206.-----ASA-YI MUSA DERSLERİ---- Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder—nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi [kulu] ve memlûküdür [kölesidir]—hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına [en yüksek derecedeki haklarına] karşı bir tecavüz [saldırı], bir zulümdür [haksızlıktır].

0 views
Skip to first unread message

haydar karakus

unread,
Oct 4, 2011, 9:01:35 AM10/4/11
to
206.  ders.
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
Hüccetullahi’l-Bâliğa
Risalesi
On Bir Hüccet-i İmâniye
Üçüncü Hüccet-i İmâniye
(Yirmi Üçüncü Lem’a)
Tabiat Risalesi(27)
 
 
Hâtime[3]
 
    Elhasıl, ibadeti terk eden hem kendi nefsine zulmeder—nefis ise Cenâb-ı Hakkın abdi [kulu] ve memlûküdür [kölesidir]—hem kâinatın hukuk-u kemâlâtına [en yüksek derecedeki haklarına] karşı bir tecavüz [saldırı], bir zulümdür [haksızlıktır]. Evet, nasıl ki küfür [inkar], mevcudata [yaratılmışlara] karşı bir tahkirdir [aşağılamaktır]; terk-i ibadet [ibadetin terki] dahi, kâinatın kemâlâtını [mükemmelliğini, noksansızlığını] bir inkârdır. Hem hikmet-i İlâhiyeye [Allah’ın gözettiği fayda ve gayeye] karşı bir tecavüz [saldırı] olduğundan, dehşetli tehdide, şiddetli cezaya müstehak [hak etmiş] olur.
     İşte bu istihkakı [hak edişi] ve mezkûr [bahsedilen] hakikati [gerçeği] ifade etmek için, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, mucizâne bir surette o şiddetli tarz-ı ifadeyi [ifade tarzını] ihtiyar [tercih] ederek, tam tamına hakikat-i belâgat [sözü güzel ifadelerle yerli yerinde anlatma] olan mutabık-ı mukteza-yı hale mutabakat [halin icabına uygun söz] ediyor.
 
    İKİNCİ SUAL: Tabiattan vazgeçen ve imana gelen zat diyor ki: “Her mevcut [varlık], her cihette [her yönüyle], her işinde ve herşeyinde ve her şe’ninde meşiet-i İlâhiyeye [Allah’ın kendisine özel istek, arzu ve muradı] ve kudret-i Rabbâniyeye tâbi olması, çok azîm [büyük] bir hakikattir. Azameti [büyüklüğü] cihetinde dar zihinlerimize sıkışmıyor. Halbuki gözümüzle gördüğümüz bu nihayet derecede mebzuliyet [bolluk, ucuzluk], hem hilkat ve icad-ı eşyadaki [eşyanın yaratılışındaki] hadsiz [sınırsız] suhulet [kolaylık], hem sabık [önceki] burhanlarınızla [delillerimizde] tahakkuk eden [ortayaçıkan], vahdet [birlik] yolundaki icad-ı eşyada [eşyanın icad edilmesinde] nihayet [sonsuz] derecede kolaylık ve suhulet, hem nass-ı Kur’ân [Kur'ân-ı Kerîm'in kesin, şüpheye ihtimal bırakmayan hükmü] ile beyan edilen
مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ 1
وَمَآ اَمْرُ السَّاعَةِ اِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُ 2
gibi âyetlerin sarahaten [açıkça] gösterdikleri nihayet derecede kolaylık, o hakikat-i azîmeyi [üyük gerçeği], en makbul [Geçerli, mûteber] ve en mâkul [kabul edilebilir]  bir mesele olduğunu gösteriyorlar. Bu kolaylığın sırrı ve hikmeti nedir?”
Elcevap: Yirminci Mektubun Onuncu Kelimesi olan 3 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ beyanında, o sır gayet vâzıh [açık] ve kat’î [kesin] ve mukni [ikna edici] bir tarzda beyan edilmiş [açıklanmış]. Hususan [özellikle] o mektubun zeylinde [ekinde] daha ziyade vuzuhla [izahatlı] ispat edilmiş ki, bütün mevcudat [varlıklar], Sâni-i Vâhide [bir ve tek olan ve her şeyi san’atla yaratan Allah’a] isnad edildiği [dayandırldığı] vakit, birtek mevcut [varlık] hükmünde kolaylaşır. Eğer Vâhid-i Ehade [bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah’a] verilmezse, birtek mahlûkun [yaratılmışın] icadı [yoktan var edilişi] bütün mevcudat [varlıklar] kadar müşkülleşir [zorlaşır]. Ve bir çekirdek, bir ağaç kadar suubetli [zor] olur.
       Eğer Sâni-i Hakikîsine [her şeyin gerçek anlamda san’atkârı ve yaratıcısı olan Allah] verilse, kâinat bir ağaç gibi ve ağaç bir çekirdek gibi ve Cennet bir bahar gibi ve bahar bir çiçek gibi kolaylaşır, suhulet [kolaylık] peydâ eder [görünür].
    Ve bilmüşahede [bizzat şahit olarak] görünen hadsiz mebzuliyet [bolluk ve kolaylık] ve ucuzluğun ve her nev’in suhuletle [kolaylıkla] kesret-i efradı [sayısal olarak çok] bulunmasının ve kesret-i suhulet [çoklukta kolaylık] ve sür’atle muntazam [hızlı ve eksiksiz, tam], san’atlı, kıymetli mevcudatın kolayca vücuda gelmesinin sırlarına medar olan ve hikmetlerini gösteren yüzer delillerinden ve başka risalelerde tafsilen [detaylı] beyan edilen bir ikisine muhtasar [kısa] bir işaret ederiz.
 
 
Devam edecek:218
 
 
 
1-“Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.
2-“Kıyametin gerçekleşmesi göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.
3- “…O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
 
 
 
 
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages