117.---ASA-YI MUSA DERSLERİ---- Ehl-i dalâlet [inançsız kimseler] gelsin, baksın: Gireceği ve düşündüğü kendi kabri gibi, kendi dalâletinde [inançsızlığında] ne derece dehşetli bir zulmet [haksızlık], bir karanlık ve yılanların, akreplerin yuvası bir kuyu olduğunu görsün. Ve âhirete iman ise, Cennet gibi güzel ve nuranî bir yol olduğunu bilsin, imana girsin.

5 views
Skip to first unread message

haydar karakus

unread,
Apr 6, 2012, 11:17:18 AM4/6/12
to necat emir MYO TOKAT, necati guner, Necati cebeci googl personel müdür, NECLA SAYILIR KAMULAŞTIRMA, Nedim Meral, nedim, neslihan candan, nitta...@aol.com, niyazi ustaal, nizamettin yılmaz googl dominoetkisi yeni, NNİZAMETİN İMRE, no name, nur çiçek, NUR DENİZİ GOOGL GURUP, nuray sari, nurbaki googı nubaki org, Nurettin DEMİRAY, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, ONUR ALP Googl personel, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİ KAHRAMAN MARAŞ, NURİYE ÇAKMAK, nurpenceresi GOOGL GURUP, nuryagmuru GOOGL GURUP, Okuma Yeri, orhan demirel
217. ders
Asâ-yı Mûsâ’dan
İkinci Kısım
          Beşinci Hüccet-i İmâniye
İsm-i Âzamın altı nurundan
üçüncü nuruna işaret eden
 Üçüncü Nükte(5)
DÖRDÜNCÜ NOKTA
Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir Sâni-i Hakîm [herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah] ve gayet hikmetli [herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan] bir usta, bir sarayın herbir taşında yüzer hikmeti [mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde] hassasiyetle takip etse, sonra o saraya dam yapmayıp, boşu boşuna harap olmasıyla, takip ettiği hadsiz hikmetleri [mânâları, faydaları,gayeleri] zayi etmesini hiçbir zîşuur [akıl, bilinç sahibi] kabul etmediği ve bir Hakîm-i Mutlak [sınırsız hikmet sahibi, herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah], kemâl-i hikmetinden [her şeyi gayeli, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma noktasında kusursuzlugundan], bir dirhem[3 gram] kadar bir çekirdekten yüzer batman [yaklaşık 8 kg ağırlığında bir ağırlığın yüzer katı ölçeğinde] faydaları, gayeleri[amaçları], hikmetleri[mânâları, faydaları,gayeleri] dikkatle takip ettiği halde, dağ gibi koca ağaca bir dirhem[3 gıram] kadar bir tek fayda, bir tek küçük gaye, bir tek meyve vermek için o koca ağacın pek çok masarıfını yapmakla, kendi hikmetine bütün bütün zıt ve muhalif olarak, müsrifâne [ısraflıca] bir sefahet [zevk ve eğlenceye düşkünlüğü] irtikâp etmesi [yapması]  hiçbir cihetle imkânı olmadığı gibi; aynen öyle de, bu kâinat sarayının her bir mevcudatına [varlığına] yüzer hikmet [mânâ, fayda,gaye] takan ve yüzer vazife ile teçhiz eden [donatan], hattâ her bir ağaca meyveleri adedince hikmetler [gayeler, mânâlar, faydalar] ve çiçekleri adedince vazifeler veren bir Sâni-i Hakîm [herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah], kıyameti getirmemekle ve haşri [yeniden diriltme] yapmamakla, bütün had ve hesaba gelmeyen hikmetleri [mânâları, faydaları,gayeleri] ve nihayetsiz vazifeleri mânâsız, abes, boş, faydasız zayi etmesi, o Kadîr-i Mutlakın [herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah’ın] kemâl-i kudretine [kudretinin mükemmelliğine] acz-i mutlak [sınırsız güçsüzlük] verdiği gibi, o Hakîm-i Mutlakın [herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah’ın] kemâl-i hikmetine [her şeyi eksiksiz bir hikmetle yapmasına] hadsiz abesiyet [Lüzumsuzluğu ve gayesizliği] ve faydasızlığı ve o Rahîm-i Mutlakın [sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın] cemâl-i rahmetine [şefkat ve merhametteki güzelliğine] nihayetsiz [sonsuz] çirkinliği ve o Âdil-i Mutlakın[sonsuz adâlet sahibi Allah’ın] kemâl-i adaletine [kusursuz adaletine] nihayetsiz zulmü [Haksızlığı] vermek demektir. Adeta, kâinatta herkese görünen hikmet [ilahi gayeler], rahmet, adaleti inkâr etmektir. Bu ise en acip [hayret verici] bir muhaldir [İmkânsızlıktır] ki, hadsiz [sınırsız] bâtıl [hurafe,Boş ve manasız olan, Dinde yeri olmayan] şeyler, içinde bulunur.
Ehl-i dalâlet [inançsız kimseler] gelsin, baksın: Gireceği ve düşündüğü kendi kabri gibi, kendi dalâletinde [inançsızlığında] ne derece dehşetli bir zulmet [haksızlık], bir karanlık ve yılanların, akreplerin yuvası bir kuyu olduğunu görsün. Ve âhirete iman ise, Cennet gibi güzel ve nuranî bir yol olduğunu bilsin, imana girsin.
Devam edecek:235
 
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages