Çılgın Türkler -LÜTFEN SİLMEYIN EMEK VERDIK ILETIN

12 views
Skip to first unread message

Yusuf Biyikoglu

unread,
Jan 11, 2010, 1:26:47 PM1/11/10
to nenem...@googlegroups.com, Sirin Alparslan Abuc, Cuneyt Akyuz, Cumhure Alkan Altinisik M.D., Oktay Ataman M.D., Ilkgul Aydemir M.D., Turan Barin, Yusuf Biyikoglu, Recai Boynukalin, Oktay Capan, Yilmaz Capan Prof. Dr., Ekrem Colak, Tanyol Coruh, Celil Dayar, A. Kadir Degirmencioglu, Tezcan Demiroz, Yildirim Denizli, Hayrettin Dilaver, Gonul Calik Ergungor, Zafer Gokalp M.D., Sahin Gullapoglu Prof. Dr., Omer Faruk Gungor M.D., Coskun Guven, Serpil Atakli Guvenc, Nebil Hacibeyoglu, Belkis Ibrahimhakkioglu, Munip Karaoglu, Sevtap Baydar Kaya, Suendam Kaya, Aytekin Kesim, Ersin Kotan, Yuksel Leloglu, Gonul Ertas Morkoc, Hikmet Okcu, Rifat Oktem Ph.D., Erdal Ozalp, Ahmet Turan Sahin M.D., Onur Samli, Osman Saracbasi Prof. Dr., Adil Sengul, Mustafa Sonmez, Yener Temelli Prof. Dr., Ahmet Toparli M.D., Ali Boymul, Ali Osman Kilic Ph.D., Celal Altinsoy, Elnara Muradova, Elvan Muradova, Esra Taskiran, Gokhan Yazici Ph.D., Gonul Gunvaran Ph.D., Ibrahim Cemen Prof. Dr., Latif Arin, M. Okan Altinsoy, Orhan Veli Dolu, Osman Ulular Ph.D., Serhat Erkan, Yunus Zeyrek, Yusuf Ziya Yapar, Zafer Taskin


----- Forwarded Message ----
From: VEDAT BATU
To: Yusuf Biyikoglu <biyikog...@yahoo.com>
Sent: Mon, January 11, 2010 12:55:58 PM

 

Süper bir çalışma olmuş... 



Hep Beraber/Hep Birlikte
 
Cebren ve hile ile aziz vatanin, bütün kaleleri zaptedilmis, bütün tersanelerine girilmis, 
bütün ordulari dagitilmis ve memleketin her kösesi bilfiil isgal edilmis olabilir. 
Bütün bu seraitten daha Elim ve daha Vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, 
iKTiDARA SAHiP OLANLAR GAFLET  ve DALALET ve hattâ HIYANET içinde bulunabilirler.
   Hatta bu iktidar sahipleri sahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düsmüs olabilir. 
   Ey Türk istikbalinin evladi!
Iste, bu ahval ve serait içinde dahi, 
   VAZiFEN; TÜRK iSTiKLAL ve CUMHURiYETiNi KURTARMAKTIR. 
   MUHTAÇ OLDUGUN KUDRET, DAMARLARINDAKi ASiL KANDA, MEVCUTTUR... ..

              GAZI M.K. ATATÜRK - 20 Ekim 1927. 

 


 

Çılgın Türkler 

 


 

Kurtuluş Savası, dünyadaki en meşru, en haklı ve en kutsal savaşlardan biri. Kazanılan zafer üzerine bugüne kadar çok söz edildi. 

Kurtuluş Savaşı eskilerde mi kaldı?.. bu ülkenin verdiği bağımsızlık kavgasını konu alan bir eser yüzlerce baskı yapıyor ve 400.000'den fazla insan tarafından gözyaşları arasında okunuyorsa sorunun cevabı çok net: "Hayır!" Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla; gücünü Anadolu topraklarından alan bir ulusun "İsimsiz kahramanlar" albümünden insan manzaraları.. . Kurtuluş Savaşının ilk günlerinde doğru dürüst ne kılıçları, ne de mızrakları vardı. Eksiklikleri giderildiğinde Yunanlılar için en korkulan güç oldular. Büyük Taarruz'da, Süvari Kolordusu sel gibi akarak düşmanın kaçış yollarını kesecekti... Anadolu yanan gözleriyle duruyordu bu dünyanın üzerinde. İzmir, Manisa, Menemen, Aydın, Akhisar; 1919'un Mayıs ortalarından Haziran ortalarına kadar düşmüştü. Adana, Antep, Urfa, Maraş dövüşüyordu... Murat Nehri, Canik Dağları ve Fırat, Yeşilırmak, Kızılırmak, Gültepe, Tilbeşar Ovası İngilizlerle boğuşuyordu. Aksu ile Köpsu, Karagöl ile Söğüt Gölü, belki de ilk kez görüyordu İtalyan'ı. Çukurova, Seyhan ve Ceyhan Fransızlara bakıyordu.


Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı üzerine yazılmış en güzel esere, "Kuvva-i Milliye" destanına 


"Ateşi ve ihaneti gördük" 


diye başlar, 


"Dayandık"
 

diye sürdürür:
 

"Dayandık her yanda, 
dayandık İzmir'de, Aydın'da, 
Adana'da dayandık. 
Dayandık, Urfa'da, Maraş'ta, Antep'te..." 


20. yüzyılın ilk yıllarından beri bir kavgadan ötekine sürüklenen ülke, müttefikleriyle birlikte Büyük Savaş'tan yenik çıkmıştı. Bu topraklarda yaşayan hemen her ailede ya bir gazi vardı ya da bir şehit. Umutlar tükenmiş, bezginlik ve çaresizlik artmış, teslimiyetçilik dalga dalga yayılmıştı.
 
İşte böyle bir ortamda, bir "Çılgın Türk"ün önderliğinde, "Çılgın Türkler" ortaya çıktı ve yedi düvele karşı kavgayı başlattı. Bu kavga, Anadolu'nun tek vücut, tek yürek olan insanların hayranlık duyulacak destanlarıyla kazanıldı.

Kadınlar, bizim kadınlarımız... 

Kurtuluş Savaşı'ndaki "Çılgın Türkler"in birbirlerinden farkı yok. Ancak; anamız, avradımız, bacımız ve de yârimiz olan kadınların o akıl almaz, o çılgınca fedakârlıkları olmasaydı, bu savaş nasıl kazanılırdı? Bu, günümüzde bile kimsenin kolayca cevaplayamayacağı bir soru.
 Savaş galipleri arasında çıkar çatışması başlamış, geleceğe dönük planlar müttefikleri yol ayrımına getirmişti. Çukurova, Antep, Urfa ve Maraş'ta "Çılgın Türkler"den umulmayan bir direniş gören Fransa, Ankara hükümeti ile anlaşma yolları aramaya girmiş, Fransız temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollarına düşmüştü. O günlerde, Türk ordusunun silah ve cephane ihtiyacı İnebolu üzerinden karşılanıyordu. Özellikle İstanbul'da, işgal güçlerinin denetimindeki depolardan çeşitli yollarla kaçırılan silahlar ve cephaneler, küçüklü büyüklü teknelerle İnebolu'ya getiriliyor, buradan da "İstiklal Yolu" üzerinden cepheye götürülüyordu. Hangi araçla mı? Kağnılarla tabii. Başka araç yoktu ki! 

"... Genç adam 'uğurlar olsun anam' diye seslendi. Kolbaşı 'Sağ ol oğul' dedi, elindeki sopayla öküzleri dürttü. Kağnılar, tekerlekleri inleyerek kımıldayıp yürüdüler. Kağnıcıların hepsi kadındı. Yalnız üçüncü kağnıyı 12 yaşında bir erkek çocuğu götürüyordu. Kadınlardan biri hamileydi. Yedinci kağnının yanında yürüyen sırım gibi genç kadının ayakları çıplaktı. Bazı kadınlar, bebelerini torbalayıp sırtlarına bağlamışlardı. Konvoyu uğurlayan genç subaylardan birisi '
Ne mübarek kadınlar bunlar' dedi." 
Öyleydiler...





Kağnı kamyonu yener mi? 

Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollarında gördüğü konvoylardan yalnızca birisiydi ve Fransız temsilcisi müthiş etkilenmişti. Şerefine verilen akşam yemeğinde, "kağnıcı kadınlar"ı anlata anlata bitiremiyordu. Sofrada geleceğe dair konuşuluyordu. Mustafa Kemal, girdikleri kavgayı kısaca özetledi F. Bouillon'a: 

"Mösyö Bouillon, milli yeminimizin özü tam bağımsızlıktır. Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kısaca her hususta bağımsızlık! Türk milleti kanını tam bağımsızlığı sağlamak için akıtıyor." 

Yemek bitip Mustafa Kemal odadan çıktığında, Bouillon, Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengirşenk) hayretle sordu:
 

"Yoksa siz aklınızdan kapitülasyonları kaldırmayı mı geçiriyorsunuz? " 
"Evet Mösyö. Milli Mücadele toprak için yapılmıyor. Biz İstiklal için mücadele ediyoruz. 
Büyük Millet Meclisi kapitülasyonları n kalktığını görmeden kılıcını kınına koymaz..." 

Fransız diplomat gülmeye başlamıştı: 

"Ah dostum! Azminizi ve sabrınızı temsil eden kağnı kollarını büyük bir hayranlıkla izledim. Ama gerçekçi olun ve bizimle uzlaşmaya bakın. Çünkü kağnı kamyonu yenemez!" 

Franklin Bouillon, 
30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Meydan Savaşı'nın bu kağnıların taşıdığı silah ve cephanelerle kazanılacağını nereden bilebilirdi ki...


 


  "Şu bir liramı al kızım!" 

Halide Edip (Adıvar), cepheyi görmek üzere trene bindi. Kompartımanda İstanbul'dan kaçıp gelen, İstanbul'un tanınmış ailelerinden birisinin kızı ile genç bir subay vardı. Sohbet sürerken, Halide Edip, genç subayın dizindeki yamayı eliyle örtmeye çalıştığını fark edince gülümsedi; 

"Lütfen dizinizi örtmeye çalışmayın. Utanmayın da. O yama, bizim için İngilizlerin dizbağı nişanından çok daha değerli. Ordumuz, heybetini yoksulluğundan alıyor..."
 

Kütahya Eskişehir Cephesi'nde ölümüne savaşıldığı günlerde, Ankara Öğretmen Okulu'nun konferans salonunda, kadınlar Halide Edip’i dinlemek için toplanmışlardı. Ön sıralarda sıkma başlı, uzun mantolu, iskarpinli İstanbullular. Arkalarda rengârenk çarşaflı, potinli, mest lastik giymiş, yüzleri açık Ankaralılar. Halide Edip, çok tutumlu olduklarını duyduğu Ankaralı kadınların orduya yardım etmelerini sağlamak için bir konuşma yapacaktı;
 

"Bir hafta önce Eskişehir'deydim. Uçakları gördüm. Kanatlar ve gövde, özel keten kumaşla kaplanırmış. Bizimkiler kaput beziyle kaplıyorlar. Özel yapıştırıcı olmadığından kaput bezi, nal mıhı veya zamkla tutturuluyor. Bezin gerginliğini sağlamak için emayit kullanılırmış.
 
Bizimkiler, bezi kaynatılmış patates kabuğu ve paça suyuna tutkal, kola karıştırarak yaptıkları pelteyle kaplıyorlar. Ve pilotlar, gözlerini bile kırpmadan bu uçaklara binip havalanıyorlar. Kardeşlerim! Sizleri, milletin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum!" 

Salonda çıt çıkmıyordu. Sonra, Ankaralı kadınlar hareketlendiler, sıraya girdiler. Masanın üstü kısa sürede para, altın bilezik ve yüzüklerle dolmuştu. Tam bu sırada, beyaz başörtülü, gözleri görmediği anlaşılan yaşlı bir kadının seslendiği duyuldu: 


"Ne olur bana Halide Hanım'ı bulun!"
 

Yaşlı hanım, hemen yanına koşan Halide Edip'in yüzünü okşamaya başladı:
 

"Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum kızım. Bunu zor günüm için saklamıştım. Ama sözlerinden anladım ki, ordumuz benden daha zordaymış. Al bunu kızım!"
 

Görmeyen gözleriyle Halide Edip'e gururla bakan kadının derisi çatlamış avucunda 1 lira vardı. 
Halide Onbaşı, gözlerinden yaş fışkırırken sarıldı yaşlı hanıma;
 

"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulacağız.. ."
 

İşte onlar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş fedakârlıklarıyla bizim kadınlarımızdı.

 


"Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!" 



Mehmet Akif in Çanakkale Şehitleri için yazdığı şiirdeki bu mısra, aslında bu vatan için gözünü kırpmadan ölüme giden tüm "Mehmetler" için yazılmıştı... En acemisinden yedek subayına, teğmeninden albayına şehit olan tüm Mehmetlerin amacı; Anadolu topraklarını arsızca işgal eden, kadın erkek, çoluk çocuk gözetmeksizin hoyratça davranan düşmanı geldiği yere göndermekti.
 15 Mayıs 1919... İzmir limanına demirleyen Yunan savaş gemilerinden karaya asker çıkmaya başlamıştı. İzmir Askerlik Şubesi başkanı Miralay Süleyman Fethi, gelişmeleri makamında endişeyle izliyordu. Sabah evinden ayrılırken, eşi Edibe Hanım, kötü bir şey olacağını hissetmiş gibi, o gün işe gitmemesini söylemiş, ancak Miralay Süleyman Fethi’nin cevabı kısa olmuştu;
 

"Ben askerim! İşime böyle bir günde gitmezsem, başka ne zaman gideceğim!" 

Edibe Hanım'ın korktuğu başına gelecekti. İzmir'i işgal eden Yunanlılar, Fethi Bey'i savaş esiri olarak tutuklayıp, Pasaport'ta, rıhtım boyunda esir diye getirdikleri başka Türk subaylarının da bulunduğu sıraya kattılar. Özel kıyafetli efzun askerlerinin başındaki Yunan subayı sıradakilere seslendi: 


"Kimin önünde durursam, o kollarını iki yanda kaldırıp indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye bağıracak. 
Karşı gelen süngülenecek."
 

Venizelos, o tarihteki Yunan başbakanı idi. Subay, Türk askerlerinden başbakanı kutsamalarını istiyordu. Bir tek Miralay Süleyman Fethi direndi. Bağırıp duran Yunan subayının karşısında kayadan oyulmuş bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummadığı bu direniş karşısında öyle kızmıştı ki, birden elini uzatıp Fethi Bey'in omuzlarındaki apoletlerini sökmek istedi. Fethi Bey, Yunan subayının elini şiddetle itti.
 

"Onları sen takmadın ki sen sökesin!" 


diye bağırdı ve ilk süngü yarasını aldı. Efzun eri, süngüyü onun göğsüne sokmuştu... Yirmi iki kez önünde durdu, isteğini yineledi Yunanlı subay ve yirmi iki kez süngülendi Miralay Süleyman Fethi. Artık ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kanından oluşan gölcüğe yığılıp kalan kahraman asker, İzmir'deki Fransız Konsolosluğu aracılığıyla kaldırıldığı hastanede, sabaha karşı şehit oldu.
 İşgalciler, ertesi gün, tüm İzmir'in katıldığı cenaze törenine müdahale etme cesaretini gösteremediler. İzmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarlığına gömüldü. Bu kahraman subay, bugün çok yalın yapılan mezarında, üzerinde kabartma bir kılıç ile bir kalpak resmi yontulu taşın altında, huzur içinde yatıyor.

"Bölükten geri Kalan budur komutanım!" 

Porsuk Çayı'nın kuzey kıyısındaki bir patikada 40 kişi yürüyordu. Çoğunun ayağı çıplak, bazılarının ayakları çuvalla, çaputlarla sarılıydı. Aralarındaki yaralılara arkadaşları destek olmaya çalışıyorlardı. Bunlar,10-25 Temmuz 1921 arasındaki Kütahya-Eskişehir savaşlarında yarılan cepheden kopan askerlerdi. Düşe kalka, dövüşe dövüşe birliklerini bulmak için cephe gerisine ulaşmaya çalışıyorlardı.
 Aniden ortaya çıkan bir süvari birliği, grubu çevirdi. Asker kaçaklarının peşinde olan süvari yüzbaşısının sesi çok sertti: 



"Hangi birliktensiniz? "
 
"4. tümen, 55. Alay, 3. Tabur 1. Bölük'teniz komutanım." 
"Bölüğün geri kalanı nerede?" 
"Geri kalan biziz komutanım!" 
"Nereye gidiyorsunuz? " 
"Duyduk ki ordu Sakarya ötesine çekiliyormuş. Alayımızı aramaya gidiyoruz." 

Yüzbaşı sevindi. Bunlar, silahlarının şerefini sonuna kadar korumaya kararlı sahici askerlerdi: 


"Şu tepenin ardında suyu bol küçük bir köy var. Orada dinlenin. Sonra doğuya yürüyüp Sakarya'yı aşın. 
Ama birliği köye bu haliyle sokmayin. Halkı üzmeyin. Anladın mı asker?"
 
"Evet komutanım. Köye belimiz kırılmamış" gibi gireceğiz. Baş üstüne!"

Süvariler dörtnala uzaklaşırken çavuş birliğe döndü: 

"Duydunuz. Halka teftiş vereceğiz. Ona göre. Sıraya girin, çabuk olun, çabuuuk. Hazır ol! Arş!" 


Perişan Mehmetçikler ayaklarını sürüyerek yürümeye koyuldular. Çavuş birden dellendi;
 

"Bu ne biçim yürüyüş? Başınızı kaldırın, canlı yürüyün. Haydi hep beraber...
 
Annem beni yetiştirdi, bu ellere yolladı
Al sancağı teslim etti, Allaha ısmarladı..."

Çavuşun başlattığı, yavaş yavaş tüm Mehmetçiklerin katıldığı bir marş yükselmeye başladı bozkırın ortasında. Sanki çıplak ayaklı, yaralı ve bir muharebeyi kaybetmiş olanlar onlar değildi. Çınarlı köyüne sefil ve bitkin görünüşlerine hiç uymayan bir çalımla girdiler. Süvari yüzbaşısının gözü arkada kalmayacaktı. ..

Cepheyi tuttular değil mi? 

Kurtuluş Savaşı'nın kırılma noktalarından biri, Kütahya-Eskişehir muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 günü Yunanlılar 180 top ve 40.000 kişiyle yüklendiler Türk hatlarına. Karşı koymaya çalışan kuvvet ise, 113 top ve parça parça cepheye ulaştırılmaya çalışılan 30.000 askerdi. Türk ordusu zamanla yarışıyordu. Her iki ordu da kazanmak için tüm gücüyle savaşıyordu. Süngü hücumları arka arkaya tazeleniyordu. Öyle ki, bir tepe bir saat içinde tam 11 kez el değiştirmişti.
 4. Tümen komutanı Yarbay Nazım, başta Mustafa Kemal olmak üzere hem tüm komutanların, hem de emrindeki askerlerin gözbebeğiydi. Mehmetçik, onun bir emriyle gözünü bile kırpmadan çıkıyordu siperlerden. 4. Tümen, Yunanlıları durdurmak için en güvenilen birlikti ve komutanlar Yarbay Nazım'dan çok şey bekliyorlardı . 

15 Temmuz sabahı gün doğarken, Yarbay Nazım ve karargâh subayları atlanıp Yumurçal mevzilerini denetlemeye çıktılar. Az ileride bir tepe vardı ve tepede Türk ordusundan kimse yoktu. Yunanlılar bu tepeyi ele geçirirlerse cephenin yarılması kaçınılmazdı. At inildi, komutan ve karargâhı tepeye doğru yürürken Yarbay Nazım, süvari takım komutanına emir veriyordu:
 
"Takımınla hemen tepeyi tut. Düşman taarruz ederse, alaydan birlik yetişene kadar ne pahasına olursa olsun tepeyi tut. Şimdi ben..." 
Bitiremedi cümlesini. Sabaha karşı gelip tepeye mevzilenen Yunanlıların açtığı makineli tüfek ateşi biçti bu çok sevilen komutanı ve karargâh subaylarını. Emir çavuşu Eyüp, göğsünün sol tarafındaki kan lekesi giderek artan komutanını kucaklayıp at bindi ve cephe gerisine götürmeye başladı. Yarbay Nazım'ın ünlü beyaz atı dörtnala peşlerinden geliyordu.


Eskişehir hastanesi... Çok hafif soluk alan komutanın başında Eyüp Çavuş ve subaylar bekleşiyordu ümitle. Yarbay Nazım fısıldadı: 

"Tepeyi tuttular değil mi?"
 
"Tuttular komutanım..." 
"Arkadaşlar iyi mi?" 
''Hepsi iyi. Çok iyiler komutanım." 
"Asıl siz iyi olun, iyi dayanın çocuğum..." 

Başı Eyüp Çavuş'un dizine dayalı yatan Nazım Bey'in son sözleriydi bunlar...
 
Çankaya'daki çalışma odasının kapısı usulca aralandı, Fikriye Hanım bir hayalet gibi içeri süzüldü. Masadaki haritanın üzerinden başını kaldıran Mustafa Kemal, genç kadına sorgulayan gözlerle baktı. 
Kötü haber tez ulaşmıştı. Salih Bey (Bozok) söylemeye cesaret edemiyordu. Başı öne eğikti. Mustafa Kemal 

"Ne var? Ne oldu?"
 

diye sordu. Yılgın bir sesle
 

"Fevzi Paşa telefon etti. 4. Tümen karargâh kadrosu felakete uğramış!"
 diye cevapladı. 
"Ne demek o?" 
"Kurmay başkanı Binbaşı Şerafettin yaralı olarak esir düşmüş. Çoğu da şehit olmuş efendim!" 
"Nazım?" 

