci Hüccet-i İmâniye
İsm-i Âzamın altı nurundan
üçüncü nuruna işaret eden
 Üçüncü Nükte(6)
BEŞİNCİ NOKTA
İki Meseledir.
BİRİNCİ MESELE: Sâni-i Zülcelâl [büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah], ism-i Hakîmin muktezasıyla [Her şeyi bir maksatla uygun ve hikmetle yaratan Allaholmasının gereği], herşeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faydalı şekli ehemmiyetle takip ettiği gösteriyor ki, israf, abesiyet, faydasızlık, fıtratta yoktur. İsraf ise, ism-i Hakîmin [Her şeyi bir maksatla uygun ve hikmetle yaratmayı gerektiren isminin] zıddı olduğu gibi, iktisat [tasarruf, her hususta itidal üzere bulunma] onun lâzımıdır [gereğidir] ve düstur-u esasıdır [temel kanunudur].
Ey iktisatsız, israflı [savurgan,tutumsuz] insan! Bütün kâinatın en esaslı düsturu [kuralı] olan iktisadı [tasarrufu] yapmadığından, ne kadar hilâf-ı hakikat [gerçeğe aykırı] hareket ettiğini bil; 1كُلُوا وَاشْرَبوُا وَلاَ تُسْرِفُوا  âyeti ne kadar esaslı, geniş bir düsturu [kuralı] ders verdiğini anla.
 
İKİNCİ MESELE: İsm-i Hakem[Allah'ın haklıyı haksızı ayırt eden ismi] ve Hakîm[Allah'ın her şeyi bir maksatla uygun ve hikmetle yaratmayı gerektiren ismi], bedâhet [inkar edilemez açıklık] derecesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın risaletine [peygamberliğine] delâlet [işaret] ve istilzam ediyor[gerekli kılıyor] denilebilir.
Evet, madem gayet mânidar [anlamlı] bir kitap, onu ders verecek bir muallim [öğretici] ister. Ve gayet güzel bir cemâl [Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellisi], kendini görecek ve gösterecek bir âyine iktiza eder [gerektirir]. Ve gayet kemâlde [kusursuz] bir san’at, teşhirci [Gösteric, Sergileyici,İlân edici] bir dellâl ister. Elbette, her bir harfinde yüzer mânâlar, hikmetler bulunan bu kitab-ı kebîr-i kâinatın [büyük kainat kitabının] muhatabı olan nev-i insan[insan türü] içinde, elbette bir rehber-i ekmel [kusursuz bir yol gösterici], bir muallim-i ekber [büyük bir öğretici] bulunacak. Tâ ki, o kitapta bulunan kudsî [Allah ‘a ait] ve hakikî [doğru] hikmetleri ders verecek; belki kâinattaki hikmetlerin vücudunu [varlığını] bildirecek; belki kâinatın hilkatindeki [yaratılışındaki] makasıd-ı Rabbâniyenin [herşeyin Rabbi olan Allah’ın yüce maksatları, gayelerinin] zuhuruna [görünmesine], belki husulüne [meydana gelmesine] vesile olacak; ve umum[tüm] kâinatta Hâlık [her şeyi yoktan var eden, yaratan; Allah] tarafından gayet ehemmiyetle izharını [Açığa çıkarılmasını] irade [Dileme, isteme] ettiği kemâl-i san’atını [San'attaki mükemmelliği], cemâl-i esmâsını [isimlerinin güzelliğini] bildirecek, âyinedarlık edecek. Ve o Hâlık [her şeyi yoktan var eden, yaratan; Allah], bütün mevcudatla [varlıklarla] kendini sevdirmek ve zîşuur[bilinç sahibi] mahlûklarından [yarattıklarından] mukabele [karşılık] istediğinden, o zîşuurların [bilinç sahiplerinin] namına [adına] birisi o geniş tezahürât-ı rububiyete [Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olmasına] karşı geniş bir ubudiyetle [kullukla] mukabele edip [karşılık verip], ber [kara] ve bahri [denizi] cezbeye [heyecana] getirecek, semâvat [gökyüzü] ve arzı [yer yüzünü] çınlatacak bir velvele-i teşhir ve takdisle [güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren seslerle] o zîşuurların [şuur sahiplerinin] nazarını [dikkatlerini] o san’atların Sâniine [Her şeyi san'atlı olarak yaratan Allah’a] çevirecek; ve kudsî [Allah’a ait] dersler ve talimatla [emirle] bütün ehl-i aklın [akıl sahiplerinin] kulaklarını kendine çevirecek bir Kur’ân-ı Azîmüşşanla [büyük şeref sahibi kur’anla], o Sâni-i Hakem-i Hakîmin[her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk edip san’atla yaratan Allah’ın] makasıd-ı İlâhiyesini [ilahi maksatlarını] en güzel bir surette gösterecek; ve bütün hikmetlerinin tezahürüne[görünmesine] ve tezahürât-ı cemâliye ve celâliyesine [güzelliklerinin ve büyüklük ve  azametinin görünmesine]  karşı en ekmel [mükemmel] bir mukabele edecek [karşılık verecek] bir zât, güneşin vücudu gibi bu kâinata lâzımdır[gereklidir], zarurîdir[zorunludur].
 
Ve öyle eden ve en ekmel [kusursuz] bir surette o vazifeleri [görevleri] yapan, bilmüşahede [bizzat şahit olan], Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Öyleyse, güneş ziya[ışığı], ziya[ışık] gündüzü istilzam ettiği [Gerektirdiği]  derecede, kâinattaki hikmetler risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam[gerektirir] eder.
 
Evet, nasıl ki ism-i Hakem ve Hakîmin [Allah’ın haklıyı haksızdan ayırdığını ve her şeyi hikmetle yarattığını ifade eden isimleri] cilve-i âzamı [En büyük tecellîsi] ile, âzamî [En büyük] derecede risalet-i Ahmediyeyi [Peygamber Efendimiz'in (a.s.m.) peygamberliği] iktiza ediyor [gerektiriyor]; öyle de, Esmâ-i Hüsnâdan[Allah’ın güzel isimlerinden] Allah, Rahmân, Rahîm, Vedûd, Mün’im, Kerîm, Cemîl, Rab gibi çok isimlerin herbiri, kâinatta görünen bir cilve-i âzamla[en yüksek derecede görünmesi ile], âzamî derecede ve mertebe-i kat’iyette[kesinlik derecesinde] risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam ederler[gerektirirler].
Meselâ, ism-i Rahmân‘ın cilvesi olan rahmet-i vâsia [Bütün mahlukatı içine alan genişlikte ve bol rahmeti], o Rahmeten li’l-Âlemîn [alemlere rahmet olması] ile tezahür eder [görünür]. Ve ism-i Vedûdun [Çok şefkatli olan ve çok sevgi beslenen, seven ve sevilen Allah’ın] cilvesi[tecillisi, görünmesi] olan tahabbüb-ü İlâhî [Allah’ın sevgisi] ve taarrüf-ü Rabbânî [Cenâb-ı Allah'ın kendini tanıtması, bildirmesi], o Habib-i Rabbü’l-Âlemîn [Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed] ile netice verir, mukabele[karşılık] görür. Ve ism-i Cemîlin [Cenâb-ı Hakk'ın Cemîl isiminin] bir cilvesi [tecellisi] olan bütün cemâller[güzellikler], yani, cemâl-i Zât [zatının güzelliği], cemâl-i esmâ [isimlerinin güzelliği], cemâl‑i san’at [sanatının güzellüği], cemâl-i masnuat [Cenâb-ı Allah'ın yarttıklarındaki sanatkârane, güzellik] o âyine-i Ahmediyede [bir ayna gibi peygamberimiz Hz.Muhammed’de] görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyetin [Rabb'lığın, idare ve terbiye ediciliğin haşmeti, heybeti, büyüklüğünün] ve saltanat-ı ulûhiyetin[Allah’ın hakimiyetinin, otoritesinin] cilveleri[yansımaları] dahi, o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet [Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı] olan zât-ı Ahmediyenin [peygamberimizin  zatının] risaletiyle [peygamberliği ile] bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hâkezâ, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i Hüsnânın herbiri, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) birer parlak burhandır [delildir].
Elhasıl, madem kâinat mevcuttur [vardır] ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri, ziynetleri [süsleri], ışıkları, ziyaları, san’atları, hayatları, rabıtaları[bağları] hükmünde olan hikmet [fayda, gaye], inâyet [Yardım, ihsan, lütuf], rahmet [Acıma, merhamet etme, esirgeme, bağışlama, şefkat gösterme], cemâl [Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsânı ile tecellisi], nizam[düzen kural], mizan [Ölçü], ziynet [süs] gibi meşhud [şahid olunan] hakikatler [gerçekler], hiçbir cihetle inkâr edilmez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı[reddi] mümkün değildir. Elbette o sıfatların mevsufu [vasıfları] ve o fiillerin fâili [işleyeni] ve o ziyaların güneşi olan Zât-ı Vâcibü’l-Vücud [varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Zât, Allah], Hakîm [her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah], Kerîm [sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah], Rahîm[rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah], Cemîl [bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah], Hakem [her bir varlık hakkında hikmetle küllî (genel) hüküm veren], Adl [sonsuz adalet sahibi olan Allah] dahi hiçbir cihetle inkâr[ret] edilmez ve inkârı kabil [mümkün] olmaz. Ve elbette o sıfatların ve o fiillerin medar-ı zuhurları [görünme sebebi], belki medar-ı kemâlleri [mükemmellik sebebi], belki medar-ı tahakkukları [gerçekleşme sebebi] olan rehber-i ekber [en büyük yol gösterici], muallim-i ekmel[kusursuz öretici] ve dellâl-ı âzam [büyük duyurucu] ve tılsım-ı kâinatın[kainatın sırlarının]keşşafı [keşfedicisi] ve âyine-i Samedânî[Allah’ın sanatının yansıtıcısı] ve Habi Rahmânî[Rahmet ve merhamet sahibi olan Allah'ın sevgili peygamberi] olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti [peygamberliği] hiçbir cihetle inkâr edilmez. Âlem-i hakikatin ve hakikat-i kâinatın [kainatın gerçeklerinin] ziyaları [ışıkları] gibi, bunun risaleti [peygamberliği] dahi, kâinatın en parlak bir ziyasıdır.
عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ اْلاَيَّامِ وَذَرَّاتِ اْلاَنَامِ 2
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ 3
Devam edecek:238

1- “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” A’râf Sûresi, 7:31.
 
2-Günlerin âşireleri ve mahlûkatın zerreleri sayısınca ona ve âl ve ashabına salât ve selâm olsun.
3-“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
 
 
 
 


 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages