İnsan şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer. Za'fında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünki o za'fın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudat ona müsahhar olmuş. Eğer insan za'fını anlayıp, kalen, halen, tavren dua etse ve aczini bilip istimdad eylese; o teshirin şükrünü eda ile beraber matlubuna öyle muvaffak olur ve maksadları ona öyle müsahhar olur ki, iktidar-ı zatisiyle onun öşr-i mi'şarına muvaffak olamaz. Yalnız bazı vakit lisan-ı hal duasıyla hâsıl olan bir matlubunu yanlış olarak kendi iktidarına hamleder. Mesela: Tavuğun yavrusunun za'fındaki kuvvet, tavuğu arslana saldırtır. Yeni dünyaya gelen arslanın yavrusu, o canavar ve aç arslanı kendine müsahhar edip onu aç bırakıp kendi tok oluyor. İşte cay-ı dikkat, za'ftaki bir kuvvet ve şayan-ı temaşa bir cilve-i rahmet...
(Bediüzzaman Said Nursi - 23. Söz'den)
Lügatler
|
Acz: âcizlik, güçsüzlük Ca’y-ı dikkat :dikkat edilecek nokta veya şey Cilve-i rahmet :rahmetin görüntüsü Dua :yalvarma, yakarma, isteme Eda :yerine getirmek, ödemek, borcunu vermek, vazifesini yapmak, tarz, üslub, şive Halen :bedenen, yaparak, işleyerek Hamletmek :yüklenmek, öyle saymak Hâsıl : meydana gelen İktidar :güç, takat, kudret, idare İktidar-ı zati :şahsi güç, kendi kuvveti İstimdad :meded ve yardım istemek Kâinat : evren, yaratılanların hepsi Kalen :dil ile, söyleyerek Kudret : güç, kuvvet, iktidar Lisan-ı hal :hal dili, yaşayarak gösterilen hal
|
Maksat :istenilen şey, arzu, gaye Matlub :istek, istenilen şey Mesela :örnek olarak Mevcudat: varlıklar Musahhar :hizmet eden, istenilen hale konmuş, idare edilen, boyun eğdirilmiş Muvaffak : başarılı olma Nazenin :ince, nazlı, zayıf, hoş edalı Nazik :dayanıksız, ince Öşr-i mi’şar :yüzde bir Şayan-ı temaşa :bakmaya ve seyretmeye değer Şükür :Allah’a teşekkür Tavren :hareketle, tavırla Teshir :kolaylaştırmak Vakit :zaman, saat, çağ, mevsim Za’f :zayıflık, kuvvetsizlik, güçsüzlük
|