İran’a yönelik ABD-İsrail müdahalesi artık kaçınılmaz duruma geldi ve bu müdahale her an başlayabilir. Böyle bir savaşın nereye evirilebileceğini öngörmek gerçekten zor.
Eğer bu askeri müdahale ile kısa süre içinde halkın da isyanıyla İran’da rejim değişikliği gerçekleşmez ve süreç uzarsa; bu durum nükleer silahların kullanımını ve savaşın küreselleşmesini dahi tetikleyebilir.
Müdahalenin bugüne kadar yapılmayıp gecikmesinin en büyük nedeni; ABD ve İsrail açısından hazırlıkların henüz tamamlanamamış olması, kara, deniz, hava vurucu ve destek unsurlarının bölgeye konuşlanmasının uzun sürmesi ve İran içinde bulunan ve ağırlıklı olarak Afgan uyruklu olan sığınmacı ve etnik bölücü unsurlar eliyle kotarılacak “Beşinci Kol” faaliyetlerinin zaman almasıdır.
ABD’nin bölgeye yönelik konuşlanma ve kuvvet kaydırma çalışmaları hala devam etmekte olup, şu anki haliyle bile Birinci ve İkinci Körfez Savaşları’nda bölgeye getirdiği güçlerin toplamından dahi büyüktür.
Askeri müdahale başladığında İran; İsrail’e ve bölgedeki ABD Askeri Tesislerine yönelik güçlü bir yanıt verecek ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmak isteyecektir. Ama bu savaşı uzun süre sürdürebilmesi; Çin ve Rusya’nın çok güçlü desteği olmadan mümkün görünmemektedir.
Sorun İsrail’in güvenliği meselesini çoktan aşmıştır. ABD; “Yeni Dünya Düzeni” içinde Ortadoğu’yu da içine alacak şekilde, Batı Asya’da İsrail’in hegemonyasında bir alt düzen inşa etme peşindedir.
Bu bölgede İsrail hegemonyasına siyasi ve askeri alanda direnebilecek hiçbir ülke istenmemektedir. İran, Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır bu bölgenin içindedir. Bu ülkeler arasında İran; rejimi ve ABD-İsrail hegemonyasına uzun süredir direniyor olması nedeniyle en zayıf halkadır. Bu nedenle de ilk İran vurulacaktır.
Daha sonra da Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır hedef olacaktır.
ABD açısından; bu bölgede İsrail’den başka bir nükleer güce müsaade yoktur. Geçen yıl İsrail’in Katar’ı vurmasından 1 hafta sonra Suudi Arabistan, İsrail’e karşı nükleer şemsiye ihtiyacı için Pakistan ile güvenlik anlaşması yapmıştır. Bugünlerde de İsrail’in nükleer gücüne karşı Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Mısır (3+1); farklı bir isim altında da olsa, güvenlik anlaşması kapsamında görüşmeler yapmakta ve bu husus ABD ve İsrail tarafından memnuniyetsizlikle izlenmektedir.
Sonuç olarak ABD; aynı Roma gibi hızla gerilemekte ve bu gerilemeyi durdurmak için yeni bir dünya düzeni inşa etmeye çalışmaktadır. Bu anlamda Batı Yarımkürede çalışmalarını yürüttüğü Amerika Kıtası, Atlantik, Batı Avrupa ve Grönland’ı içine alan ABD hegemonyasındaki birincil bölge ve Ortadoğu ve Güneybatı Asya’yı içine alan bölgede çalışmalarını hızlandırdığı ABD’nin stratejik müttefiki olan İsrail hegemonyasındaki ikincil bölge ile beraber Çin ve Rusya ile mücadele etmek ve geriletmek istemektedir. Bu kapsamda; Türkiye’nin de İran’a karşı kullanıldıktan sonra etnik temelli sebeplere dayanılarak parçalanıp küçültülmesi planlanmıştır ve açık bir şekilde hedeftir.