Salih Bozok ağlamaya başladı. Mustafa Kemal donup kalmıştı. Yarbay Nazım, çok sevdiği, çok kıymetli bir komutanıydı. 


"Gel biraz yürüyelim Salih!" 


dedi... Ölümü çok yakından tanıyan iki subay, ağaçların altında yürümeye başladılar. İkisinin de ağzını bıçak açmıyordu...
 

  

“Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir!" 

20. yüzyıla girerken Fransa'nın en etkili gazetelerinden "Le Temps"in ünlü bir çalışanı vardı: Georges Gaulis. 
1896'da eşi Berthe ile birlikte İstanbul'a gelmişti. Osmanlı İmparatorluğu konusunda en iyi, en tarafsız haberleri yapan gazeteci olarak tanınıyordu.
 
1912'deki Balkan Savaşı'nı da izleyen Gaulis, yakalandığı hastalıktan kurtulamayıp öldü ve Feriköy'deki Katolik Mezarlığı'na gömüldü. 
Nöbeti, Türk dostlarının Berta diye çağırdıkları, karısı Berthe devraldı.
 
Berthe Georges Gaulis, Birinci Dünya Savaşı'nda zorunlu olarak İstanbul'dan ayrılmıştı. Berthe, Kurtuluş Savaşı'nın başladığı günlerde, 21 Eylül 1919'da, çok sevdiği İstanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya döner dönmez yazdığı kitapta, o günlerin Türkiye'sini ve Kurtuluş Savaşı'nı anlattı: 

"1921 Nisanı, Türklerin geri aldıkları Bilecik, bir felaket ve acılar diyarı. Koku dayanılmayacak kadar fazla. Henüz dumanı tüten bu taş yığınları altında, kim bilir ne kadar insan cesedi gömülü. Buradaki tahribatın büyüklüğü korkunç. Bilecik ve Küplü'de büyük facialar olmuş. Buraların ahalisinden sağ kalanlar, büyük bir bunalım ve heyecan içinde. Tecavüze uğramamış genç bir kız veya kadın kalmamış. Bilecik dünden kalma bir Pompei adeta. Her yer kül, is ve kurum içinde... Sık sık dinamitin tahribatını gösteren taş yığınlarına rastlıyoruz. Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı.
 Yapılan toptan imha işleminden her şehir ve kasaba payına düşeni almış. Bazen bir bahçe, çiçek açmış birkaç ağaç, bir meydan, bir çeşme, yapılanları hatırlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik. 
Her Yunan taarruzu, Anadolu halkına çok acı bir ders olmuş. Düşmanın yaptıkları karşısında vatanseverlik duyguları uyanarak şahlanmış, 'Ölürsem hiç olmazsa ailem ve vatandaşlarım İçin öleyim' diyerek mücadeleye katılmışlar. Bu günlerde, İnegöl'deki Türkler kasabalarına gelen Yunan askerlerine baltalarla karşı koymuşlar ve onlar da çareyi kaçmakta bulmuşlar..." 

Berthe Gaulis, kitabının önsözünde de şunları yazmıştı; 


"Ankara'dan 10 Mayıs 1921 'de, Türk milliyetçiliği konusundaki bu kısa incelememin basımevini boyladığı sıralarda ayrıldım. 1921 yılının Ağustos ayı sonlarında, Anadolu'daki savaş en sert ve acımasız bir biçimde sürüyordu... 
Türk millî hareketi düşmanı kesin yenecektir. Çünkü o hareket yüksek bir ideale dayanıyor; 
çünkü bu hareketi yönetenler kendi şahsî çıkarlarını unutmuşlardır; çünkü onlarda büyük bir ruh ve iman var..."

“Hadi bre çorbacı, karavanaya yetişelim!" 

İşgalcilerden İnsanlık dışı, askerlik dışı bu kadar baskı gören Anadolu çocuğu, yine efendiliğini bozmamış, bir "Çılgın Türk" olarak onurlu davranmayı elden bırakmamıştı.
 Halide Edip, Ruşen Eşref Onaydın ve Binbaşı Kemal, Adala'ya (Manisa'da bir ilçe) yetişmeye çalışıyorlardı. Altı ayda bile geçilemez denilen Yunan hatları yarılmıştı. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı kazanılmış, Yunan ordusunun büyük bölümü imha edilmiş, başta Trikopis, çok sayıda komutan, subay ve asker esir alınmıştı. Binbaşı Kemal şoföre bağırdı: 

"Dur!"
 

Binbaşının dikkatini, esir bir Yunan subayını cephe gerisine götüren asker çekmişti. Mehmetçik yayan, esir subay eşek üzerinde gidiyorlardı. Mehmetçik Binbaşı Kemal'i selamlarken, Yunanlı subay eşekten inmişti.
 

"Kim bu?"
 
"Esir komutanım!" 
"Nereye götürüyorsun?" 
"Geriye. Alay karargâhına!" 
"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana sen bin, o yürüsün!" 
"Hiç olur mu komutanım? O şimdi ocağından kopmuş bir gurbet adamı. Misafir ve bana emanet." 

Binbaşı, titreyen sesine hâkim olmaya çalışarak şoföre bağırırken gözlerinden yaşlar akıyordu: 


"Yürü oğlum, gidelim."

Araba uzaklaşana kadar selam duran Mehmetçik, Yunan subayına eşeğe binmesi için işaret ederken söyleniyordu: 

"Hadi bre çorbacı. Akşam karavanasına yetişelim. Aç kalma."
 

Ölümün, gencecik insanları hiç duraksamadan verdiği bir emirle ölüme göndermenin ne olduğunu, onun gibi hiç kimse bilemezdi. 
Yıllar önce, bir ağustos sabahı gün doğmak üzereydi. 
"O", siperler boyunca yürürken, son emrini verdi: 


"Elimdeki kırbaca bakın. Kırbacı kaldırdığımda hazır olun. 
Kırbacı aşağı indirdiğimde hücuma kalkılacak. Asker...! Sana ölmeyi emrediyorum! " 


Kırbaç kalktı, kırbaç indi... Mehmetçik süngü hücumuna kalktı. 
Artık sadece tek bir ses duyuluyordu. .. 

Allah, Allah,,.Allah, Allah,,.

9-10 Ağustos 1915 sabahında gün atmadan süngü hücumuna kalkan Mehmetçik, Anafartalar' da düşmanı bitirmişti. 
Mehmetçik'ten ölmesini isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanlığı'na 67 saat önce atanan Yarbay Mustafa Kemal'di.
 

Arkadaşlarıyla birlikte 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktığında, generaldi Mustafa Kemal. Sonra üniformasını çıkardı. 
Yıllardır savaşan, gencecik evlatlarını şehit veren; yorgun, bitkin, yılgın ve ümitsiz, ama sonsuz dirençli insanların yaşadığı topraklarda, Anadolu topraklarında, kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir kalkışmayı başlattı. Tek güvencesi, çöken imparatorluğun tüm kahrını çekmesine karşılık, pek de kıymeti bilinmeyen Anadolu insanıydı. Askere yolcu ettiği son oğlunu birliğine teslim ederken; 


"Bizim köyün mezarlığına elli yıldır delikanlı gömülmedi oğul. Vatan sağ olsun da hepimiz ölelim ne çıkar?" 


diyen Söğüt'ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin'in anası gibi insanlardı güvendiği.

Bandırma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 kişiyle başlayan "Tam Bağımsız Anadolu" hareketine, zaman içinde tüm Anadolu halkı katıldı. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla erkeğiyle ve yorgunlukları m, yılgınlıklarını, bıkkınlıklarını, ümitsizlerini artlarında bırakarak kavgaya girdiler. 

"Asırda onlar yendi, onlar yenildi. 

Çok sözler edildi onlara dair ve 
onlar için, zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yoktur, denildi.” 

Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden önce, Bekir Ağa Bölüğü'nde tutuklu bulunan Fethi Bey'i görmeye gittiğinde, 
'"Ne biz bu durumda kalacağız, ne de ülkeyi bu durumda bırakacağız." derken, 
işte bu "zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri olmayanlara” güvenmişti.
 
Anadolu'nun bağımsızlığı kavgasına girenlerden bazılarının yolları, sonraki yıllarda Mustafa Kemal'le ayrılmış bile olsa, onlar "Çılgın Türkler"di. Çılgın olmasalar, boyunlarında idam fermanı varken, hangi akla hizmet bir ulusun kurtuluş kavgasını başlatabilirlerdi?


"Kuvva-i Millîye adı altında çıkarttıkları karışıklık" 

24 Mayıs 1920 tarihinde, Padişah Vahdettİn'in onayladığı, Sadrazam Damat Ferit Paşa'nın imzaladığı bir İradei Seniyye (Padişah Buyruğu) yayınlandı:

"Kuvva-i Milliye adı altında çıkarttıkları karışıklık ve Anayasa'ya aykın olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek kentleri yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların düzenleyicisi ve kışkırtıcısı oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişiliği'nden uzaklaştırılıp askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski 27. Fırka komutanı emekli Miralay Kara Vasıf Bey, eski 20. Kolordu komutanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile eski Washington elçisi ve Ankara milletvekili Salacaktı Alfred Rüstem ve eski sağlık müdürü İstanbullu Dr. Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni İstanbullu Halide Edip Hanım'ın; açıklaması 11 Mayıs 1920 tarih ve 20 sayılı hüküm tutanağında yazılı olduğu üzere; Mülkiye Ceza Yasası'nın 45. maddesinin 1. fıkrasının yollamasıyla, 55. maddenin 4. fıkrası ve 56. maddesi uyarınca sahip oldukları askeri ve sivil rütbe ve nişanlarla her türlü resmi unvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, bu durumda kaçak bulunmaları nedeniyle mallarına el konulmasına dair İstanbul Birinci Sıkıyönetim Savaş Divanı'nca arkasında verilen hüküm ve karar ele geçirildiklerinde yeniden yargılanmak koşuluyla onaylanmıştır. Bu buyruğu yürütmeye Savaş Bakanı görevlidir."

Ve bir şafak vakti... 

Kimisinin boynunda idam fermanı vardı, kimisinin ayağı çıplaktı. 
Kimisi yorganı bebesinin değil top mermilerinin üzerine örtmüştü, kimisi son nefesinde "Ölene kadar cepheyi tutun" emri vermişti. 
Anadolu'nun bahtı  Onlar,
 

“bir şafak vakti karanlığın kenarından 
ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman..." 

değişti.  "O" ve bize bugünleri veren tüm "Çılgın Türkler"i yüreğimizden gelen saygı ve sevgiyle anıyoruz. 
İyi ki çılgındılar...




Kurtuluş Savaşı'na giden dikenli yollarda 

 Gözlüğünün arkasından gülen gözlerle bakıyordu. 
Ancak, iş "Çılgın Türkler"e geldiğinde değişiyordu bakışları Turgut Özakman'ın. 
Bir başka parlıyordu o gözler ve bir başka tonla cevaplıyordu sorularımızı. 
Tutkuluydu "Çılgın Türkler"e, heyecanlanıyordu anlatırken ve nasıl bir hayranlık duyduğu sesine yanşıyordu. 
Biz Focus ekibi için, çok güzel bir sohbetti.
 

-1919'da Samsun'dan yola çıkanlar, bağımsızlık yolunda ilerlerken çok engelle karşılaştılar. 
Neydi bu engeller?
 
"Vatan kavgası görmemiş ki Anadolu halkı, hele hele Ege! İşgal nedir bilmiyor ki... 
Fazla bir kötülük görmüyorsa, bir dostluk dahi kurabiliyor. İster istemez kaçınılmaz bir birliktelik olabiliyor. 
Korkutucu olan o değil. Yunan ordusuyla işbirliği yapan var. Yunan ordusu çekilirken milliyetçilerle birlikte olmamak için onların peşine takılıp Yunanistan'a kaçan birçok insanımız var. Yunanlılara kılavuzluk yapan Müslüman Türkler var. Bunun oranı o zamana göre korkutucu değil, ama mide bulandırıyor tabii... 
Adam millet, vatan eğitimi almamış. Bilinçli değil. 600 yıl kulu olduğu padişah var savaşmasını istemeyen. Ankaralı Mustafa Kemal'in askerlerine karşı durmanızı İstiyorsa ve şeyhülislam bunların öldürülmeleri için fetva veriyorsa... 
Bu uğurda ölenlerin şehit, yaralananları n gazi olacağı söyleniyorsa, İngiliz altını dağıtılıyorsa, yani cahillik sömürülüyorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanları... Bir avuç insan. Ama, o zaman biz o kadar güçsüzüz, askerimiz o kadar az ki! Günler, aylar sürüyor bazılarını ortadan kaldırmak. Olay o!" 

Bir gerçeğe daha dikkat çekiyor Özakman:
 

"Zaman içinde de olsa, kadını erkeği, genci ihtiyarı el vermeseydi, 150 bin kişilik bir ordu nasıl kazanırdı savaşı? 150 bin kişilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin kişi eder. Bu sadece Batı Cephesi'nde. Bunun doğusu, kuzeyi, güneyi var. Bu da 400 bin kişi demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin kişilik bir ordu kurulamaz. Bu yüzden, halk başlangıçta karşısında olmasa bile, yanında da değildi. Doğal bu. Korku! Erkek kalmamış! Askerleri şehit olmuş orada kalmış; sağ kalanı ya eşkıya olmuş dağa çıkmış, ya da henüz esir, geri dönmemiş... Ne beklenebilir ki?"

Anadolu insanına dil uzatanlara, bilmeden konuşanlara çok kızgın Turgut Özakman: 

"Yunan gelmiş İzmir'e çıkmış, binlerce insanı öldürmüş. Sakarya'nın kenarındaki çaresiz, elektriksiz, yolsuz, öğretmensiz köy bunu duymamıştır bile. Onun için Türk halkına yöneltilen benzer birtakım iddiaları okuduğum zaman içim cız ediyor. Yanİ Yunanlı İzmir'e çıktığı gün Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak. .. Yahu zaten o gün biterdi iş. Yani böyle bir millet var mı? Fransızlar İkinci Dünya Savaşı'nda Paris elden gittikten sonra, yavaş yavaş düşünmeye başladılar karşı koymak için. Yunan İzmir'e çıktıktan sonra, Denizli müftüsü, 'Size fetva veriyorum. Silahı olmayan hiç olmazsa yerden üç taş alıp düşmana atsın!' diyor" 

Ulusal bilincin bir başka fikir adamı, sair, edebiyatçı, gazeteci ve senarist Attila İlhan’ın cenaze töreninin ardından oturmuştuk Turgut Özakman ile sohbete. Atilla İlhan 'dan esinlendik ve sorduk
 "Hangi batı?" diye:

"Batının bize dönük, tüm dünyaya dönük bilim ve sanatla ilgili temiz bir yüzü var. Bir de sömürgeci, emperyalist, kandırıcı, pis bir yüzü var. Yalnız güzel yüzüne mağlup olup da, pis yüzünü hazmetmemize imkân yok. Türkiye, batının bu pis yüzünü çok yakından gördü. Ya kendi yaptı bu pisliği ya da birilerini paralı asker olarak tuttu, onlara yaptırdı. Onun için biz, emperyalizmin ne olduğunu bilmeyenlere ders verebilecek bir ülkeyiz. Ama Türkiye'de de ne yazık ki emperyalizm, bir sol terimdir diye söylenmez oldu." 

Kaynak : Focus Aralık 2005 sayısından alınmıştır. Bazı resimler yazıya eklenmiştir.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız. 
Saatlerce uğraşarak verdiğimiz emeği bir "Delete" tuşuyla yok etmeyin


 
 
************ ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ****
“Bu memleket dünyanın beklemediği asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu.
Bu sahne 7000 senelik en aşağı bir Türk beşiğidir.
Beşik, tabiatın rüzgarlarıyla sallandı.
Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı.
O çocuk, tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından, evvela korkar gibi oldu.
Sonra onlara alıştı.Onları tabiatın babası sandı.
Onların oğlu oldu.
Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu;
Türk oldu,
 
Türk budur.
Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”
M.Kemal Atatürk
************ ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ******



image001.jpg
image010.jpg
image011.jpg
image012.jpg
image013.jpg
image014.jpg
image015.jpg
image016.jpg
image017.jpg
image018.jpg
image019.jpg
image002.jpg
image003.jpg
image004.jpg
image005.jpg
image006.jpg
image007.jpg
image008.jpg
image009.jpg

nevzat aksakali

unread,
Jan 12, 2010, 1:06:03 PM1/12/10
to nenem...@googlegroups.com, abuc...@hotmail.com, petr...@hotmail.com, cumh...@hotmail.com, atama...@gmail.com, mim...@yahoo.com, tba...@hotmail.com, rboyn...@gmail.com, oktay...@munet.com, yca...@hacettepe.edu.tr, ecol...@hotmail.com, tco...@tpao.gov.tr, celil...@yahoo.com.tr, ded...@mynet.com, itde...@yahoo.com, yildiri...@t-online.de, hayretti...@hotmail.com, gurler...@gmail.com, zafer...@superonline.com, msa...@atauni.edu.tr, ofaruk...@mynet.com, guven....@yahoo.com, serpil...@yahoo.com, neb...@hotmail.com, belkisibrah...@gmail.com, munipka...@hotmail.com, ozerk...@gmail.com, kaya...@ieo.org.tr, abk...@optonline.net, umut....@gmail.com, ylel...@mynet.com, gmo...@yahoo.com, ozal...@hotmail.com, rifat...@gmail.com, eroz...@gmail.com, dr_ahmet_t...@hotmail.com, onur...@gmail.com, osman.s...@gmail.com, adil....@gmail.com, mustafa...@hotmail.com, ytem...@gmail.com, burak, Cookies, erde...@hotmail.com, eze...@hotmail.com, harb-i...@hotmail.com, ilim_...@hotmail.com, kemal kuru, leyla_3...@hotmail.com, lonenly...@hotmail.com, messi...@hotmail.com, necdet, nur_me...@hotmail.com, nevzata...@hotmail.com, rojin...@hotmail.com, rojin...@hotmail.com, sado...@hotmail.com, saliha....@hotmail.com, sametb...@hotmail.com, selcu...@windowslive.com, serhat...@hotmail.com, sevmekada...@hotmail.com, siyami duvarcı, suat_mn...@hotmail.com, tolga_...@hotmail.com, yasemin büyükkaya, z_spid...@hotmail.com, zahid...@hotmail.com, zahit@hotmail.com cavga, topa...@hotmail.com, alib...@mynet.com, akil...@yahoo.com, celal.a...@gmail.com, elnar...@gmail.com, elvan.m...@gmail.com, gm_...@yahoo.com, gokha...@gmail.com, ggun...@yahoo.com, ice...@as.ua.edu, lad...@comcast.net, moa...@hotmail.com, or...@stratuswave.net, ulu...@yahoo.com, erkan...@gmail.com, zeyr...@gmail.com, yusufzi...@yahoo.com, taskin...@hotmail.com

 

Date: Mon, 11 Jan 2010 10:26:47 -0800
From: biyikog...@yahoo.com
Subject: ��lg�n T�rkler -L�TFEN S�LMEYIN EMEK VERDIK ILETIN
To: nenem...@googlegroups.com; abuc...@hotmail.com; petr...@hotmail.com; cumh...@hotmail.com; atama...@gmail.com; mim...@yahoo.com; tba...@hotmail.com; biyikog...@yahoo.com; rboyn...@gmail.com; oktay...@munet.com; yca...@hacettepe.edu.tr; ecol...@hotmail.com; tco...@tpao.gov.tr; celil...@yahoo.com.tr; ded...@mynet.com; itde...@yahoo.com; yildiri...@t-online.de; hayretti...@hotmail.com; gurler...@gmail.com; zafer...@superonline.com; msa...@atauni.edu.tr; ofaruk...@mynet.com; guven....@yahoo.com; serpil...@yahoo.com; neb...@hotmail.com; belkisibrah...@gmail.com; munipka...@hotmail.com; ozerk...@gmail.com; kaya...@ieo.org.tr; abk...@optonline.net; umut....@gmail.com; ylel...@mynet.com; gmo...@yahoo.com; ozal...@hotmail.com; rifat...@gmail.com; eroz...@gmail.com; dr_ahmet_t...@hotmail.com; onur...@gmail.com; osman.s...@gmail.com; adil....@gmail.com; mustafa...@hotmail.com; ytem...@gmail.com
CC: topa...@hotmail.com; alib...@mynet.com; akil...@yahoo.com; celal.a...@gmail.com; elnar...@gmail.com; elvan.m...@gmail.com; gm_...@yahoo.com; gokha...@gmail.com; ggun...@yahoo.com; ice...@as.ua.edu; lad...@comcast.net; moa...@hotmail.com; or...@stratuswave.net; ulu...@yahoo.com; erkan...@gmail.com; zeyr...@gmail.com; yusufzi...@yahoo.com; taskin...@hotmail.com



----- Forwarded Message ----
From: VEDAT BATU
To: Yusuf Biyikoglu <biyikog...@yahoo.com>
Sent: Mon, January 11, 2010 12:55:58 PM

 

S�per bir �al��ma olmu�... 



Hep Beraber/Hep Birlikte
 
Cebren ve hile ile aziz vatanin, b�t�n kaleleri zaptedilmis, b�t�n tersanelerine girilmis, 
b�t�n ordulari dagitilmis ve memleketin her k�sesi bilfiil isgal edilmis olabilir. 
B�t�n bu seraitten daha Elim ve daha Vahim olmak �zere, memleketin dahilinde, 
iKTiDARA SAHiP OLANLAR GAFLET  ve DALALET ve hatt� HIYANET i�inde bulunabilirler.
   Hatta bu iktidar sahipleri sahsi menfaatlerini, m�stevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr � zaruret i�inde harap ve b�tap d�sm�s olabilir. 
   Ey T�rk istikbalinin evladi!
Iste, bu ahval ve serait i�inde dahi, 
   VAZiFEN; T�RK iSTiKLAL ve CUMHURiYETiNi KURTARMAKTIR. 
   MUHTA� OLDUGUN KUDRET, DAMARLARINDAKi ASiL KANDA, MEVCUTTUR... ..

              GAZI M.K. ATAT�RK - 20 Ekim 1927. 

 


 

��lg�n T�rkler 

 


 

Kurtulu� Savas�, d�nyadaki en me�ru, en hakl� ve en kutsal sava�lardan biri. Kazan�lan zafer �zerine bug�ne kadar �ok s�z edildi. 

Kurtulu� Sava�� eskilerde mi kald�?.. bu �lkenin verdi�i ba��ms�zl�k kavgas�n� konu alan bir eser y�zlerce bask� yap�yor ve 400.000'den fazla insan taraf�ndan g�zya�lar� aras�nda okunuyorsa sorunun cevab� �ok net: "Hay�r!" Kad�n�yla erke�iyle, genciyle ya�l�s�yla; g�c�n� Anadolu topraklar�ndan alan bir ulusun "�simsiz kahramanlar" alb�m�nden insan manzaralar�.. . Kurtulu� Sava��n�n ilk g�nlerinde do�ru d�r�st ne k�l��lar�, ne de m�zraklar� vard�. Eksiklikleri giderildi�inde Yunanl�lar i�in en korkulan g�� oldular. B�y�k Taarruz'da, S�vari Kolordusu sel gibi akarak d��man�n ka��� yollar�n� kesecekti... Anadolu yanan g�zleriyle duruyordu bu d�nyan�n �zerinde. �zmir, Manisa, Menemen, Ayd�n, Akhisar; 1919'un May�s ortalar�ndan Haziran ortalar�na kadar d��m��t�. Adana, Antep, Urfa, Mara� d�v���yordu... Murat Nehri, Canik Da�lar� ve F�rat, Ye�il�rmak, K�z�l�rmak, G�ltepe, Tilbe�ar Ovas� �ngilizlerle bo�u�uyordu. Aksu ile K�psu, Karag�l ile S���t G�l�, belki de ilk kez g�r�yordu �talyan'�. �ukurova, Seyhan ve Ceyhan Frans�zlara bak�yordu.


Naz�m Hikmet, Kurtulu� Sava�� �zerine yaz�lm�� en g�zel esere, "Kuvva-i Milliye" destan�na 


"Ate�i ve ihaneti g�rd�k" 


diye ba�lar, 


"Dayand�k"
 

diye s�rd�r�r:
 

"Dayand�k her yanda, 
dayand�k �zmir'de, Ayd�n'da, 
Adana'da dayand�k. 
Dayand�k, Urfa'da, Mara�'ta, Antep'te..." 


20. y�zy�l�n ilk y�llar�ndan beri bir kavgadan �tekine s�r�klenen �lke, m�ttefikleriyle birlikte B�y�k Sava�'tan yenik ��km��t�. Bu topraklarda ya�ayan hemen her ailede ya bir gazi vard� ya da bir �ehit. Umutlar t�kenmi�, bezginlik ve �aresizlik artm��, teslimiyet�ilik dalga dalga yay�lm��t�.
 
��te b�yle bir ortamda, bir "��lg�n T�rk"�n �nderli�inde, "��lg�n T�rkler" ortaya ��kt� ve yedi d�vele kar�� kavgay� ba�latt�. Bu kavga, Anadolu'nun tek v�cut, tek y�rek olan insanlar�n hayranl�k duyulacak destanlar�yla kazan�ld�.

Kad�nlar, bizim kad�nlar�m�z... 

Kurtulu� Sava��'ndaki "��lg�n T�rkler"in birbirlerinden fark� yok. Ancak; anam�z, avrad�m�z, bac�m�z ve de y�rimiz olan kad�nlar�n o ak�l almaz, o ��lg�nca fedak�rl�klar� olmasayd�, bu sava� nas�l kazan�l�rd�? Bu, g�n�m�zde bile kimsenin kolayca cevaplayamayaca�� bir soru.
 Sava� galipleri aras�nda ��kar �at��mas� ba�lam��, gelece�e d�n�k planlar m�ttefikleri yol ayr�m�na getirmi�ti. �ukurova, Antep, Urfa ve Mara�'ta "��lg�n T�rkler"den umulmayan bir direni� g�ren Fransa, Ankara h�k�meti ile anla�ma yollar� aramaya girmi�, Frans�z temsilcisi Franklin Bouillon, Ankara yollar�na d��m��t�. O g�nlerde, T�rk ordusunun silah ve cephane ihtiyac� �nebolu �zerinden kar��lan�yordu. �zellikle �stanbul'da, i�gal g��lerinin denetimindeki depolardan �e�itli yollarla ka��r�lan silahlar ve cephaneler, k���kl� b�y�kl� teknelerle �nebolu'ya getiriliyor, buradan da "�stiklal Yolu" �zerinden cepheye g�t�r�l�yordu. Hangi ara�la m�? Ka�n�larla tabii. Ba�ka ara� yoktu ki! 

"... Gen� adam 'u�urlar olsun anam' diye seslendi. Kolba�� 'Sa� ol o�ul' dedi, elindeki sopayla �k�zleri d�rtt�. Ka�n�lar, tekerlekleri inleyerek k�m�lday�p y�r�d�ler. Ka�n�c�lar�n hepsi kad�nd�. Yaln�z ���nc� ka�n�y� 12 ya��nda bir erkek �ocu�u g�t�r�yordu. Kad�nlardan biri hamileydi. Yedinci ka�n�n�n yan�nda y�r�yen s�r�m gibi gen� kad�n�n ayaklar� ��plakt�. Baz� kad�nlar, bebelerini torbalay�p s�rtlar�na ba�lam��lard�. Konvoyu u�urlayan gen� subaylardan birisi '
Ne m�barek kad�nlar bunlar' dedi." 
�yleydiler...





Ka�n� kamyonu yener mi? 

Onlar, Franklin Bouillon'un Ankara yollar�nda g�rd��� konvoylardan yaln�zca birisiydi ve Frans�z temsilcisi m�thi� etkilenmi�ti. �erefine verilen ak�am yeme�inde, "ka�n�c� kad�nlar"� anlata anlata bitiremiyordu. Sofrada gelece�e dair konu�uluyordu. Mustafa Kemal, girdikleri kavgay� k�saca �zetledi F. Bouillon'a: 

"M�sy� Bouillon, milli yeminimizin �z� tam ba��ms�zl�kt�r. Yani; siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, k�saca her hususta ba��ms�zl�k! T�rk milleti kan�n� tam ba��ms�zl��� sa�lamak i�in ak�t�yor." 

Yemek bitip Mustafa Kemal odadan ��kt���nda, Bouillon, Birinci Meclis'in Hariciye vekili Yusuf Kemal Bey'e (Tengir�enk) hayretle sordu:
 

"Yoksa siz akl�n�zdan kapit�lasyonlar� kald�rmay� m� ge�iriyorsunuz? " 
"Evet M�sy�. Milli M�cadele toprak i�in yap�lm�yor. Biz �stiklal i�in m�cadele ediyoruz. 
B�y�k Millet Meclisi kapit�lasyonlar� n kalkt���n� g�rmeden k�l�c�n� k�n�na koymaz..." 

Frans�z diplomat g�lmeye ba�lam��t�: 

"Ah dostum! Azminizi ve sabr�n�z� temsil eden ka�n� kollar�n� b�y�k bir hayranl�kla izledim. Ama ger�ek�i olun ve bizimle uzla�maya bak�n. ��nk� ka�n� kamyonu yenemez!" 

Franklin Bouillon, 
30 A�ustos 1922'de Dumlup�nar Meydan Sava��'n�n bu ka�n�lar�n ta��d��� silah ve cephanelerle kazan�laca��n� nereden bilebilirdi ki...


 


  "�u bir liram� al k�z�m!" 

Halide Edip (Ad�var), cepheyi g�rmek �zere trene bindi. Kompart�manda �stanbul'dan ka��p gelen, �stanbul'un tan�nm�� ailelerinden birisinin k�z� ile gen� bir subay vard�. Sohbet s�rerken, Halide Edip, gen� subay�n dizindeki yamay� eliyle �rtmeye �al��t���n� fark edince g�l�msedi; 

"L�tfen dizinizi �rtmeye �al��may�n. Utanmay�n da. O yama, bizim i�in �ngilizlerin dizba�� ni�an�ndan �ok daha de�erli. Ordumuz, heybetini yoksullu�undan al�yor..."
 

K�tahya Eski�ehir Cephesi'nde �l�m�ne sava��ld��� g�nlerde, Ankara ��retmen Okulu'nun konferans salonunda, kad�nlar Halide Edip�i dinlemek i�in toplanm��lard�. �n s�ralarda s�kma ba�l�, uzun mantolu, iskarpinli �stanbullular. Arkalarda reng�renk �ar�afl�, potinli, mest lastik giymi�, y�zleri a��k Ankaral�lar. Halide Edip, �ok tutumlu olduklar�n� duydu�u Ankaral� kad�nlar�n orduya yard�m etmelerini sa�lamak i�in bir konu�ma yapacakt�;
 

"Bir hafta �nce Eski�ehir'deydim. U�aklar� g�rd�m. Kanatlar ve g�vde, �zel keten kuma�la kaplan�rm��. Bizimkiler kaput beziyle kapl�yorlar. �zel yap��t�r�c� olmad���ndan kaput bezi, nal m�h� veya zamkla tutturuluyor. Bezin gerginli�ini sa�lamak i�in emayit kullan�l�rm��.
 
Bizimkiler, bezi kaynat�lm�� patates kabu�u ve pa�a suyuna tutkal, kola kar��t�rarak yapt�klar� pelteyle kapl�yorlar. Ve pilotlar, g�zlerini bile k�rpmadan bu u�aklara binip havalan�yorlar. Karde�lerim! Sizleri, milletin �erefini ve namusunu can�ndan aziz bilen bu gen� ve yoksul orduya yard�ma �a��r�yorum!" 

