From: betül arat <betu...@hotmail.com>
Date: 12 Ekim 2010 09:52:00 GMT+03:00
To: sarven kuyumcu <sarven...@hotmail.com>, <tanya...@yahoo.com>, <tany...@gmail.com>, <ler...@hotmail.com>, <maral...@hotmail.com>, <anetin...@gmail.com>, <mci...@ics.com.tr>, <karin.k...@gordion.com.tr>, <karin_...@hotmail.com>, <tinas...@hotmail.com>, <mar...@windowslive.com>, <ardad...@isnet.net.tr>, <ber...@yahoo.com>, <aniadem...@hotmail.com>, <rozi...@hotmail.com>, <cigde...@gmail.com>, <kdi...@gmail.com>, <hulya...@hotmail.com>, <vilda...@hotmail.fr>, <fuly...@hotmail.com>, <seli...@hotmail.com>, <selin...@hotmail.com>, <marisar...@gmail.com>, <naya...@yahoo.com>, <nazenk...@yahoo.com.tr>, <arleteh...@hotmail.com>, <tal...@hotmail.com>, <mireytu...@yahoo.com>, <ariana...@yahoo.com>
Subject: FW: BİR AVUÇ TOPRAK, BİR TUTAM MADIMAK !...Payel Güllüdere
BİR TUTAM MADIMAK !...Payel Güllüdere 2006 yılının ilk günleriydi, gecenin bir yarısında telefon çaldı. Eşim Eva “hayırdır inşallah” deyip ahizeyi kaldırdı, bir şeyler konuştuktan sonra telefonu elime tutuşturdu. - Alo - Yeni yılın kutlu olsun Payel, hayırlı noeller. - Ooo Ovakcığım merhaba. - Ne o yatıyor muydun? - Önemli değil, sesini duymak uykudan daha tatlı. Telefondaki kuzenimdi, Amerika’dan arıyordu. Hoşbeşten sonra sağların hatırları soruldu, sonra da ölenler yad edildi. Fazla para yazmasın diye konuşmayı kısa kesmeye çalışıyordum, ama kuzenim uzun konuşmaya kararlıydı. - Ya oğlum konuşsana, ha bir şey söyleyeyim seni sokaktan arıyorum. Kart sıkıştı, bir saattir Avustralya, Fransa, Almanya, Türkiye aklıma nere gelirse arıyorum. Anlayacağın istediğin kadar sohbet edebiliriz, senden sonra birkaç kişiyi daha arayacağım. Büyük kızından olan torununun büyüdüğünü, küçük kızı nişanladıklarını, İstanbul’da kalsa hala Dolapdere’de arabaların altında sürünüyor olacağını, ekonomik bir sorunları olmadığını, kapısının önünde tam üç tane arabası olduğunu uzun uzadıya anlatmaya başladı. O bildik Amerikan rüyasını anlatıyordu, fırın sütlaca benzeyen rüyayı, ama sütlacın üstünü örten yanıktan hiç dem vurmuyordu. Fakat ben ne kadar gizlemeye çalışsa da, sesinin tonundan yanık kokusunu alıyordum! Kuzenim bir ara konuyu değiştirdi, - Payel hatırlıyor musun bir akşam Samatya sahilinde Antepli Restoran’da kafaları çekmiştik. - Tabii hatırlıyorum. - Ben İstanbul’dan ayrılmaya kesin olarak karar vermiş, sana da birlikte gidelim diye ısrar etmiştim. O ara sen üniversitede okuyordun, önce ben gideyim sen okulu bitirince gelirsin türünden şeyler söylemiştim. Sen de “Hayır Ovak ben bu topraklarda doğdum, yine burada öleceğim. Ömrümün son günlerinde bir avuç toprakla bir tutam madımağa muhtaç olmayacağım” demiş, bir toprak ve madımak hikayesi anlatmıştın, üstelik hikayeyi anlatırken ağlamıştın. Doğrusu o zaman ağlamana bir anlam verememiş, duygusallığını içtiğimiz onca rakıya yormuştum. - Ne yani, jeton otuz yıl sonra mı düştü Ovak? Oysa demin pespembe şeyler anlatıyordun. - Ulan hemen üstüme gelme, fazla da kurcalama. Bak şimdi senden iki ricam var. - Söyle, elimden geleni yaparım. - Birincisi, o toprak ve madımak hikayesini yazıp bana yollayacaksın. Burada birilerine anlatmaya çalışıyorum, ama ya beceremiyorum ya da bir kısmını unuttum. İkincisi, buraya gelen biriyle bana kokoreç yollayacaksın. Bilirsin ben İstanbul çocuğuyum, madımaktan pek anlamam. Oradan ayrılırken mamam (annem) bizim mezarlıktan bir avuç toprak alıp eşyaların arasına koymuştu. Anlayacağın