207.------ASA-YI MUSA DERSLERİ----Meselâ, nasıl ki yüz nefer [asker] bir zâbitin [subay] idaresine verilse, bir neferin [askerin] yüz zâbitin [subayın] idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi;

1 view
Skip to first unread message

haydar karakus

unread,
Oct 5, 2011, 5:22:43 AM10/5/11
to
207.  ders.
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
Hüccetullahi’l-Bâliğa
Risalesi
On Bir Hüccet-i İmâniye
Üçüncü Hüccet-i İmâniye
(Yirmi Üçüncü Lem’a)
Tabiat Risalesi(28)
Hâtime[4]
      Meselâ, nasıl ki yüz nefer [asker] bir zâbitin [subay] idaresine verilse, bir neferin [askerin] yüz zâbitin [subayın] idarelerine verilmesinden yüz derece daha kolay olduğu gibi; bir ordunun teçhizat-ı askeriyesi [askeri techizatı] bir merkez, bir kanun, bir fabrika ve bir padişahın emrine verildiği vakit, adeta kemiyeten [çoğunluk olarak] bir neferin [askerin] teçhizatı [donanım] kadar kolaylaştığı gibi, bir neferin [askerin] teçhizat-ı askeriyesi [askeri donanımı] müteaddit [çok sayıda] merkezlere, müteaddit [çok sayıda]  fabrikalara, müteaddit [çok sayıda]   kumandanlara havalesi de, adeta bir ordunun teçhizatı kadar kemiyeten [çoklukla] müşkilâtlı [zor] oluyor. Çünkü birtek neferin teçhizatı [donanımı] için, bütün orduya lâzım [gerekli] olan fabrikaların bulunması gerektir.
    Hem bir ağacın, sırr-ı vahdet [birlik  sırrı] cihetiyle, bir kökte, bir merkezde, bir kanunla mevâdd-ı hayatiyesi [hayat için gerekli maddeler] verildiğinden, binler meyve veren o ağaç, bir meyve kadar suhuletli [kolay] olduğu bilmüşahede [izzat gözle] görünür. Eğer vahdetten [birlikten] kesrete [çokluğa] gidilse, herbir meyveye lâzım [gerekli] mevâdd-ı hayatiye [hayat için gerekli maddeler] başka yerden verilse, herbir meyve bir ağaç kadar müşkilât [zorluk] peydâ eder. Belki ağacın bir enmûzeci [misali ,örneği] ve fihristesi olan birtek çekirdek dahi, o ağaç kadar suubetli [zor] olur. Çünkü bir ağacın hayatına lâzım [gerekli] olan bütün mevâdd-ı hayatiye[hayat için gerekli maddeler]  birtek çekirdek için de lâzım oluyor.
     İşte bu misaller gibi yüzler misaller var, gösteriyorlar ki, vahdette [birlikte] nihayet [sonsuz] derecede suhuletle [kolaylıkla] vücuda gelen [oluşan] binler mevcut [varlık], şirkte [sebeplere havale etmekten] ve kesrette [çokluktan] birtek mevcuttan daha ziyade kolay olur. Sair risalelerde bu hakikat iki kere iki dört eder derecede ispat edildiğinden, onlara havale edip, burada yalnız bu suhulet ve kolaylığın ilim ve kader-i İlâhî [Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi, plânlaması] ve kudret-i Rabbâniye [her şeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudretinin] nokta-i nazarında gayet mühim [önemli] bir sırrını beyan edeceğiz. Şöyle ki:
      Sen bir mevcutsun. Eğer Kadîr-i Ezelîye [herşeye gücü yeten, varlığının başlangıcı olmayıp zamanla sınırlı olmayan Allah’a] kendini versen, bir kibrit çakar gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz [sınırsız] kudretiyle, seni bir anda halk eder [yaratır]. Eğer sen kendini Ona vermezsen, belki esbab-ı maddiyeye [maddi sebeplere] ve tabiata [yaratılmış varlıklara] isnad etsen [dayandırsan], o vakit sen, kâinatın muntazam [eksiksiz] bir hülâsa[özeti], meyvesi ve küçük bir fihristesi ve listesi olduğundan; seni yapmak için kâinatı ve anâsırı [unsurları] ince elekle eleyip hassas ölçülerle aktâr-ı âlemden [alemin dört bir yanından] senin vücudundaki maddeleri toplamak lâzım gelir. Çünkü esbab-ı maddiye [maddi sebepler] yalnız terkip eder [bir araya getirir], toplar. Kendilerinde bulunmayanı hiçten, yoktan yapamadıkları, bütün ehl-i akıl yanında musaddaktır[tasdik edilmiştir]. Öyleyse, küçük bir zîhayatın [canlının] cismini aktâr-ı âlemden [alemin hertarafından] toplamaya mecbur olurlar. İşte vahdette ve tevhidde ne kadar kolaylık ve şirkte [otak koşmakta] ve dalâlette[sapıklıkta] ne kadar müşkilât [zorluk] var olduğunu anla.
Devam edecek:220
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages