Her şeyde bir vahdet var. Vahdet ise, bir vahide delalet ve işaret eder. Evet, vahid bir eser, bilbedahe vahid bir sani'den sudur eder. Bir elbette birden gelir. Her şeyde bir birlik bulunduğundan, elbette bir tek zatın eseri ve san'atı olduğunu gösterir. Evet, bu kâinat, bin birlikler perdeleri içinde sarılı bir gül goncası gibidir. Belki esma ve ef'al-i umumiye-i İlahiyenin adedince vahdetleri giymiş bir tek insan-ı ekberdir. Belki enva'-ı mahlûkat sayısınca dallarına vahdetler, birlikler asılmış bir şecere-i tuba-i hilkattir.
(Bediüzzaman Said Nursi - 2. Şua'dan)
Lügatler
Aded :sayı, tane, miktar
Belki :bilakis, aslında
Bilbedahe :açık olarak, aşikar
Delalet : delil olmak
Ef’al-i umumiye-i ilâhiye :bütün ilâhî işler, tüm kâinatı ve içindekileri ilgilendiren ilâhî icraatlar
Enva-i mahlûkat:yaratıkların çeşitleri
Esma: isimler
İnsan-ı ekber :en büyük insan
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Sâni’ : her şeyi sanatla yaratan
Sudur :olmak, meydana gelmek
Şecere-i tuba-i hilkat :yaratılış ağacı
Şey’ :madde, eşya, varlık
Şua :ışık, parıltı
Vahdet: birlik
Vahid :yalnız, tek, bir
Zat : hürmete layık kimse, kişi