toprak nasıl olsa var, sen bana kokoreç yolla. Bir şey daha, hikayeyi anlatırken sakın ağlama, lütfen söz ver bana. Kuzenimin sesi çatallaşmış, dili dolaşmaya başlamıştı, çok duygulandığı belliydi, - Tamam ulan anladım, hadi yeter, herkese selam söyle. Ağlarım ya da ağlamam, o da benim bileceğim iş, deyip kestirip attım. Telefonu henüz kapatmıştım ki, elimde unuttuğum sigaranın parmağımı yaktığını fark ettim. Eşimin sesiyle irkildim, - Hayrola Payel, kötü bir şey mi var? Neden ağlıyorsun? - Sana öyle geliyor, hadi sen git yat, ben bir şeyler yazacağım, dedim. Garibim her taraf bana yabancı Dertliyim, çekinme doldur be hancı İlk önce kımıldar hafif bir sancı Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş… Bilemediğim bir nedenle, Selahattin Ünal’ın uşşak şarkısını mırıldanmaya başlamıştım. Sanki bu dörtlük kafamdaki toprak ve madımak hikayesiyle özdeşleşmiş gibiydi. Evet, TOPRAK ve MADIMAK’la. ………………………………………………………………………………………………… 1970’li yıllar Sivas Babam Manuk usta, vilayet konağında valinin kapısını tıklatıyor: - Girin - Hayırlı sabahlar sayın valim. - Oo hayırlı sabahlar Manuk usta, hoş geldin. Kusura bakma valiliğe kadar yordum seni, ama biraz sohbet etmek istiyorum. - Rica ederim vali bey buyurun. - Kahveyi nasıl içersiniz. - Vali bey ben kahveyi fazla sevmem, mümkünse çay olsun. - Nasıl isterseniz. Manuk usta lütfen şu mektubu okur musunuz? Gerçi ben bir cevap yazdım, istenen şeyleri de hazırladım, yarım saat sonra her gün Ankara’ya giden özel kuryeyle yollayacağım. Sizlerden birinin birkaç satır karalamasının iyi olacağını düşündüm. - Hayırdır vali bey, bakalım ne yazıyor o mektupta? Babam mektubu alıp okumaya başlar: Hörmetli Sıvaz Valisi Ben Ağ Değirmen mahlesinde doğdum, Bezirci Tarlasında böyüdüm. Hem öksüz, hemide yetim idim, beni emmimin uşakları böyüttü. Sona 1924'de Amarikaya geldim. Üç tene oğlum, bi tene gızım oldu, onbir tene de torunum var, şimcik 72 yaşımdayım. Biliyorumki benden çok güçcüksün, kabul buyurursan sen de benim evladım sayılırsın. Vali beg oğlum, senden bi iricam var. Egerki bizim maşatlıktan (mezarlık) bi avuç topraknan, bi bişirimlik madımah yollarısan beni berhudar edersin, hemi de ellerinden öperim. Burada sorduk, Sıvazda Amarikan konsulatı yokmuş, olsayıdı onlardan ister sağa zahmet vermezidim. Oralarda kimim kimsem de yoh. Buradaki Türk konsulatına oğlum getti, onlar da bu istediğimi eger biri Angaradaki Amarikan konsulatına yollarısa, oradaki memırların tez elden buraya göndereceğini söylemişler. Biz de onlara tilefon ettik, söyledik, onlar da eger Sıvazdan biri yollarısa tez elden bize ulaştıracahlarını söylediler. Onun için ben de bu mektubu yazdırdım. Ben bu mektubu böyük gelinime yazdırdım, çoh eyi Türkçe bilmeyor, yağnış bi şey yazmışsa gusura galma. Eger yollarısanda sağol, yollamasanda sağol. Emme bilki, yollarısan böyük sevap etmiş olursun. Eger bir masarifide varısa, yazki yollayam. Şimcikten sağolasın. Adıresim şodur……………. Babam mektubu okuduktan sonra valiye sordu, - Evet vali bey, ne yapmamı istiyorsunuz? - Manuk usta, dün Ulaş’a telefon ettim, sabah erkenden taze madımak geldi. Şoförümü yollayıp sizin maşatlıktan toprak da getirttim. Hepsini paketleyip hazırladık, şu kağıda uygun bir şeyler yaz da benim mektupla gönderelim. Babam, Gücük Apel’in torunu olduğunu, Sivas’ta yaşadığını, şu anda şehirde bilmem kaç hane Ermeni bulunduğunu, hepsinin esnaflık yaptığını, rahat ve iyi olduklarını bildiren bir mektup yazarak valiye teslim eder. Belki mektuplaşmak isteyebilirler diye kendi adresini ilave etmeyi de unutmaz. Babam valinin bu kadirbilirliliğini ve insanlığını çok takdir eder. - Vali bey, gösterdiğiniz hassasiyetten ötürü size çok teşekkür ederim. - Ne demek Manuk usta, ne mutlu bize ki yıllar sonra bir hemşerimiz bizden bir istekte bulundu. ………………………………………………………………………………………………. Bu olaydan birkaç ay sonra okul dönüşü babamın dükkanına uğramıştım. Her zamanki gibi neşeyle içeri dalıp selam verdim: - Kolay gelsin hayrik (baba). - Hoş geldin oğlum, dersler nasıl geçti bakalım? - Bildiğin gibi baba. - Ha Payel, eve gidince mamana (annene) söyle, akşam yemeğinden sonra Bedik dayılara gideceğiz. - Hayrola baba, yine Erivan’dan Persa horkurumdan (halamdan) mektup mu geldi? - Yok oğlum Amerika’dan bir mektup geldi, ama kimden geldiğini bilmiyorum, akşam öğreneceğiz. O yıllarda Sivas’ta Ermenice okuyup yazma bilen iki, bilemedin üç ihtiyar kalmıştı. Bunların içinde Ermenice’yi en iyi bileni de rahmetli Bedik dayımdı. Akşam hepimiz el öpüp yerlerimizi aldıktan sonra, babam Amerika’dan gelen mektubu Bedik dayıma uzattı. Dayım, başına lastikle bağladığı yakın gözlüğünü özenle gözüne yerleştirdikten sonra okumaya başladı: Sevgili kardeşim Manuk Güllüdere, Ben Agop’un ortanca oğluyum, nasılsınız, iyi misiniz? İnşallah iyisinizdir. Size çok teşekkür ederiz. Vali beyin yolladığı toprağı ve madımağı aldık, çok makbule geçti. Ayrıca yolladığınız mektup da bizi çok mutlu etti. Sivas’ta hala o kadar Ermeni yaşadığını bilmiyorduk, çok şaşırdık. Sizleri tanımasak da bir Sivaslı olarak hepinize bol bol selam ederiz. Mektubunu okuyunca babam, “Bakın siz üç gardaş bi bacısınız, bundan böyle dört gardaş bi bacı oldunuz” dedi.Sevgili kardeşim, babam iki senedir yatalak hastaydı, yerinden hiç kalkamıyordu. Hele son altı aydır durumu çok kötüydü, bir türlü ÖLEMİYORDU! Yolladığınız toprağı yastığının altına koyduk, tarif ettiği şekilde o otu da pişirdik, iki üç kaşık yedi ve ÖLDÜ! Evet kardeşim babamız öldü, hepimizin başı sağ olsun. Yıllar sonra bu acıklı hikayeyi kuzenim için kaleme alırken, yine o uşşak şarkı tüm hüznüyle gelip çöreklendi yüreğime. Garibim her taraf bana yabancı Dertliyim çekinme doldur be hancı İlk önce kımıldar hafif bir sancı Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş..... -- Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "AGOS_tarama" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız. Bu gruba kayıt göndermek için agos_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için agos_tarama...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/agos_tarama?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin. __._,_.___ Reply to sender | Reply to group | Reply via web post | Start a New Topic Messages in this topic (1) Recent Activity: New Members 1 Visit Your Group Switch to: Text-Only, Daily Digest • Unsubscribe • Terms of Use . __,_._,___ --_b10af287-90e3-40f9-95ca-823c12497d5d_ Content-Type: text/html; charset="windows-1254" Content-Transfer-Encoding: 8bit
Date: Fri, 8 Oct 2010 08:44:07 -0700
From: naya...@yahoo.com
Subject: BİR AVUÇ TOPRAK, BİR TUTAM MADIMAK !...Payel Güllüdere
To: 1...@123.net
BİR AVUÇ TOPRAK, BİR TUTAM MADIMAK !...Payel Güllüdere
2006 yılının ilk günleriydi, gecenin bir yarısında telefon çaldı. Eşim Eva “hayırdır inşallah” deyip ahizeyi kaldırdı, bir şeyler konuştuktan sonra telefonu elime tutuşturdu.
- Alo
- Yeni yılın kutlu olsun Payel, hayırlı noeller.
- Ooo Ovakcığım merhaba.
- Ne o yatıyor muydun?
- Önemli değil, sesini duymak uykudan daha tatlı.
Telefondaki kuzenimdi, Amerika’dan arıyordu. Hoşbeşten sonra sağların hatırları soruldu, sonra da ölenler yad edildi. Fazla para yazmasın diye konuşmayı kısa kesmeye çalışıyordum, ama kuzenim uzun konuşmaya kararlıydı.
- Ya oğlum konuşsana, ha bir şey söyleyeyim seni sokaktan arıyorum. Kart sıkıştı, bir saattir Avustralya, Fransa, Almanya, Türkiye aklıma nere gelirse arıyorum. Anlayacağın istediğin kadar sohbet edebiliriz, senden sonra birkaç kişiyi daha arayacağım.
Büyük kızından olan torununun büyüdüğünü, küçük kızı nişanladıklarını, İstanbul’da kalsa hala Dolapdere’de arabaların altında sürünüyor olacağını, ekonomik bir sorunları olmadığını, kapısının önünde tam üç tane arabası olduğunu uzun uzadıya anlatmaya başladı. O bildik Amerikan rüyasını anlatıyordu, fırın sütlaca benzeyen rüyayı, ama sütlacın üstünü örten yanıktan hiç dem vurmuyordu. Fakat ben ne kadar gizlemeye çalışsa da, sesinin tonundan yanık kokusunu alıyordum!
Kuzenim bir ara konuyu değiştirdi,
- Payel hatırlıyor musun bir akşam Samatya sahilinde Antepli Restoran’da kafaları çekmiştik.
- Tabii hatırlıyorum.
- Ben İstanbul’dan ayrılmaya kesin olarak karar vermiş, sana da birlikte gidelim diye ısrar etmiştim. O ara sen üniversitede okuyordun, önce ben gideyim sen okulu bitirince gelirsin türünden şeyler söylemiştim. Sen de “Hayır Ovak ben bu topraklarda doğdum, yine burada öleceğim. Ömrümün son günlerinde bir avuç toprakla bir tutam madımağa muhtaç olmayacağım” demiş, bir toprak ve madımak hikayesi anlatmıştın, üstelik hikayeyi anlatırken ağlamıştın. Doğrusu o zaman ağlamana bir anlam verememiş, duygusallığını içtiğimiz onca rakıya yormuştum.
- Ne yani, jeton otuz yıl sonra mı düştü Ovak? Oysa demin pespembe şeyler anlatıyordun.
- Ulan hemen üstüme gelme, fazla da kurcalama. Bak şimdi senden iki ricam var.
- Söyle, elimden geleni yaparım.
- Birincisi, o toprak ve madımak hikayesini yazıp bana yollayacaksın. Burada birilerine anlatmaya çalışıyorum, ama ya beceremiyorum ya da bir kısmını unuttum. İkincisi, buraya gelen biriyle bana kokoreç yollayacaksın. Bilirsin ben İstanbul çocuğuyum, madımaktan pek anlamam. Oradan ayrılırken mamam (annem) bizim mezarlıktan bir avuç toprak alıp eşyaların arasına koymuştu. Anlayacağın toprak nasıl olsa var, sen bana kokoreç yolla. Bir şey daha, hikayeyi anlatırken sakın ağlama, lütfen söz ver bana.
Kuzenimin sesi çatallaşmış, dili dolaşmaya başlamıştı, çok duygulandığı belliydi,
- Tamam ulan anladım, hadi yeter, herkese selam söyle. Ağlarım ya da ağlamam, o da benim bileceğim iş, deyip kestirip attım.
Telefonu henüz kapatmıştım ki, elimde unuttuğum sigaranın parmağımı yaktığını fark ettim. Eşimin sesiyle irkildim,
- Hayrola Payel, kötü bir şey mi var? Neden ağlıyorsun?
- Sana öyle geliyor, hadi sen git yat, ben bir şeyler yazacağım, dedim.
Garibim her taraf bana yabancı
Dertliyim, çekinme doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş…
Bilemediğim bir nedenle, Selahattin Ünal’ın uşşak şarkısını mırıldanmaya başlamıştım. Sanki bu dörtlük kafamdaki toprak ve madımak hikayesiyle özdeşleşmiş gibiydi. Evet, TOPRAK ve MADIMAK’la.
…………………………………………………………………………………………………
1970’li yıllar Sivas
Babam Manuk usta, vilayet konağında valinin kapısını tıklatıyor:
- Girin
- Hayırlı sabahlar sayın valim.
- Oo hayırlı sabahlar Manuk usta, hoş geldin. Kusura bakma valiliğe kadar yordum seni, ama biraz sohbet etmek istiyorum.
- Rica ederim vali bey buyurun.
- Kahveyi nasıl içersiniz.
- Vali bey ben kahveyi fazla sevmem, mümkünse çay olsun.
- Nasıl isterseniz. Manuk usta lütfen şu mektubu okur musunuz? Gerçi ben bir cevap yazdım, istenen şeyleri de hazırladım, yarım saat sonra her gün Ankara’ya giden özel kuryeyle yollayacağım. Sizlerden birinin birkaç satır karalamasının iyi olacağını düşündüm.
- Hayırdır vali bey, bakalım ne yazıyor o mektupta?
Babam mektubu alıp okumaya başlar:
Hörmetli Sıvaz Valisi
Ben Ağ Değirmen mahlesinde doğdum, Bezirci Tarlasında böyüdüm. Hem öksüz, hemide yetim idim, beni emmimin uşakları böyüttü. Sona 1924'de Amarikaya geldim. Üç tene oğlum, bi tene gızım oldu, onbir tene de torunum var, şimcik 72 yaşımdayım. Biliyorumki benden çok güçcüksün, kabul buyurursan sen de benim evladım sayılırsın.
Vali beg oğlum, senden bi iricam var. Egerki bizim maşatlıktan (mezarlık) bi avuç topraknan, bi bişirimlik madımah yollarısan beni berhudar edersin, hemi de ellerinden öperim.
Burada sorduk, Sıvazda Amarikan konsulatı yokmuş, olsayıdı onlardan ister sağa zahmet vermezidim. Oralarda kimim kimsem de yoh. Buradaki Türk konsulatına oğlum getti, onlar da bu istediğimi eger biri Angaradaki Amarikan konsulatına yollarısa, oradaki memırların tez elden buraya göndereceğini söylemişler. Biz de onlara tilefon ettik, söyledik, onlar da eger Sıvazdan biri yollarısa tez elden bize ulaştıracahlarını söylediler. Onun için ben de bu mektubu yazdırdım. Ben bu mektubu böyük gelinime yazdırdım, çoh eyi Türkçe bilmeyor, yağnış bi şey yazmışsa gusura galma. Eger yollarısanda sağol, yollamasanda sağol. Emme bilki, yollarısan böyük sevap etmiş olursun. Eger bir masarifide varısa, yazki yollayam. Şimcikten sağolasın.
Adıresim şodur…………….
Babam mektubu okuduktan sonra valiye sordu,
- Evet vali bey, ne yapmamı istiyorsunuz?
- Manuk usta, dün Ulaş’a telefon ettim, sabah erkenden taze madımak geldi. Şoförümü yollayıp sizin maşatlıktan toprak da getirttim. Hepsini paketleyip hazırladık, şu kağıda uygun bir şeyler yaz da benim mektupla gönderelim.
Babam, Gücük Apel’in torunu olduğunu, Sivas’ta yaşadığını, şu anda şehirde bilmem kaç hane Ermeni bulunduğunu, hepsinin esnaflık yaptığını, rahat ve iyi olduklarını bildiren bir mektup yazarak valiye teslim eder. Belki mektuplaşmak isteyebilirler diye kendi adresini ilave etmeyi de unutmaz. Babam valinin bu kadirbilirliliğini ve insanlığını çok takdir eder.
- Vali bey, gösterdiğiniz hassasiyetten ötürü size çok teşekkür ederim.
- Ne demek Manuk usta, ne mutlu bize ki yıllar sonra bir hemşerimiz bizden bir istekte bulundu.
……………………………………………………………………………………………….
Bu olaydan birkaç ay sonra okul dönüşü babamın dükkanına uğramıştım. Her zamanki gibi neşeyle içeri dalıp selam verdim:
- Kolay gelsin hayrik (baba).
- Hoş geldin oğlum, dersler nasıl geçti bakalım?
- Bildiğin gibi baba.
- Ha Payel, eve gidince mamana (annene) söyle, akşam yemeğinden sonra Bedik dayılara gideceğiz.
- Hayrola baba, yine Erivan’dan Persa horkurumdan (halamdan) mektup mu geldi?
- Yok oğlum Amerika’dan bir mektup geldi, ama kimden geldiğini bilmiyorum, akşam öğreneceğiz.
O yıllarda Sivas’ta Ermenice okuyup yazma bilen iki, bilemedin üç ihtiyar kalmıştı. Bunların içinde Ermenice’yi en iyi bileni de rahmetli Bedik dayımdı.
Akşam hepimiz el öpüp yerlerimizi aldıktan sonra, babam Amerika’dan gelen mektubu Bedik dayıma uzattı. Dayım, başına lastikle bağladığı yakın gözlüğünü özenle gözüne yerleştirdikten sonra okumaya başladı:
Sevgili kardeşim Manuk Güllüdere,
Ben Agop’un ortanca oğluyum, nasılsınız, iyi misiniz? İnşallah iyisinizdir. Size çok teşekkür ederiz. Vali beyin yolladığı toprağı ve madımağı aldık, çok makbule geçti. Ayrıca yolladığınız mektup da bizi çok mutlu etti. Sivas’ta hala o kadar Ermeni yaşadığını bilmiyorduk, çok şaşırdık. Sizleri tanımasak da bir Sivaslı olarak hepinize bol bol selam ederiz. Mektubunu okuyunca babam, “Bakın siz üç gardaş bi bacısınız, bundan böyle dört gardaş bi bacı oldunuz” dedi.Sevgili kardeşim, babam iki senedir yatalak hastaydı, yerinden hiç kalkamıyordu. Hele son altı aydır durumu çok kötüydü, bir türlü ÖLEMİYORDU! Yolladığınız toprağı yastığının altına koyduk, tarif ettiği şekilde o otu da pişirdik, iki üç kaşık yedi ve ÖLDÜ! Evet kardeşim babamız öldü, hepimizin başı sağ olsun.
Yıllar sonra bu acıklı hikayeyi kuzenim için kaleme alırken, yine o uşşak şarkı tüm hüznüyle gelip çöreklendi yüreğime.
Garibim her taraf bana yabancı
Dertliyim çekinme doldur be hancı
İlk önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş.....
--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "AGOS_tarama" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba kayıt göndermek için agos_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba olan aboneliğinizi iptal etmek için agos_tarama...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Diğer seçenekler için http://groups.google.com/group/agos_tarama?hl=tr adresinden grubu ziyaret edin.
__._,_.___Recent Activity: