233. ders
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
Sekizinci Hüccet-i İmâniye
Münâcât(9)
Hem nasıl ki dağların yüzünde ve karnındaki masnular [san’at eseri varlıklar], zeminin [yeryüzünün]her tarafında, herbir nevi aynı zamanda, aynı tarzda, yanlışsız, gayet mükemmel ve çabuk yapılmaları ve bir iş bir işe mâni olmadan, sair [diğer] nevilerle [türlerle] beraber karışık iken karıştırmaksızın icadları [yatılışları], Senin rububiyetinin[bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin] haşmetine[İhtişamına] ve hiçbir şey ona ağır gelmeyen kudretinin azametine[büyüklüğüne] delâlet [işaret] eder. Öyle de, zeminin[yer] yüzündeki bütün zîhayat [canlı] mahlûkların [yaratılmışların] hadsiz [sınırsız]hâcetlerini[ihtityaçlarını], hattâ mütenevvi [çeşitli] hastalıklarını, hattâ muhtelif [farklı] zevklerini ve ayrı ayrı iştihalarını tatmin edecek bir surette, dağların yüzlerini ve içlerini muntazam [düzenl] eşcar [Ağaçlar] ve nebatat [bitkiler]ve madeniyatla[madenlerle] doldurmak ve muhtaçlara teshir etmek [göstermek] cihetiyle, Senin rahmetinin hadsiz genişliğine ve hâkimiyetinin [egemenliğinin] nihayetsiz [sınırsız] vüs’atine [genişliğine] delâlet [işaret] ve toprak tabakatı içinde gizli ve karanlık ve karışık bulunduğu halde, bilerek, görerek, şaşırmayarak, intizamla, hâcetlere [ihtiyaçlara] göre ihzar [hazır] edilmeleriyle Senin herşeye taallûk eden[ulaşan] ilminin ihatasına [kuşatıcılığına] ve herbir şeyi tanzim eden hikmetinin bütün eşyaya şümulüne [içine almasına] ve ilâçların ihzârâtı [hazırlanması] ve madenî maddelerin iddihârâtıyla [depolanmasıyla] rububiyetinin [Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin] rahîmâne [merhamet
ve şefkat ederek] ve kerîmâne [cömertce, bol ihsan ve ikram ile]olan tedâbirinin [önlemleri, çarelerinin] mehâsinine [Güzelliğine] ve inâyetinin [Yardımının] ihtiyatlı [tedbirli] letâifine [güzelliğine] pek zâhir [açık] bir surette işaret ve delâlet ederler.
Hem bu dünya hanında misafir yolcular için koca dağları levâzımâtlarına [gerekli maddelerine] ve istikbaldeki [gelecekteki] ihtiyaçlarına muntazam [devamlı] ihtiyat
[tedbir] deposu ve cihazat [maddî manevî âletler] ambarı [deposu] ve hayata lüzumu olan çok definelerin [kıymetlı malların] mükemmel [noksansız] mahzeni[muhafaza yeri] olmak cihetinde işaret, belki delâlet, belki şehadet eder ki, bu kadar kerîm [lütuf sahibi] ve misafirperver [misafiri çokseven] ve bu kadar hakîm
[her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah] ve şefkatperver[şefkat etmeyi seven] ve bu kadar kadîr [her şeye gücü yeten] ve rububiyetperver [İhtiyaca cevap vermeyi ve terbiye etmeyi seven] bir Sâniin [herşeyisan'atla yaratan Allah], elbette ve herhalde, çok sevdiği o misafirleri için, ebedî bir âlemde, ebedî ihsânâtının [nimetleri, lütuflarının] ebedî hazineleri vardır. Buradaki dağlara
bedel, orada yıldızlar o vazifeyi görürler.
Devam edcek:258