232---ASA-YI MUSA DERSLERİ----Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle [öğretmesiyle] ve Kur’ân-ı Hakîminin [Her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur'ân’ın] dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle [şaşılacak şeyleri, işleri, durumlarıyla] Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.

0 views
Skip to first unread message

haydar karakus

unread,
Jan 18, 2013, 7:44:19 AM1/18/13
to
232. ders
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
               Sekizinci Hüccet-i İmâniye
               Münâcât(8)
 
 
Ey dağları zemin[yer] sefinesine[gemisine] hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelâl[Sonsuz büyüklük, haşmet ve kudret sahibi Allah],
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın talimiyle [öğretmesiyle] ve Kur’ân-ı Hakîminin [Her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur'ân’ın] dersiyle anladım ki, nasıl denizler acâipleriyle [şaşılacak şeyleri, işleri, durumlarıyla] Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar. Öyle de, dağlar dahi, zelzele tesiratından zeminin sükûnetine [Durgunluğuna, dinginliğine] ve içindeki dahilî inkılâbat [Bir halden diğer hale geçme, hal değiştirme,dönüşüm] fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilâsından [suları altında kalmasından] kurtulmasına ve havanın gazât-ı muzırradan [Zararlı gazlardan] tasfiyesine [temizlenmesine] ve suyun muhafaza ve iddiharlarına[depolanmasına] ve zîhayatlara [canlılara] lâzım [gerekli] olan madenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle Seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar.
Evet, dağlardaki taşların envâından [çeşitlerinden] ve muhtelif [farklı]hastalıklara ilâç olan maddelerin aksamından [Parçaları, bölümleri, kısımlarından] ve zîhayata [canlıya] hususan [özellikle] insanlara çok lâzım [gerekli] ve çok mütenevvi [çeşitli] olan madeniyatın [madenlerin] ecnâsından [Cinsleri, çeşitleri, nevilerinden] ve dağları, sahrâları [Geniş arazileri, çölleri] çiçekleriyle süslendiren ve meyveleriyle şenlendiren nebatatın[bitkilerin] esnafından [Sınıfları, nevileri, çeşitlerinden] hiçbirisi yoktur ki, tesadüfe havalesi mümkün olmayan hikmetleriyle, intizamıyla [düzenli olmalarıyla], hüsn-ü hilkatiyle [güzel yaratılışlarıyla], faideleriyle [faydalarıyla], hususan madeniyatın [madenlerin] tuz, limon tuzu, sulfato ve şap gibi sureten birbirine benzemekle beraber, tatlarının şiddet-i muhalefetiyle [birbirinden ferklı olmalarıyla] ve bilhassa nebatatın[bitkilerin]basit bir topraktan çeşit çeşit envâlarıyla [türleriyle], ayrı ayrı çiçek ve meyveleriyle, nihayetsiz Kadîr [sınırsız Kudret sahibi olan ve her şeye gücü yeten Allah], nihayetsiz Hakîm [Her şeyi sınırsız  maksatla uygunve hikmetle yaratan], nihayetsiz Rahîm [sınırsız Merhamet eden, esirgeyen, koruyan] ve Kerîm [sınırsız ihsan edici, cömert] bir Sâniin [san'atla yaratan Yaratıcının] vücub-u vücuduna [varlığının inkar edilemez derecede kessin olduğuna ] bedahetle [apaçık] şehadet [şahitlik] ettikleri gibi, heyet-i mecmuasındaki [tamamı üzerindeki] vahdet-i idare[tek elden idarenin] ve vahdet-i tedbir [ityacların tek elden çekip çevrilerek karşılandığı] ve menşe [Esas] ve mesken ve hilkat ve san’atça beraberlik ve birlik ve ucuzluk ve kolaylık ve çokluk ve yapılmakta çabukluk noktalarından, Sâniin [sanatla yaratan yaratıcının] vahdetine [Allah’ın her şeyde aynı anda aynı şekilde tecelli etmesi ile birliğini gösterdiğine] ve ehadiyetine [Allah’ın her bir şeyde hususi tecellileri ile birliğini gösterdiğine] şehadet ederler.
 
Devam edecek: 257
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages