6 MAYIS!..
ÖLÜMSÜZLEŞEBİLMEYİ
ÇAĞRIŞTIRAN TARİH!..
Mehmet Halil Arık
Emekli eğitimci – DENİZLİ
Daha çook yaşanacaktır da...
Aslında bir yılın, 365 gününden sıradan bir günüdür 6 Mayıs.
Ama bazen öyle bir olay olur ki o günü ölümsüz ve unutulmaz kılar.
Elbet yüzlerce tarihi olaya sayfa açmıştır 6 Mayıs’lar.
Önemli kişiler doğmuştur, ölmüştür,
Yasalar geçmiştir parlemetolardan, hapislikler başlamıştır, cezalar bitmiştir.
Mutluluklar kadar acılara da tanıklık etmiştir her gün, her tarih gibi 6 Mayıs’lar da..
Aradan geçen 38 yıllık süre bile,
Bu 6 Mayıs’ta yaşanan acıyı küllendirmeye yetmemiş,
Yaşanan onuru gölgeleyememiştir.
Sehpa önünde sorulan en haksız en acımasız,
Hesabın tarihidir bu 6 Mayıs!.
Aynı zamanda ölümsüzleşe bilmenin!..
Önce birincisi alınmıştır hücresinden,
Ayakkabılarının bile bağlanmasına fırsat verilmeden.
Son hazırlıkların tamamlanması bahanesiyle,
Ve gecenin gongu 01.00’i vurmaktadır.
Vakit tamam denmiştir kendisine..
Bir “hadi eyvallah!” çekmiştir çevresindekilere,
Vakur adımlarla idam sehpasına yürürken..
Çift katlı ilmik boynuna geçirildiğinde haykırmıştır.
gecenin kör karanlığına doğru,
Meydan okurcasına kendisini idama mahkûm edenlerin suratına;
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!..
Yaşasın işçiler köylüler!..
Kahrolsun emperyalizm!..”
Son tekmeyi kendisi vurmuştur ayaklarının altındaki tabureye..
Tam 25 dakika sürmüştür bu işkence ipin ucunda.
İkincisi getirilmiştir başgardiyan odasına,
Yukarıdaki işlemler sürdürülürken.
Bir öncekine az sonra can vereceği sehpası yerine,
bizzat arkadaşının idamı izlettirilmiştir ikincisine..
Aynı kararlılık ve vakurla tırmanmıştır idam sehpasına ikincisi de,
tıpkı birincisi gibi..
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve ve halkımın mutluluğu için
Şerefimle bir defa ölüyorum!..
Şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz!..
Biz halkımızın hizmetindeyiz!..
Sizler Amerikanın hizmetindesiniz.
Yaşasın devrimciler,
Kahrolsun faşizm!..”
Belki daha söyleyecek çok şeyi vardı ama,
Daha fazlasına tahammülsüzdü idam mangası.
Cellat tek ilmikle işi bitirdiğini beyan etmişti heyete..
Üçüncüsü çoktan getirilmişti başgardiyanın seyir odasına,
“ibret-i müesseseden” ders alsın diye..
Ve seyrettirildi ikincinin ipe çekilişi saniye saniye..
Seyircileri kendileriydi ipe çekilenler, bir de heyet!..!..
Sahneler tekrarlanıyordu aktörleri değiştirilerek..
Aynı kararlılık ve aynı onurlu duruşla, sehpadaydı üçünçüsü!..
Haykırdı tarihe, gecenin derinliğinde!.
Sanki biraz sonra ebediyyen susacak o değilmiş gibi!..
“Ben ben hiçbir çıkar gözetmedim!..
Halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım!..
Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım!..
Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum!..
Yaşasın işçiler, köylüler,
Yaşasın devrimciler,
Kahrolsun faşizm!..”
Saat tam 03.00. Ekip bitirmişti başarıyla işini.
Mahkeme heyetinin en yetkilisi,
Keyifle derin nefesler çekmekteydi sigarasından,
Sehpaya yakın bir ağaca yaslanıp.
İçlerinde 35 doktorun da bulunduğu 276 kişilik bir Milli İradenin,
Histeri çığlıkları ile tempo tutarak “üçe üç-üçe üç” diyerek
Onay verdiği görev tamamlanmıştı.
3 Eksikle uyandılar!..
Deniz, Yusuf, Hüseyin yoktu!..
Hayatlarının baharında, henüz 24-25 yaşlarında
İdam sehpasında 11 yıl öncesinin intikam duygularına kurban edilen,
Pekii!; ya görevini başarıyla (!) ifa etmiş,
Ağaca yaslanarak keyifle sigarasını tüttüren kimdi dersiniz?