Salonda ��t ��km�yordu. Sonra, Ankaral� kad�nlar hareketlendiler, s�raya girdiler. Masan�n �st� k�sa s�rede para, alt�n bilezik ve y�z�klerle dolmu�tu. Tam bu s�rada, beyaz ba��rt�l�, g�zleri g�rmedi�i anla��lan ya�l� bir kad�n�n seslendi�i duyuldu: 


"Ne olur bana Halide Han�m'� bulun!"
 

Ya�l� han�m, hemen yan�na ko�an Halide Edip'in y�z�n� ok�amaya ba�lad�:
 

"�ama��rc�l�k yaparak ge�iniyorum k�z�m. Bunu zor g�n�m i�in saklam��t�m. Ama s�zlerinden anlad�m ki, ordumuz benden daha zordaym��. Al bunu k�z�m!"
 

G�rmeyen g�zleriyle Halide Edip'e gururla bakan kad�n�n derisi �atlam�� avucunda 1 lira vard�. 
Halide Onba��, g�zlerinden ya� f��k�r�rken sar�ld� ya�l� han�ma;
 

"Ah anam ah! Bir kere daha iman ettim. Kurtulaca��z.. ."
 

��te onlar d�nyan�n hi�bir yerinde g�r�lmemi� fedak�rl�klar�yla bizim kad�nlar�m�zd�.

 


"Bir hilal u�runa ya Rab, ne g�ne�ler bat�yor!" 



Mehmet Akif in �anakkale �ehitleri i�in yazd��� �iirdeki bu m�sra, asl�nda bu vatan i�in g�z�n� k�rpmadan �l�me giden t�m "Mehmetler" i�in yaz�lm��t�... En acemisinden yedek subay�na, te�meninden albay�na �ehit olan t�m Mehmetlerin amac�; Anadolu topraklar�n� ars�zca i�gal eden, kad�n erkek, �oluk �ocuk g�zetmeksizin hoyrat�a davranan d��man� geldi�i yere g�ndermekti.
 15 May�s 1919... �zmir liman�na demirleyen Yunan sava� gemilerinden karaya asker ��kmaya ba�lam��t�. �zmir Askerlik �ubesi ba�kan� Miralay S�leyman Fethi, geli�meleri makam�nda endi�eyle izliyordu. Sabah evinden ayr�l�rken, e�i Edibe Han�m, k�t� bir �ey olaca��n� hissetmi� gibi, o g�n i�e gitmemesini s�ylemi�, ancak Miralay S�leyman Fethi�nin cevab� k�sa olmu�tu;
 

"Ben askerim! ��ime b�yle bir g�nde gitmezsem, ba�ka ne zaman gidece�im!" 

Edibe Han�m'�n korktu�u ba��na gelecekti. �zmir'i i�gal eden Yunanl�lar, Fethi Bey'i sava� esiri olarak tutuklay�p, Pasaport'ta, r�ht�m boyunda esir diye getirdikleri ba�ka T�rk subaylar�n�n da bulundu�u s�raya katt�lar. �zel k�yafetli efzun askerlerinin ba��ndaki Yunan subay� s�radakilere seslendi: 


"Kimin �n�nde durursam, o kollar�n� iki yanda kald�r�p indirecek ve 'Zito Venizelos!' diye ba��racak. 
Kar�� gelen s�ng�lenecek."
 

Venizelos, o tarihteki Yunan ba�bakan� idi. Subay, T�rk askerlerinden ba�bakan� kutsamalar�n� istiyordu. Bir tek Miralay S�leyman Fethi direndi. Ba��r�p duran Yunan subay�n�n kar��s�nda kayadan oyulmu� bir heykel gibi duruyordu. Subay, ummad��� bu direni� kar��s�nda �yle k�zm��t� ki, birden elini uzat�p Fethi Bey'in omuzlar�ndaki apoletlerini s�kmek istedi. Fethi Bey, Yunan subay�n�n elini �iddetle itti.
 

"Onlar� sen takmad�n ki sen s�kesin!" 


diye ba��rd� ve ilk s�ng� yaras�n� ald�. Efzun eri, s�ng�y� onun g��s�ne sokmu�tu... Yirmi iki kez �n�nde durdu, iste�ini yineledi Yunanl� subay ve yirmi iki kez s�ng�lendi Miralay S�leyman Fethi. Art�k ayakta durmaya direnci kalmayan, kendi kan�ndan olu�an g�lc��e y���l�p kalan kahraman asker, �zmir'deki Frans�z Konsoloslu�u arac�l���yla kald�r�ld��� hastanede, sabaha kar�� �ehit oldu.
 ï¿½ï¿½galciler, ertesi g�n, t�m �zmir'in kat�ld��� cenaze t�renine m�dahale etme cesaretini g�steremediler. �zmir'deki Mevlevi tekkesinin mezarl���na g�m�ld�. Bu kahraman subay, bug�n �ok yal�n yap�lan mezar�nda, �zerinde kabartma bir k�l�� ile bir kalpak resmi yontulu ta��n alt�nda, huzur i�inde yat�yor.

"B�l�kten geri Kalan budur komutan�m!" 

Porsuk �ay�'n�n kuzey k�y�s�ndaki bir patikada 40 ki�i y�r�yordu. �o�unun aya�� ��plak, baz�lar�n�n ayaklar� �uvalla, �aputlarla sar�l�yd�. Aralar�ndaki yaral�lara arkada�lar� destek olmaya �al���yorlard�. Bunlar,10-25 Temmuz 1921 aras�ndaki K�tahya-Eski�ehir sava�lar�nda yar�lan cepheden kopan askerlerdi. D��e kalka, d�v��e d�v��e birliklerini bulmak i�in cephe gerisine ula�maya �al���yorlard�.
 Aniden ortaya ��kan bir s�vari birli�i, grubu �evirdi. Asker ka�aklar�n�n pe�inde olan s�vari y�zba��s�n�n sesi �ok sertti: 



"Hangi birliktensiniz? "
 
"4. t�men, 55. Alay, 3. Tabur 1. B�l�k'teniz komutan�m." 
"B�l���n geri kalan� nerede?" 
"Geri kalan biziz komutan�m!" 
"Nereye gidiyorsunuz? " 
"Duyduk ki ordu Sakarya �tesine �ekiliyormu�. Alay�m�z� aramaya gidiyoruz." 

Y�zba�� sevindi. Bunlar, silahlar�n�n �erefini sonuna kadar korumaya kararl� sahici askerlerdi: 


"�u tepenin ard�nda suyu bol k���k bir k�y var. Orada dinlenin. Sonra do�uya y�r�y�p Sakarya'y� a��n. 
Ama birli�i k�ye bu haliyle sokmayin. Halk� �zmeyin. Anlad�n m� asker?"
 
"Evet komutan�m. K�ye belimiz k�r�lmam��" gibi girece�iz. Ba� �st�ne!"

S�variler d�rtnala uzakla��rken �avu� birli�e d�nd�: 

"Duydunuz. Halka tefti� verece�iz. Ona g�re. S�raya girin, �abuk olun, �abuuuk. Haz�r ol! Ar�!" 


Peri�an Mehmet�ikler ayaklar�n� s�r�yerek y�r�meye koyuldular. �avu� birden dellendi;
 

"Bu ne bi�im y�r�y��? Ba��n�z� kald�r�n, canl� y�r�y�n. Haydi hep beraber...
 
Annem beni yeti�tirdi, bu ellere yollad�
Al sanca�� teslim etti, Allaha �smarlad�..."

�avu�un ba�latt���, yava� yava� t�m Mehmet�iklerin kat�ld��� bir mar� y�kselmeye ba�lad� bozk�r�n ortas�nda. Sanki ��plak ayakl�, yaral� ve bir muharebeyi kaybetmi� olanlar onlar de�ildi. ��narl� k�y�ne sefil ve bitkin g�r�n��lerine hi� uymayan bir �al�mla girdiler. S�vari y�zba��s�n�n g�z� arkada kalmayacakt�. ..

Cepheyi tuttular de�il mi? 

Kurtulu� Sava��'n�n k�r�lma noktalar�ndan biri, K�tahya-Eski�ehir muharebeleriydi. 14 Temmuz 1921 g�n� Yunanl�lar 180 top ve 40.000 ki�iyle y�klendiler T�rk hatlar�na. Kar�� koymaya �al��an kuvvet ise, 113 top ve par�a par�a cepheye ula�t�r�lmaya �al���lan 30.000 askerdi. T�rk ordusu zamanla yar���yordu. Her iki ordu da kazanmak i�in t�m g�c�yle sava��yordu. S�ng� h�cumlar� arka arkaya tazeleniyordu. �yle ki, bir tepe bir saat i�inde tam 11 kez el de�i�tirmi�ti.
 4. T�men komutan� Yarbay Naz�m, ba�ta Mustafa Kemal olmak �zere hem t�m komutanlar�n, hem de emrindeki askerlerin g�zbebe�iydi. Mehmet�ik, onun bir emriyle g�z�n� bile k�rpmadan ��k�yordu siperlerden. 4. T�men, Yunanl�lar� durdurmak i�in en g�venilen birlikti ve komutanlar Yarbay Naz�m'dan �ok �ey bekliyorlard� . 

15 Temmuz sabah� g�n do�arken, Yarbay Naz�m ve kararg�h subaylar� atlan�p Yumur�al mevzilerini denetlemeye ��kt�lar. Az ileride bir tepe vard� ve tepede T�rk ordusundan kimse yoktu. Yunanl�lar bu tepeyi ele ge�irirlerse cephenin yar�lmas� ka��n�lmazd�. At inildi, komutan ve kararg�h� tepeye do�ru y�r�rken Yarbay Naz�m, s�vari tak�m komutan�na emir veriyordu:
 
"Tak�m�nla hemen tepeyi tut. D��man taarruz ederse, alaydan birlik yeti�ene kadar ne pahas�na olursa olsun tepeyi tut. �imdi ben..." 
Bitiremedi c�mlesini. Sabaha kar�� gelip tepeye mevzilenen Yunanl�lar�n a�t��� makineli t�fek ate�i bi�ti bu �ok sevilen komutan� ve kararg�h subaylar�n�. Emir �avu�u Ey�p, g��s�n�n sol taraf�ndaki kan lekesi giderek artan komutan�n� kucaklay�p at bindi ve cephe gerisine g�t�rmeye ba�lad�. Yarbay Naz�m'�n �nl� beyaz at� d�rtnala pe�lerinden geliyordu.


Eski�ehir hastanesi... �ok hafif soluk alan komutan�n ba��nda Ey�p �avu� ve subaylar bekle�iyordu �mitle. Yarbay Naz�m f�s�ldad�: 

"Tepeyi tuttular de�il mi?"
 
"Tuttular komutan�m..." 
"Arkada�lar iyi mi?" 
''Hepsi iyi. �ok iyiler komutan�m." 
"As�l siz iyi olun, iyi dayan�n �ocu�um..." 

Ba�� Ey�p �avu�'un dizine dayal� yatan Naz�m Bey'in son s�zleriydi bunlar...
 
�ankaya'daki �al��ma odas�n�n kap�s� usulca araland�, Fikriye Han�m bir hayalet gibi i�eri s�z�ld�. Masadaki haritan�n �zerinden ba��n� kald�ran Mustafa Kemal, gen� kad�na sorgulayan g�zlerle bakt�. 
K�t� haber tez ula�m��t�. Salih Bey (Bozok) s�ylemeye cesaret edemiyordu. Ba�� �ne e�ikti. Mustafa Kemal 

"Ne var? Ne oldu?"
 

diye sordu. Y�lg�n bir sesle
 

"Fevzi Pa�a telefon etti. 4. T�men kararg�h kadrosu felakete u�ram��!"
 diye cevaplad�. 
"Ne demek o?" 
"Kurmay ba�kan� Binba�� �erafettin yaral� olarak esir d��m��. �o�u da �ehit olmu� efendim!" 
"Naz�m?" 

Salih Bozok a�lamaya ba�lad�. Mustafa Kemal donup kalm��t�. Yarbay Naz�m, �ok sevdi�i, �ok k�ymetli bir komutan�yd�. 


"Gel biraz y�r�yelim Salih!" 


dedi... �l�m� �ok yak�ndan tan�yan iki subay, a�a�lar�n alt�nda y�r�meye ba�lad�lar. �kisinin de a�z�n� b��ak a�m�yordu...
 

  

�T�rk mill� hareketi d��man� kesin yenecektir!" 

20. y�zy�la girerken Fransa'n�n en etkili gazetelerinden "Le Temps"in �nl� bir �al��an� vard�: Georges Gaulis. 
1896'da e�i Berthe ile birlikte �stanbul'a gelmi�ti. Osmanl� �mparatorlu�u konusunda en iyi, en tarafs�z haberleri yapan gazeteci olarak tan�n�yordu.
 
1912'deki Balkan Sava��'n� da izleyen Gaulis, yakaland��� hastal�ktan kurtulamay�p �ld� ve Ferik�y'deki Katolik Mezarl���'na g�m�ld�. 
N�beti, T�rk dostlar�n�n Berta diye �a��rd�klar�, kar�s� Berthe devrald�.
 
Berthe Georges Gaulis, Birinci D�nya Sava��'nda zorunlu olarak �stanbul'dan ayr�lm��t�. Berthe, Kurtulu� Sava��'n�n ba�lad��� g�nlerde, 21 Eyl�l 1919'da, �ok sevdi�i �stanbul'a tekrar geldi. Fransa'ya d�ner d�nmez yazd��� kitapta, o g�nlerin T�rkiye'sini ve Kurtulu� Sava��'n� anlatt�: 

"1921 Nisan�, T�rklerin geri ald�klar� Bilecik, bir felaket ve ac�lar diyar�. Koku dayan�lmayacak kadar fazla. Hen�z duman� t�ten bu ta� y���nlar� alt�nda, kim bilir ne kadar insan cesedi g�m�l�. Buradaki tahribat�n b�y�kl��� korkun�. Bilecik ve K�pl�'de b�y�k facialar olmu�. Buralar�n ahalisinden sa� kalanlar, b�y�k bir bunal�m ve heyecan i�inde. Tecav�ze u�ramam�� gen� bir k�z veya kad�n kalmam��. Bilecik d�nden kalma bir Pompei adeta. Her yer k�l, is ve kurum i�inde... S�k s�k dinamitin tahribat�n� g�steren ta� y���nlar�na rastl�yoruz. Biraz �tede, k�z�n� kurtarmak isterken, kafas�na ta�la vurularak �ld�r�lm�� bir ihtiyar�n mezar�.
 Yap�lan toptan imha i�leminden her �ehir ve kasaba pay�na d��eni alm��. Bazen bir bah�e, �i�ek a�m�� birka� a�a�, bir meydan, bir �e�me, yap�lanlar� hat�rlatmaya yetiyor. Saatlerce bu harabeleri gezdik. 
Her Yunan taarruzu, Anadolu halk�na �ok ac� bir ders olmu�. D��man�n yapt�klar� kar��s�nda vatanseverlik duygular� uyanarak �ahlanm��, '�l�rsem hi� olmazsa ailem ve vatanda�lar�m ��in �leyim' diyerek m�cadeleye kat�lm��lar. Bu g�nlerde, �neg�l'deki T�rkler kasabalar�na gelen Yunan askerlerine baltalarla kar�� koymu�lar ve onlar da �areyi ka�makta bulmu�lar..." 

Berthe Gaulis, kitab�n�n �ns�z�nde de �unlar� yazm��t�; 


"Ankara'dan 10 May�s 1921 'de, T�rk milliyet�ili�i konusundaki bu k�sa incelememin bas�mevini boylad��� s�ralarda ayr�ld�m. 1921 y�l�n�n A�ustos ay� sonlar�nda, Anadolu'daki sava� en sert ve ac�mas�z bir bi�imde s�r�yordu... 
T�rk mill� hareketi d��man� kesin yenecektir. ��nk� o hareket y�ksek bir ideale dayan�yor; 
��nk� bu hareketi y�netenler kendi �ahs� ��karlar�n� unutmu�lard�r; ��nk� onlarda b�y�k bir ruh ve iman var..."

�Hadi bre �orbac�, karavanaya yeti�elim!" 

��galcilerden �nsanl�k d���, askerlik d��� bu kadar bask� g�ren Anadolu �ocu�u, yine efendili�ini bozmam��, bir "��lg�n T�rk" olarak onurlu davranmay� elden b�rakmam��t�.
 Halide Edip, Ru�en E�ref Onayd�n ve Binba�� Kemal, Adala'ya (Manisa'da bir il�e) yeti�meye �al���yorlard�. Alt� ayda bile ge�ilemez denilen Yunan hatlar� yar�lm��t�. 30 A�ustos Ba�komutanl�k Meydan Sava�� kazan�lm��, Yunan ordusunun b�y�k b�l�m� imha edilmi�, ba�ta Trikopis, �ok say�da komutan, subay ve asker esir al�nm��t�. Binba�� Kemal �of�re ba��rd�: 

"Dur!"
 

Binba��n�n dikkatini, esir bir Yunan subay�n� cephe gerisine g�t�ren asker �ekmi�ti. Mehmet�ik yayan, esir subay e�ek �zerinde gidiyorlard�. Mehmet�ik Binba�� Kemal'i selamlarken, Yunanl� subay e�ekten inmi�ti.
 

"Kim bu?"
 
"Esir komutan�m!" 
"Nereye g�t�r�yorsun?" 
"Geriye. Alay kararg�h�na!" 
"Ulan sen bunun seyisi misin, hizmet eri misin? Hayvana sen bin, o y�r�s�n!" 
"Hi� olur mu komutan�m? O �imdi oca��ndan kopmu� bir gurbet adam�. Misafir ve bana emanet." 

Binba��, titreyen sesine h�kim olmaya �al��arak �of�re ba��r�rken g�zlerinden ya�lar ak�yordu: 


"Y�r� o�lum, gidelim."

Araba uzakla�ana kadar selam duran Mehmet�ik, Yunan subay�na e�e�e binmesi i�in i�aret ederken s�yleniyordu: 

"Hadi bre �orbac�. Ak�am karavanas�na yeti�elim. A� kalma."
 

�l�m�n, gencecik insanlar� hi� duraksamadan verdi�i bir emirle �l�me g�ndermenin ne oldu�unu, onun gibi hi� kimse bilemezdi. 
Y�llar �nce, bir a�ustos sabah� g�n do�mak �zereydi. 
"O", siperler boyunca y�r�rken, son emrini verdi: 


"Elimdeki k�rbaca bak�n. K�rbac� kald�rd���mda haz�r olun. 
K�rbac� a�a�� indirdi�imde h�cuma kalk�lacak. Asker...! Sana �lmeyi emrediyorum! " 


K�rba� kalkt�, k�rba� indi... Mehmet�ik s�ng� h�cumuna kalkt�. 
Art�k sadece tek bir ses duyuluyordu. .. 

Allah, Allah,,.Allah, Allah,,.

9-10 A�ustos 1915 sabah�nda g�n atmadan s�ng� h�cumuna kalkan Mehmet�ik, Anafartalar' da d��man� bitirmi�ti. 
Mehmet�ik'ten �lmesini isteyen komutan, Anafartalar Grup Komutanl���'na 67 saat �nce atanan Yarbay Mustafa Kemal'di.
 

Arkada�lar�yla birlikte 19 May�s 1919'da Samsun'a ��kt���nda, generaldi Mustafa Kemal. Sonra �niformas�n� ��kard�. 
Y�llard�r sava�an, gencecik evlatlar�n� �ehit veren; yorgun, bitkin, y�lg�n ve �mitsiz, ama sonsuz diren�li insanlar�n ya�ad��� topraklarda, Anadolu topraklar�nda, kimsenin kolay kolay g�ze alamayaca�� bir kalk��may� ba�latt�. Tek g�vencesi, ��ken imparatorlu�un t�m kahr�n� �ekmesine kar��l�k, pek de k�ymeti bilinmeyen Anadolu insan�yd�. Askere yolcu etti�i son o�lunu birli�ine teslim ederken; 


"Bizim k�y�n mezarl���na elli y�ld�r delikanl� g�m�lmedi o�ul. Vatan sa� olsun da hepimiz �lelim ne ��kar?" 


diyen S���t'�n Akg�nl� k�y�nden Mehmet o�lu H�seyin'in anas� gibi insanlard� g�vendi�i.

Band�rma Vapuru'ndan Samsun'a ayak basan ilk 18 ki�iyle ba�layan "Tam Ba��ms�z Anadolu" hareketine, zaman i�inde t�m Anadolu halk� kat�ld�. Genciyle, ya�l�s�yla, kad�n�yla erke�iyle ve yorgunluklar� m, y�lg�nl�klar�n�, b�kk�nl�klar�n�, �mitsizlerini artlar�nda b�rakarak kavgaya girdiler. 

"As�rda onlar yendi, onlar yenildi. 

�ok s�zler edildi onlara dair ve 
onlar i�in, zincirlerinden ba�ka kaybedecek �eyleri yoktur, denildi.� 

Mustafa Kemal, Samsun'a gitmeden �nce, Bekir A�a B�l���'nde tutuklu bulunan Fethi Bey'i g�rmeye gitti�inde, 
'"Ne biz bu durumda kalaca��z, ne de �lkeyi bu durumda b�rakaca��z." derken, 
i�te bu "zincirlerinden ba�ka kaybedecek �eyleri olmayanlara� g�venmi�ti.
 
Anadolu'nun ba��ms�zl��� kavgas�na girenlerden baz�lar�n�n yollar�, sonraki y�llarda Mustafa Kemal'le ayr�lm�� bile olsa, onlar "��lg�n T�rkler"di. ��lg�n olmasalar, boyunlar�nda idam ferman� varken, hangi akla hizmet bir ulusun kurtulu� kavgas�n� ba�latabilirlerdi?


"Kuvva-i Mill�ye ad� alt�nda ��kartt�klar� kar���kl�k" 

24 May�s 1920 tarihinde, Padi�ah Vahdett�n'in onaylad���, Sadrazam Damat Ferit Pa�a'n�n imzalad��� bir �radei Seniyye (Padi�ah Buyru�u) yay�nland�:

"Kuvva-i Milliye ad� alt�nda ��kartt�klar� kar���kl�k ve Anayasa'ya ayk�n olarak halktan para toplamak, askere almak, bunun aksine hareket edenlere i�kence ve eziyet ederek kentleri y�kmaya kalk��mak suretiyle i� g�venli�i bozanlar�n d�zenleyicisi ve k��k�rt�c�s� olduklar� iddias�yla haklar�nda dava a��lan, ���nc� Ordu M�fetti�ili�i'nden uzakla�t�r�l�p askerlik mesle�inden ��kart�lm�� bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, eski 27. F�rka komutan� emekli Miralay Kara Vas�f Bey, eski 20. Kolordu komutan� Mirliva Salacakl� Fuat Pa�a ile eski Washington el�isi ve Ankara milletvekili Salacakt� Alfred R�stem ve eski sa�l�k m�d�r� �stanbullu Dr. Adnan Bey ile �niversite Bat� Edebiyat� eski ��retmeni �stanbullu Halide Edip Han�m'�n; a��klamas� 11 May�s 1920 tarih ve 20 say�l� h�k�m tutana��nda yaz�l� oldu�u �zere; M�lkiye Ceza Yasas�'n�n 45. maddesinin 1. f�kras�n�n yollamas�yla, 55. maddenin 4. f�kras� ve 56. maddesi uyar�nca sahip olduklar� askeri ve sivil r�tbe ve ni�anlarla her t�rl� resmi unvanlar�n�n kald�r�lmas�na ve idamlar�na, bu durumda ka�ak bulunmalar� nedeniyle mallar�na el konulmas�na dair �stanbul Birinci S�k�y�netim Sava� Divan�'nca arkas�nda verilen h�k�m ve karar ele ge�irildiklerinde yeniden yarg�lanmak ko�uluyla onaylanm��t�r. Bu buyru�u y�r�tmeye Sava� Bakan� g�revlidir."

Ve bir �afak vakti... 

Kimisinin boynunda idam ferman� vard�, kimisinin aya�� ��plakt�. 
Kimisi yorgan� bebesinin de�il top mermilerinin �zerine �rtm��t�, kimisi son nefesinde "�lene kadar cepheyi tutun" emri vermi�ti. 
Anadolu'nun baht�  Onlar,
 

�bir �afak vakti karanl���n kenar�ndan 
a��r ellerini topra�a bas�p do�rulduklar� zaman..." 

de�i�ti.  "O" ve bize bug�nleri veren t�m "��lg�n T�rkler"i y�re�imizden gelen sayg� ve sevgiyle an�yoruz. 
�yi ki ��lg�nd�lar...




Kurtulu� Sava��'na giden dikenli yollarda 

 G�zl���n�n arkas�ndan g�len g�zlerle bak�yordu. 
Ancak, i� "��lg�n T�rkler"e geldi�inde de�i�iyordu bak��lar� Turgut �zakman'�n. 
Bir ba�ka parl�yordu o g�zler ve bir ba�ka tonla cevapl�yordu sorular�m�z�. 
Tutkuluydu "��lg�n T�rkler"e, heyecanlan�yordu anlat�rken ve nas�l bir hayranl�k duydu�u sesine yan��yordu. 
Biz Focus ekibi i�in, �ok g�zel bir sohbetti.
 

-1919'da Samsun'dan yola ��kanlar, ba��ms�zl�k yolunda ilerlerken �ok engelle kar��la�t�lar. 
Neydi bu engeller?
 
"Vatan kavgas� g�rmemi� ki Anadolu halk�, hele hele Ege! ��gal nedir bilmiyor ki... 
Fazla bir k�t�l�k g�rm�yorsa, bir dostluk dahi kurabiliyor. �ster istemez ka��n�lmaz bir birliktelik olabiliyor. 
Korkutucu olan o de�il. Yunan ordusuyla i�birli�i yapan var. Yunan ordusu �ekilirken milliyet�ilerle birlikte olmamak i�in onlar�n pe�ine tak�l�p Yunanistan'a ka�an bir�ok insan�m�z var. Yunanl�lara k�lavuzluk yapan M�sl�man T�rkler var. Bunun oran� o zamana g�re korkutucu de�il, ama mide buland�r�yor tabii... 
Adam millet, vatan e�itimi almam��. Bilin�li de�il. 600 y�l kulu oldu�u padi�ah var sava�mas�n� istemeyen. Ankaral� Mustafa Kemal'in askerlerine kar�� durman�z� �stiyorsa ve �eyh�lislam bunlar�n �ld�r�lmeleri i�in fetva veriyorsa... 
Bu u�urda �lenlerin �ehit, yaralananlar� n gazi olaca�� s�yleniyorsa, �ngiliz alt�n� da��t�l�yorsa, yani cahillik s�m�r�l�yorsa, bu insanlar isyan ederler. Bolu, Yozgat, Konya isyanlar�... Bir avu� insan. Ama, o zaman biz o kadar g��s�z�z, askerimiz o kadar az ki! G�nler, aylar s�r�yor baz�lar�n� ortadan kald�rmak. Olay o!" 

Bir ger�e�e daha dikkat �ekiyor �zakman:
 

"Zaman i�inde de olsa, kad�n� erke�i, genci ihtiyar� el vermeseydi, 150 bin ki�ilik bir ordu nas�l kazan�rd� sava��? 150 bin ki�ilik orduyu, en az 150 binlik ikmal ordusu destekler. 300 bin ki�i eder. Bu sadece Bat� Cephesi'nde. Bunun do�usu, kuzeyi, g�neyi var. Bu da 400 bin ki�i demek. Halk desteklemiyorsa, 400 bin ki�ilik bir ordu kurulamaz. Bu y�zden, halk ba�lang��ta kar��s�nda olmasa bile, yan�nda da de�ildi. Do�al bu. Korku! Erkek kalmam��! Askerleri �ehit olmu� orada kalm��; sa� kalan� ya e�k�ya olmu� da�a ��km��, ya da hen�z esir, geri d�nmemi�... Ne beklenebilir ki?"

Anadolu insan�na dil uzatanlara, bilmeden konu�anlara �ok k�zg�n Turgut �zakman: 

"Yunan gelmi� �zmir'e ��km��, binlerce insan� �ld�rm��. Sakarya'n�n kenar�ndaki �aresiz, elektriksiz, yolsuz, ��retmensiz k�y bunu duymam��t�r bile. Onun i�in T�rk halk�na y�neltilen benzer birtak�m iddialar� okudu�um zaman i�im c�z ediyor. Yan� Yunanl� �zmir'e ��kt��� g�n Anadolu ayaklanacak, herkes silahlanacak. .. Yahu zaten o g�n biterdi i�. Yani b�yle bir millet var m�? Frans�zlar �kinci D�nya Sava��'nda Paris elden gittikten sonra, yava� yava� d���nmeye ba�lad�lar kar�� koymak i�in. Yunan �zmir'e ��kt�ktan sonra, Denizli m�ft�s�, 'Size fetva veriyorum. Silah� olmayan hi� olmazsa yerden �� ta� al�p d��mana ats�n!' diyor" 

Ulusal bilincin bir ba�ka fikir adam�, sair, edebiyat��, gazeteci ve senarist Attila �lhan��n cenaze t�reninin ard�ndan oturmu�tuk Turgut �zakman ile sohbete. Atilla �lhan 'dan esinlendik ve sorduk
 "Hangi bat�?" diye:

"Bat�n�n bize d�n�k, t�m d�nyaya d�n�k bilim ve sanatla ilgili temiz bir y�z� var. Bir de s�m�rgeci, emperyalist, kand�r�c�, pis bir y�z� var. Yaln�z g�zel y�z�ne ma�lup olup da, pis y�z�n� hazmetmemize imk�n yok. T�rkiye, bat�n�n bu pis y�z�n� �ok yak�ndan g�rd�. Ya kendi yapt� bu pisli�i ya da birilerini paral� asker olarak tuttu, onlara yapt�rd�. Onun i�in biz, emperyalizmin ne oldu�unu bilmeyenlere ders verebilecek bir �lkeyiz. Ama T�rkiye'de de ne yaz�k ki emperyalizm, bir sol terimdir diye s�ylenmez oldu." 

Kaynak : Focus Aral�k 2005 say�s�ndan al�nm��t�r. Baz� resimler yaz�ya eklenmi�tir.

L�tfen bu k�sm� silmeyiniz, kaynak g�stererek payla��n�z. 
Saatlerce u�ra�arak verdi�imiz eme�i bir "Delete" tu�uyla yok etmeyin


 
 
************ ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ****
�Bu memleket d�nyan�n beklemedi�i asla �mit etmedi�i bir m�stesna mevcudiyetin y�ksek tecellisine sahne oldu.
Bu sahne 7000 senelik en a�a�� bir T�rk be�i�idir.
Be�ik, tabiat�n r�zgarlar�yla salland�.
Be�i�in i�indeki �ocuk tabiat�n ya�murlar�yla y�kand�.
O �ocuk, tabiat�n �im�eklerinden, y�ld�r�mlar�ndan, kas�rgalar�ndan, evvela korkar gibi oldu.
Sonra onlara al��t�.Onlar� tabiat�n babas� sand�.
Onlar�n o�lu oldu.
Bir g�n o tabiat �ocu�u tabiat oldu, �im�ek, y�ld�r�m, g�ne� oldu;
T�rk oldu,
 
T�rk budur.
Y�ld�r�md�r, kas�rgad�r, d�nyay� ayd�nlatan g�ne�tir.�
M.Kemal Atat�rk

************ ********* ********* ********* ********* ********* ********* ********* ******





Yeni Windows 7: Size en uygun bilgisayar� bulun. Daha fazla bilgi edinin.
image001.jpg
image010.jpg
image011.jpg
image012.jpg
image013.jpg
image014.jpg
image015.jpg
image016.jpg
image017.jpg
image018.jpg
image019.jpg
image002.jpg
image003.jpg
image004.jpg
image005.jpg
image006.jpg
image007.jpg
image008.jpg
image009.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages