210. ders.
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
Dördüncü Hüccet-i İmâniye
Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi(2)
İşte, gel, Güneş ile muhtelif [farklı] on iki seyyarenin[gezegenin] muvazenelerine [dengelerine] bak. Acaba bu muvazene [denge], güneş gibi, Adl [1*] ve Kadîr [2*] olan Zât-ı Zülcelâli[3*] göstermiyor mu? Ve bilhassa, seyyârâttan [12
gezegenden biri] olan gemimiz, yani küre-i arz [dünya], bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder. Ve o harika sür’atiyle [hızıyla] beraber, zeminin yüzünde [yeryüzünde] dizilmiş, istif edilmiş [Düzgün şekilde sıralanmış ve yığılmış] eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya [boşluğa] fırlatmıyor. Eğer sür’ati [hızı] bir parça tezyid [artırılsa] veya tenkis edilseydi[azaltılsaydı], sekenesini [üzerindekileri] havaya fırlatıp fezada [uzay boşluğuna] dağıtacaktı. Ve bir dakika, belki bir saniye muvazenesini [dengesini] bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasıyla çarpışacak, bir kıyameti koparacak.
Ve bilhassa zeminin [yer] yüzünde, nebâtî [bitkisel] ve hayvânî dört yüz bin taifenin [türün] tevellüdat ve vefiyatça [ölüm bakımından] ve iaşe [beslenme, yeme, içirme] ve yaşayışça rahîmâne [merhamet edilerek] muvazeneleri
[dengelenmeleri], ziya [ışık] güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Adl ve Rahîmi
[her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet ve merhamet sahibi olan Zât, Allah] gösteriyor.
Ve bilhassa o hadsiz [sayısız] milletlerin hadsiz [sınırsız] efradından [fertlerinden] birtek ferdin âzâsı [organları], cihazatı, duyguları o derece hassas bir mizanla [ölçüyle] birbiriyle münasebettar [alakadar] ve muvazenettedir [dengelenme içindedir] ki, o tenasüp [uygunluk], o muvazene [denge], bedâhet [ispata ihtiyaç olmayacak] derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi [her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Her şeyi bir maksatla uygun ve hikmetle yaratan Zât, Allah’ı] gösteriyor.
Ve bilhassa her ferd-i hayvânînin [hayvan] bedenindeki hüceyrâtın [hücrelerin] ve kan mecrâlarının [damarlarının] ve kandaki küreyvâtın [hücrelerin] ve o küreyvattaki [hücredeki] zerrelerin o derece ince ve hassas ve harika muvazeneleri [dengeleri] var; bilbedâhe [şüphesiz] ispat eder ki, herşeyin dizgini elinde ve herşeyin anahtarı yanında ve bir şey birşeye mâni olmuyor, umum [tüm] eşyayı bir tek şey gibi kolayca idare eden bir tek Hâlık-ı Adl u Hakîmin [sonsuz adaletle her şeyi bir maksatla uygun ve hikmetle yaratan Allah’ın] mizanıyla [ölçüsüyle], kanunuyla, nizamıyla [düzeniyle] terbiye [ihtiyaçları karşılanarak, eğitilip] ve idare oluyor.
[1*]-Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah
[2*]- Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah
[3*]- Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah